Merkez Strateji Enstitüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Merkez Strateji Enstitüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2019 Salı

ABD NİN SURİYE REJİMİ KARŞITLARINA EĞİTİMİ. EĞİT VE TECHİZ ET., BÖLÜM 2

ABD NİN SURİYE REJİMİ KARŞITLARINA EĞİTİMİ. EĞİT VE TECHİZ ET., BÖLÜM 2




 ç. ABD’nin “Eğit ve Teçhiz Et” Programının Kapsamı: 

 (1) Söz konusu programın kapsamı hakkında resmi bir açıklama yapılmamıştır. ABD'nin bu zamana kadarki uygulamaları dikkate alınarak yapılan analizde 
programın aşağıda sunulan faaliyet ve işlevlerden tamamını veya bir kısmını kapsayabileceği sonucuna ulaşılmıştır. 

 (a) Silah yardımı: 

. Her tür ve yeter sayıda piyade tüfeği, otomatik tüfek ve makineli tüfek ile bunların mühimmatı, 
. Havan, top ve mühimmatı, 
. Geri tepmesiz top, roketatar, güdümlü tanksavar füzeleri ve mühimmat, 
. Uçaksavar topları ve füzeleri. 


 (b) Eğitim: 

. Silah kullanma ve bakım eğitimi, 
. Gerilla savaşı taktikleri (kapsamlı ve koordineli pusu, korunaklı yerlere taarruz, sızma, taktik akın), 
. Piyade ve komando taktikleri, 
. Tank avcılığı, 
. Hava taarruzlarına karşı savunma ve uçakları düşürme, 
. Hassas tesislere baskın ve sabotaj. 

 (c) Harekâtı (operasyonları) yönlendirme desteği: 

. ABD askerî personelinin/eğitim veren devlete ait askerî personelin, rejim karşıtlarının birliklerinin içine yerleştirilmesi, 
. Operasyonlarda yardım ve yönlendirme, 
. Uçak ve topçu gibi destek silahlarının yönlendirilmesi. 

 (ç) Komuta kontrol ve muhabere: 

. Operasyon planlama yeteneği kazandırma, 
. Unsurları tek bir komuta altında toplama ve teşkilatlandırma, 
. Zamanla düzenli orduya dönüştürme. 

 (d) Lojistik: 

. Bakım ve onarım eğitimi, 
. İkmal sistemi kurma, 
. Lojistik planlama. 

 (e) Yardımların koordinasyonu: 

. Farklı ülkelerin yardımlarını koordine etme, 
. İhtiyaçları önceliklendirme. 

 (f) Siyasi teşkilatlanma: 

. Devlet işlevlerini yerine getirebilecek liderler ve yöneticileri eğitme, 
. Muhalefetin kontrol ettiği yerlerde yönetim işlevlerinin eğitimi, 
. Paralel devlet kurumları teşkili. 

 (g) Bilgi harekâtı: 

. İç ve dış kamuoyunu yönlendirme, 
. Rejim ve IŞİD’e halk desteğini azaltma, 
. Medya ve propaganda eğitimi. 

 (2) Değerlendirme: 

 (a) IŞİD ve Esad Yönetiminin askerî kuvvetlerinin terkip ve teçhizatı dikkate alındığında söz konusu programın zırhlı birlikleri (Tank ve Mekanize Piyade) de 
kapsayan manevra birlikleri ile orta ve ağır ateş destek vasıtalarını kapsamaması durumunda askerî dengeyi değiştiremeyeceği, 

 (b) Bu kapsamdaki birlilerin -tek er, tek tank, ek top vb. den farklı olarak- bir yıl gibi bir sürede yetiştirilmesinin -Irak Ordusu örneğine olduğu üzere- beka, 
komuta kontrol, sevk ve idare, lojistik konuları başta olmak üzere harekât alanında ciddi kısıtlara maruz olduğu, 

 (c) Özellikle "stinger, TOW, Milan, ERYX" gibi gelişmiş hava savunma ve tanksavar silahlarının yardım kapsamında olması halinde kontrollerinin son derece güç olacağı, 

 (ç) Programın harekât yönlendirme timlerini de kapsaması durumda, bu programı yürüten devletin askerî personelinin doğrudan muharebelere katılımını 
gerektireceği değerlendirilmektedir. 

 d. Eğitim Yerleri 

 (1) ABD’nin planına göre her yıl 5.000 civarında ılımlı muhalif eğitilip teçhiz edilecektir. Bunun için bölge ülkelerinde üç eğitim kampı kurulması planlanmaktadır. Bu kapsamda Suudi Arabistan ile 10 Eylül tarihinde anlaşmaya varılmıştır.23 Ürdün ile görüşmeler sürmektedir. (Ürdün’de ABD’nin 2012’den itibaren Özel Kuvvetler Eğitim Merkezi bulunmaktadır) Üçüncü kampın ise Türkiye’de kurulmak istendiği anlaşılmaktadır. Kampların her birinde 1.800-2.000 civarında militan eğitilecek, masraflar, silah ve teçhizat ABD tarafından karşılanacak ve verilecektir. 

 (2) Son günlerde dış ve iç medyada Türkiye ve ABD’nin Suriyeli rejim karşıtlarını eğitilmesine konusunda uzlaştıkları yönünde haberler yer almaktadır.24 
Buna göre ilk aşamada MİT tarafından seçilecek 2.000 muhalif Türkiye'de ABD’li ve Türk uzmanlar tarafından eğitilecek, teçhizat ve donanımı ABD tarafından 
verilecektir.25 



4. Programın Uluslararası ve İç Hukuk Açısından Değerlendirilmesi 

a. Bir devlete karşı silahlı kalkışmaya girişen askeri/yarı-askerî kuvvetleri eğitmek, bu unsurlara silah ve teçhizat sağlamak BM Antlaşmasının 2/3 ve 4'üncü maddesine aykırıdır. Bu durumu uluslararası hukuk bakımından yasallaştıran iki istisna bulunmaktadır. 

 (1) Birinci yasal dayanak; bu tür bir eylemin, BM Antlaşmasının, "Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Eylemi Durumunda Alınacak Önlemler" başlığını taşıyan VII. Bölümü (39-51'inci maddeler) kapsamından uygulanan zorlayıcı önlemler kapsamında icra edilmesidir. 
BM Antlaşmasının doğrudan ve dolaylı kuvvet kullanmayı meşrulaştıran 42. maddesinin uygulanma yetkisi 43 ve 44'üncü maddeleri gereği Güvenlik Konsey 
(BMGK)'inin kararını gerektirmektedir. BMGK'nın böyle bir kararı alabilmesi için öncelikle: 

. 39'uncu madde gereği; barışın tehdit edildiği, bozulduğu ya da bir saldırı eylemi olduğunu saptaması, 
. 40'ıncı maddesi gereği; tarafları geçici önlemleri uygulamaya davet etmesi, 
. 41'inci maddesi gereği; ekonomik ilişkilerin ve demiryolu, deniz, hava, posta, telgraf, radyo ve diğer iletişim ve ulaştırma araçlarının tümüyle ya da bir bölümüyle 
  kesintiye uğratılmasını, diplomatik ilişkilerin kesilmesini içeren önlemleri yürürlüğe koyması gerekmektedir. 


BM'nin 42'inci maddesi, devletler arasındaki gayri meşru kuvvet kullanma faaliyetine karşı örgütün üyeleri vasıtasıyla kuvvet kullanmasına ilişkindir. Bir devletin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve güvenliğine yönelik kalkışmalara dair karar ve eylemler, -bu eylemler esnasında insanlığa karşı işlenen suçlar hakkında uluslararası yargı hükümleri saklı kalmak üzere- o devletin iç hukukunun konusudur. Nitekim BM Antlaşmasının 2/7'nci maddesi -BMGK'nın zorlayıcı önlemleri dışında- devletlerin iç işlerine karışmama ilkesine dayanmaktadır. 

Suriye'de 2011'de "daha fazla özgürlük" talepli kalkışma ile başlayan, kısa süre içerisinde önce düşük yoğunluklu çatışmaya, daha sonra da "uluslararasılaşmış bir iç savaşa" dönüşen çatışmaların hiç bir evresinde, BMGK tarafından Suriye Yönetimine karşı kuvvet kullanılmasını öngören bir karar alınamamıştır. Suriye ile ilgili kararların hiçbirinde uluslararası kuvvet görevlendirilmesini öngören bir husus bulunmamaktadır. Bu kararların tamamında, söylemde de olsa Suriye'nin egemenliğini, birliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini teyit ifadesine yer verilmektedir. 

 (2) İkinci yasal dayanak; kendi geleceğini belirleme (self-determinasyon) hakkının korunması kapsamında, bir halkın; sömürgeci, yabancı veya ırkçı devlete karşı uluslararası hukuk tarafından meşru kabul edilen mücadelesine yardım kapsamında destek sağlanmasıdır. Bu husus 1949 Cenevre Sözleşmeleri'ne ek 1977 Protokolleri'nin ortak 1. maddelerinde düzenlenmiştir.26 

Kendisine karşı kalkışan silahlı gruplarla mücadele etmek maksadıyla bir devletin başka bir devletten yardım talep etmesi ise talep edenin öncelikle egemenlik hakları ve -BM Antlaşmasının 51'inci maddesinde düzenlenen- öz savunma hakkının kolektif olarak kullanılması çerçevesinde değerlendirilir. 

b. TBMM'nin 2 Ekim 2014 tarih ve 1071 sayılı kararı ile kabul edilen "Irak ve Suriye'deki terörist örgütlerden Türkiye'ye yönelebilecek saldırıların bertaraf edilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi", TSK'nın sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara yönelik olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına ilişkin kararını, BMGK'nın 2170 ve 2178 sayılı kararlarına (2014) atfen, BMGK'nın 2001 tarih ve 1373 sayılı, terör örgütlerine karşı gerekli önlemlerin alınmasına ilişkin kararına dayanmaktadır. Bu kararda Irak ve Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı gösterildiği ifade edilmektedir. 

c. BM Genel Kurulunun, 21 Aralık 1965 tarih, 2131 (XX) sayı ve "Devletlerin İç İşlerine Karışmayı Reddeden ve Onların Bağımsızlık ve Egemenliğini Korumaya Dair Bildiri"27de (md 2.), " devletlerin başka bir devletteki çatışmaya karışmayacağı veya rejimi yıkmaya yönelik faaliyetlere yardım etmeyeceği, bu tür grupları yaratmayacağı, bunlara mali destek sağlamayacağı ve bunları kışkırtmayacağı karara bağlanmıştır. 

