YERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2019 Perşembe

MODERNLEŞMENİN EVRENSEL GELİŞİMİ İÇİNDE TÜRKİYE’NİN VE ATATÜRK’ÜN YERİ

MODERNLEŞMENİN EVRENSEL GELİŞİMİ İÇİNDE TÜRKİYE’NİN VE ATATÜRK’ÜN YERİ 


Prof.Dr.Mustafa ERGÜN
* Afyon Kocatepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi 



Özet 

Tebliğ, dünyada son üç-dört yüzyıldan beri devam eden modernleşme hareketleri içinde Türkiye’nin gerek kronolojik gerekse nitelik olarak yerini belirlemek ve bu Türk yenileşmesi içinde de Atatürk’ün yerini ve rolünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. 

Son yüzyıllarda ortaya çıkan ve hâlâ hızından bir şey kaybetmemiş olan modernleşme hareketleri bilim ve teknolojide, sanayileşme ve yeni ekonomik düzen alanında, demokratik hayatın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması alanında, askerî sistemlerde, eğitim sistemlerinde, hukuk düzeninde ve toplumsal hayatın hemen her alanında meydana gelmektedir. Bu gelişmeler önce İngiltere’de başlamış, oradan Hollanda, Belçika, Fransa kanalıyla kıt’a Avrupasına girmiş ve Almanya, Rusya, Polonya, Balkan ülkeleri ve Türkiye’ye doğru bir yayılma göstermiştir. Gelişme hareketleri öte yandan Japonya, Kore, Malezya, Singapur, Çin, Hindistan yoluyla doğudan batıya doğru da gelişmeye başlamıştır. 

Osmanlı Devleti bu değişimlerin farkına çabuk varmış ama çeşitli nedenlerle değişime tereddütlü başlamıştır. Her şeye rağmen Batılılaşmada devlet kararlı bir yol tutmuş, topraklarının önemli bir kısmını koruyamamış ise bile, çok sağlam tecrübeler geçirdiği için temelleri çok sağlam olan bir devlet kurmuştur. 

Osmanlının başlattığı Batılılaşma hareketi, Atatürk tarafından siyasi alanda parlamenter bir cumhuriyete, hukuk sistemi tamamen çağdaş hukuka kavuşmuş, eğitim sistemi laik ve bilimsel temelde tam “rayına oturtulmuş”tur. Ayrıca kurulan devletin sınırları içindeki bütün insanları çağdaş laik “Türk” kültürü içinde birleştirmek için büyük çaba harcanmış, halka kuvvetli bir özgüven aşılanmış ve hiçbir zaman eskimeyecek “millete ait bir egemenlik” ve “çağdaş uygarlık düzeyinin üzerinde olmak” gibi idealler ortaya konmuştur. 

Batılılaşmada dil, din ve diğer kültürel unsurların tamamen değiştirildiği bir sömürge batılılaşması izlenmemiş; Çin ve Japonya gibi kapılarını uzun süre Batılılara kapatarak olayı görmezden de gelmemiş, onlarla savaş ve barış içinde bazen uzlaşarak bazen dövüşerek kendi kültürel değerlerine bağlı, kararlarını bağımsız olarak kendi veren sağlam bir gelişme yolu izlemiştir. Bugün bile izlediğimiz bu politikada, Atatürk’ün büyük rolü vardır. 

Giriş 

Oswald Spengler dünya tarihine yön vermiş sekiz büyük kültür arasında Türk kültürünü saymaz. Arnold Toynbee de tarihe damgasını basmış yirmi küsur temel kültür arasına Türk kültürünü koymaz. Bu değerlendirmeler uzun uzun tartışılıp karşı tezler üretilebilir; bu tarihçilerin görevidir. Ancak şurası unutulmamalıdır ki, Türk kültürü tarihin her döneminde dünyanın en güçlü kültürleriyle yanyana, her zaman mücâdele halinde yaşamıştır. Dünyanın en güçlü kültürünün Çin kültürü olduğu zaman onlarla yanyana zorlu bir mücâdele yapmıştır. İran-Turan mücaleleleri yüzyıllar boyu sürmüştür. Hint kültürünün tüm Asyaya yayılma döneminde biz hemen karşılarında idik. 
Tüm ortadoğuyu, kuzey Afrika’yı ve İran’ı bir hamlede ele geçiren Arap ordularıyla Orta Asya’da 250 yıl boyunca mücâdele eden de Türklerdir. İran ve Arap süzgecinden geçtikten sonra Anadolu’da o zamanın en güçlü devlet ve kültürlerinden olan Bizans ile mücâdele edip onu ele geçiren, ve daha sonraki yüzyıllarda hem Avrupa devletleriyle hem Rusya ile uzun bir mücâdeleye giren devlet de bu devlettir. Tarihin garip cilvesine bakın ki, şimdi de dünyanın en baskın kültür ve devleti olan Amerika ile yan yana gelip yaşamaya çalışan 
devlet de Türk devletidir. 

Bu zor hayat bize devlet kurma, çok değişik kültürlerle bir arada barış içinde yaşama, bağnaz olmama ve değişikliklere çabuk intibak etme becerisi kazandırmıştır. Türk kültürü çok değişik kültürlerle bir arada yaşayıp mücâdele ede ede çeliklenmiştir. Bizim kültürümüz kabileciliğin ve coğrafyanın bir kültür üzerinde tutabileceği tortulardan temizlenmiştir. Dolayısıyla her türlü değişiklik karşısında özünü bozmadan çok çabuk ve doğru intibak eden bir kültür haline gelmiştir. 

Son bin yıl içinde müslüman olup bu kültürü iyice içine sindiren Türk kültürü, son 250-300 yıldan beri de yan yana yaşadığı ve bütün dünyaya egemen olmuş bulunan modern Batı kültürel değerlerini kazanmaya çalışmaktadır. Türklerin kendi kültürel değerlerinden vaz geçmeden müslüman olmaları nasıl yüzyıllar boyu sürmüş ise, gene kendi kültürel değerlerini bırakmadan modern, demokratik, laik ve gelişmiş bir devlet olmaları uzun sürmektedir. 

Bu tebliğde, Türk devleti ve kültürünün bu son değişim süreci analiz edilmeye çalışılacaktır. 

Modern gelişimin değişik yönleri 

Avrupa’yı sofu bir Hıristiyan kültürü olmaktan çıkarıp bugünkü güçlü konumuna getiren faktörler nelerdir? 

Avrupa’da modernleşmenin temelleri, 1200’lerden itibaren önemli ölçüde nüfus artması, büyük şehirlerin ortaya çıkması, üretim ve tüketimin sürekli büyümesiyle atılmaya başlamıştır. 1500’lü yıllardan itibaren insan düşüncesinde büyük bir devrim ortaya çıkmaya başlamış ve 1660’lara gelindiğinde modern bilimin temelleri atılmıştır. Artık ondan sonraki dönemlerde, bilimsel bilgilerin pratik gayelerle uygulamaya konulmasından sonra Avrupa’da bir sanayi devrimi ortaya çıkmaya başlamıştır. 

Bu yüzyıllarda Avrupa kültürü ve yönetim biçimleri laikleşmiş (Avrupa’da hukuk daha 1700’lerde laikleşmişti) ve rasyonelleşmiş, sanayi devrimleri ve eğitimin yaygınlaşması ile bu durum toplumun bütün kesimlerine iyice yayılmıştır. Bilim ve teknik arasındaki bağlantı 19. yüzyılda daha da kuvvetlenmiş, her ikisi de birbirlerinin gelişmelerini hızlandırmışlardır. Öyle ki, bilim ve teknik Batı uygarlığının yeni dini veya ideolojisi haline gelmiştir. 

Sanayi devrimi ve onun arkasından gelen yeni ekonomik (üretim)-ticari sistem, reklam, pazarlama, tarımda makinalaşma, yeni enerji kaynakları, yollar (demiryolu, suyolu, havayolu) gibi faktörler Avrupa’da değişimin ana motoru olmuştur. 1760’larda İngiltere’de başlayan üretimde makinalaşma 1780’li yıllarda bir sanayi devrimi haline gelmiş ve bu 1815’ten sonra da kıt’a Avrupasına yayılmaya başlamıştır. 

Ülke Değişmenin başlaması Sanayiin olgunlaşması 

İngiltere 1783-1802 1850 
Fransa 1830-1860 1910 
Amerika 1843-1860 1900 
Almanya 1850-1873 1910 
Japonya 1878-1900 1940 
Rusya 1890-1914 1950 

Bugün Batı, bir sanayi medeniyetidir. Sanayileşme içinde ortaya çıkan kapitalist sistem, ekonomi üzerine dayalı bir toplum yapısı kurmuştur. 

Batıda sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan bir başka gelişme ise siyasi gelişmeler ve demokratik hayatın kurulmasıdır. Burada devlet yönetim sistemi değişmiş, vatandaşlık kavramı ortaya çıkmış; insan hakları, kadın hakları gibi alanlarda önemli gelişmeler olmuş, yönetim bireysel olmaktan çıkmış ve kurumsallaşmış, devlet ve toplum yönetiminde yeni kurumlar ortaya çıkmıştır. Sanayileşme hareketiyle birlikte, ama sanayileşme hareketi İngiltere’de başlarken bu kez Fransa’da, siyasi değişiklikler görülmeye başlamıştır. Anayasa, cumhuriyet, insan hakları, dinin yönetim dışına çıkarılması, millîyetçilik, devletin parlamento ve ona bağlı hükûmetler aracılığıyla yönetilmesi, yönetimin bakanlıklar tarzında teşkilâtlanması ve yönetim bürokrasisinin ortaya çıkması gibi gelişmeler olmuştur. Fransa’da hürriyet ve eşitlik temelinde başlayan siyasi devrim (1789-1791), Amerikan siyasi devrimi ile aynı zaman diliminde (1775-1789) meydana gelmiştir. 
Ama Fransız devrimi bir domino taşı gibi Belçika’nın bağımsızlığını, Polonya’nın ortaya çıkışı, Almanya ve İtalya’nın ulusal birliklerini sağlaması, Rusya’nın sanayide ve bilimde yeni bir güç olarak ortaya çıkışı gibi sonuçlar ortaya çıkarmıştır. 

Sanayileşme ve geleneksel yönetim biçiminin değişmesi, kilisenin gücünün iyice zayıflaması, aristokrat sınıfların yoksullaşması, kapital sahiplerinin giderek zenginleşmesi, kırsaldan kentlere göç ve orada bir işçi sınıfının doğması, köylerin şehirleşmesi, hayat standartlarının yükselmesi gibi birçok toplumsal değişiklikler meydana geldi. 

Bilim ve teknolojideki gelişme, bir kültür devrimi de başlattı. Rasyonalist aydınlanma felsefesi, pozitif bilimlerin gelişmesi için uygun bir zihinsel ortam hazırladı. Bilimsel gelişmeler hem teknoloji olarak sanayi alanında uygulandı hem de okullar vasıtasıyla geniş kitlelere yaygınlaştırıldı. 

