11 Mart 2018 Pazar

81.Yılında Montro Sözleşmesi Güncel Gelişmeler, BÖLÜM 1

81.Yılında  Montro  Sözleşmesi Güncel Gelişmeler, BÖLÜM 1

Rapor • No: 12 • Nisan 2017 
81.Yılında Montrö Sözleşmesi’nin Karşılaştığı Güvenlik Sorunları ve Sözleşmenin Feshi ve Tadili İçin Girişimler Vukuunda Karşılaşılacak  Senaryoların Analizi 
Dr. Şükrü M. ELEKDAĞ 
Ankara 2017 
Avrasya İncelemeleri Merkezi 
AVİM Rapor No: 12 

TERAZİ YAYINCILIK 
Terazi Yayıncılık Bas. Dağ. Dan. Eğt. Org. Mat. Kırt. Ltd. Şti. 
Abidin Daver Sok. No. 12/B Daire 4 06550 Çankaya/ANKARA 
Tel:0 (312) 438 50 23-24 •Faks:0 (312) 438 50 26 
E-mail:teraziyayincilik@gmail.com 

Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) 
YAZAR 
Dr. Şükrü M. ELEKDAĞ 
TASARIM 
Ruhi Alagöz 
BASKI TARİHİ 
Nisan 2017 
Bu ve diğer AVİM yayınlarına ulaşmak için: 
www.avim.org.tr 


İÇİNDEKİLER 

GİRİŞ........................................................................................4 

1- MONTRÖ SÖZLEŞMESİNİN KARŞILAŞTIĞI GÜNCEL GÜVENLİK SORUNLARI .........5 
1.1- Gürcistan Krizi......................................................................6 
1.2- Ukrayna-Kırım Krizi...............................................................7 
1.3- Karadeniz'de Tansiyonun Yükselmesi........................................9 
1.4- Karadeniz'de Daimî bir NATO Filosu Konuşlandırması Önerisi ......10 
1.5- NATO Varşova Zirvesi: 

Rusya Batı Dünyasının Önde Gelen Tehdit Kaynağı............................11 

1.6- ABD Soğuk Savaş'tan Bu Yana İlk Defa Avrupa'da Yığınak Yapıyor.12 
1.7- Karadeniz'deki Gerginlik Tehlikeli Biçimde Tırmanma Sinyalleri Veriyor..13 

2- MONTRÖ SÖZLEŞMESİ'NİN FESİH VE TADİLE İLİŞKİN 28. VE 

29.MADDELERİNİN UYGULANMASI HALİNDE TÜRKİYE'NİN KARŞILAŞACAĞI SENARYOLARIN ANALİZİ......14 

2.1- ABD İle Rusya Karadeniz'de Çatışma Rotasında..................................15 
2.2- Fesihle İlgili Maddenin İşletilmesi ...................................................16 
2.3- Montrö'nün Tadile İlişkin Maddesinin Uygulanması .............................18 

KAYNAKÇA..........................................................................................21 

AVİM Rapor No: 12 • Nisan 2017 

81. Yılında Montrö Sözleşmesi’nin Karşılaştığı Güvenlik Sorunları ve Sözleşmenin Feshi ve Tadili İçin Girişimler Vukuunda Karşılaşılacak Senaryoların Analizi 

Dr. Şükrü M. ELEKDAĞ 
(E) Büyükelçi, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, 
22. & 23. Dönem CHP Milletvekili 

GİRİŞ 

Montrö Sözleşmesi’nin 81. yılında, Karadeniz havzasında çarpıcı jeopolitik değişikliklerin vuku bulduğunu, Bölgenin stratejik öneminin arttığını ve bir soğuk savaş havasının bölgeye hâkim olmaya başladığını görüyoruz. 