ç. Diğer taraftan BM teşkilatının organlarından Uluslararası Adalet Divanının (UAD) da bu kapsamdaki eylemlerin tarafsızlık hukukunun ihlali olduğuna dair kararı mevcuttur. 1986 yılında, ABD ile Nikaragua arasındaki uyuşmazlıkların ele alındığı yargılamasında mahkeme; başka bir devletteki ayaklanmalara dört şekilde/seviyede yardım edilebileceğini saptamıştır.28 Buna göre: 

. Birinci seviye; silahlı saldırıya denk seviyede doğrudan veya dolaylı olarak kalkışmaya karışmaktır. "Bir başka devlette silahlı güç faaliyetleri yürüten silahlı kol, grup, düzensiz birlik veya lejyoner göndermek" bu kapsama girmektedir. 
. İkinci seviye; ayaklanmaya katkıda bulunmak ve yardım etmektir. Ayaklananları silahlandırmak bu kategoride değerlendirilmiştir. İlk iki seviye, UAD tarafından hukuka  aykırı kuvvet kullanma olarak tanımlanmıştır. 
. Üçüncü seviye; ayaklananlara para yardımı yapmaktır. UAD tarafından bu seviye hukuka aykırı karışma olarak tanımlanmış ancak kuvvet kullanma kapsamına dâhil edilmemiştir. 
. Dördüncü seviye; kalkışanlara insani yardımdır. Bu seviye UAD tarafından meşru sayılmıştır. 

Bu tasnif ışığında, ABD’nin "Eğit ve Teçhiz Et" programının Suriye Yönetimine karşı olan bölümünün, ABD'ye asgari üçüncü kategoride yer alan hukuki sorumluk doğurabileceği, bu programa ülkesinde destek verecek devletlerin ise ilk iki kategoriye karşılık gelen hukuk dışı kuvvet kullanma eylemini gerçekleştirdikleri hükmüne varılabileceği anlaşılmaktadır. 

5. Programın ABD Açısından Değerlendirilmesi 

ABD, “Eğit ve Teçhiz Et” programının kendisi açısından bazı riskler taşıdığının farkındadır. Bu nedenle dünyanın dört bir tarafında uyguladığı programlardan aldığı derslerle bu riskleri azaltmaya çalışmaktadır. Bu kapsamda eğitilecek ve silah verilecek rejim karşıtlarının ayrıntılı bir süzgeçten geçirilmesi için sistem kurmaya çalışmaktadır. Bazı hassas silahların kullanımı için ilave tedbirler almıştır Bu kapsamda bazı silahlar için, Küresel Konumlama Sistemi (Global Positioning System-GPS) kilidi geliştirilmiş, silahların belirli harekât alanlarının dışında kullanılmaması amaçlanmıştır.29 Ancak bu tedbirlere rağmen tam olarak başarı sağlanamamış, onlarca istenmeyen olayla karşı karşıya kalınmıştır. 

Diğer taraftan ABD, program kendi toprakları dışında yürütüleceği için risklerin önemli bir kısmından kurtulmaktadır. ABD topraklarının misilleme suretiyle riske maruz kalma olasılığı da doğal olarak azdır. 

Programın ABD'ye sağlayacağı faydaları ise şu başlıklar altında özetlemek mümkündür: 

- Program diğer harekât tarzları ile mukayese edildiğinde düşük maliyetlidir. 
- ABD kamuoyunun tepkisini en aza indireceği gibi Obama Yönetiminin ABD Ordusunun "eve dönmesi" söylemini desteklemektedir. 
- ABD açısından programın siyasi ve askerî riski de düşüktür. Programdan vazgeçtiğinde ödeyeceği bir bedel olmayacağı gibi, başta hava savunma silahları olmak  üzere, kritik önemi haiz silahların hasım tarafın eline geçmesi halinde birkaç İHA (insasız hava aracı) dışında fazla bir kayıp vermeyecektir. 
- Iran, Çin ve Rusya'dan gelecek tepkileri programa iştirak edecek devletlere dağıtacaktır. 
- Suriye siyasetini Esad Rejiminin yıkılması esası üzerine inşa eden bölge ülkelerinin ABD'den beklentilerini karşıladığı tezini bu program sayesinde kolaylıkla ileri sürebilecektir. 
- Bölgede, sürdürülebilir istikrarsızlık ortamını ve bu ortamda inisiyatifi elinde bulundurmayı ve mevcudiyetini devam ettirecektir. 

6. Programın Türkiye Açısından Taşıdığı Riskler 

ABD için sıradan riskler, programa ev sahipliği yaptığında ve iştirak ettiğinde Türkiye için yaşamsal önem taşıyan tehditlere dönüşmektedir. Söz konusu programa Türkiye'nin katılmasının; hukuk, siyasa ve askerî strateji, dış siyaset ve iç politika ile iç güvenlik bakımından önemli sakıncaları olduğu değerlen dirilmektedir. Bu hususların çoğunun birbiri içine geçmiş olması ise çözümsüzlük sarmalı yaratmaktadır. 

a. Hukuki Sakıncalar 

 (1) Ayrıntıları yukarıda (md. 4) sunulduğu üzere, uluslararası hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde, uluslararası sistemde halen egemen bir devlet olan Suriye’ye karşı rejim karşıtlarının Türkiye’de açıkça eğitilmesi ve silahlandırılması, "saldırı suçuna" varan bir “karışma” oluşturmaktadır. 

 (2) Eğitilen militanların ve verilen silahların Suriye içinde katliamlarda ve insanlığa karşı suçlarda kullanılması olasılık dışı değildir. Bu durumda -vicdani ve ahlaki olarak suça ortak olmanın yanında- insanlığa karşı işlenen suçlara destek sağlamak suçlamasıyla karşılaşılması tehlikesi doğabilecektir. Bu kapsamdaki suçlar, siyasi düzeyde karar vericilerden en küçük seviyede uygulayıcılara kadar geniş bir yelpazedeki personeli kapsamaktadır. 

b. Siyasa ve Askerî Strateji Bakımından Sakıncalar 

 (1) Programın siyasi ve askerî hedefleri ile kullanılan vasıtalar arasında bulanıklık ve tutarsızlık mevcuttur. IŞİD terörizmine karşı Suriye muhalefeti vasıtasıyla mücadeleyi ön gören planın diğer hedefi Esad Rejimidir. Eğitilecek kuvvetin büyüklüğü ve öngörülen etkinliği her iki maksadı tahakkuk ettirmekten uzaktır. 

 (2) Bu sakınca ile ilgili olarak, eğitilecek kuvvetin mevcudu, verilecek eğitimin yeterliliği ve eğitim için gereken süre değerlendirildiğinde, söz konusu kuvvetin Suriye'de devam eden silahlı mücadelede dengeleri kısa sürede değiştirme imkân ve kabiliyetinin olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumun, Türkiye'yi uluslararası - hukukun meşru saymadığı- uzun süreli bir çatışmaya karışan taraf olma konumuna sürükleme ihtimali yüksektir. 

 (3) Çatışma durumunun uzamasına neden olacak olan bu askerî zafiyet, -yukarıda da değinildiği üzere- ABD'nin bölgeye daha uzunca bir süre müdahil olmasının yolunu açarken, Türkiye'nin barışçı niteliğini ve Orta Doğu halkları gözündeki lider ülke imajını kemirecektir. 

 (4) IŞİD terör örgütünün Irak ve Suriye'de destek bulmasını sağlayan sosyolojik olgu, her iki ülkede de dışlanan Sünnî kitlelerdir. Bu kitle Irak'ın % 40'ını, 
Suriye'nin % 75'ini oluşturmaktadır. Ayrıca, Esad Rejimi, Suriye'nin asgari % 15'inin desteğini muhafaza etmektedir. Türkiye'nin -BMGK’nın bu kapsamda bir kararı yokken- IŞİD'e ve Esad Yönetimine karşı, -herkesin herkesle çatıştığı- Suriye'deki savaşa taraf olması, "kaybet-kaybet" eksenli sonuçlar yaratmaya gebedir. 

 (5) Söz konusu projenin hayata geçirilmesi halinde durumdan en fazla yararlanacak olanların Suriye'de çatışan Kürt gruplar olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. PKK'nın Suriye kanadını oluşturan PYD'nin bu kapsamdaki kazanımlarının PKK'nın "çözüm süreci"ndeki taleplerini artırmasına neden olacağı gibi, hali hazırda Kürt devletinin kurulmanın önündeki en büyük engel olan psikolojik sınırın da aşılmasına yardımcı olacaktır. Nitekim, PKK terör örgütünün Kobani'yi gerekçe göstererek Türkiye'de başlattığı kalkışma bu tezi doğrulamaktadır. 

 (6) Uluslararası hukuki dayanaktan yoksun olan bu programın arkasında ABD'den başka fiili bir uluslararası bir destek de bulunmamaktadır. NATO gibi, küresel ölçekte faaliyet gösteren güvenlik örgütünün Türkiye dışındaki hiçbir üyesi sembolik dahi olsa bu programa katkı sağlamamıştır. Orta Doğu'daki diğer uluslararası kuruluşların bu programa destek vermedikleri görülmektedir. Türkiye'nin uluslararası mekanizmaları harekete geçirmekte karşılaştığı güçlüğün bu örnekte de devam ettiği görülmektedir. Bu durumun yaratmış olduğu sakıncalar geçmişte yaşanmıştır. 

c. Dış Siyaset Bakımından Sakıncalar 

 (1) Hükûmetimiz tarafından ahlaki nedenlerle rasyonelleştirilmiş olsa da, Esad Rejiminin devrilmesini temel şart sayan Suriye politikası, devletin manevra sahasını kısıtlamıştır. Bu kapsamdaki gelişmelerin, Türkiye ve Suriye aleyhine, ABD, Fransa, Almanya, Rusya, İran ve İsrail'in lehine seyrettiği değerlen dirilmektedir. Başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin Suriye iç savaşının başında Türkiye'yi yalnız ve zor durumda bırakan manevralarını yineleme ihtimali göz ardı edilmemelidir. Gerçekten de program başarı sağlamadığı ve risklerinin fazla olduğu görüldüğünde ABD programı sonlandırıp ayrılacaktır. Ancak Türkiye bu durumun yaratacağı olumsuz sonuçlarını yaşamaya mecbur kalacaktır. 

 (2) Gelinen aşamada, Türkiye'nin Esad Rejimini devirmek için yeterli olmayacak bu projeye dâhil olmakla kazanacaklarından fazlasını kaybetme tehlikesinin 
kuvvetle muhtemel olduğu, buna karşın Suriye Yönetimi ile ilişkileri orta vadede düzeltebilme imkânlarını halen muhafaza ettiği değerlendirilmektedir. 

 (3) Suriye krizinde hâlâ Esad Rejiminin yanında duran Rusya ve İran’ın bu programdan ciddi rahatsızlık duymaları beklenmektedir. Bu ülkelerin elinde Türkiye’ye karşı misilleme olarak kullanabilecekleri doğal gaz ve petrolden terör örgütlerine yardıma kadar uzanan kapsamlı seçenekler mevcuttur. Bu bağlamda PKK’nın desteklenmesi, çözüm sürecinin tamamen bitirilmesi ve çatışmaların tekrar başlaması seçenek dışı değildir. 