Bu arada eğitim sistemlerinde önemli gelişmeler oldu. Avrupa ülkeleri, Amerika ve Rusya sürekli olarak birbirlerinin eğitim sistemlerini incelediler ve güçlü taraflarını hemen kendi memleketlerine aktardılar. Devlet birçok kamu alanlarını olduğu gibi, eğitimi de kontrol altına aldı. Bütün ülkelerde eğitim bakanlıkları kuruldu. Devletler bütün vatandaşların çocuklarına zorunlu eğitim vermeye 
başladı. Bu bir taraftan ulusal birliklerin güçlenmesini, demokrasinin ilerlemesini, öte yandan da bilim ve sanayiin ihtiyacı olan zeki ve yetenekli çocukların daha geniş bir havuzdan seçilmesini sağladı. 

Modernleşme döneminde hukuk sisteminde de önemli değişiklikler oldu. Din bu alandan da çıkartıldı ve sosyal uzlaşı ve akıl temelinde bir hukuk sistemi ortaya kondu. Hukuk, laiklikle beraber devletlerin ana özelliklerinden biri haline geldi. İnsanların eşitliği, vatandaşlık, içinde yaşanılan şartlar, sosyal anlaşma ve akıl temeline dayalı Batı hukuku bütün modern ülkelerde aynı prensiplere sahip 
olduğu gibi, birçok alanda uluslararası kontrol mekanizmaları da oluşturmuştur. 

Modernleşmenin ülkeler arasında gelişmesini en çok etkileyen faktörlerin başında askerî alandaki gelişmeler gelmektedir. Çünkü modern ülkeler yüksek bir askerî güce ulaşarak, hem dünya üzerinde sömürgeler oluşturmuşlar hem de çevre ülkeleri ele geçirerek kendi topraklarını ve egemenliklerini genişletmişlerdir. Dolayısıyla birçok ülke modernleşmeye askerî alandan başlamış ve kurulan yeni ve modern askerî güçler yeni toplumun ve devletin şekillenmesinde ana rolü oynamışlardır. 

Avrupa’da kültürel ve entellektüel hâkimiyet uzun süre, hattâ Rönesans döneminde bile İtalya’da kalmış, daha sonra bu kültür mirasını Fransa devralmıştır. O zaman, Roma’nın yerini Paris, Lâtincenin yerini Fransızca almıştır. 17. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa’nın kültürel üstünlüğü İngiltere’ye geçmiş; buradaki ferdiyetçilik ve hür düşünce bilimsel gelişmeleri hızlandırmış; ışık artık kuzeyden gelmeye başlamıştır. “İngiltere Avrupa’yı, Avrupa bütün dünyayı öğretmiştir.” 1700’lerden itibaren sanat ve edebiyat 
alanında bile İngilizler öne geçmiş, Fransızcanın yerini bu kez İngilizce almıştır. İngiltere’nin kıt’a Avrupasına en iyi yansıdığı yer, her türlü özgürlüğün yaşandığı Hollanda olmuştur ve burası Rusya’nın Batılılaşması çabalarında kaynak ülke haline gelmiştir. 18. yüzyılda İngiliz dinamizmi tekrar kıt’a Avrupasına Almanya kanalıyla girmeye başlamış ve buradan dalga dalga doğuya doğru yayılmıştır. 

Türk Modernleşmesi 

Ülkelerin ve devletlerin moderleşmesinde birbirine benzer yollar izledikleri görülmektedir. Önce başka ülkelerdeki ilerlemenin farkına varılmaktadır. Bu bazen yavaş ama bazen de bir şok safhası şeklinde olmaktadır. Daha sonra farklılığın boyutları algılanmaya ve analiz edilmeye çalışılmaktadır. Daha sonra hangi alanlarda değişiklikler yapılacağı kararlaştırılmakta ve önce bir taklit başlamaktadır. 

Osmanlı Batı ile sürekli savaş ve barış durumunda yaşadığından, Batıda olup bitenlerin farkına varmaması imkansız idi. Daha 1700’lerin başında Avrupa ile daimi elçilik şeklinde siyasi ilişkiler kuruldu. Daha sonra Avrupa’dan devlet sistemini hemen her alanda değiştirmek için değişik zamanlarda yüzlerce uzman getirtildi. 1827’den itibaren aynı zamanda Avrupa’ya öğrenciler gönderilerek 
değişimin öz kaynakları yetiştirilmeye çalışıldı. Bu hareketlerle eşzamanlı olarak Türkiye’de Batı modelinde bir eğitim sistemi kurulmaya ve okullar açılmaya başlandı. Bütün modernleşmekte olan ülkelerin yaptıkları da bu idi. 

Türk modernleşmesini daha iyi anlayabilmek için, Rusya ve Japonya örneklerine biraz daha yakından bakmakta yarar vardır: 

Batı, Batılılaşma öncesi dönemdeki Rus ordularını hep yendi, Osmanlıda ise durum neredeyse tersi idi. Rusya, Batı karşısında kendini hiçbir zaman çok güçlü görmedi, üstünlük duygusuna kapılmadı; Batı uygarlığını Türklerden daha kolay kabul etti ve kendi sistemine daha hızlı uyguladı. Rusya “gönüllü Batılılaşma” denebilecek bir yol izledi. Osmanlınmki ise biraz zorunlu ve gönülsüz oldu. 
Rusya, sivil ve askerî Batılılaşmayı paralel götürürken, Osmanlı bu paralelliği sağlayamadı (ve hâlâ da sağlanamadı). 

Japonlar Batılılaşmaya sanayileşme ile başladılar. Sanayileşmenin nüfus, teknik ve bilimsel bilgi, yönetimsel istikrar gibi unsurları -Osmanlıda henüz oluşmamışken- burada oluşmuştu. Türkiye ile Japonya arasındaki farkları karşılıklı iki sütunda görmek yararlı olacaktır. 

Osmanlı (Türkiye) Japonya Batı ile hep iç ice ve savaş halinde yaşamıştır. 
Coğrafyalar bitişik Batıdan coğrafî olarak uzak; istediği zaman ilişkileri kesebiliyor. 

Bütün kültürlerle hep iç içe ve yanyana. 
Bazı kültürleri sentezleyecek vakti olmamış. 
Dünyadan izole, kendi adalarında birlik, ahlâk ve disiplin içinde yaşıyor. 
Hem Çin hem de Batı kültürlerini özümsemiş. 
Üç kıtada devlet kurmuş ve yönetmiş, çok geniş topraklarda birçok milleti, dini, dili, ırkı vs. birleştirmiş. 
Devamlı iç savaşlar olmakla beraber homojen bir millet Birçok devlet kuruluyor ve yıkılıyor. 
Bazen devlet-millet kavgası oluyor. 
Savaşlar, toprak kayıpları, göçler... 
2660 yıldan beri bir devlet; millî yapıdaki devlet millet ile bütünleşmiş. Batılılaşma döneminde uzun istikrar var. 
Batılılaşmada Fransa örneği ile başlandı. 
Fransız ihtilâli etkisiyle hep rejim ve politika, ideoloji tartışıldı. Bilim ve teknik yerine kültür ve rejim alındı. 
Tokugava zamanındaki Fransa örneği hemen bırakılarak Alman yönetim sistemi ve İngiliz sanayileşmesi örnek alındı. Rejim tartışmaları yapmadılar. 
Tartışmalar genelde devletin yönetim biçimi üzerinde oldu, merkezî otorite giderek sarsıldı. Devlet-halk-ordu ve bürokrasi arasındaki güven ve saygı kayboldu. 

Devletin yönetim biçimi ve imparatorun yetkileri üzerinde tartışma yapılmadı. 
Halk ile devlet organları arasında hep saygı ve güven esas oldu. 
Batıya az öğrenci gönderildi ve onların izlemesini iyi yapılamadı. 
Öğrenciler iyi seçildi, bilim ve teknoloji eğitimi için gönderildi ve izlendi. 
Batılı uzmanlar iyi seçilemedi; oradan kaçan aristokratlar ve Avrupalıların kendi gönderdiği az sayıda uzman kişi ile çalışıldı. 
Batının en iyi uzmanlarını seçip iyi para vererek getirdiler. Kısa zamanda çok sayıda uzman desteğiyle çalıştılar. 

Batı Türkleri sevemedi, Türkler de Batıyı; ilişkiler hibir zaman samimi olmadı. 
Avrupalılar samimi ve dürüst davrandılar. 
İlişkiler güven havası içinde kuruldu. Batılılaşmaya karşı çıkanlarla savunanlar 200 yılı aşkın zamandır hep çatışıyor, devlet her zaman net tavır koyamıyor. 
Batılılaşmaya karşı bir grup yok, sanayileşme ve yenileşmelerde hep kararlı bir politika izlendi. 
Batılılaşmaya başladığında Osmanlı duraklama devrini bitirmiş ve çöküş dönemi psikolojisine girmişti. 
Sanayileşmeye başladığında Japonya yeni bir yükselme devrine başlamıştı. 

Osmanlı modernleşmesi önce askerî alanda başlamış, Batı tipi askerî birlikler teşkil edilmiş, eğitim yenilenmiş, askerî teknoloji modernleştiril miştir. Japonya’da modernleşmeye karşı çıkan samurayların ortadan kaldırılması gibi, Osmanlıda da modernleşmenin önündeki en büyük engel olan Yeniçeri Ocağı ortadan kaldırılmıştır. 

Osmanlı sanayileşmeyi gerçekleştiremedi. Japonlarla aynı tarihte kurulan fabrikalara, memleketin birçok yerinde kurulan Sanayi mekteplerine, Teşvik-i Sanayi Kanunlarına rağmen gerçekleştiremedi. 
Bunun değişik faktörleri sayılabilir: yeterli nüfusun ve ihtiyacın olmaması, tüketici sınıfın oluşmaması, Avrupa’nın sanayi üretiminin ülkeye hızlı ve çok girişi, eğitim ve teknoloji desteğinin, sermayenin olmaması gibi... Türkiye’deki gerek siyasal gerekse kültürel gelişmeler de, bu gelişmeleri zorlayacak ana motor olan sanayileşme olmadan yapıldı. 

Dolayısıyla çoğu zaman devlet zorlaması ve üst tabaka devrimleri olarak. Şekilsel değişiklikler yapıldı ama zihniyet değişikliği olmadı. Haklar verildi ama kullanılamadı. 

Sanayileşme bizim topluma o zaman doğrudan etki etmedi, Avrupa toplumuna yaptığı etkilerin sadece kültürel ve siyasi boyutları geldi; millîyetçilik yayıldı, etnik millîyetçilik Osmanlıyı parçaladı; 
Türk burjuvazisi doğdu, değerler değişti ama değişiklikler kalıcı olarak yerleştirilemedi. Gerek Osmanlılar gerekse Cumhuriyet zamanında 
bazı sosyal değişiklikler yukarıdan aşağıya, “halka rağmen”, zorunlu kültür değişmesi tarzında olmuştur. 