Rusya’nın, Karadeniz havzasında hegemonya kurma çabası ve bu bağlamda Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna’nın Donbass bölgesindeki Rus kökenli ayrılıkçı isyancıları desteklemesi nedeniyle Batı dünyasıyla Rusya arasında artan tansiyon ortamında, 8-9 Temmuz 2016 tarihlerinde Varşova’da yapılan NATO zirvesinde, Rusya’nın yayılmacı eğilimlerini durdurmak amacıyla doğu ve kuzey Avrupa’nın savunulması kapsamında bir dizi askeri önlem alınması kararlaştırılmıştı. Bu meyanda NATO’nun Karadeniz’deki askeri varlığının arttırılmasını öngören kararlar da alınmış ve bu bağlamdaki önlemler arasında “NATO Daimî Deniz Gücü” adı altında sürekli bir NATO varlığının oluşturulması da gündeme gelmişti. Varşova zirvesinde alınan bu kararlar ile, Rusya’nın attığı mukabil adımların Karadeniz havzasındaki krizi tırmandırıcı bir karakter taşıdığı göze çarpıyor. 

Batı medyasında, bu durumun, Türk Boğazlarının hukuki yapılanmasını zorladığı yolunda bir algı oluşmuştur. 1936’da Montrö’de Boğazlar 

Sözleşmesi’nin imzalanmasıyla “kapanmış olan sorunların” tekrar su yüzüne çıkmaya başladığından söz ediliyor. Fransız le Temps gazetesi Karadeniz’de ABD ile Rusya arasındaki keskin rekabeti, “ABD-Rusya Bilek Güreşi” olarak tanımlıyor.1 

Bu gelişmeler ışığında makalemizi iki bölümden oluşacak şekilde düzenledik. Birinci bölümde, Montrö Sözleşmesinin karşılaştığı güncel güvenlik sorunlarını ele alınacak; ikinci bölümde ise, Sözleşme’nin fesih ve tadile ilişkin 28. ve 29. Maddelerinin uygulanması halinde, Türkiye’nin karşılaşabileceği senaryoların analizi yapılacaktır. 

1- MONTRÖ SÖZLEŞMESİNİN KARŞILAŞTIĞI GÜNCEL GÜVENLİK SORUNLARI 

Soğuk savaş döneminde Türk Boğazları ve Montrö Sözleşmesi’yle ilgili bir tartışmanın uluslararası gündeme geldiğine tanık olunmamıştır. Buna mukabil, Vladimir Putin’in Rusya’yı tekrar bir süper güç haline getirme hedefine ve bu bağlamda Rusya’nın Sovyetler Birliği dönemindeki etki alanlarını tekrar kazanma politikasına, NATO’nun doğuya doğru genişleme stratejisiyle karşı koyması, Batı ile Rusya arasında bir rekabet ve çatışma ortamının ortaya çıkmasına yol açmıştır. 

Bu durumun, Karadeniz havzasındaki siyasi iklimi etkilemesi de kaçınılmaz olmuştur. 

1999’da Macaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ni üyeliğe kabul etmiş olan NATO, Mart 2004’te tarihinin en büyük genişlemesini gerçekleştirmiştir. Bu genişleme, üç Baltık ülkesi (Estonya, Letonya ve Litvanya) ile birlikte, Romanya, Bulgaristan, Slovakya ve Slovenya’yı kapsamıştır. 

Romanya, NATO üyesi olmasıyla birlikte topraklarını, hava sahası ile limanlarını sonuna kadar ABD’ye açmıştır. Romanya, 2005’te ABD ile imzaladığı bir anlaşma ile ABD’ye 10 yıl süreyle ülkesinde üsler tesis etme izni vermiş, Romen hava kuvvetlerine ait üsler ABD emir ve komuta zincirine dahil edilmiştir. Washington’la askeri işbirliğini azami ölçüde geliştirme politikası izleyen Romanya, ABD’nin Karadeniz’e açılan kapısı olmuştur. 

Ülkelerinde gerçek demokrasiyi uygulama yönünde atılımlara girişen ve Rusya’nın boğucu baskısından kurtulmak isteyen Ukrayna ile Gürcistan’ı NATO’ya üye yapmak isteyen ABD, bu isteğini NATO’nun 2008’deki Bükreş zirvesinde dile getirmiştir. İngiltere, Fransa ve Almanya’nın muhalefeti dolayısıyla, bu konuda bir karar alınması ileri bir tarihe bırakılmıştır. Ancak, İttifak forumundaki bu tartışmayı, Gürcistan ve Ukrayna, NATO’ya üyelikleri hususunda kendilerine verilen gayri-resmi bir söz olarak algılamışlardır. 