ç. İç Politika ve İç Güvenlik Bakımından Sakıncalar 

 (1) Riskler açısından dikkate değer bir nokta da Türkiye’nin ABD’nin programına iştirakinin; Türkiye kamuoyunda hükümetin Suriye’ye yönelik politikası 
hakkında birbiriyle çelişen algı paketlerini kuvvetlendirmeye, toplum içinde ve toplumun bir kısmıyla hükümet ve devlet kurumları arasındaki güveni kötüleştirmeye sebebiyet verebileceği gerçeğidir. 

 (2) Türkiye'nin IŞİD ile mücadelesi, PKK'ya güç kazandıracaktır. Bu durum, Esad Rejiminin müttefikine yardım etmek anlamına geleceği gibi yukarıda [md. 5, b, (5)] sunulduğu üzere, terör örgütünün "çözüm süreci"ndeki pazarlık gücünü de artıracaktır. 

 (3) ABD tarafından, bu tür programlarda rejim karşıtlarına verilen silahlar sonunda kendisine dönmüştür. Sovyet işgaline karşı mücahitlere verilen Stingerler sonunda Taliban’ın eline geçmiş, -elektronik sistemleri havadan devre dışı bırakılıncaya kadar geçen süreçte- ABD uçaklarını vurmuştur. Stinger benzeri silahlar radikal örgütlerin eline geçtiğinde provokasyon ve/veya misilleme amaçlı Türk uçak ve helikopterlerine karşı kullanılması dikkate alınması gerekli diğer bir risktir. Bu tür silahların diğer örgütlerin eline 
geçmesi (PKK ve IŞİD dâhil), eğitilenlerin taraf değiştirmesi hatta rejim saflarına katılması şaşırtıcı olmamalıdır.30 

 (4) Eğitim merkezinin kendisinin ve merkezde görev alan yabancı ve Türk personelin; IŞİD ve benzeri örgütler, Esad Rejimi bağlantılı örgütler ve rejime destek veren ülkelerin istihbarat birimlerinin yönlendirmesinde misilleme amaçlı eylemlere maruz kalması göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir risktir. 

 (5) Türkiye’de açılacak eğitim merkezine ABD’den CIA personeli, asker eğiticiler ve Blackwater, Dyncorps ve MPRI gibi özel şirketlerin elemanlarının gelmesi 
olasıdır. Bunların kamuoyuna izahı zor olduğu gibi bu personelin hedef teşkil etmesi de Türkiye için bir risktir.31 

Yukarıdaki risklerin bir kısmı Türkiye ABD’nin programına ev sahipliği yapmasa da mevcuttur. Ancak bu program küresel ve bölgesel gerginliğin arttığı bir ortamda riskleri artırmaktadır. 

7. Sonuç ve Değerlendirme 

ABD’nin, "Suriye'deki ılımlı muhalif gruplara 'Eğit ve Teçhiz Et' programı söylemi, açıkça bir algı operasyonudur. Hukukun ve askerî bakımdan ise program; “Teşkilatlandır,  Eğit, Teçhiz Et, Silahlandır ve Savaştır” olarak anlaşılmalıdır. Bu program yeni değildir. 1980’lerde Nikaragua ve Afganistan başta olmak üzere onlarca ülkede uygulanmıştır. 
Programların sonuçları ABD açısından bazen başarılı olmuştur. Ancak bölge ülkeleri her zaman kaybetmiştir. 

Türkiye bu programa iştirak ettiğinde uluslararası hukuki dayanaktan yoksun bir adım atmış olacağı gibi önemli politik ve askerî risklerle karşı karşıya kalacaktır. 

Özetle: 

. Programın bu şartlarda uygulanması, uluslararası ve iç hukukumuza aykırıdır. 
. Eğitilenlerin insanlığa karşı işleyeceği suçlardan ötürü Türk yöneticilerin yargılanması tehlikesini taşımaktadır. 
. Programın, ön görülen siyasi ve askerî hedeflere ulaşma imkanı ciddi ölçüde kısıtlıdır. 
. Türkiye'yi uzun süreli bir çatışmaya karışan taraf olma konumuna sürükleyecek olan bu durum, devletimizin barışçı niteliğini ve Orta Doğu halkları gözündeki lider ülke  imajını kemirecek tir. 
. Uluslararası meşruiyeten yoksun olarak hem IŞİD hem de Suriye Rejimine karşı taraf olmak Türkiye'yi her koşulda kaybetmeye mahkûm bırakabilecektir. 
. Uluslararası kuruluşların desteği ve Türkiye'den önce Batılı devletlerin bu programa katılması önerilmelidir. 
. Programdan en fazla yararlanacak kesim PKK terör örgütü olacaktır. 
. Türkiye'nin programa destek sağlaması, Rusya ve İran'ın açık ve örtülü yaptırımlarına sebebiyet verebilecektir. 
. Suriye ile olan ilişkilerin onarılması ihtimali büyük ölçüde ortadan kalkacaktır. 
. Türkiye'nin programa ev sahipliği yapması, iç güvenlik risklerini de beraberinde getirebilecektir. 

   Diğer taraftan ABD’nin program için tek seçeneği Türkiye değildir. Türkiye, IŞİD'e finansal destek sağladığı için açık yakalanan Körfez Ülkeleri ile siyasal 
ikbalini ABD'li yöneticilere bağlayan Ürdün'den çok daha farklı bir konumdadır. Bu nedenle Türkiye, bu programa iştirake ve ev sahipliğine zorunlu değildir. 


 DİPNOTLAR;

1 Askerî terminolojide, "Eğit ve Teçhiz Et" terimi yerine "Eğit-Donat" terimi de kullanılmaktadır. 
2 “US Senate backs training and arming Syria rebels” , BBC UK , 18 September 2014, 
http://www.bbc.com/news/world-us-canada-29257422 
3 “Who Are the Syrian Rebels the U.S. Wants to Arm and Train?”, NBC News, 19 September 2014, 
http://www.nbcnews.com/storyline/isis-terror/who-are-syrian-rebels-u-s-wants-arm-train-n207391 
4 “US says Turkey will train moderate Syrian rebels but presses for details”, The Guardian, 11 October 2014, 
http://www.theguardian.com/world/2014/oct/11/us-says-turkey-will-train-moderate-syrian-rebels-but-presses-for-details, “2 bin muhalife Türkiye'de eğitim”, 
5 “2 bin muhalife Türkiye'de eğitim”, Yeni Şafak, 10 Ekim 2014, 
http://www.yenisafak.com.tr/gundem/2-bin-muhalife-turkiyede-egitim-691618 
6 Fraser J. Harbutt, The Cold War Era , Wiley-Blackwell, USA, 2002, s. 19–20. 
7 Nina M. Serafino, “Security Assistance Reform: Section 1206- Background and Issues for Congress”, Congressional Research Service Report, 
   RS22855, 4 April 2014, s. 2-3. 
8 Roger Peace, The Anti-Contra-War Campaign: Organızational Dynamics Of A Decentralized Movement, 
International Journal of Peace Studies, Volume 13, Number 1, Spring/Summer 2008, 63-82. s. 64. 
9 Peace, a.g.m, s.64-66. 
10 “War in Afghanistan”, History Commons. 
http://www.historycommons.org/timeline.jsp?timeline=afghanwar_tmln&afghanwar_tmln_soviet_occupation_of_afghanistan 
11 Pakistan İstihbarat Teşkilatı. 
12 NTM-I ve NTM-A için bkz. http://www.jfcnaples.nato.int/training_mission_iraq.aspx;http://ntm-a.com/ 
13 “Role of U.S. Contractors Grows as Iraq Fights Insurgents”, WSJ, 03 February 2014. 
http://online.wsj.com/news/articles/SB10001424052702304851104579361170141705420; “Civilian contractors 
playing key roles in U.S. drone operations”, Los Angeles Times, 29 December 2011, 
http://articles.latimes.com/2011/dec/29/world/la-fg-drones-civilians-20111230 
14 “Blackwater’a PKK cezası”, Hürriyet, 20 Kasım 2009, http://www.hurriyet.com.tr/dunya/12995128.asp 
15 “Blackwater Took Hundreds Of US Weapons From Military, Afghan Police Using 'South Park' Alias”, The 
Huffington Post, 25.04.2010. 
http://www.huffingtonpost.com/2010/02/23/blackwater-took-hundreds-_n_474220.html 
16 IŞİD’in silahları için bakınız. “IŞİD raporu: IŞİD’e Karşı Olası Operasyonun Boyutları”, Merkez Strateji 
Enstitüsü, 19.09.2014, Ek-1: IŞİD ve müttefikleri, http://merkezstrateji.com/ 
17 Suriye’de Kabusa Doğru: Suriye’nin İçinde Bulunduğu Durum ve Olası Senaryolar”, USAK Raporları No:13-01, 
Şubat 2013, Ankara. s.43. Raporda Suriye uçaklarının genellikle ZU-23 ile vurulduğu bildirilmesine rağmen bu 
silahların 2300 metre kısa menzili ve yetersiz vuruş etkisi bunu doğrulamamaktadır. Aksine 2012 içinde Suriye’de 
rejim karşıtlarının Stinger ve SA-7 tipi omuzdan kullanılan güdümlü füzelere (MANPADS) sahip olduğu basında 
yer almıştır. “Arms and the Manpads: Syrian rebels get anti-aircraft missiles”, The Guardian, 28 November 2012, 
http://www.theguardian.com/world/2012/nov/28/syria-middleeast; “Syrian rebels have us stinger missiles – 
Russian general”, http://www.phantomreport.com/syrian-rebels-have-us-stinger-missiles-russian-general; 
“Report: Syrian rebels acquire Stingers”, 20 August 2012, 
http://defensetech.org/2012/08/20/report-syrian-rebels-acquire-stingers/.  You Tube’da silinmiş videolar da MANPADS’ların kullanıldığını kanıtlamaktadır. 
18 “Britain planned to train and equip 100,000 Syrian rebels”, The Telegraph, 04 July 2014, 
http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/middleeast/syria/10945457/Britain-planned-to-train-and-equip-
100000-Syrian-rebels.html 
19 “Obama Taps Star General to Build Syrian Rebel Army to Fight ISIS”, The Daily Beast, 21.09.2014, 
http://www.thedailybeast.com/articles/2014/09/21/obama-taps-star-general-to-build-syrian-rebel-army-to-fight-isis.html. 
20 “Kerry: Syrian moderate rebels could help in Iraq”, Asharq Al-Awsat, 28 Jun 2014 
http://www.aawsat.net/2014/06/article55333735 
21 Bu ifade dönemin ABD Başkanı Bill Clinton'un 1996 yılında bütçeye ilişkin bir konuşmasında geçmiş olup, 
ABD'nin silahlı kuvvetleri kullanma mantığını ortaya koyması bakımından tarafımızdan önemli sayılmıştır. 
22 Christopher M. Blanchard, “Proposed Train and Equip Authorities for Syria: In Brief”, Congressional Research 
Service Report R43727, 16 September 2014. 
23 “Saudi Arabia agrees to host training of moderate Syria rebels”, Reuters, 10 September 2014. 
http://www.reuters.com/article/2014/09/11/us-iraq-crisis-obama-saudi-idUSKBN0H51QC20140911 
24 “US says Turkey will train moderate Syrian rebels but presses for details”, The Guardian, 11 October 2014. 
http://www.theguardian.com/world/2014/oct/11/us-says-turkey-will-train-moderate-syrian-rebels-but-presses-for-details 
25 “2 bin muhalife Türkiye'de eğitim”, Yeni Şafak, 10 Ekim 2014. 
http://www.yenisafak.com.tr/gundem/2-bin-muhalife-turkiyede-egitim-691618 
26 Ayrıntılı bilgi için bkz. Merkez Strateji Enstitüsü, Bilgi Notu-001, "Korunmuş Bölgeler: Tampon/Ara Bölge, Askersizleştirilmiş / Silahsızlandırılmış Bölge, 
Güvenli Bölge/Sığınak, Uçuşa Yasak Bölge, İnsani Yardım Koridorları Kavramları 29.09.2014. 
http://merkezstrateji.com/wp-content/uploads/2014/09/Tampon-Ara-G%C3%BCvenli-B%C3%B6lge-Kavramlar%C4%B1_s4.pdf 
27 Resolution adopted by the General Assembly, "2131 (XX). Declaration on the Inadmissibility of Intervention in the Domestic Affairs of States and the Protection 
of Their Independence and Sovereignty" 21 December 1965, 
http://www.un-documents.net/a20r2131.htm; 
http://daccess-dds-ny.un.org/doc/RESOLUTION/GEN/NR0/218/94/IMG/NR021894.pdf?OpenElement 
28 Summary of the Summary of the Judgment of 27 June 1986, Case Concerning the Military and Paramilitary 
Activities in and against Nicaragua (Nicaragua v. United States of America) (MERITS). 
http://www.icj-cij.org/docket/index.php?sum=367&p1=3&p2=3&case=70&p3=5 
29 “Could New Technology Cut Risk of Giving Syrian Rebels Anti-Aircraft Missiles?”, PBS NEWSHOUR, 5 November 2012, 
http://www.pbs.org/newshour/rundown/could-new-technology-deter-risks-of-arming-syrian-rebels/ 
30 ABD’nin Afganistan’da eğittiği asker ve polislerde yıllık firar oranları hala yüksektir. Firarilerin bir böümü Taliban saflarına katılmıştır. 
“Defections hit Afghan forces: Police and soldiers join Taliban, blaming "anti-Muslim behaviour" of foreign troops”, Al Jazeera, 15 October 2008, 
http://www.aljazeera.com/news/asia/2008/10/200810152158993793.html 
31 2009 yılında Afganistan’da Chapman Harekât Üssünde bir intihar bombacısının eyleminde 7 CIA mensubu ile bir Ürdün ve bir Afgan olmak üzere 9 kişi hayatını kaybetmiştir. “Suicide bomber attacks CIA base in Afghanistan, killing at least 8 Americans”, The Washington Post, 31 December 2009. 
http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2009/12/30/AR2009123000201.html 