20.yüzyılda yeni Türk toplumunun nasıl şekilleneceği üzerindeki tartışmalar Osmanlılar zamanında başlamış ve İttihat ve Terakki ideologları tarafından “Türkleşmek, İslamlaşmak, Çağdaşlaşmak” şeklinde bir senteze kavuşturul muştu. Cumhuriyet bu formülün çağdaşlaşmak ve Türkleşmek faktörlerini değerlendirdi ve başlangıçta (bu ikisi ile çelişen ve onların gelişimine engel olan) üçüncü faktörü kontrol altında tutmaya başladı. 21.yüzyılda bu üçüncü faktörün diğerleriyle dengeli olarak işleme sokulup sokulamayacağını göreceğiz. 
Öte yandan Cumhuriyetin Türkleşmek ilkesinin Anadolu’da yaşayan halkları bir Türk kültürü içinde kaynaştırmak mı, yoksa kökleri Orta Asya’ya giden Türk ulusları temeline dayalı bir kimlik oluşturmak mı olduğuna daha net karar verilebilmiş değildir. Bu tereddüt baştan beri vardı, hâlâ da vardır. Ama Türkiye’nin ulus temelli bir devlet olarak kurulması Osmanlının her türlü halkı yöneten imparatorluk felsefesinden ve tüm uluslardan insanları “ümmet” felsefesinde toplamak isteyen islami politikalardan uzaklaşmasına 
neden olmuştur. 

Osmanlı Devleti, örgüt olarak mükemmel bir kuruluş idi. Ama gene de ortaçağ ölçeğinde bir örgüt idi. Padişah, vezirler, halkların gevşek kontrolü ve sınırlı miktarda devlet hizmeti. Oysa modern devletler halkı sadece itaat eden değil birçok devlet hizmetlerine ve yönetimine katılan bir vatandaş olarak alıyor; devlet hizmetlerini de gerek bürokratik ağı gerekse hizmet birimleriyle birçok alanlara yaygınlaştırıyordu. Osmanlı da 19.yüzyıl ortalarından itibaren Batı tipi bir devlet örgütlenmesine geçti. Bu devlet bürokrasisini kurma ve bürolara kaliteli memur yetiştirmek için Batı tipi okulları tüm çeşitliliği ile kurmaya başladı. 

Bir taraftan modern bir devlet bürokrasisi ve ordu oluşturulurken, diğer taraftan da devletin siyasi yapısı üzerinde tartışmalar yapan gruplar oluşturulmaya başlandı. 19.yüzyılın ikinci yansından itibaren “kültürel Batılılaşma” diyebileceğimiz bir akım başladı. 

Okullar, yabancı dil, tercümeler ve siyasi tartışmalar gibi alanlarda görülen bu hareketler, Osmanlının devlet yapısında değişiklikler talep etmeye başladı. Genç Osmanlılar (daha sonra Genç Türkler oldu), 1876’da devleti meşrutiyet düzenine geçirmek islediler. Ancak bu 32 yıllık bir gecikme ile uygulanmaya başlandı ama bu süre içinde ülke içinde kurulan çok sayıda Batı tipi okul ile aydın bir yönetici 
ve bürokrat takımı yetiştirilmiş idi. 20.yüzyıl başlarına gelindiğinde Türkiye’de siyasi partiler ortaya çıkmaya başladı. Osmanlının son döneminde padişahlık kurumu iyice zayıfladı ve devlet yönetimi siyasi partilerin eline geçti. Öyle ki, yeni kurulan Türk devletinin bir cumhuriyet olarak kurulması ve siyasi partilerin egemen olduğu bir yönetim tipine geçmesi çok zor olmamıştır. 

Osmanlı’da bütün halkın eşit vatandaş olarak kabul edilmesi ve hepsinin yasalar önünde eşit sayılması Tanzimat döneminde başladı. 

Ama Cumhuriyet’e kadar hem İslam hukuku geçerli oldu hem de Batı hukuku yerleştirilmeye çalışıldı. Bir tarafta Hukuk Mektepleri bir tarafta medreseler ve Kadı Medresesi hukukçu yetiştirmeye devam ediyordu. Türkiye 1926-1929 arasında bütün unsurlarıyla Batı hukukunu kabul etti. Bu yasalar laiklik, ulusal egemenlik, kadın hakları, siyasi katılma, düşünce ve vicdan özgürlüğü, uluslararası hukuk gibi unsurlarıyla bir bütün teşkil ediyordu. Gerçi 1876 yılından beri Anayasa (Kanun-u Esasi) kavramına yabancı değildik ama Cumhuriyet’ten sonra zihniyet olarak da köklü ve geri dönülmez bir hukuk modernleşmesi sağladık. Türk hukuk sistemi esasen laiklik temeline kuruludur ve orada yapılacak en küçük değişiklikler bile hukuk sistemini ciddi şekilde yaralar 

Osmanlı her kökenden gelen vatandaşların eşitliğini Tanzimattan itibaren kabul etmişti; ama hem yasalar karşısında hem de uygulamada kadın-erkek eşitliğinin gerçek kurucusu ve uygulayıcısı Cumhuriyet olmuştur. Gene de evdeki ve sokaktaki kıyafet ile kamusal alanlardaki kıyafeti birleştirememiştir ve 21. yüzyıl Türkiye’sinde bu hala büyük bir sorun olarak durmaktadır. Dinin sosyal gücü 
kendini kadın kıyafetinde ve özellikle başörtüsünde göstermek istiyor gibidir. Cumhuriyet vatandaşlarını dini, etnik ve başka toplumsal biçimlerine göre ayırtetmek istemiyor; yasalar önündeki eşitliği dış görünüşte de istiyor. 

Türkiye Cumhuriyeti bir yandan Latin harfleri esasında bir alfabe kabul ederek, öte yandan ise dilde ve tarihte Türk kimliğinin ana unsurlarını oluşturmaya başlayarak “Türkleşmek, Çağdaşlaşmak” ilkelerini kararlı bir şekilde uygulamaya koydu. Ama gene de Camilere yeni Türk harflerini sokamadı, Kuran öğretiminde Türkçeyi ve yeni harfleri egemen kılamadı. Bugün baktığımızda Cumhuriyetin 
en büyük düşünce devrimi tevhid-i tedrisat, yazı devrimi ve Türk dili çalışmaları sayesinde meydana gelmiştir (ümmetten millete geçiş). 

Türkiye “Tevhid-i Tedrisat” kanununu çıkartarak Osmanlının kapatmaya cesaret edemediği medreseleri bir hamlede kapattı. Bu, birçok Cumhuriyet devrimi gibi, Atatürk’ün kararlı iradesi sayesinde oldu. Osmanlılarda özellikle 2.Meşrutiyetten sonra Türk aydınlarında pozitivist felsefe egemen olmuştu. Ama Atatürk’ün bilim ve kültür üzerinde dinin baskılarını kaldırma yönünde yaptıkları ve “Hayatta 
en hakiki mürşit ilimdir, fendir” gibi ifadeleri, Türkiye’de laik eğitim sisteminin yerleşmesinde ve bilimsel çalışmalarda çok önemli bir rol oynamıştır. Özellikle 1933 üniversite devriminden sonra Batıda geçerli pozitif bilim anlayışının fen ve sağlık bilimlerinin yanı sıra sosyal bilimler alanında da hâkim olması için çalışılmıştır. 

Türkiye bir devlet olarak kurulur iken “istiklal-i tam” (tam bağımsızlık) ilkesi üzerine kurulmuştur. Uzun yüzyıllar batılı devletlerle mücâdele ede ede imparatorluk topraklarını kaybetmiş; son toprak parçasını savunurken de birçok batılı devletle mücâdele etmiştir. 
Türkiye Anadoluya yerleştiğinden beri, batılıdır. O zamandan beri yönü genellikle batıya dönük, yaşam alanı ve mücâdele yeri, savaşları ve barışları hep batıdadır. Son yüzyıllarda tamamen Batı uygarlığını kullanarak batı ile savaşmıştır. Bugün gerek batılı organizasyonlar (NATO, AB gibi) içindeki yeri ile batılı devletlerle ilişkilerinde hep bağımsızlık ve işbirliği ilkelerini uzlaştırmaya çalışmaktadır. 

Değerlendirme ve sonuç 

Batılılaşma döneminde Devlet bütün kurumlarıyla reorganize edilmeye çalışılmıştır. Parlamenter bir demokrasiye geçme, Bakanlıklar tarzıda örgütlenme, eğitim-sağlık-bayındırlık gibi alanlarda da devleti etkin kılma çalışmaları yapılmıştır. Atatürk zamanında devletin başındaki padişah üzerindeki tüm sıfatlarla uzaklaştırılmış ve laik bir Cumhuriyet haline getirilmiştir. Türkiye ideolojik bir devlet haline de getirilmemiştir ve bu yapısıyla günümüzün en sağlam devletlerinden birisidir. Atatürk’ün formülleştirdiği “Yurtta barış dünya 
barış” ilkesi ile de dünyanın bu çok karmaşık bölgesinde bize tarihimizdeki en uzun süreli barışlardan birini yaşatmaktadır. 

Atatürk yeni devlette bir taraftan bir bilim ve teknoloji devrimi yapmaya çalışırken, öte yandan da güçlü bir kültür devrimi başlatmıştır. 
Birkaç yüzyıldır gerek savaşlar gerekse yoksullukla özgüvenini tamamen kaybetmiş halka sağlam bir özgüven aşılamış (o ruh Onuncu Yıl Marşı’nda görülmektedir), halka yeni hedefler göstermiş, bütün Türk halklarını kapsayan bir Turan millîyetçiliği yerine Anadolu halkını Türk kültürel değerleriyle yoğurarak Türk vatandaşı yapmak yolunu seçmiştir. 

Atatürk medreseleri ve Darülfünunu kapatarak Türkiye’de pozitif bilimsel zihniyeti egemen kılmaya çalışmıştır. Türkiye’nin asıl kurması ve yaşatılmasında özen göstermesi gereken ortam, bilimsel zihniyet, sorunların çözümünde bilimsel yöntem ve bilimsel bilgilerin kullanılması olmalıdır. Sürekli Batılılaşmak zorunda kalmamak, şekilcilikten kurtulup çağdaş uygarlığa katılmak ve yön verebilmek 
için bilimsel düşünme ve üretim şarttır. 

Osmanlı ve Türkiye sanayileşmeyi tam olarak ve zamanında gerçekleştiremedi. Sanayileşme bireylerin özgürleşmesinde çok önemli bir role sahiptir. Sanayileşme ile demokratikleşme, sanayileşme ile laikleşme, bilimsel bir zihniyete sahip olma paralel gider. Sanayileşmeyi gerçekleştiremeyen ülkeler laik hukuk düzenini kurmada da demokratikleşmede de sağlam bir şekilde ilerleyemezler. 