1.1- Gürcistan Krizi 

Ukrayna ile Gürcistan’ın da NATO’ya katılması projesini, Rusya’nın kuşatılmasın da önemli bir halka ve güvenliğine yönelen vahim bir tehdit olarak değerlendiren Moskova, Bükreş Zirvesinden dört ay sonra, önce Güney Osetya’yı bağımsızlığa teşvik ederek Osetler’le Gürcistan arasında savaş çıkartmış, sonra da savaşa müdahale etmek suretiyle Gürcistan’ı parçalamıştır. Savaşın ardından Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını tanıyan Rusya, Karadeniz’deki savunmasını güçlendirmiş, bu amaçla Abhazya’da yeni üsler kurmuş ve Ukrayna ile Sivastopol’daki deniz üssünün süresini uzatan bir anlaşma imzalamıştır. 

Bu sırada, Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev tarafından yapılan, “Güney Osetya’daki savaş olmasaydı NATO’nun doğuya doğru genişlemesi engellenemezdi” yolundaki açıklama dikkat çekicidir. Bu açıklama, Rusya’nın Gürcistan’a saldırısının, ABD’ye ve AB’ye, Ukrayna’nın NATO’ya üye yapılmasından vazgeçilmesi hususunda uyarıda bulunma amacını güttüğünü ortaya koymaktadır.2 

Gürcistan Savaşı, Türk Boğazlarının askeri ve stratejik açıdan sahip olduğu önemi, bir kere daha, birden gözler önüne sermiştir. Savaş sonrasında ABD iki askeri hastane gemisiyle Gürcistan’a askeri yardım göndermek istemiştir. İki geminin toplam tonajı 69.000 tondu. Türkiye, Montrö Sözleşmesi’ne göre Karadeniz’deki askeri gemilerin tüm tonajının 45.000 ton geçemeyeceğini dikkate alarak, ABD’ye geçiş izni vermedi. Bunun üzerine, ABD, daha hafif tonajlı üç askeri gemiyle Boğazlardan geçti ve insani yardım malzemesini iletti. ABD savaş gemilerinin Boğazlardan geçip Karadeniz’e girmeleri üzerine, Rusya’nın 

Karadeniz donanmasının amiral gemisi Moskova Sivastopol üssünden denize açıldı. Yani Karadeniz’de tansiyon yükseldi. 

Türkiye’nin, Amerika’nın ilk önerisini kabul etmemesi, ABD’li Kongre üyelerinin tepkilerine yol açtı ve Türkiye eleştirildi. Öte yandan, ABD savaş gemilerinin Karadeniz’e girmesinden rahatsız olan Rusya da, Genelkurmay Başkan Yardımcısı Anatoly Nojontsin vasıtasıyla kaygılarını şu şekilde dile getirdi: “Bu gemiler, Karadeniz’de 21 günden fazla kalırlarsa, bundan Türkiye sorumlu olur. ABD gemileri, St. Petersburg’a kadar menzili olan nükleer başlıklı balistik füzeler taşıyorlar.” 

Gürcistan krizinde Türk Hükümeti’nin çetin bir sınavla karşılaştığını belirtmeliyiz. Hükümet bu krizde, NATO üyesi olmanın yükümlülükleriyle, önemli bir ticari ortağı olan ve istikrarlı ilişkiler geliştirmek istediği Rusya arasında sıkışıp kaldı. NATO, ABD ve AB; Rusya’yı Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanıma kararı nedeniyle sert biçimde kınadılar. Türk Hükümeti ise, bir hayli kıvrandıktan sonra, bu tür bir açıklama yapmaktan çekinerek, son olaylar karşısında rahatsızlığını ifade eden bir bildiri yayınlamakla yetindi. 

Oysa, Türkiye, Gürcistan’la yoğun ekonomik, siyasi ve askeri bağlar geliştirmişti. Özellikle, Gürcistan subaylarının Harbiye’de eğitilmesi ve 
Gürcü ordusuna silah ve teçhizatın ülkemizden sağlanması, Türkiye’yi Gürcistan’ın hamisi konumuna getirmişti. Bu durum, Türkiye’nin 
bölgedeki prestij ve caydırıcılığını güçlendirmişti. Ancak, Ankara’nın, olaylara seyirci kalmaya zorlanması ve Gürcistan’ı ezen ve bölen 
Rusya’yı eleştirmekten uzak durması, Türkiye’nin bölgede kazandığı karizmanın derinden çizilmesine yol açtı. 