***

ABD NİN SURİYE REJİMİ KARŞITLARINA EĞİTİMİ. EĞİT VE TECHİZ ET., BÖLÜM 1

ABD NİN SURİYE REJİMİ KARŞITLARINA EĞİTİMİ. EĞİT VE TECHİZ ET., BÖLÜM 1


ABD, Suriye, Ilımlı Muhalifler, Eğit ve Teçhiz Et, Programı, Hakkında Değerlendirme, Dr. Oktay BİNGÖL, Dr. Ali Bilgin VARLIK, Merkez Strateji Enstitüsü, 

Hazırlayanlar: 
(E)Tuğg.Dr. Oktay BİNGÖL, Dr. Ali Bilgin VARLIK 
Rapor–004 17.10.2014
ÖZEL 



Bu rapor, IŞİD’de karşı alınacak önlemler kapsamında ABD’nin Suriyeli‘ ılımlı muhalifleri’ kapsayacak olan “ Eğit veTeçhiz Et ”programına ilişkin değerlendirmeyi içermektedir.

   MSE, ulusal, bölgesel, küresel barış ve güvenlikile kurumsal yapılanma, risk analizi ve strateji geliştirme konularında eğitim ve danışmanlık hizmeti veren akademik bir danışmanlık ve düşünce kuruluşudur.
   MSE benimsediği ilkeler çerçevesinde kapsadığı konularda özgün ve nitelikli bilgiyi üretmeyi ve bunu geniş kitlelerle paylaşmayı temel amaç edinmiştir.  
Bu maksatla, ilgi alanındaki konular hakkında analizler yapar, stratejiler geliştirir ve akademik eğitim faaliyetlerinde bulunur.

    MSE’nin ilkelerini, insanlığın barış ve güvenliğini esas alan temel amacı belirler. Bilimsel etik ve tarafsızlık kuruluşumuzun temel ilkesidir.
Ne kadar saygın olursa olsun MSE, hiç bir politik gücü veya inancı desteklemez.
Merkez Strateji Enstitüsü (MSE):

Doç.Dr.Sinem Akgül AÇIKMEŞE,
Prof.Dr.Bülent ARI,
(E)Tuğg.Dr.Oktay BİNGÖL, 
Prof.Dr.Mitat ÇELİKPALA,
Prof.Dr.Çağrı ERHAN, 
(E) Büyükelçi Dr.Ercan ÖZER, 
Prof.Dr.Abdülkadir VAROĞLU, 
Dr.Ali Bilgin VARLIK 

MSE Danışma Kurulu Kapak resmi: 
INSS, The Bosnian Train and Equip Program: 
A Lesson inInteragency Integration of Hard and Soft 
Power, National Defense University Press, 
Washington, D.C., March 2014 

İÇİNDEKİLER 

* Yönetici Özeti | 1 
* Giriş | 3 
* ABD Dış Politikasında “Eğit ve Teçhiz Et” (Train And Equip) Programının Yeri | 4 
* Suriye’de 'Ilımlı Muhaliflere' Yönelik “Eğit ve Teçhiz Et” Programı | 7 
* Programın Uluslararası ve İç Hukuk Açısından Değerlendirilmesi | 13 
* Programın ABD Açısından Değerlendirilmesi | 16 
* Programın Türkiye Açısından Taşıdığı Riskler | 17 
* Sonuç ve Değerlendirme | 20 


ABD’nin Suriyeli 'Ilımlı Muhalifleri' “Eğit ve Teçhiz Et” Programı Hakkında Değerlendirilme 

Yönetici Özeti 

Bu Raporda; Türkiye’de hükümetin ve ilgili kurumların karar verme aşamasında olduğu anlaşılan ABD’nin Suriye'deki ılımlı muhaliflere yönelik olarak başlatmayı 
düşündüğü "Eğit ve Teçhiz Et" programının; konsepti, tarihsel geçmişi, hedefleri, olası sonuçları ve riskleri hakkında bir analiz yapılması amaçlanmıştır. 
Konunun hassasiyeti nedeniyle rapor "bilmesi gereken" ilkesine göre yayınlanmıştır. 

Bu tür programların geçmişine ilişin olarak yapılan incelemede; 

. ABD'nin II. Dünya Savaşı'ndan itibaren bu tür programları yaygın şekilde uyguladığı, 
. Süreç içerisinde geliştirerek son dönemde ticari askerî firmaları da bu programlara dahil ettiği, 
. Ancak her uygulamada kontrol, etkinlik, süreklilik bakımından ciddi sorunlarla karşılaştığı tespit edilmiştir. 

Konu, ABD'nin Suriye'ye yönelik olarak bu zaman kadar yaptığı yardımlar kapsamında incelendiğinde; Suriye krizinin başlangıç evresinden itibaren ABD'nin uyguladığı yanlış ve yetersiz politika ve stratejilerin, genel durumu, askerî alandaki taktik başarılarla değiştiremeyeceği bir konuma taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır. 
Son dönemde gündeme gelen "Eğit ve Teçhiz Et" programının kapsamının neleri içerebileceğine ilişin olarak yapılan incelemede; 

. Mevcut hasımların askerî imkan ve kabiliyetleri ile baş edebilecek bir kuvvetin yetiştirilmesi durumunda; gelişmiş bazı kritik silahların kontrol dışı kalacağı, 
. Harekât yönlendirme timlerinin programa dahil olması halinde -ki bu kaçınılmazdır- eğitim veren devlete ait askerî personelin muharebelere doğrudan katılma riski ile karşılaşılabileceği, 
. Ayrıca askerî durumu değiştirebilecek yeterlilikte bir gücün öngörülen sürede yetiştirilmesi halinde, harekât ve lojistik bakımdan bazı kısıtlara maruz kalacağı 
sonucuna ulaşılmıştır. 

Suriye’de rejim karşıtlarına yönelik programın mevcut haliyle, uluslararası ve iç hukuk bakımından meşruiyet taşımadığı, sonucuna ulaşılmıştır. 

Programın ABD açısından değerlendirilmesinde; 

. ABD kamuoyunun tepkisini azaltan, 
. Risk seviyesi düşük, 
. Doğrudan ABD askerinin kullanılması seçeneğine göre son derece ekonomik, 
. İnisiyatif yaratan, 
. Suriye dış politikasını, Esad Rejiminin devrilmesi üzerine inşa eden bölge ülkelerinin taleplerini karşılamaya yönelik bir argüman yaratan, 
. ABD'nin bölgede uzunca bir süre kalmasına imkan veren sürdürülebilir istikrarsızlık ortamına hizmet eden kısıtlı bir vasıta olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 

Türkiye açısından yapılan analizde programın; 

. Hukuki bakımdan, iki, 
. Siyasa ve askerî strateji bakımından, altı, 
. Dış siyaset bakımından, üç, 
. İç politika ve iç güvenlik bakımından, beş ana konuda önemli riskler taşıyabileceği değerlendirilmiştir. 