Modernleşme ve batılılaşma çalışmalarını sistematize etmek gerekirse, üç tip modernleşme hareketi görebiliriz. Bunlardan birincisi din, dil, kültürel değerler gibi her şeyin egemen devlete göre ayarlandığı “sömürge batılılaşması”, ikincisi din ve kültür birliği içinde olan veya egemen devletlerle hiçbir çatışması olmayan ülkelerin gösterdiği “gönüllü batılılaşma” (Rusya, doğu Avrupa ülkeleri, uzak doğu ülkeleri ve Japonya), üçüncüsü de bizim seçtiğimiz kültürel bağlı, Batı ile ortak çalışan ama bağımsız, batıyı süzerek ve sentezleyerek (savaşarak ve barışarak) almaya çalışan “Türkiye batılılaşması”. 

Türkiye bugün hâlâ “Atatürk Türkiyesi”dir. Cumhuriyetin kurulmasında, saltanatın kaldırılmasında, hukuk, eğitim ve yazı devrimlerinde Atatürk’ün öncü rolü ve iradesi çok büyük bir rol oynamıştır. Atatürk, ortaya koyduğu politikalarla bu devletin hem ana yapısını hem de ortak paydasını oluşturmaktadır. 

Kaynaklar 

Akyüz, Yahya. Türk Eğitim Tarihi, (MÖ 1000-MS 2004). Ankara: PegemA yay. 2004 Arat, Yeşim, “Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar”, Sibel Bozdoğan ve ReşatKasaba (der.), Türkiye’de Modernleşme ve Ulusal Kimlik içinde, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1998. 
Ashton, T.S., 1958, The Industrial Revolution: 1760-1830, Oxford University Press, London. 
Aytaç, Kemal. Avrupa Okul Sistemlerinin Demokratlastırılması. Ankara: Eğitim BilimleriFakültesi Yay. 1985. 
Berkes, Niyazi, Batıcılık, Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler; Yön Yayınları, İstanbul, 1965. 
Cameron, R., 1985, “European Industrialization”, Economic History Review, vol. 38, 1985, pp.1-23. 
Dönmez, Şerafettin, Atatürk’ün Çağdaş Toplum ve Din Anlayışı, Ayışığı Kitapları, İstanbul, 1998. 
Duran, Bünyamin, Sekülerleşme Krizi ve Bir Çıkış Yolu Arayışı, Timaş Yayınları, İstanbul, 1996. 
Ergün, Mustafa. Atatürk Devri Türk Eğitimi (http://www.egitim. aku.edu.tr/atal.htm). Ankara:D.T.C.Fakültesi yay. 1982 
Ergün, Mustafa. Batılılaşma dönemi Osmanlı eğitim sisteminin gelişimine mukayeseli birbakış. 
(http://www.egitim.aku.edu.tr/ergunl.htm). Osmanlı Dünyasında Bilim veEğitim Milletlerarası Tebliğler (12-15 Nisan 1999). İstanbul: İRCİCA yay.2001.89-102. 
İleri, Selim, Çağdaşlık Sorunları, Günebakan, İstanbul, 1978. Koçer, Hasan Ali. Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi 
(1773-1923). Ankara:Uzman Yayınları, 1987. 
Köker, Levent, Modernleşme, Kemalizm ve Demokrasi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1990. 
Kushner, David, “Atatürk’s Legacy: Westernism in Contemporary Turkey”, 
Jacob M. Landau (der.), Atatürk and the Modernization of Turkey içinde, E. J. Brill, Leiden, 1984. Lewis, G. L., “Atatürk’s Language 
Reform as an Aspect of Modernization in the Republic of-Turkey”, Jacob M. Landau (der.), Atatürk and the Modernization of 
Turkey içinde, E.J. Brill, Leiden, 1984. Mardin, Şerif, “Süper Westernization in Urban Life in the Ottoman Empire in the LastQuarter 
of the Nineteenth Century”, Peter Benedict (der.), Turkey: Geographical andSocial Perspectives içinde, E. J. Brill, Leiden, 1974. 
Mumcu, Ahmet. Türk Hukukunun Gelişimi ve Temelleri, Ankara 1973 
Müftügil, Şevket. Atatürk ve Hukuk, Ankara: Anayasa Mahkemesi Yay. 1982 
Özerdim, Sami N., Harf Devriminin Öyküsü, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1958. 
Toynbee, Arnold, The World and the West, Oxford University Press, London, 1953. 
Trimberger, Ellen Kay, Revolution from Above: Military Bureaucrats and Development in Japan, Turkey, Egypt and Peru, Transaction Books, New Jersey, 1978. 
Tunaya, Tarık Zafer, Türkiye ‘nin Siyasi Hayatında Batılılaşma Hareketleri, YedigünMatbaası, İstanbul, 1960. 
Turhan, Mümtaz, Kültür Değişmeleri: Sosyal Psikoloji Bakımından Bir Tetkik, İstanbulÜniversitesi Edebiyat Fakültesi, İstanbul, 1951. 
Yücel, Tahsin, Dil Devrimi ve Sonuçları, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1982. 


***

20 Şubat 2017 Pazartesi

ABD’NİN KÜRESEL REKABETİNDE KAYA GAZININ YERİ: ENGELLER VE AVANTAJLAR BÖLÜM 2


ABD’NİN KÜRESEL REKABETİNDE KAYA GAZININ YERİ: ENGELLER VE AVANTAJLAR BÖLÜM 2


3.Kaya Gazının Elde Edilmesi ve Kullanımında Karsılasılan Avantaj ve Engeller 

Kaya gazının elde edilmesi ve kullanımı bir taraftan bazı avantajlar sağlarken diğer taraftan çesitli engellerle de karsılasmaktadır. Bu durumun zamanla avantajlarının artması, engellerinin ise azalması söz konusudur. 

3.1.Kaya Gazının Avantajları 

Kaya gazı, petrol ve doğalgazın alternatifi olarak gündeme gelmistir. Kayaçların gözeneklerinde bulunan küçük orandaki doğal gazlara kaya gazı denir. Kaya gazı ya da seyl, ince taneli ve konvansiyonel olmayan enerji sınıfına giren bir türdür.27 Kaya gazı olarak bilinen seyl gazı, kil, kuvars ve kirecin karısımından meydana gelen fosil yakıtı ve doğal gazdır. Kaya gazı doğal gazdan farklı olarak daha derinlerde yer alır ve kayanın yüzeyine yapısık halde ya da çatlakların arasında sıkısmıs durumdadır. 

Kaya gazının elde edilmesi ile gaz rezerv oranı artar, gaz miktarındaki artıs gaz ücretlerinde düsme meydana getirir, Dthalat ve enerjiye olan bağımlılık azalır, ayrıca birbirleri ile bağlantılı olan pazarlar ve yan sanayileri güçlenirken istihdam oranı artar.28 Bunlar gerçekten de kaya gazı açısından önemli avantajlardır. Çünkü enerjiye olan bağımlılığın azalması tüm ülkelerin istediği bir durumdur. 

ABD, Çin, Kanada ve Avustralya kaya gazının çıkarılmasına önem veren ülkeler arasında yer almaktadırlar. Bunların rezerv avantajları ile yeterli teknolojileri kendilerini ön plana çıkarmaktadır. Kaya gazı enerjide dengeleri tamamen değistirebilecek bir kaynak konumunda olup, artan enerji talebini karsılama potansiyeli bakımından bir avantaj tasımaktadır. Kaya gazı sayesinde enerji ihracatında tekel olan ülkelerin tekeli zayıflayarak kırılacaktır. Özellikle Rusya bu durumdan endise duymaktadır. Bazı ülkelerin ise enerjide alıcı konumdan satıcı konuma bile gelebileceği uzmanlar tarafından öngörülmektedir. Bunun en büyük avantajı ise petrol ve doğalgazı bulunmayan ülkelerin avantajına olacaktır, bu 
ülkelerden biri de Türkiye’dir.29 

Kaya gazı devrimi ABD'ye ucuz yakıt sağladığı ve dısa bağımlılığı çok aza indirdiği için muazzam bir rekabet üstünlüğü ve jeopolitik bakımdan rahatlık sağladı. Kuzey Amerika’daki kaya gazı devrimi, LNG’nin artması nükleer rönesansın darbe yemesi, yenilenebilir enerjinin ağır sübvansiyon ihtiyacı sebebiyle arka plana konulması, temiz yakıt olarak bilinmekte olan doğal gazın durumunu çok iyi duruma getirmektedir. Petrol ve doğal gazda konvansiyonel olmayan yakıtların ortaya çıkarak ticarilesmesi geleneksel denge durumların değistirmeye baslamıstır. İçinde bulunduğumuz, yasadığımız dönemde köklü değisimler yasanmaktadır. Bu köklü değisimler; politika, ekonomi, teknoloji ve finans alanlarında, jeopolitik güç dengesinde ve enerji düzenlerindedir. Yeni dinamikler sebebiyle enerjide kurallar değismektedir. Dünya enerji arz-talep-jeopolitik haritası ve dengeleri yeniden biçimlenmektedir.30 

3.2.Kaya Gazı Dle Dlgili Engeller 

Kaya gazının elde edilmesi ve kullanılması ile ilgili engeller; teknolojik, ekonomik, çevresel ya da ekolojik, bürokratik ve politik engeller olarak ifade edilebilir. Kaya gazının çıkarılma süreci zorluklarla doludur. Bu zorluk ya da engeller devletlerin kaya gazına yönelmesi kararından dahi vaz geçirebilecek derecededir. 

Kaya gazını çıkartabilmek için normal petrol kuyularından farklı bir teknoloji kullanmak gerekmektedir. Bu teknoloji ise günümüzde sadece ABD’nin elinde 
bulunmaktadır. Öncelikle dikey değil yatay kuyu delmek, arkasından da bu yatay bağlantı boyunca 30-40 yerde derin delikler açıp, çok yüksek basınçta her kuyu için yaklasık 3 bin ton ile 20 bin ton arasında su vermek suretiyle kayaları çatlatmak gerekmektedir.31 Kaya gazı üretiminde yatırımcılar bakımından kaya gazın üretmenin temel riskleri rezerv hesaplaması yoluyla çıkan hatalar ve bununla iliskili olarak yapılan üretimin istenen düzeylere gelememesidir.32 

Kaya gazı konusunda önemli problem mülkiyet hakları meselesidir. ABD’de toprağın altında bulunan her sey arazinin sahibine aittir. Dolayısıyla Arizona’da veya Teksas’ta arazisinde petrol, doğalgaz veya kaya gazı bulunan bir kisi süratli bir biçimde bunu çıkarıp para kazanmak istemektedir. Avrupa, Rusya, Çin ve Türkiye’de ise toprağın altındaki servet devlete ait bulunmaktadır. Bu noktada herhangi bir arazide değerli bir madde saptanması araziye sahip kisinin basını derde sokmaktadır, araziler kamulastırılıyor ve arazinin sahibi bulunanlara pay hakkı verilmeden isletiliyor. Avrupa’da kaya gazının gelisememe nedenlerinden biri de bu durumdur.33 

Kaya gazı ile ilgili önemli engellerden biri de ekonomik engellerdir. Enerji fiyatlarındaki farklılık ülkelerin rekabet gücünü derinden etkilemektedir. Sermaye, ticaret ve teknoloji akıs istikametini değistirmekte, küresellesme gerilerken kaynak milliyetçiliği, Batı’daki ekonomik yükselis göstermektedir.34 Kaya gazının önündeki en önemli ekonomik engel bu gazın yüksek maliyetli olusudur. Kaya gazının çıkarılma maliyeti, doğalgaza göre 2 kat fazladır. 