1.2- Ukrayna-Kırım Krizi 

Ukrayna-Kırım krizinin uzun süre devam etme ve tehlikeli bir tırmanma göstererek tüm Karadeniz bölgesini etkileyebilme olasılığı vardır. Bu nedenle bu krizin Montrö Sözleşmesi üzerindeki olası etkilerini ele almadan önce, Ukrayna’nın Rusya açısından taşıdığı stratejik öneme kısaca değinmemizde yarar var.3 

Putin ve Rus siyasi elitleri gözünde, Ukrayna ve Karadeniz filosunun üssü olması nedeniyle Kırım yarımadası, Rusya’nın güvenliği için yaşamsal öneme sahip bir bölgedir. Kırım, Rusya’nın Karadeniz ve Akdeniz siyaseti açısından “olmazsa olmaz” niteliktedir.4 Oysa, Ukrayna, bağımsızlığını kazanmasından itibaren, Rusya ile arasına mesafe koyarak, Avrupa kurumlarıyla entegrasyonu temel dış politika hedefi olarak belirlemiştir. Ukrayna hükümetleri bu amaçla 2007 ve 2013 yılları arasında Ukrayna ile AB arasında “Ortaklık Anlaşması” ile 
“Geniş Kapsamlı Ticaret Anlaşması”’nın müzakerelerini yürütmüşler ve söz konusu anlaşmaları imza safhasına getirmişlerdir. 

Ne var ki, Rusya’nın tehditleri sonucunda, 21 Kasım 2013’te, Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukeviç AB ile “Ortaklık Anlaşması”’nın imzalanmasını belirsiz bir süre için ertelemek zorunda kalmış ve Rusya’nın kurduğu “Avrasya Ekonomik Birliği”’ne girmek için müzakereleri başlatma kararı almıştır. Rusya’nın bu dayatması üzerine AB yanlısı halk kitleleri sokaklara dökülmüş ve aylar süren protestolar sonucunda Yanukeviç Hükümeti devrilmiştir. Bu gelişmeyi bir tehdit olarak değerlendiren Rusya, Şubat 2014’te, bölgedeki etnik Rusları koruma gibi uydurma bir gerekçeyle Kırım’ı işgal etmiş ve Kırım’daki Rus çoğunluğun önce Kiev’den bağımsızlık ilan etmesini, sonra da Rusya Federasyonu’na katılma kararı almasını sağlamıştır.5

16 Mart 2014 tarihinde düzenlenen referandumda Kırım halkı %96 evet oyuyla Rusya Federasyonu’na katılma kararı almış, bunu takiben Duma da Kırım’ın ilhakını tanımıştır. 

Bu gelişme, ABD’nin ve AB’nin kuvvetli tepkilerine yol açmıştır. 1-2 Nisan 2014’te Brüksel’de toplanan NATO Dışişleri Bakanları, Kırım’da Rusya’nın baskısı altında düzenlenen referandumun uluslararası hukuka aykırı ve geçersiz olduğunu ilan etmiş, Rusya ile askeri ve sivil alanlarda yürütülen işbirliğinin sonlandırılması ve Ukrayna’nın savunma gücünün arttırılması hususunda mutabakata varmışlardır. 

Kırım’ın Rusya’nın eline geçmesinden sonra Ukrayna’da Rus etnik kökenli nüfusun çoğunlukta olduğu Donbass bölgesinde isyanlar patlak vermiş ve Rus yanlısı ayrılıkçılar birleşerek Halk Birliği Cumhuriyetini kurmuşlardır. Rusya’nın ayrılıkçı milislere lojistik yardımda bulunması ve özel kuvvetleriyle destek vermesi nedeniyle Ukrayna ordusu isyanı bastırmakta başarı sağlayamamıştır. Kiev Hükümeti AB’den beklediği silah yardımını alamamaktan şikâyetçidir. 2016 Varşova Zirvesi bildirgesinde, “bağımsız, egemen ve istikrarlı bir Ukrayna’nın Avrupa-Atlantik güvenliği için anahtar önemde” olduğunu vurgulayan NATO da bugüne kadar Ukrayna’ya herhangi bir yardımda bulunamamıştır. 
Taraflar arasında peş peşe imzalanan iki ateşkes anlaşması kısa süreler içinde bozulmuş olup Donbass bölgesinde savaş devam etmektedir.6 