ABD’nin Suriyeli 'Ilımlı Muhalifleri' “Eğit ve Teçhiz Et”1 Programı Hakkında Değerlendirilme 

1. Giriş 

a. ABD’nin IŞİD’e ve Suriye’de Esad rejimine karşı uygulamaya çalıştığı stratejinin önemli bir boyutunu rejime karşı savaşan ılımlı muhaliflerin (moderate opposition) eğitilmesi, teçhiz edilmesi, silahlandırılması ve savaştırılması gelmektedir. ABD Yönetimi bu kapsamda Eylül 2014 içinde Kongre’den bir yasa çıkartarak programa 500 milyon dolar tahsis etmiştir.2 

b. ABD’nin planına göre her yıl 5.000 civarında ılımlı muhalif eğitilip teçhiz edilecektir.3 Bunun için bölge ülkelerinde üç eğitim kampı kurulması planlanmaktadır. Bu kapsamda Suudi Arabistan ile 10 Eylül tarihinde anlaşmaya varılmıştır Ürdün ile görüşmeler sürmektedir. (Ürdün’de ABD’nin 2012’den itibaren Özel Kuvvetler Eğitim Merkezi bulunmaktadır) Üçüncü kampın ise Türkiye’de kurulmak istendiği anlaşılmaktadır. Kampların her birinde 1.800-2.000 civarında militan eğitilecek, masraflar, silah ve teçhizat ABD tarafından karşılanacak ve verilecektir. 

c. Son günlerde dış ve iç medyada Türkiye ve ABD’nin Suriyeli rejim karşıtlarını eğitilmesi konusunda uzlaştıkları yönünde haberler yer almaktadır.4 
Bu kapsamda ilk aşamada MİT tarafından seçilen 2.000 muhalifin Türkiye'de ABD’li ve Türk uzmanlar tarafından eğitileceğine, ABD tarafından teçhiz edilip donatılacağına dair haberler yayımlanmaktadır.5 

ç. Bu raporda; Türkiye’de hükümetin ve ilgili kurumların karar verme aşamasında olduğu anlaşılan ABD’nin bu programının; konsepti, tarihsel geçmişi, hedefleri, olası sonuçları ve riskleri hakkında bir analiz yapılması ve karar vericiler ile ilgililerin bilgilendirilmesi amaçlanmıştır. Konunun hassasiyeti nedeniyle rapor "bilmesi gereken" ilkesine göre yayınlanmıştır. Bu bağlamda rapor; 

-ABD Dış Politikasında “Eğit ve Teçhiz Et” Programının Yeri, 

-Suriye’de 'Ilımlı Muhaliflere' Yönelik “Eğit ve Teçhiz Et” Programı, 

-Programın Uluslararası ve İç Hukuk Açısından Değerlendirilmesi, 

-Programın ABD Açısından Değerlendirilmesi ve 

- Programın Türkiye Açısından Taşıdığı Riskler bölümlerinden oluşmaktadır. 

2. ABD Dış Politikasında “Eğit ve Teçhiz Et” (Train And Equip) Programının Yeri 

a. ABD, diğer devletlere, devlet dışı gruplara ve isyancı örgütlere silah ve teçhizat transferi ve eğitim desteği verilmesini geçerli ve etkin bir dış politika vasıtası olarak kabul eden ve kullanan devletlerin başında gelmektedir. ABD’nin bu yaklaşımı II. Dünya Savaşı’nın sonlanması ve Sovyetler Birliği’nin ideolojik bir rakip olarak görülmesiyle birlikte başlamıştır. ABD’nin konuyla ilgili politikasının içeriği 1945’lerden günümüze kadar olan süreçte, uluslararası ortamdaki güç dengesine, bölgesel gerilimin gereklerine ve ABD Yönetiminin (Cumhuriyetçi / Demokrat) tercihlerine göre bazı değişiklikler uğramakla birlikte kavramsal (konsept) bağlamda aynı esasları takip etmiştir. 

b. ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrası dış yardımları 1947’de hayata geçirilen Truman Doktrini ve Marshall Planı ile başlamıştır.6 ABD, dış yardımlar kapsamında 1951’de Karşılıklı Güvenlik Yasasını (Mutual Security Act), 1961’de Dış Yardım Yasasını (Foreign Assistance Act) çıkarmıştır. ABD Yönetimi içinde, askerî eğitim ve öğretim ile silah transferleri dâhil dış yardımların planlanması ve yönlendirilmesi; 1961 yılına kadar Başkan’a doğrudan bağlı Karşılıklı Güvenlik Ajansı tarafından yapılırken, 1961 sonrası ABD Dışişleri Bakanlığı liderlik rolünü almıştır.7 

c. "Eğit ve Teçhiz Et" programlarının özellikle ABD'nin Vietnam savaşının ağır kayıplarından çıkarılan dersler ışığında şekillenen Nixon Doktrinin (yayın trh. 25 Şubat 1969) ayrılmaz bir parçası olduğu, 1970'lerden itibaren güvenlik / muharebe ortamının şekillendirilmesi kapsamında sıklıkla kullanıldığı görülmüştür. Takip eden Ford Doktrini (yayın trh. 7 Aralık 1975) de benzer şekilde, ABD askerinin doğrudan savaş alanına sürülmesi yerine ABD silahlarıyla donatılan bölgesel oyuncuların takviye edilmesi için askerî harcamaların artırılmasını öngörmekteydi. 

Carter Doktrini (yayın trh. 23 Ocak 1980) bu uygulamaları ortadan kaldırmadıysa da kavramsal olarak da geliştirmemiştir. 

Bu kapsamdaki en yaygın uygulamaların ise Reagan Doktrini (yayın trh. 22 Şubat 1985) ile hayata geçirildiği görülmüştür. 




ABD Başkanı Ronald Reagan (1981-1989) 

"Orta Amerika'da Komünizmi Durdur" 

ç. ABD Savunma Bakanlığı uzun yıllar programa destek vermiş ancak doğrudan sorumluluk almamıştır. Yabancı askerlerin eğitimi, ABD özel kuvvetleri tarafından Dışişleri Bakanlığı sorumluluğunda yapılmıştır. Ancak 11 Eylül 2001 sonrası ABD’nin küresel boyutta “terörizm karşı savaş” kampanyasında ilgili ülkelerde güvenlik kuvvetlerinin ve devlet dışı aktörlerin eğitilmesinin öneminin farkına varılarak Savunma Bakanlığı doğrudan rol almaya başlamıştır. 

d. ABD, özellikle Soğuk Savaş döneminde “batı kampında” bulunan ülkelerin bir kısmıyla birlikte Sovyet kontrolünde ve etkisinde olan birçok ülkede rejim karşıtı unsurlara silah ve teçhizat transfer etmiş, eğitim vermiş, teşkilatlandırmış ve rejime karşı savaştırmıştır. Benzer yöntem Sovyetler Birliği tarafından ABD kontrolü ve etkisinde olan ülkelerde rejim karşıtlarına verilmiştir. Bu tür silah ve eğitim yardımı Soğuk Savaş’ın kendine özgü ortamında çoğunlukla açık olarak yürütülmüştür. Gizli olarak yürütülen programlar da kısa sürede deşifre olmuştur. 

e. Örneğin ABD, CIA vasıtasıyla Nikaragua’da sosyalist eğilimli hükümete karşı 1979-1987 yılları arasında "Kontraları (Contra)" eğitmek ve silahlandırmak , zaman zaman hava bombardımanları yapmak suretiyle açık bir savaş yürütmüştür.8 

CIA’nın faaliyetleri sadece Nikaragua ile sınırlı kalmamış ABD kamuoyunu yönlendirmek için yanlış bilgilendirme ve algı operasyonları da icra edilmiştir. 



Kontralara ait propoganda fotoğrafı 

f. ABD’nin Nikaragua’da Kontralara verdiği desteğin sonuçları ağır olmuş, 30 bin insan ölmüş, yüz binlercesi yaralanmış ve ülke harabeye dönmüştür. ABD Nikaragua Yönetimini silahla devirememiş ancak 1990’da yapılan seçimlerde Sandinistalar iktidarı kaybetmiştir. Nikaragua’ya verilen düşmanca desteğin ABD’ye de etkileri olmuş ve kitlesel eylemler yapılmıştır.9 

g. ABD, benzer programı Sovyetlerin işgali ile birlikte Afganistan’da uygulamaya başlamış, 1980-1992 arasında Afgan rejimine karşı mücahitler teşkilatlandırıl mış, eğitilmiş ve silahlandırılarak kanlı bir savaş yürütülmüştür.10 Mücahitlere transfer edilen milyonlarca silah yüz binlerce insanın ölmesine neden olmuş, Sovyet işgali sonrası ABD ve müttefiklerinin desteklediği mücahit grupları kendi aralarında savaşmaya devam etmiş ve nihayetinde Taliban ortaya çıkmıştır. ABD’nin mücahitlere verdiği silahlar Taliban’ın kontrolüne geçmiştir. Bu silahların içinde özellikle Stingerler, ABD’nin 2001’de Afganistan’ı işgalinden sonra kendisine karşı kullanılmaya başlanmıştır. 



Stinger Nişancısı Mücahit  taliban stinger missiles


ğ. ABD’nin Afganistan’a 1970’lerin ortasından itibaren değişik gruplara transfer ettiği silahlar ile devlet dışı aktörlere eğitim ve operasyon desteğinin olumsuz sonuçlarını Afganistan’dan sonra en fazla hisseden ülke ise CIA’nın eğitim kamplarının bulunduğu, ABD faaliyetlerinin ana üslerinin yer aldığı ve CIA’nın yerli program ortağı ISI’nın11 etkinliği bulunan Pakistan olmuştur. Pakistan günümüze kadar istikrarsızlık ve kaostan kurtulamamıştır. 

h. Bu iki örnek dışında Doğu Avrupa, Afrika, Orta Amerika, Orta Doğu ve Güney Asya’da onlarca benzer “Teşkilatlandır, Eğit, Teçhiz Et, Silahlandır, Savaştır” projesi hayata geçirilmiştir. Bu projelerin hemen tamamı ABD’nin Sovyetlerle doğrudan sıcak çatışmaya girmeden vekâlet savaşlarının (proxy war) önemli bir boyutunu teşkil etmiştir. 