Kaya gazı çıkarılması için yapılan her bir çatlatmanın maliyeti üç yüz bin ile bes yüz bin dolar arasındadır. Bunun çıkarılması normal bir petrol kuyusunun yedi ya da sekiz katı maliyete karsılık gelmektedir.35 Maliyetlerin bu kadar yüksek olması ise bazı devletlerin kaya gazını ekonomik kaynak olarak görmemelerine neden olmaktadır. 

ABD’deki kaya gazı üretimi öncesinde, ABD ve Avrupa’daki doğal gaz fiyatları birbirine yakın olarak değerlendirilmektedir. ABD’de kaya gazının yaygın hale gelmesiyle AB’deki doğal gaz fiyatları ABD’ye göre yaklasık 5 kat, Japonya’daki doğal gaz fiyatları da 8 kat yüksektir. Bu nedenle özellikle petro-kimya, demir-çelik, çimento, alüminyum üreticilerinin Avrupa’daki tesisleri kapatarak ABD’ye yönelme olasılığı yüksektir. Bu sektörler Avrupa’da yaklasık 4 milyonluk istihdam olusturmaktadır. Bu sektörlerin üretim tesislerini ABD’ye kaydırması durumunda, Avrupa’daki issizlik oranlarında önemli bir artıs olması beklenmektedir.36

Kaya gazı ile ilgili bir diğer önemli engel durumu olarak karsımıza ekolojik ya da çevresel engeller çıkmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları, ekonomik sebeplerle, enerji arzında tahmin edildiği kadar yüksek bir paya ulasamayabilir. Fosil yakıtların hala günümüz enerjisine hükmetmesi, görünür gelecekte de öyle kalacak olması basta sera etkisi, asit yağmurları ve hava kirliliği gibi çevre endiselere sebep olmaktadır.37 

Kaya gazının çıkarılması ile ilgili endiseler de vardır. Basta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkeleri, kaya gazının çıkarılması asamasında kullanılan kimyasal maddelerin yer altı sularına karısma olasılığı bulunduğunu ve bunların insan sağlığına ileri düzeyde zarar vereceği konusunda ısrarcıdır. İklim değisikliği uzmanları da kaya gazının bir fosil yakıt olduğunu ve yüksek oranda karbondioksit içerdiği için endise duymaktadır. 38 

Kaya gazının çıkarılması ve kullanımı ile engelleri; fosil yakıt kullanımına sürekli devam edilmesi, yer altında bulunan suyun kirlenmesine sebep olması, depremin olusma riskleri, konvansiyonel gaza nazaran %3.5-%12 aralığında daha fazla karbon ya da emisyon salınımı, yasam yerlerinin ihlali, çevre kirliliği, habitat dengesini bozma, yer altı dengesini farklılastırması gibi çevresel ve toplumsal tepkilere neden olması olarak da ifade edebiliriz.39 

Çevresel zarar olasılığı ile alakalı olarak kaya gazı endüstrisine yöneltilen elestiriler, hidrolik çatlatma isleminde kullanılmakta olan sıvının, yeraltı su kaynaklarını kirletebilecek tehlike içeren kimyasal maddelerden olusması, kuyuların çelik ve beton kaplamalarının düzgün, sağlam yapılmaması ihtimali nedeniyle, yeraltı suyuna gazın karısması sonucunda zararlı bir durum olusması, gazın yeryüzüne çıkartılırken meydana gelebilecek doğalgaz kaçakları, karbondioksitten çok daha fazla sera gazı etkisi içeren metanın atmosfere salınması olasılığı olarak da saymak mümkündür. Hidrolik çatlatma sonrasında yüzeye dönen atık sular, tuz ve radyoaktif maddelerle kirlenmis halde olup, yer üstü su kaynakları ve doğal yasam için zararlı, tehlikeli olmaktadır. Tüketilen büyük oranda su, zaten kıt olan su kaynaklarını da bitirmektedir denilmekte dir.40  Çevresel riskler kaya gazı üretimi arttıkça çoğalmaktadır. 
Çatlama islemleri sırasında uygulanan asırı basınçtan ötürü, yeraltında sismolojik etki sebebi ile küçük depremler riski vardır.41 

Sonuç 

Enerji, bütün ülkeler bakımından ekonomik ve politik yönleriyle büyük önem 
tasımaktadır. Enerji kaynakları sahipliği, ülkelerin ekonomik düzeylerini, güç ve politik etki kapasitelerini doğrudan etkilemektedir. Bu sebeple çesitli enerji kaynaklarına düsük maliyetle, kesintisiz ve yeterli erisim olarak tanımlanabilecek enerji güvenliği tüm ülkeler için bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir. 

Küresel enerji talebinin büyük miktarı fosil yakıtlarla sağlanmaktadır. Önümüzdeki dönemlerde oranlarının azalması tahmin edilmekle beraber, 2035’ten itibaren tüm enerji gereksiniminin %75’inin hidrokarbon enerji kaynaklarından sağlanacağı öngörülmektedir. Bu açılardan kaya gazıyla ilgili yasanan ilerlemeler, jeopolitik denklemde de değisiklikleri gündeme getirebilme potansiyeli tasımaktadır. 

ABD’de 10 yıldan beri genis bir biçimde üretilmeye baslanan kaya gazı, benzer 
jeolojik özelliklere ve kaya gazı rezervlerine sahip olan diğer bölgelerde de alternatif bir doğalgaz kaynağı olarak gündeme gelmistir. Özellikle mevcut durumda enerjide net ithalatçı durumunda olan ülkeler bakımından bu rezervlerin değerlendirilmeye alınması önemli avantajlara sebep olacaktır. Küresel ölçekte çoğalan kaya gazı üretimi, doğal gaz ve petrol ticaretini de etkileyecektir. 

ABD için kaya gazı stratejik ve ekonomik önemi haizdir. Küresel dünyada enerji kaynaklarını kontrol edebilen ülkeler diğer ülkelere karsı büyük bir avantaj elde etmis olacaktır. Kaya gazının yokluğu ekonomik ve politik bir mahrumiyeti, varlığı ise ciddi bir avantajı ve rakiplere üstünlüğü ifade etmektedir. ABD, hegemonyasını sürdürebilmek adına kaya gazını bir kaldıraç olarak kullanmak istemektedir. ABD için kaya gazı üretimi, yüksek maliyetine ve dezavantajlı yönlerine rağmen stratejik, politik ve ekonomik öncelikler arasındadır. Teknolojideki gelismelerle birlikte kaya gazının çıkarılma maliyetinin azalacağı da öngörülmektedir. Ancak çevresel etkileri itibariyle de son derece dikkatli çıkarılması gereken hassas bir enerji kaynağı olduğu anlasılmaktadır. 

ABD kaya gazı sahipliğini, bir taraftan kendi enerji bağımlılığını azaltmak diğer taraftan, büyük güçlere karsı üstün ya da avantajlı konumunu sürdürmek bakımından jeo-ekonomik ve jeo-politik hegemonyanın sürdürülebilirlik sartı olarak algılamaktadır. Kaya gazının ABD’nin ekonomik avantajları göz önüne alındığında söz konusu hedefe hizmet edeceği öngörüsü yapılabilir. 

Hegemon güç hegemonyasını sürdürmek için bir taraftan ekonomik ve politik bakımdan güçlü hale gelmeye yönelik stratejiler izler, diğer taraftan rakiplerinin aldığı pozisyonu da gözetir ve onları sınırlamaya, engellemeye ya da kontrol etmeye çalısır. ABD için de benzer bir durum söz konusudur. 

ABD kaya gazını benzer amaçlara ulasmada bir ekonomik ve politik araç olarak düsünmektedir. Çünkü ABD, kaya gazı ile bir taraftan en önemli rakipleri olan Rusya, Çin ve AB ülkeleri gibi aktörlere karşılaştırmalı üstünlük sağlamış olmakta, diğer taraftan enerji kaynakları için diğer rakiplerine ekonomik kaynak aktarmamış kendi olanaklarına kavuşmaktadır. Özellikle 1970’lerden beri ABD’nin güç kapasitesinin düşmeye başladığına dair yapılan analizler de nazara alınırsa, kaya gazının ABD’ye hegemonik üstünlüğünü sürdürmede bir araç olarak katkı yapabileceği sonucu çıkarılabilir.

DİPNOTLAR;