1.3- Karadeniz’de Tansiyonun Yükselmesi 

NATO-Rusya ihtilafının alevlenmesi Karadeniz’de de tansiyonun yükselmesine yol açmıştır. Nitekim, ABD Kırım’ın ilhakının hemen ardından Karadeniz’e USS Truxton adlı savaş gemisini yollamıştır. Truxton’un Karadeniz’i terk etmesinden sonra, 10 Nisan 2014’te güdümlü füze destroyeri Donald Cook Karadeniz’e girmiştir. Pentagon Sözcüsü, savaş gemisinin “ABD’nin bölgeye olan taahhütleri hususunda müttefiklere güven vermek amacıyla Karadeniz’e gönderildiğini” söylemiştir. 

Bu arada, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov yaptığı açıklamada şu hususları belirtmiştir: 

Son dönemde, Türkiye Boğazları üzerinden Karadeniz’e gelen ABD savaş gemilerinin, burada bulunma sürelerini anlaşmalara aykırı biçimde birkaç kere uzattıklarına şahit olduk. ABD tarafına olduğu gibi, Boğazlar’ın sahibi Türkiye’ye de altına imza attığı Montrö Anlaşması şartlarına sadık kalmasını tavsiye ediyoruz. Karadeniz’de kıyısı bulunmayan ülkelerin burada bulunma süreleri ve tonajları anlaşmayla belirlenmiştir. 

Türk Dışişleri Bakanlığı ise, Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi’ni titizlikle uyguladığını belirterek Lavrov’un iddialarını yanıtlamıştır. Lavrov’un 
gösterdiği tepki, daha Ukrayna krizi başlamadan önce Soçi’deki Kış Olimpiyatları nedeniyle ABD’nin Karadeniz’e gönderdiği USS Taylor firkateyninin 
12 Şubat’ta yakıt ikmali sırasında Samsun limanında karaya oturması nedeniyle zamanında çıkış yapamamasından ileri gelmişti. 

1.4- Karadeniz’de Daimî bir NATO Filosu Konuşlandırması Önerisi 

14-15 Haziran 2016’da NATO’nun Brüksel’de düzenlenen Savunma Bakanları toplantısında, Rusya’nın doğu ve kuzey Avrupa’da artan tehdidine karşı, Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya’da, NATO caydırıcılığını artırmak amacıyla dört uluslararası savaş grubu (En.battle group) konuşlandırılması kararı alındı. Konuşlandırılacak askeri birlikler küçük olmakla birlikte “tripwire” yani “tökez teli” görevi yapacaklar. 
Bunun anlamı, muhtemel düşmanın bu birliklerle teması, NATO’nun etkin bir savunmanın gerektirdiği daha büyük kuvvetlerle mukabele etmesini tetikleyecektir. 

Toplantıda, NATO’nun Karadeniz’deki caydırıcılığının da arttırılması kararının alınmasının ardından, Romanya Hükümeti, Karadeniz’de, Romanya, Ukrayna, Bulgaristan, Türkiye ve ABD’nin katılacağı daimî bir NATO filosu oluşturma fikrini ortaya attı. Bu öneriye göre, ABD savaş gemileri NATO filosuna rotasyonla katılacaklar ve bu şekilde kıyıdaş olmayan ülke savaş gemilerinin Karadeniz’de 21 günden fazla kalamayacakları hakkındaki Montrö Sözleşmesi hükmüne riayet etmiş olacaklardı.7 Ukrayna ve Bulgaristan öneriyi kabul ettiler. Ancak, bilahare, Bulgaristan’ın -büyük bir olasılıkla Moskova’nın baskısıyla-öneriye karşı olduğunu ilan etmesi, Karadeniz NATO filosu projesinin suya düşmesine yol açtı.8 