ı. ABD, Soğuk Savaş’ın bitmesiyle devlet dışı aktörlerin eğitilmesi ve teçhiz edilmesi programını sınırlandırmış, bunu yerine sıklet merkezini Sovyetlerden ve Varşova Paktı’ndan kopan ülkelerin güvenlik sektörlerinin reforma tabii tutulmasına kaydırmıştır. 2000’li yıllardan itibaren ise Irak ve Afganistan başta olmak üzere müdahale ve işgal edilen ülkelerin polis ve ordu teşkilatlarının yeniden kurulması, eğitilmesi ve teçhiz edilmesi öncelik almıştır. ABD her iki ülkede başlangıçta kendisinin yürüttüğü güvenlik sektörünün (Asker, polis, istihbarat, güvenlik bürokrasisi, yargı ve cezaevleri) teşkil, teçhiz ve eğitilmesi programlarını NATO girişimine dönüştürmüş, bu kapsamda Irak’ta ve Afganistan’da NATO Eğitim Misyonları oluşturulmuştur.12 

Her iki girişiminden de olumlu sonuçlar alınamadığını, Irak ve Afganistan’ın bugünkü durumları ile ABD’nin teşkil ettiği güvenlik kurumlarının yetersizliği açık olarak kanıtlamaktadır. 

i. ABD, “Teşkil Et, Eğit, Teçhiz Et, Silahlandır ve Savaştır” programlarında son 
yıllarda özellikle Irak ve Afganistan’da sivil ve yarı sivil ticari askerî firmalardan hizmet almaya başlamıştır. Bu kapsamda 100’e yakın firma arasından Blackwater, DynCorps ve Military Professional Resources Inc (MPRI) öne çıkmaktadır. Bu tür kuruluşlar, eğitime ilaveten silah, araç transferleri ile operasyonlara bizzat katılarak da faaliyet göstermektedir.13 
Bu kuruluşların ABD dışında itibarları oldukça düşüktür. Örneğin Blackwater, PKK’ya silah transfer etmekle suçlanmıştır.14 Irak ve Afganistan’da bu tür firmaların yolsuzluğa ve uyuşturucu ve değerli madenlerin kaçakçılığına bulaşmaları, sivil halka eziyet ve gereksiz şiddet kullanmaları gündemde olmuştur.15 

3. Suriye’de 'Ilımlı Muhaliflere' Yönelik “Eğit ve Teçhiz Et” Programı 

 a. ABD’nin Suriye Muhaliflerine Mevcut Yardımları 

 (1) ABD Suriye muhalefetine krizin çıktığı 2011 yılından beri çeşitli alanlarda 
yardım etmektedir. ABD yardımlarını diplomatik, bilgi, askerî ve insani yardım 
boyutlarında özetlemek mümkündür. 

 (2) Siyasi ve diplomatik boyutta, siyasi destek, rehberlik ve yönlendirme ile rejim karşıtı kamu diplomasisi ve stratejik iletişim öne çıkmaktadır. ABD, Şubat 2012’de “Suriye’nin Dostları Grubu (Friends of Syria Group)”nun kurulmasına öncülük etmiştir. Cenevre görüşmelerinde Esad’ın Yönetimi bırakması ve Geçiş Otoritesi teşkili için çaba göstermiştir. Muhalifleri birleştiren Suriye Ulusal Konseyi ve sonrasında Suriye Devrimi ve Muhalefet Ulusal Konseyi teşkiline destek sağlamıştır, askerî cephede ise bütünleşik yapılara destek vermiştir. ABD, bu yapıların uluslararası, bölgesel ve ülke dışındaki faaliyetlerini yürütmesi için en önemli aktör olmuştur. Ayrıca El-Nusra’yı terörist örgütler listesine alarak ılımlı muhalefetin üzerindeki baskıyı azaltmaya çalışmıştır. ABD, muhalefeti ele geçirdiği bölgeleri yönetebilmesi için maddi ve teknik uzmanlık alanlarında desteklemiştir. 

 (3) Suriye muhalefetinin medya ve sosyal medya ile desteklenmesinde de ABD’nin önemli yardımları olmuştur. 

 (4) ABD askerî olarak şu ana kadar doğrudan silah ve mühimmat yardımının diğer öldürücü olmayan askerî yardımlardan daha az olduğu kabul edilmektedir. 
ABD’nin Suriye muhalefetine 287 milyon dolar değerinde gıda maddesi, sağlık gereçleri, iletişim gereçleri, araç ve sivil savunma teçhizatı vermiştir. Özgür Suriye Ordusu ve Yüksek Askerî Konsey’in diğer ılımlı unsurlarına 70 milyon dolar nakit ile sınırlı miktarda hafif silah ve mühimmatı, geri tepmesiz top, anti tank silahları ve havan transfer edilmiştir. Bu silahlarının bir kısmının radikal örgütlere gittiği ortaya çıkmıştır. IŞİD’in elindeki çok sayıda ABD menşeli silah da bunu kanıtlamaktadır.16 Suriye’de rejim karşıtlarına hava savunma silahları 
da verilmiştir. Nitekim 2012 sonuna kadar 144 Suriye uçağını düşürülmüştür.17 Ayrıca 1000-2000 arasında militana eğitim verilmiştir. 

 (5) İnsani yardım kapsamında da ABD 1,7 milyar dolar değerinde yardım yapmıştır. Bu yardım Suriye’deki sivillere, Suriye’ dışında sığınmacı bulunan ülkelere ve sığınmacılara verilmiştir. 

 b. ABD’nin Suriye Muhalefetine Mevcut Yardımlarının Değerlendirilmesi 

 (1) ABD'nin Suriye iç savasında; krizin yönetilmesi, uluslararası aktörlerin ikna edilmesi, muhaliflerin yapılandırılması konuları başta olmak üzere, sonuca doğrudan etkisi olan konuların büyük çoğunluğunda yapmış olduğu stratejik hatalar, taktik seviyedeki başarılarıyla giderilemez bir nitelik kazanmıştır. 

 (2) Analiz ve değerlendirmesi ayrı bir incelemenin konusu olan bu durumun yarattığı sonuçlar itibariyle gelinen aşamada, askerî bakımdan Suriye Rejimi'nin lehine dönüşen duruma engel olunamadığı gibi IŞİD'in belirleyici aktörlerden biri haline gelmesi da önlenememiştir. 

 c. ABD’nin Yeni Programı 

 (1) Suriye’deki rejim karşıtlarının eğitilip silahlandırılması Suriye krizinin başlangıcından itibaren sürekli gündemde olmuştur. Hatta 2012’de İngiltere Genelkurmay Başkanlığı tarafından 100.000 Suriyeli rejim karşıtının eğitilip, silahlandırılarak Esad rejiminin “şok ve dehşet (Shock and Awe)” taarruzu ile devrilmesi planlanmıştır. Plan fazla uçuk bulunduğu için kabul görmemiştir.18 

 (2) ABD’nin yeni programının farkı yönetimin kararlılığı, mali destek ve bu faaliyetin kapsamında ortaya çıkmaktadır. 

 (3) ABD Yönetimi bu zamana kadar olan yardımları önemli ancak amaçları başarmak için yetersiz olarak gördüğünden sadece eğitim ve silahlandırma için 2015 yılı bütçesinden 500 milyon dolar ayırmıştır. 

 (4) ABD Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ile Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından ortaklaşa yürütülecek programın koordinasyonu için Obama bir general görevlendirmiştir.19 

 (5) Ayrıca ABD Yönetimi İran ve Rusya’nın Esad rejimine yardımının çok daha fazla olduğunu düşünmekte ve bunu dengelemeye çalışmaktadır. 

ABD Yönetimi bunun dışında Ürdün, Lübnan, Irak ve Türkiye’de sınır güvenliğinin artırılması ile sığınmacılardan dolayı yaşanan ekonomik sıkıntıların hafifletilmesi için ilave 1 milyar dolarlık yardım paketini hazırlamaktadır.20 Ancak, bu zamana kadar edinilen tecrübelerde, "ABD askerinin attığı her adımın bir 'sent (cent)' değerinde kazanımını hesap eden"21ABD'nin, vaatlerinde bonkör olduğu, harcamalarında ise o ölçüde cimri davrandığı görülmüştür. 
Kaldı ki halihazırda ABD Yönetimi tarafından telaffuz edilen 500 milyon dolarlık bir harcama ile genel askerî durumun muhalifler lehine değiştirilmesi imkanı 
tartışmaya açıktır. 


<  Michael Nagata, 

ABD Merkez Komutanlığının Ürdün’de konuşlu özel kuvvetler unsurlarına komuta etmektedir Bölgede deneyimli bir personeldir. Ürdün’de ABD Savunma Bakanlığı ve CIA’nın müşterek yürüttüğü Suriye rejim karşıtları eğitim programının da sorumlusudur. >

 (6) ABD Yönetimi Kongre’den onay aldığı “Eğit ve Teçhiz Et” yasasında ifade edilen amaçlar şunlar dır 22. 

- Suriye halkını IŞİD ve Suriye rejiminin saldırılarından koruma, temel hizmetlerin tedarikini kolaylaştırma ve Suriye’de rejim karşıtları tarafından kontrol edilen topraklarda istikrar sağlama, 
- ABD’nin müttefiklerini ve Suriye halkını Suriye’deki terör örgütlerinin tehdidinden koruma, 
- Suriye’de müzakere dayalı bir çözüm için gerekli koşulları temin etme. 

 (7) Obama Yönetiminin bu yaklaşımı Suriye politikasına yönelik kritik bir dönüm noktası oluşturmakta; özellikle Esad rejiminin, rejim karşıtlarına karşı başarı 
sağladığı, rejimin kısa ve orta vadede yıkılmasının zorlaştığı, IŞİD’in Suriye ve Irak’ın ötesinde bölgesel bir tehdit oluşturduğu döneme denk gelmesi önemli görülmektedir. Bu gelişmeler ABD çıkarlarını ciddi şekilde tehdit ederken bölgede ve ötesinde Rusya-Ukrayna gelişmeleriyle birlikte küresel alanda stratejik yenilgi algısını da kuvvetlendirmiştir. 

 (8) Bu aşamaya kadar ABD’nin Suriye silahlı muhalefetine yardımı, küçük çaplı ve gizli eğitim ve silah destek programı ile sınırlı kalmıştır. ABD diğer Batı ülkeleriyle birlikte bu yaklaşımından dolayı özellikle bölgedeki müttefikleri ve Suriye’deki rejim karşıtları tarafından eleştirilmektedir. 

 (9) Yeni stratejiyle ABD, bir taraftan IŞİD’in ılımlı denilen rejim karşıtlarını tamamen yenilgiye uğratmasını engellemeye diğer taraftan Esad rejiminin tam bir zafer kazanmasını önlemeye çalışmaktadır. ABD’nin bu noktaya gelmesinde Suriye rejiminin, Rusya, İran ve Hizbullah’ın yoğun desteğiyle yeni bir kapsamlı harekât başlatarak muhalifleri tam yenilgiye uğratması, Halep dâhil önemli merkezlerde kontrol sağlaması olasılığının etkili olduğu mütalaa edilmektedir. 

 (10) Bu programla ABD, Suriye’ye bu aşamada doğrudan askerî müdahale etmeksizin yaşamsal çıkarlarını korumayı ve kendisine riskleri azaltmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda ABD’nin tahlil edilmiş hedeflerini; 

- Suriye’de öncelikle Selefi ve 'cihadist' yapılara karşı daha ılımlı bir muhalefet yaratmak, mümkün olduğunda bunu Esad’a karşı kullanmak, 
- Esad rejimini ucu açık ve yıkıcı bir iç savaş ile diplomatik çözüme tercih noktasına getirmek, 
- Esad rejimi, İran ve Hizbullah üzerinde baskıyı devam ettirerek bölgede yeni mevziler kazanmalarına engel olmak, 
- IŞİD’in Suriye’den çekilmesini ve Irak’ta uzlaşıya razı olmasını sağlamak, 
- İran’a Suriye’yi nükleer görüşmelere feda etmeyeceğini göstermek, 
- Rusya’nın Ukrayna kriziyle meşgul olmasını stratejik fırsata çevirmek şeklinde sıralamak mümkündür. 