1 Doç.Dr. Zafer AKBAS, Düzce Üniversitesi Uluslararası Dliskiler Bölümü, zaferakbas@duzce.edu.tr 
2 Esra PALA, Düzce Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,    esrapala1@hotmail.com  
3 Doğan Üçok, “Jeopolitik Enerji ve Amerika içi/dısı Kaya Gazı”, http://cumartesiokulu.sabanciuniv.edu/jeopolitik-enerji-ve-amerika-icidisi-kaya-gazi Erisim:02.10.2014 s.1. 
4 Abdullah Ural, “ABD’nin Enerji Hakimiyeti Teorisi ve Büyük Ortadoğu Projesi”Akademik Orta Doğu, Cilt 3, Sayı 2, 2009, s.131. 
5 Diplomatik Gözlem, “Dünya Siyaseti Yeniden Biçimleniyor”, http://www.diplomatikgozlem.com/TR/belge/18180/dunya-siyaseti-yeniden-bicimleniyor.htm, Erisim:12.05.2014. 
6 Pınar Akçalı, “Dünya Siyasetinde Orta Asya”, http://akademikperspektif.com/2014/03/31/doc-dr-pinar-akcali-roportaji-dunya-siyasetinde-orta-asya, Erisim:12.05.2014 
7 Deniz Tören, “Enerji Güvenliği ve NATO Bağlamında Büyük Ortadoğu Projesi”, http://www.tuicakademi.Org/Dndex.Php/Kategoriler/Diğer/1017-Enerji-Guvenliği-ve-Nato-Baglamında-Buyuk-Ortadoğu Projesi, Erisim:11.05.2014 s.1 
8 Armağan Kuloğlu, “ ABD’nin Enerji Hakimiyeti Teorisi ve Orta Doğu Projesi NATO’nun Doğu’ya Doğru Genislemesi, Değisen NATO ve Bu Değisimde Enerjinin Rolü”, Stratejik Analiz, Cilt 5, No.54, Ekim 2004 s.138 
Erisim:11.05.2014 
9 Zbigniew Brzezinski,”ABD’nin Enerji Hakimiyeti Teorisi ve Orta Doğu Projesi Büyük Satranç Tahtası: 
Amerika’nın Önceliği ve Bunun Jeostratejik Gerekleri”, Ertuğrul Dikbas ve Ergun Kocabıyık(Çev.), Sabah Kitapçılık, Dstanbul 1998, s.139 10 Abdullah Ural, s.141. 
11 Deniz Ülke Arıboğan, Büyük Resmi Görmek, Dstanbul, 2013, Timas Yayınları, s.62 -63. 
12 Gültekin Sümer, “Amerikan Dıs Politikasının Kökenleri ve Amerikan Dıs Politik Kültürü”, Uluslararası İliskiler, Cilt 5, Sayı 19 (Güz 2008), s. 121. 
13 Muharrem Yılmaz, “Enerji Politikaları ve Jeo Strateji” 
http://www.tusiad.org/__rsc/shared/file/Muharrem-Yilmaz-Makalesi-Gorus-82.pdf, Erisim:03.05.2014 s.1 
14 Kemal Pehlivanoğlu, “İki Dev Ekonomi Geleceği " Kaya " da Buldu! ”, Aktüel Dergi, 
http://www.aktuel.com.tr/dergi/2013/09/26/iki-dev-ekonomi-gelecegi-kaya-da-buldu, Erisim:12.05.2014. 
15 U.S. Government Accuntability Office, http://www.fms.treas.gov/fr/13frusg/GAO-Statement-2013.pdf, Erisim Tarihi: 23.10.2014, s.26. 
16 OECD Economic Outlook, “General Assessment Of The Macroeconomic Situation”, 
http://www.oecd.org/eco/outlook/general-assessment.pdf, s.11, Erisim Tarihi: 23.10.2014. 
17 United Nations, “World Economic Situation and Prospects 2014”, 
http://www.un.org/en/development/desa/policy/wesp/wesp_current/WESP2014_mid-year_update.pdf, Erisim Tarihi: 23.10.2014, s.5. 
18 Baha Erbas, “Enerji Devrimi ve Kaya Gazı” 19 Aralık 2013 Persembe 
"http://www.usasabah.com/rss/Yazarlar.xml"Erisim:07.06.2014 
19 Kemal Pehlivanoğlu, Erisim:12.05.2014. 
20 Seyit Arslan, “Küresel Dengeleri Sarsmaya Aday Enerji: Kaya Gazı” 3 Haziran 2013 
"http://medya.aksiyon.com.tr/aksiyon//images/favicon.gif" 
21 Mehmet Öğütçü, “Küresel Enerji Ekonomisinde Yeni Dinamikler: Türkiye Nasıl Konumlanmalı?”, 
http://esiad.org.tr/wp-content/uploads/2014/02/Mehmet.pdf, Erisim: 12.05.2014. 
22 Cenk Sevim, “Kaya Gazının Uluslararası Enerji Politikalarına 
Etkileri”,http://www.diplomatikgozlem.com/TR/belge/1-9576/kaya-gazinin-uluslararasi-enerji-politikalarinaetkiler-.html, Erisim:13.05.2014. 
23 Namık Yalçın, “Kaya Gazı (Shale Gas)” http://www.dogalgaz.com.tr/yayin/219/kaya-gazi-shalegas_6551.html#.U3e44dJ_sXs, Erisim:12.05.2014 
24Ahmet Cangüzel Taner, “Amerika Birlesik Devletleri Petrollü Kaya Gazı Üretimi, Petrollü 
Seyl Gazı Sanayi ve Küresel Doğalgaz Fiyatları”, http://www.fmo.org.tr/wp-content/uploads/2011/07/Amerika, Erisim:12.05.2014. 
25The British Petroleum, “BP Energy Outlook 2030”, http://www.bp.com/content/dam/bp/pdf/statisticalreview/
BP_World_Energy_Outlook_booklet_2013.pdf, p.75. Erisim:12.05.2014. 
26 Hazar Enerji Enstitüsü, Caspian Tv, “AB Komisyonu 3 Ay Dçinde Enerjide Bağımlılığı Azaltacak Öneriler 
Hazırlayacak”, http://www.caspiantv.net/contentJx.aspx?cID=2447&t=ab-komisyonu , Erisim:02.10.2014. 
27 Seyit Arslan, “Küresel Dengeleri Sarsmaya Aday Enerji: Kaya Gazı” 
http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/rss_rssMainPage.action", Erisim:12.05.2014 
28 Emine Filoğlu, “Dünya’da ve Türkiye’de Doğal Gaz ve Shale Gas (Kaya Gazı) Teknolojileri ve 
Ticareti”, http://www.icci.com.tr/2013/sunumlar/OT13_Emine_Filoglu.pdf Erisim:07.05.2014. s.20. 
29 Yunus Emre Sarıbuğa, “Enerjide Dengeleri Değistirecek Bir Kaynak: Kaya Gazı”, 
http://www.elektrikport.com/teknik-kutuphane/enerjide dengeleri degistirecek bir kaynak kaya-gazı/8046#adimage-0, Erisim:05.05.2014 
30 Mehmet Öğütçü, s.1-2. 
31 Sabiha Kötek, “ Seyl Gazı Ne Kadar Çevreci?”, 02.09.2013, http://www.enerjigunlugu.net/seyl-gazi-ne-kadarcevreci_4749.html#.VEjNPiKsV1Y, Erisim:12.05.2014. 
32 Özgür Demirtas, “Enerji Piyasasındaki Son Gelismeler ve Kaya(Seyl)Gazı” İktisadi Arastırmalar Bölümü 
Haziran 2013 ,http://ekonomi.isbank.com.tr Erisim:12.05.2014 s.18 
33 Seyit Arslan. 
34 Mehmet Ögütçü,s.4. 
35 Sabiha Kötek, Erisim:12.05.2014. 
36 Diplomatik Gözlem, “ Kaya Gazının Uluslararası Enerji Politikalarına Etkileri ”, 
http://www.diplomaticobserver.com"  12. 03.2014 
37 Mehmet.Öğütçü,s.3. 
38 Berivan Tapan, “Kaya Gazı Enerjide Devrim mi?”, www.aktuel.com.tr/gundem/2013/27.11.2013, Erisim: 
08.05.2014 
39 Emine Filoğlu, s.20. 
40 Özgür Demirtas,s.18. 
41Sabiha Kötek, Erisim: 12.05.2014 


KAYNAKÇA; 

Abdullah Ural, “ABD’nin Enerji Hakimiyeti Teorisi ve Büyük Ortadoğu Projesi”Akademik Orta Doğu, Cilt 3, Sayı 2. 2009, ss.131-147. 
Ahmet Cangüzel, “Amerika Birlesik Devletleri Petrollü Kaya Gazı Üretimi, Petrollü Seyl Gazı Sanayi ve Küresel Doğalgaz Fiyatları”, 2012, www.fmo.org.tr/..Amerika-Birlesik-Devletleri-Petrollü-Kaya-Gazı-Üretimi 
Armağan Kuloğlu, “ ABD’nin Enerji Hakimiyeti Teorisi ve Büyük Orta Doğu Projesi NATO’nun Doğu’ya Doğru Genislemesi,Değisen NATO ve Bu Değisimde Enerjinin Rolü”, Stratejik Analiz, Cilt 5, No.54, Ekim 2004, ss.137-138. 
Baha Erbas,“Enerji Devrimi ve Kaya Gazı”, "http://www.usasabah.com/rss/Yazarlar.xml"Erisim:07.06.2014 
Berivan Tapan, “Kaya Gazı Enerjide Devrim mi?” www.aktuel.com.tr/gundem/2013/27.11.2013 15:46 Erisim:08.05.2014 
Cenk Sevim, “Kaya Gazının Uluslararası Enerji Politikalarına Etkileri”,
http://www.diplomatikgozlem.com/TR/belge/1-9576/kaya-gazinin-uluslararasi-enerji-politikalarina-etkiler-.html, Erisim:13.05.2014. 
Deniz Tören, “Enerji Güvenliği ve NATO Bağlamında Büyük Ortadoğu Projesi”, 
http://www.tuicakademi.Org/Dndex.Php/Kategoriler/Diğer/1017-Enerji-Guvenliği-ve-Nato-Baglamında-Buyuk-Ortadoğu Projesi,   Erisim:11.05.2014. 
Deniz Ülke Arıboğan, Büyük Resmi Görmek, Dstanbul, Timas Yayınları, 2013 
Diplomatik Gözlem “Dünya Siyaseti Yeniden Biçimleniyor”, 
http://www.diplomatikgozlem.com/TR/belge/1-8180/dunya-siyaseti-yeniden-bicimleniyor.htm, Erisim:12.05.2014. 
Doğan Üçok, “Jeopolitik Enerji ve Amerika içi/dısı Kaya Gazı”, 
http://cumartesiokulu.sabanciuniv.edu/jeopolitik-enerji-ve-amerika-icidisi-kaya-gazi Erisim:02.10.2014 
Emine Filoğlu, “Dünya’da ve Türkiye’de Doğal Gaz ve Shale Gas (Kaya Gazı) Teknolojileri ve Ticareti”, 
http://www.icci.com.tr/2013/sunumlar/OT13_Emine_Filoglu.pdf   Erisim:07.05.2014 
Gültekin Sümer, “Amerikan Dıs Politikasının Kökenleri ve Amerikan Dıs Politik Kültürü”, Uluslararası Dliskiler, Cilt 5, Sayı 19 (Güz 2008), ss. 119-144. 
Kemal Pehlivanoğlu, “Dki Dev Ekonomi Geleceği "Kaya" da Buldu!”, Aktüel Dergi, 
http://www.aktuel.com.tr/dergi/2013/09/26/iki-dev-ekonomi-gelecegi-kaya-da-buldu,   Erisim:12.05.2014. 
M.Namık Yalçın, “Kaya Gazı (Shale Gas)”, 13 Subat 2013 
http://www.dogalgaz.com.tr/yayin/219/kaya-gazi-shale-gas_6551.html#.U3e44dJ_sXs,   Erisim:13.07.2014 
Mehmet Öğütçü, “Küresel Enerji Ekonomisinde Yeni Dinamikler: Türkiye Nasıl 
Konumlanmalı?”, http://esiad.org.tr/wp-content/uploads/2014/02/Mehmet.pdf,   Erisim: 12.05.2014. 
Muharrem Yılmaz, “Enerji Politikaları ve Jeo Strateji” 
http://www.tusiad.org/__rsc/shared/file/Muharrem-Yilmaz-Makalesi-Gorus-82.pdf,   Erisim:03.05.2014. 
Özgür Demirtas “Enerji Piyasasındaki Son Gelismeler ve Kaya (Seyl) Gazı”,,  http://ekonomi.isbank.com.tr Erisim:12.05.2014 ss.1-18. 
Pınar Akçalı, “Dünya Siyasetinde Orta Asya”, 
http://akademikperspektif.com/2014/03/31/doc-dr-pinar-akcali-roportaji-dunya-siyasetinde-orta-asya, Erisim:12.05.2014 
Sabiha Kötek, “ Seyl Gazı Ne Kadar Çevreci?” 02.09.2013, 
http://www.enerjigunlugu.net/seyl-gazi-ne-kadar-cevreci_4749.html#.VEjNPiKsV1Y,   Erisim:12.06.2014. 
Seyit Arslan, “Küresel Dengeleri Sarsmaya Aday Enerji: Kaya Gazı”, 
"http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/rss_rssMainPage.action"Erisim:12.05.2014 
The British Petroleum,“BP Energy Outlook 2030”, 
http://www.bp.com/content/dam/bp/pdf/statistical-review/BP_World_Energy_Outlook_booklet_2013.pdf, Erisim:19.10.2014. 
Yunus Emre Sarıbuğa, “Enerjide Dengeleri Değistirecek Bir Kaynak: Kaya Gazı”, 
http://www.elektrikport.com/teknik-kutuphane/enerjidedengeleridegistirecekbirkaynakkaya-gazı/8046#ad-image-0,Erisim:05.05.2014 
Zbigniew Brzezinski, “ABD’nin Enerji Hakimiyet Teorisi ve Büyük Orta Doğu Projesi, Büyük Satranç Tahtası: Amerika’nın Önceliği ve Bunun Jeostratejik Gerekleri”, Ertuğrul Dikbas ve Ergun Kocabıyık(Çev.), Sabah Kitapçılık, Dstanbul 1998, ss.138-139. U.S. Government Accuntability Office, 
http://www.fms.treas.gov/fr/13frusg/GAO-Statement-2013.pdf, Erisim Tarihi: 23.10.2014. 
OECD Economic Outlook, “General Assessment Of The Macroeconomic Situation”, 
http://www.oecd.org/eco/outlook/general-assessment.pdf, Erisim Tarihi: 23.10.2014. 
US Government Spending, 
http://www.usgovernmentspending.com/download_multi_year_2000_2020USb_G0f#copypas 
te, Erisim Tarihi: 23.10.2014. 
United Nations, “World Economic Situation and Prospects 2014”, 
http://www.un.org/en/development/desa/policy/wesp/wesp_current/WESP2014_mid-year_update.pdf, Erisim Tarihi: 23.10.2014. 