 (11) ABD’nin, “Eğit ve Teçhiz Et” programı ile ılımlı muhalefetin başarı sağladığını gördüğünde kapsamı genişletilebileceği ve hedefleri yeniden düzenleyerek Esad rejimini kendi öngördüğü diplomatik çözüme yaklaştıra bileceğini hesapladığı düşünülmektedir. Güçlenen muhalefet kontrol ettiği yerleri yönetme etkinliğine kavuştuğunda, ancak Esad rejimi diplomatik çözüme yanaşmadığında ABD’nin rejimin toptan yıkılması ve değişimini uygulanabilir bir seçenek olarak ele alabileceği değerlendirilmektedir. ABD, tüm çabalara rağmen muhalefet gözle görülür bir ilerleme sağlayamadığında programı sonlandırma seçeneğini kullanabilecektir. Ancak bu durumda büyük umutlar verilmiş muhalefetin düşmanlaştırılması olası görülmektedir. 

 (12) ABD’nin zaman içinde “Eğit ve Teçhiz Et” programına ilaveten doğrudan askerî destek sağlanmasını da gündeme alabileceği göz ardı edilmemelidir. Doğrudan müdahale ise ABD’nin tam başarısızlığı, aşırı tırmanma ve IŞİD gibi yapıların güçlenmesi sonucunu da doğurabileceği aşikârdır. 

2.Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

8 Aralık 2018 Cumartesi

BAŞKANLIK SİSTEMLERİNİN PERFORMANSI BÖLÜM 2

BAŞKANLIK SİSTEMLERİNİN PERFORMANSI BÖLÜM 2


5.3. Yolsuzluk ve Başkanlık Sistemleri 

Yolsuzluk endeksine göre en temiz 10 Ülke; 
Danimarka, Yeni Zelanda, Finlandiya, İsveç, Norveç, İsviçre, Singapur, Hollanda, Lüksemburg ve Kanada’dır. 

Bu ülkelerin tamamı parlamenter rejimlere sahip ülkelerdir. Sadece İsviçre kendine özgü sistemi ile listede yer almaktadır. Listenin son on ülkesi ise insani gelişme endeksine benziyor. Yolsuzluğun diz boyu olduğu son 10 ülkenin Irak hariç dokuzu tek parti, başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerine sahiptir.11 

Tablo 3. 2014 Yolsuzluk Endeksinde En Kötü Durumdaki Devletler 

Başkanlık sistemlerinin kısa sürede yozlaşarak yolsuzlukla karakterize edilen “kleptokrat yönetimlere” dönüştüğü sık görülen bir olgudur. Kleptokrat lider, yasama, yürütme ve yargı gibi devlet erklerini kendi kişisel kontrolünde toplar, ülkede ekonomiden dış siyasete her şeyin karar vericisi kendisi olur. Bu tür bir lider, kamu ihalelerinin tahsis makamıdır, imara açılacak arazilere, yol geçirilecek yerlere, hava alanı yapılacak bölgelere, yıkılacak binalara, özelleştirilecek madenlere kendisi karar verir. İhaleye girecekleri belirler, kazananı yönlendirir, payını da alır. İhaleler ve imtiyaz hakları kendi belirlediklerine gider. Devlet kadrolarını kendi şirketlerinin kadroları olarak görür, atamaları bizzat yapar, en küçük kadrolara kadar ilgilenir, etrafını ve dayandığı tabanı kollar. 

Kleptokrat yöneticiler, devlet hazinesini kendi kişisel banka hesapları gibi kullanırlar. Kendi ve aile geleceklerini garantiye almak, iktidarı kaybettiklerinde ve ülke dışına kaçtıklarında güven içinde yaşayabilmek için kamu kaynaklarını yurtdışındaki gizli hesaplara transfer ederler. Kleptokratik yöneticilerin başarısı toplumun bölerek yönetilmesine bağlıdır. Amaç üretici sınıfların ve vergi verenlerin örgütlenmesini ve hak aramasını engellemektir. Bu nedenle toplum etnik, kabilesel, dinsel ve mezhepsel hatlarda kutuplaştırılarak parçalara ayrılır. İttifak yapılan gruplara uygun meşrulaştırıcı söylemler kullanılır. Gruplar birbirlerine düşmanlaştırılarak siyasi yolsuzluk devam ettirilir. 

Kleptokratik yönetimin ülke üzerinde etkileri yıkıcıdır. Ekonomi bozulur, siyaset yozlaşır ve insan hakları ağır bir şekilde ihlal edilir. Kleptokrat yöneticilerin çevresinde konumlanarak güç kazanan ve zenginleşen oligarklar resmi devletin altını oyarlar.12 Kleptokratik devletlerin liderleri, kamu kaynaklarına el koyarak yarattıkları kişisel zenginlikleri ile ünlüdür. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International) 2004 yılında yayımladığı bir rapor bu konuda çarpıcı iddialarda bulunmaktadır.13 Rapora göre; başkanlık sistemiyle yönetilen çok sayıda ülkedeki “Başkan” milyar dolarlarla ifade edilen servetlere 
sahip olmuşlardır. 

5.4. Barış-Şiddet Yokluğu ve Başkanlık Sistemleri 

Şiddetten yoksun ve barış içinde yaşayan ilk on ülke şaşırtıcı olmamalıdır. İzlanda, Danimarka, Avusturya, Yeni Zelanda, İsviçre, Finlandiya, Kanada, Japonya, Avustralya ve Çek Cumhuriyeti’dir. 

Rejimlerini tekrar yazmaya gerek yoktur. Tahmin edilebilir. 

Barıştan yoksun şiddet, çatışma ve korku içinde yaşayan en kütü durumdaki on ülke de aslında şaşırtıcı değildir. Irak ve Pakistan hariç geri kalanlar başkanlık ve yarı başkanlıkla yönetilmektedir.14 Bu durum, başkanlık sistemlerinin daha istikrarlı olduğu şeklinde ve yaygın kullanılan iddiayı desteklememektedir. Parlamenter sistemlerde muhalefet, tartışma, uzlaşmazlık ve zaman zaman tıkanma söz konusudur ancak bunların aşılma yolları da mevcuttur. 


Tablo 4. 2015 Küresel Barış Endeksinde En Kötü Durumdaki Devletler 

Benzer şekilde bir savaşın tarafı olan devletlere bakıldığında da başkanlık sistemiyle yönetilen devletlerin ağırlıklı olduğu görülmektedir. Heidelberg Uluslararası Çatışma Araştırmaları Enstitüsünün (Heidelberg Institute for International Conflict Research - HIIK) 2014 yılı raporunda saptanan 21 savaşın ve 25 sınırlı savaşın taraflarının büyük kısmı başkanlık veya yarı başkanlık sistemi ile yönetilmektedir.15 

Şüphesiz ki her bir savaşın farklı ekonomik, siyasi, tarihsel ve askerî nedeni vardır. Ancak, başkanlık sisteminde yürütmenin güçlendirilmiş yapısının, saldırgan politikaların benimsenmesinde, savaşa varan kriz ortamının tırmandırılmasında ve nihayet savaş kararı alınmasında etkisi olmadığını iddia etmek güçtür. Bu hususta en yakın örneği, Rusya Federasyonu'nun Türk hava sahasını ihlal eden uçağının 24 Kasım 2015'te düşürülmesinin ardından benimsemiş olduğu saldırgan tutumda sistemin Putin'e vermiş olduğu güçte aramak meselenin tamamını açıklamasa bile önemli bir bölümünü izah etmektedir. Buna karşın, Türk devlet yapısı, hükûmet ve büyük ölçüde aynı tezi benimsemiş olmakla beraber meclis vasıtasıyla krizin aşılmasında yapısal esnekliğin sağladığı avantajı kullanabilmiştir. 

5.5. Başkanlık Sistemleri ve Basın Hürriyeti 

Basının özgürlüğünün en ileri düzeyde olduğu ilk on ülke; Finlandiya, Norveç, Danimarka, Hollanda, İsveç, Yeni Zelanda, Avusturya, Kanada, Jamaika ve Estonya’dır.16 Tamamı parlamenter sisteme sahiptir. Basın hürriyeti açısından en kötü durumda bulunan ülkeler ise başkanlık, yarı başkanlık ve tek 
parti totaliter rejimleridir. 

Tablo 5. 2015 Basın Hürriyeti Endeksinde En Kötü Durumdaki Devletler 

5.6. Başkanlık Sistemleri, Büyük Güç ve Hızlı Büyüme 

Başkanlık ve yarı başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelerin bazı alanlarda başarıları da bulunmaktadır. 
Örneğin G-20 ülkelerinin 11’i (ABD, Arjantin, Brezilya, Çin, Endonezya, Fransa, Güney Kore, Meksika, Rusya ve Suudi Arabistan) parlamenter sistem dışında yönetimlere sahiptir. Ancak G-20’de olmanın GSMH ile dolayısıyla büyük oranda nüfus ve doğal kaynakla ilişkili olduğu göz ardı edilmemelidir. Ayrıca yüksek oranlı savunma harcamalarında ilk 10 ülke arasında 6 ülke başkanlık, yarı başkanlık, monarşi ve tek parti yönetimine sahiptir (ABD, Çin, Rusya, Fransa, Suudi Arabistan, Güney Kore).17 

2014-2017 dönemi için Dünya Bankasının veri ve tahminlere göre dünyada ekonomisi en hızlı büyüyen 10 ülke, Etiyopya, Türkmenistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Burma, Özbekistan, Fildişi Sahilleri, Yeni Gine, Hindistan, Bhutan ve Mozambik’tir.18 Geçmiş dönemlerde de Güney Kore, Malezya, Endonezya ve Filipinler gibi başkanlık ve yarı başkanlık sistemleri hızlı büyüme oranları yakalamışlardır. 

Başkanlık ve yarı başkanlık sistemleriyle hızlı büyüme arasında, belirli koşullarda ve bir dönem için geçerli olmak üzere, doğrusal bir ilişki olduğu görülmektedir. Ancak, devletlerin performansını belirleyen olumsuzlukların tamamının sadece yönetim sistemi ile izah edilemeyeceği gibi, ekonomideki büyüme gibi olumlu gelişmeler de doğrudan sistemle izah edilemez. Kaldı ki burada ileri sürülen verilerin tamamı makro ekonomik değerlere ilişkindir. Adil gelir dağılımı, kaynakların etkin ve doğru kullanımı, milli ekonomi, özelleştirme, dışa bağımlılık, borçlanma, işçi hakları, yoksulluk, işsizlik ve refah oranı, sosyal ve 
sağlık güvenceleri, emeklilik gibi ölçütler bu kapsamın dışındadır. 

6. Başkanlık ve Yarı Başkanlık Sistemine Dair Bazı Ön Kabul/Yargılara İlişkin Eleştiri 

Başkanlık ve yarı başkanlık sistemleri üzerinden yürütülen tartışmalara egemen olan ön kabul veya yargıların oluşturulacak sistemin performansını olduğu kadar meşruiyetini de belirlediği açıktır. Bu hususta öncelikle söz konusu ön kabul ve yargıların sistem ile olan ilişkisi açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu bölümde, yukarıda dünyadaki örnekleri üzerinden oluşturulan özellikler listesi ışığında bu hususta öne çıkan ön kabul/yargıların sınaması özetle sunulmuştur. 

 Birinci sorunsal "Başkanın Meşruiyetini Güçlü Kılan Seçim" konusudur. 

Bu hususta lehte düşünenler, başkanın egemenlik gücünün ve vasıtalarının . yürütmede hükümetten daha etkin olmasında, yasama ve yargıya ilişkin düzenlemelerin yapılmasında. kullanımında öne çıkan konumunu aldığı oyla ilişkilendirmektedirler. Bu yaklaşıma göre meclis üyelerinden bir kısmı parti 
merkezlerinin tercihleriyle belirlendiğinden esasen halk tarafından seçilmemekte, halka seçtirilmektedir. Ayrıca hükümetler başkanlardan daha az oy alarak göreve gelebilmektedirler. 

Bu yaklaşıma yönelik birinci eleştiri, seçimden ne anlaşılması gerektiği üzerinedir. Seçimler, halkın egemenlik haklarını farklı tercihler üzerinden bir gruba veya şahsa geçici kaydıyla devredilmesidir. 

Gelişmiş demokrasilerde iktidarın çoğunluk üzerinden oluşturulması ancak farklı tercihlerin -ötekilerin-19 de kabulünü sağlayabildiği ölçüde bu gücün kullanılabileceği gerçeğinin önüne geçmemektedir. Diğer bir ifadeyle başkan ya da hükûmet olunması (iktidarın kazanılması) iktidarın kullanılması anlamına 
gelmemektedir. Bu ancak katılım ile sağlanabilir. Özetle, iktidarlara gücü çoğunluğun tercihi, meşruiyeti ise azınlıktakilerin katılımına imkân sağlayan rıza verir. 

Bu yaklaşıma ilişkin ikinci eleştiri, başkanın kullanacağı gücün başlıca dayanağı olarak aldığı büyük oy oranının gösterilmesidir. Şüphesiz, iki ya da üç seçenekli bir seçimde oyların dağılımı bir düzine seçenekten oluşan bir seçime göre da az olacaktır. 

 İkinci sorunsal "Güçlü Bir Başkanın Toplumsal Ayrışmayı Önleyebileceği" konusudur. 

Yukarıdaki ile de ilgili olan bu ön kabul, sistemin toplumu ve yönetimi şekillendireceği tezini savunan birinci nesil yönetim (modernist) anlayışının bir ürünüdür. Nitekim Makyevel'in, Prens/Hükümdar adlı eserinde feodal beyler ile atanmış yöneticiler arasında yaptığı mukayesede, bu hususa ilişkin dolaylı 
göndermeler çıkarmak mümkündür. Yaşanan tarihi tecrübeler ışığında, çağdaş yönetim bilimi ne tek başına sistemin ne de tek başına birey veya toplumun başarılı bir ortamı sağlayamayacağı noktasına gelmiştir. Bu nedenle yönetimde üçüncü nesli temsil eden günümüzün ana akım yaklaşımları, her ikisi 
arasında karma modellerin geliştirilmesine yönelmiştir. 

Toplumsal ayrışma eğilimi ya da bir arada yaşama tercihi, esasen sosyolojik, kültürel, tarihsel, kimliksel, ekonomik vb. pek çok alt yapıdan beslenir/etkilenir. Yönetim kavramının bu eğilim veya tercihe olan etkisi yapısal veya şekilselden ziyade niteliksel ve üsluba ilişkindir. 

 Üçüncü sorunsal "Güçlü Bir Başkanın Bürokratik Vesayeti/Tahakkümü Yeneceği" konusudur. 

Bu tezi savunanlar, parlamenter sistemin yönetim ve otorite zafiyeti varsayımından hareketle, bürokratik seçkinin gücüne müdahale edemeyeceği görüşündedirler. Gerçekten de son derece karmaşık ilişkiler içeren devlet aygıtının çalışma düzeneği, kendi içinde özerkleşmiş alanlar yaratır. 
Bu sakıncanın aşılabilmesinin en demokratik yöntemi, bürokrasiden gelenlerin parlamenter sisteme geçebilmeleridir. 
Başkanlık sisteminin en fazla eleştiriye maruz tarafı, başkanın bürokrasiyi kişiselleştirebilme gücüne ulaşması endişesidir. Gerçekten de başkanlık sisteminde bakanlar başkanın bürokratları olmanın ötesinde fazlaca bir anlam taşımamaktadırlar. 
 Dördüncü sorunsal "Başkanlık Sistemi İle Büyük İşler Yapılabileceği" konusudur. 
Başkanlık sisteminin yürütme erkinin daha etkin olarak kullanılmasına imkân sağlayan özelliği, parlamenter sistemin bu kapasiteye sahip olmadığı anlamına gelmemektedir. Örneğin Türk İstiklal Harbi, kurucu bir meclisin başarısıdır. 

 Beşinci sorunsal "Güçlü Bir Başkanın Totaliter Olacağı" konusudur. 

Yönetenlerin totaliterliği, hukuken güvence altına alınmış hak ve özgürlüklerin mevcudiyeti, kurumsal yapı ve alt sistemlerin gücü kadar bireylerin insanlık erdemine sahip olma düzeyi ile de orantılıdır. Totaliterliğe boyun eğmeyen bireylerden oluşan bir toplumu hiçbir örgütlü gücün baskı altında uzun süre tutabildiği bir örnek tarihte yaşanmamıştır. O halde sorunu ait olduğu yerde, toplumsal psikoloji ve sosyolojide aramak gerekir. 

Türkiye örneğinde bu tartışmanın en ironik tarafı, büyük güçlerle donatılmış parti başkanlarının başkanlık sistemine karşı ön yargılı tutumlarıdır. 

7. Sonuç 

Sonuç olarak, Türkiye'deki başkanlık sistemi tartışmalarının ABD, Fransa ve başarısı genel kabul gören bir kaç istisna örnek üzerinden yapılması resmin tamamını yansıtmamaktadır. Genel olarak kültürel, sosyolojik ve tarihsel altyapıya dayanmayan durumlarda başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinin 
istikrarsızlık, çatışma, yolsuzluk ve özgürlüklerin kısıtlanması ile insan hakları ihlallerine açık olduğunu, bu devletlerin performansının pek de iç açıcı olmadığını saptıyoruz. 

Başarılı devletleri; ekonomik kalkınmanın yanında özgürlükler, demokrasi, hukuk devleti, katılımcılık, adil paylaşım ve şeffaflık gibi temel ölçütleri sağlayabilme kapasitesiyle tanımladığımızda, bu çalışmada kullanılan endeksler ve diğer veri setleri bağlamında, başarı ile parlamenter sistem arasında dikkate değer oranda olumlu ilişki ortaya çıkmaktadır. 

Başkanlık sistemi tartışmalarının mevcut kutuplaşmalar üzerinden yapılması, meseleyi önce cepheleştirme daha sonra da statik mevzilere taşıma eğilimini güçlendirirken toplumca bir doğru yaratabilme fırsatını daha tüketme tehlikesini taşımaktadır. 


KAYNAKÇA;

1 Hasan Dursun, “Erkler Ayrılığı ve Yargıç Bağımsızlığı”, TBB Dergisi, 2009, Sayı 80, 29-104. s.40 
2 A.g.e. s.41. 
3 A.g.e. s.41-42. 
4 Fred Riggs, “Bureaucracy and the Constitution”, Public Administration Review, 1994, (54:1), 65-72. s.72. 
5 Alfred Stepan and Cindy Skach, “Presidentialism and Parliamentarism Compared”, The Failure of Presidential Democracy (ch 
1), Linz and Valenzuela, eds. Baltimore: Johns Hopkins University Press. 1994. 
6 David Easton, The Political System: An Inquiry into the State of Political Science. New York: Alfred A. Knopf, 1953, Bölüm 5. 
7 Robert I. Rotberg, When states fail:Causes and consequences, New Jersey, USA: Princton University Press, 2004, s.5. 
8 “Failed States Index 2015”, Funds for Peace, http://fsi.fundforpeace.org/rankings-2015 
9 “Human Development Report 2015”, UNDP, http://report.hdr.undp.org/ 
10 Dünyanın en zengin politikacıları için bkz. "The World's Richest Politicians - Forbes", 
http://www.forbes.com/pictures/mff45eihf/michael-bloomberg/ ; "Top 50 Richest Politicians | Celebrity Net Worth", 
http://www.celebritynetworth.com/list/top-50-richest-politicians/ 
11 “Corruption Perception Index 2014”, Transparency International, https://www.transparency.org/cpi2014/results#myAnchor1 
12 “National Strategy Against High-Level Corruption: Coordinating International Efforts to Combat Kleptocracy”, US Department 
of State Web Page, http://web.archive.org/web/20080710105943/http://www.state.gov/r/pa/scp/2006/70236.htm 
13 "Plundering politicians and bribing multinationals undermine economic development, says TI", Transparency International, 2004. 
14 “Global Peace Index 2015”, http://www.visionofhumanity.org/#/page/indexes/global-peace-index/2015 
15 HIIK Conflict Barometer 2014, http://www.hiik.de/de/konfliktbarometer/pdf/ConflictBarometer_2014.pdf 
16 “World Press Freedom Index 2015”, https://index.rsf.org/#!/ 
17 The Military Balance 2015, IISS, London: Routlegde. 
18 “The fastest-growing economies in the world”, http://www.businessinsider.com/world-bank-fast-growing-global-economies-
2015-6 
19 Siyasetin "biz ve ötekiler" çerçevesinde yorumlanmasına ilişkin bu yaklaşımı ilk kez 1927'de Alman siyaset bilimci C. Schmitt'in, Der Begriff des Politischen, adlı eserinde kullanmıştır. Aktaran, Gianfronco Poggi, Modern Devletin Gelişimi: 
Sosyolojik Bir Yaklaşım, (Çev.: Şule Kut ve Binnaz Toprak), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2014, s. 19. 

***