***

ABD’NİN KÜRESEL REKABETİNDE KAYA GAZININ YERİ: ENGELLER VE AVANTAJLAR BÖLÜM 1




ABD’NİN KÜRESEL HÂKİMİYET REKABETİNDE KAYA GAZININ YERİ: ENGELLER VE AVANTAJLAR, BÖLÜM 1 



Zafer AKBAŞ*1 
*Doç.Dr. Zafer AKBAS, Düzce Üniversitesi Uluslararası Dliskiler Bölümü, zaferakbas@duzce.edu.tr 
Esra PALA**2 
**Esra PALA, Düzce Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, esrapala1@hotmail.com

DOĞU AKDENİZ’DE ENERJİ DENKLEMİ VE OLASI YAN ETKİLERİ  
Özet 

Günümüzde enerji kaynaklarına sahip olan devletler küresel rekabette diğer aktörlere karsı avantajlı durumdadır. Enerji bağımlılığı salt bir ekonomik sorun olmanın ötesinde bir güvenlik sorunu olarak da ele alınmaktadır. ABD dünyanın hegemon ülkesi olarak, küresel hâkimiyetini sürdürmeye çalısmaktadır. ABD’nin hegemon gücünün azaldığına dair yapılan analizlerin bir kısmı ekonomik parametlere dayanmaktadır. Enerji kaynakları, bu parametreler içinde önemli bir yer isgal etmektedir. 

ABD dıs politikalarının önemli bir uğras alanı, enerji kaynaklarının kontrolü, çesitlendirilmesi, güvenliği konularıdır. ABD için, örneğin Ortadoğu ve Kafkaslar gibi bölgelere yönelik dıs politik tutumların en önemli odak noktalarından biri, enerji kaynaklarının kontrolüdür. Kaya Gazı, bu bağlamda olmak üzere, ABD için stratejik bir kaynak özelliği tasımaktadır. 

ABD, dünyanın en önemli enerji aktörlerinden biri olmak yanında, yakın zamanın en önemli enerji kaynaklarından biri ve petrole alternatif olarak da ifade edilen Kaya Gazı potansiyeline sahip ülkelerden biri olmak avantajını da elinde bulundurmaktadır. Ancak bu enerji kaynağının elde edilmesinde ekonomik, teknik ve çevresel zorluklar vardır. 
Bu çalısmada realist bir perspektifle, stratejik kaynak olma özelliği tasıyan Kaya Gazı’nın ABD için önemi, sağlaması muhtemel avantajlar ve buna dair engeller üzerine odaklanılmıstır. Bu unsurlardan hareketle, ABD’nin küresel hâkimiyetini sürdürmesinde Kaya Gazı’nın rolü, ABD ve uluslararası politika eksenli olarak incelenmistir. Ayrıca çalısma Kaya Gazı’nın ABD’nin küresel hâkimiyetinin sürdürülmesinde önemli araçlardan biri olduğu ve bu araca dair avantaj ve engellerin de bulunduğu varsayımına dayanmaktadır. 
Anahtar Kelimeler: ABD, Hegemonya, Kaya Gazı, Enerji rekabeti, Güç kapasitesi 

Giriş; 

Enerji, dünyadaki bütün ülkelerin ekonomik, politik ve sosyal açıdan gelismesinde birincil ihtiyaçlardandır. Bu açıdan günümüz uluslararası politikasında devletlerin, enerjiyi sorunsuz, güvenli bir biçimde, temiz ve ucuz yollardan temin etme ve alternatif kaynaklar üretme temel hedef ve stratejileri vardır. Devletler bu temel hedef ve stratejilerini gerçeklestirmek üzere, sert ve yumusak güç unsurlarını kullanırlar. Kaya gazı bu bağlamda olmak üzere kaynak çesitlendirmesinin en ciddi alternatiflerinden birini olusturmaktadır. 

Kaya Gazı Devrimi" sayesinde Amerika Birlesik Devletleri (ABD) dünyada en çok doğal gaz üreten devletler sıralamasında son on yıl içinde en üst sıralara yükselmistir. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA)'nın çalısmalarında, 2015 yılında, ABD'nin doğalgaz üretiminde Rusya Federasyonu'nu geride bırakacağı öngörülmektedir. Konvansiyonel olmayan doğalgaz kaynaklarının, özellikle de kaya gazının, kesfedilmesi ve ABD tarafından gelistirilen yeni teknolojiler sayesinde ortaya çıkarılarak dünya enerji arzına eklenmeye baslanması, dünya enerji jeopolitiğinde köklü değisiklikler meydana getirmektedir.3 

Kaya gazı küresel dünyanın enerji ihtiyacının karsılanmasında önemli bir araç olmaya adaydır. Kaya gazına sahip olan ülkeler diğer ülkelere göre karsılastırmalı üstünlük elde etmis olacaklardır. Kendi çıkarlarını maksimize etmek, ekonomik, politik ve askeri yönden avantajlı durumda olmak isteyen uluslararası aktörler, kaya gazını çıkarmak ve arz etmek üzere çalısmalar yürütmektedir. Kaya gazı elde eden ülke sadece dısa bağımlı olmaktan kurtulmayacak ya da dısa bağımlılığını azaltmayacak, aynı zamanda rakiplerine göre rekabet üstünlüğü elde etmis olacaktır. Bu nedenle çalısmada kaya gazının özelliklerine ve ABD’nin kaya gazı politikasına yer verilmis, ABD için kaya gazının bir hegemonya sürdürme aracı 
olduğu vurgusu yapılmıstır. 

1. ABD Küresel Hâkimiyeti: Enerji Politikaları ve Jeo-Strateji Günümüz uluslararası düzeni içinde güç ve gücün unsurları bakımından diğer 
aktörlere kıyasen açık ara üstün kapasiteye sahip olan tek ülke vardır ki bu da ABD’dir. ABD, 

I. Dünya Savası ile dünya politik arenasında varlığını hissettirmis, II. Dünya Savası ile de hegemon bir güç haline gelmistir. 
Tarihsel açıdan incelendiğinde, ABD’nin de dıs politika ve milli güvenlik stratejisini jeopolitik temeller üzerine insa ettiği görülmektedir. ABD, yirminci yüzyıl sonlarından itibaren bilinen dünya hâkimiyet teorilerinden farklı olarak, enerji havzalarının ve enerji ulastırma hatlarının kontrol gücüne dayanmakta olan farklı bir hâkimiyet teorisini gelistirmeye baslamıstır.4 

Günümüz dünya siyaseti sosyal, ekonomik, küresel, mali ve siyasi alanlarda yasanan küresel krizin ve kaynakların azalmasının getirdiği baskıyla Batı dünyasının dünyanın geri kalanı üzerinde paylasım mücadelesi veya rekabeti biçiminde islemektedir.5 

ABD, 1990’lı yıllarda en temel önceliği Rusya ile iliskilerin yeniden biçimlendirilmesine vermistir. Soğuk Savas’ın sona ermesi ile ABD-Rusya iliskilerinde “yeni bir sayfa” açılmasına neden olmustur. Bu çerçevede ABD ilk dönemde Rusya ile iliskilere öncelik vermis ve Orta Asya Bölgesi’nde de Rusya’nın devam eden etkisini kabul etmistir.6 
ABD’nin petrol bölgesi olan Ortadoğu’ya yönelik izlediği politikaların temelinde enerji kaynaklarının kontrolü vardır. Bu bağlamda en önemli proje Büyük Orta Doğu Projesi’dir. Bu projenin bir amacı da petrol ve doğalgazın bir tehdit unsuru olarak kullanılmasını engellemektir. 

Enerji gereksiniminin arttığı bir kürede, enerji kaynaklarına hâkim olmanın “küresel hâkimiyetin yeni belirleyicisi” olduğunu öne sürmenin pek de yanlıs olmayacağı söylenebilir. Fakat enerji kaynaklarına sahip olmak yeterli gelmeyecektir. Bunların güvenli bir sekilde gideceği yerlere ulastırılması en az enerji kaynaklarına sahip olmak kadar, önemlidir.7 
Gelismenin ve refah seviyesinin endüstriyel ilerlemeye, gelismeye endeksli bulunduğu günümüz dünyasında, enerji kaynaklarının ve bunların bulunmakta olduğu bölgelerin denetlenmesi büyük oranda önem teskil etmektedir.8ABD’nin gelistirdiği enerji hâkimiyeti teorisinin amacı baskalarının enerji ihtiyacından önce kendi enerji gereksinimini karsılamaktır.9 

ABD’nin enerji hâkimiyet teorisinin bir baska amacı da mevcut ekonomik sistemi sürdürmektir. ABD, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinin ürettikleri ürünlerin büyük kısmını ithal ettiği için 500 milyar dolarlık dıs ticaret açığı vermektedir. ABD, baska ülkelerin yeni pazarlara girmesine imkân vermek istememekte ve mevcut düzeninin devamını sağlamaya çalısmaktadır.10 

ABD dıs politika yaklasımı açısından üç temel ekolden bahsedilebilir. Bu ekollerden ilki, Amerika’nın dünyanın tamamını kontrol etmek durumunda olduğuna inanan ve bunu yapmak için de askeri gücünü, sert gücünü önemseyen “controllers” grubudur. Dünyanın biçimlendirilmesi gerektiğini düsünen ve “shapers” denilen ikinci ekol ise Amerika’nın 


“ Dünyanın Efendisi ” değil, “ Lideri ” olması gerektiğini savunmaktadır. Bu çerçevede, ABD’nin yumusak güç, kullanımına yönelmesi gerektiğini açıklamaktadır. Üçüncü ekol ise Amerikan gücünün kendi kıtasına çekilmesi gerektiğini savunan “abstainers” grubu. 1823 Monroe Doktrini’nden kalma izolasyonist durusu benimseyenler bu gruba dâhildir. Buna göre ABD, 
dünyaya, özellikle de Avrupa’ya ve etrafına ne zaman müdahale etmeye kalksa bunun yan etkilerini Amerikan vergi mükellefleri üstlenmektedir.11 ABD elde ettiği essiz konumla, yumusak güç araçlarını en iyi sekilde kullanarak klasik hegemonik bir güç olmanın aksine, dünyayı yönetmeyi amaç edinmistir.12 

Dünyanın enerji ihtiyacı gün geçtikçe artmaktadır. Bu alanda büyük bir rekabet yasanmaktadır. ABD, dünyanın en çok enerji kaynağı tüketen aktörü olarak, diğer bölgelerdeki enerji kaynaklarını kontrol etmeye yönelik politikalar izlemekte, enerji bağımlılığını azaltmaya çalısmakta ve bu nedenle kaynak çesitliliğini artırma yönlü tutum izlemektedir. 

ABD’nin dıs politikasında enerji güvenliği en önemli karar noktalarından biridir. Özellikle petrolün Batıya sorunsuz akısının sağlanarak, fiyatının ucuzluğunun sağlanması ABD için yasamsal öneme sahip hususlar olarak kabul edilmektedir. 

1970’lerin basından itibaren ABD, Ortadoğu petrollerini daha fazla kullanmaya baslamıstır. Bu eğilimle ABD’nin fiilen Ortadoğu’ya müdahil olmasına neden olacak stratejileri gelistirmesi, askeri kapasitesini artırması birbirlerine bağlı gelismelerdir. ABD’de enerji alanında kaya gazı kosunda yasanan devrim, hem ülkenin enerji kaynaklarına bağımlılığını azaltmakta hem de stratejik önceliklerini değistirmesini sağlamaktadır. Hidrolik kırma metoduyla elde edilen gaz ve petrol ABD’nin hızla kendine yetecek bir duruma gelmesine yol açmaktadır. 13 

2.ABD Küresel Hâkimiyeti ve Kaya Gazı: Jeo-Ekonomik, Jeo-Politik ve Jeo-Stratejik Özellikler 

ABD'de 2008 krizinden sonra ekonomik sektörlerde olusabilen sorunların gelecekte önüne geçebilmek için yeniden uluslararası ticarette "made in USA" damgalı rekabet edilebileceği ürünler üretme stratejisiyle öne çıktı. Sanayi üretimine yeniden önem ve ağırlık verilmeye baslandığı bu dönemde pek çok ABD'li politikacı bakımından kaya gazı, süper gücün dünya ekonomisi üzerinde yeniden hâkimiyet kurmasını sağlayacak hayati bir enerji girdisidir. Uzun bir aradan sonra ABD toplam istihdamı içinde payı tek rakamlı oranlara kadar gerileyen sanayi istihdamı, ilk kez gözle görünür bir artıs göstermeye baslamıstır.14 Bu artıs kaya gazı ile ilişkilendirilmektedir.

ABD’nin bütçe açığı artmaktadır. Federal Hükümet açıklamalarına göre 2013 mali yılı bütçe açığı 608 milyar dolardır.15 Bu açık zaman zaman fazlasıyla yükselmektedir. ABD makro ekonomik göstergelerinde de büyük bir sıçramadan bahsetmek mümkün görünmemektedir. Dünya 2001-2010 arası reel GSMH ortalaması 3.4 iken aynı dönemde ABD ortalaması 1.6’dır. Aynı dönemde OECD ülkeleri 1.7, OECD dısı ülkeler 6.9, Çin ise 10.9 Reel GSMH’ya sahiptir.16 ABD GSMH’sının 2014’te %2.4 büyüyeceği tahmin edilmektedir.17 
Aşağıdaki tablodan da ABD’nin federal açığının arttığı görülmektedir. 



Tablo1. ABD GSMH’sı ve Bütçe Açığı 
Kaynak: US Government Spending, 
http://www.usgovernmentspending.com/download_multi_year_2000_2020USb_G0f#copypas te Erisim Tarihi: 23.10.2014. 


ABD, 1966 yılından günümüze kadar kesintisiz olarak doğalgaz ithal etmektedir. Kaya gazı üretimindeki artısın katkısıyla ABD, 1966'dan bu yana tarihte ilk defa yeniden 2019 yılında tükettiği bütün doğalgazı üretebilecek, 2020 yılında kullandığının yüzde 1'i kadarını, 2040 yılında ise yüzde 12'si kadarını dünya pazarına ihraç edebilecek olup, bu durum, Meksika ve Kanada ile olan büyük enerji ticaretinde Amerika lehine bir süreç baslatacaktır. ABD, 2011 yılında ürettiği doğalgazın yüzde 32'sini kaya gazından temin etmistir. Bu 
rakamın 2007 yılında yalnızca yüzde 8 olduğu hatırlanırsa kaya gazı üretimindeki büyük artıs gözler önüne gelir ki bu rakamın 2035'de yüzde 50'yi geçmesi hedeflenmektedir.18 

ABD, dünyada kaya gazı bölgelerini en verimli değerlendiren ülke konumundadır. Enerji Bilgi Yönetim Dairesi (EIA) öngörülerine göre ABD, kaya gazı ve mevcut petrolü sayesinde 2035'te enerjide kendi kendine yeten ülke durumuna yükselebilir. Uluslararası dengeler bakımından ekonomi alanında liderliği elinde tutan Çin'de refah düzeyinin yükselmesi ile beraber yükselen isçi maliyetleri düsünüldüğünde ABD yeniden dünyanın sanayi üretim ve ekonomik güç merkezi olabilir.19 ABD’nin 10 yıl içerisinde petrolde Suudi Arabistan’ı, 4-5 yıl arasında da dünyanın doğalgaz imparatoru Rusya’yı geride bırakacağı tahmin edilmektedir. ABD, Kaya gazına geçis ile petrol talebinde de azalmalar yasayacaktır.20 Bu durumlar kaya gazının stratejik ve ekonomik önemini artısmıs olup, ABD’nin küresel hâkimiyetine büyük katkı sağlayacak görünmektedir. 

Kaya gazı Kuzey Amerika'da basarıya ulasmıs durumda olup sayet yoğun bir biçimde ihracatına ruhsat çıkarsa, dünya doğal gaz piyasasındaki dengeleri; ekonomik, jeopolitik, rekabet ve fiyat bakımlarından sarsacaktır. Avrupa, doğal gaza ABD'den üç kat, Japonya ise dört kat daha fazla ödemektedir. Bu sebeple özellikle doğal gaz ile bağlantılı petrokimya ve benzeri bazı yatırımlar, Kuzey Amerika'ya göç etmeye baslamıstır.21 

2012 itibarıyla Çin’de kaya gazı için sadece 60 sondaj kuyusu, Avrupa’nın önemli kaya gazı rezervlerine sahip olduğu savunulan Polonya’da ise sadece 34 adet kaya gazı sondaj kuyusu mevcuttur. Bu oranlar kaya gazı teknolojisinde ve üretiminde ABD’nin üstün bir durumda olduğunu ortaya koymaktadır. Kaya Gazı konusunda bu imkânlara sahip olması ABD’yi bu gaza yöneltmektedir.22 

ABD’deki kaya gazı üretimi 2010’da 4.87 Tcf’ye ulasarak, ülkedeki toplam gaz üretiminin %23’ünü olusturmustur. Bu oran 2013 yılı için %25’tir. Bu durum, tüm dünyanın dikkatini bu yeni alternatif enerji kaynağına yöneltmistir. 2000 yılındaki kaya gazı üretiminin sadece 0.39 Tcf olduğu göz önüne alındığında kaya gazı üretimindeki bu hızlı artısın, ABD için ne kadar önemli olduğu anlasılır. ABD’de petrollü kaya gazı endüstrisi alanında yirmi bin kuyuda sondaj islemleri yapılmakta olup, çok büyük miktarda insana istihdam imkanı sağlanmaktadır. Kaya gazı sanayisi sayesinde ülkede cüzi miktarla doğalgaz temin edilmektedir. Pahalı olmayan doğalgaz arzı ABD’ye esi benzeri olmayan faydalarla birlikte 
enerji arz güvenliği bakımından kazanç sağlamaktadır.23 ABD’nin küresel GSYDH içindeki payı %22, dünya nüfusu içindeki payı %4.59,dünya enerjisi tüketimi içindeki payı ise % 25 tir. Dünyanın en büyük petrol tüketicisi ve ithalatçısı olan ABD, kullandığı petrolün yüzde 53.5’ini ithal etmektedir (2012). ABD’nin enerji tüketiminde petrolün payı, kaya gazı nedeniyle giderek azalmakta, petrolde dısa bağımlılık oranı düsmektedir. ABD açısından petrol içerikli kaya gazları tüketim ve üretiminde büyük oranda artıs görülmektedir. Bu ülkede petrol içerikli kaya gazları üretiminin büyümesi, ekonomik anlamda doğalgazdaki fiyatları düsürerek, çevresel açıdan da yeryüzüne sızan karbon emisyonları ve karbondioksit salınımlarını azaltmaktadır.24 Bütün bu gelismeler ABD’nin kaya gazına yönelmesine neden olmustur. ABD enerji açığını gidermek üzere kaya gazı üretimini önemli bir stratejik tercih olarak değerlendirmektedir. Dünyanın en büyük enerji ithalatçısı konumundabulunan ABD, bu konumunu 2017 yılından itibaren Çin’e bırakacak; 2030’da da Çin ve Avrupa, dünyanın en 
büyük petrol ithalatçıları olacaklar diye tahmin edilmektedir.25 

ABD, tükettiği petrolün yaklasık %53’ünü ithal etmektedir. ABD’nin kaya gazına sahipliği sadece kendisi için değil müttefikleri için de avantaj olarak değerlendirilebilir. Çünkü Almanya Basbakanı Merkel, ABD’nin kaya gazını ihraç etme kararını vermesi durumunda, bunun Avrupa ülkeleri açısından bütünleyici bir faktör olduğunu söylemiştir. Enerji ajansının verilerine göre, AB’nin halen enerjide dısa bağımlılık oranı yüzde 60 olan oranının, 2035 yılında yüzde 80’e yükselecek olması da bu bütünleyiciliğe ihtiyaç olduğunu göstermektedir.26 

2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,

***