O dönemde güney sınırlarımızda hava sahamızı ihlal eden bir Rus savaş uçağının Türk uçakları tarafından düşürülmesi nedeniyle, Türkiye ile Rusya arasında ipler gerilmiş ve Rusya ülkemize karşı aşırı tehditkar bir tutum içine girmişti. Bu ortamda Ankara, kısa bir süre için de olsa, Romanya’nın önerisini destekleyen hatalı bir görüş benimsemişti.9 

Bu yaklaşım Türkiye’nin geleneksel Montrö siyasetiyle çelişkilidir. Zira, “NATO’nun Karadeniz’de askeri varlığını attırması” demek, uygulamada, ABD savaş gemilerinin NATO şemsiyesi altında Karadeniz’deki mevcudiyetlerini arttırmaları demektir. Bu durum ise, hem Montrö Sözleşmesi hükümlerinin ihlaline yol açabilecek, hem de Karadeniz’de ABD ile Rusya arasında devamlı sürtüşme ve krizlere meydan verecek yüksek tansiyonlu bir ortam yaratacaktır. 

Böyle bir gelişme, Türkiye’nin hem Rusya hem de ABD ile ilişkilerini zorlaştıracağı  gibi, çıkacak ihtilaflarda da taraf haline gelmesine yol açacaktır. Bu durumun da Türkiye’ye karşı tehdidin artmasına ve Türkiye’nin dış politikada hareket serbestisini ve caydırıcılığını kaybetmesine yol açması kaçınılmaz olur. 

Bu bağlamda altı önemle çizilecek bir husus da NATO’nun güçlü bir mevcudiyetle Karadeniz’e yerleşmesi halinde, Türkiye’nin, Montrö Sözleşmesi’ni tarafsız şekilde uygulama imkânını kaybedeceğidir. 

Türkiye son 15 yılda büyük ceht ve gayret sarf ederek, yabancı güçlerin Karadeniz’e girmelerini engellemek için tüm kıyıdaş devletlerin katılımlarıyla belirli ortak görev ve sorunlulukları yerine getirmek için şu kuruluşları kurmuştur: BLACKSEAFOR (Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Gurubu); BLACKSEAHARMONY (Karadeniz Uyum Harekatı) ve BCF (Karadeniz’e Sahildar Devletler Sınır Sahil Güvenlik Teşkilatları Forumu). NATO kisvesiyle ABD’nin Karadeniz’de kuvvetli bir mevcudiyet kazanması, Türkiye’nin öncülüğüyle kurulan tüm bu mekanizmaların yok olmalarına yol açacaktır. 

Türkiye, Montrö Sözleşmesi ile bir taraftan Boğazlar bölgesinde tam egemenliğini perçinlerken, diğer taraftan da sağladığı hassas denge ile 
Türkiye’yi, Rusya ile büyük denizci devletler arasında sıkışmaktan kurtarmıştır. Türk dış politikasını yönetenler, Karadeniz’le ilgili karalar alırken, Montrö Sözleşmesi’nin Türkiye sağladığı bu çok önemli fonksiyonu daima göz önünde tutmalıdırlar. 

1.5- NATOVarşova Zirvesi: Rusya Batı Dünyasının Önde Gelen Tehdit Kaynağı 

8-9 Temmuz tarihlerinde Varşova’da toplanan NATO zirvesinde, Rusya, Batı dünyasının bir numaralı düşmanı ve “aktif tehdit kaynağı” olarak ilan edildi ve Rusya’nın NATO toprakları çevresinde saldırgan tutum sergilediği, tehdit ve güç yoluyla siyasi amaçlarını gerçekleştirme yoluna gittiği, bu nedenle bölgesel istikrarsızlığa yol açtığı belirtilerek bu tehdide karşı aktif önlemler alınması kararı verildi. Rusya’ya karşı Doğu Avrupa ve Baltık bölgesinde aktif çok uluslu askeri birlikler yerleştirme kararı alınmak suretiyle adeta Soğuk Savaş döneminin koşullarına dönülmüş oldu. 

Yayımlanan NATO bildirgesinde şu hususlar vurgulandı:10 

NATO ülkeleri, Rusya’nın Kırımı ilhakını hiçbir şekilde tanımayacaklardır; bağımsız, egemen ve istikrarlı bir Ukrayna, Avrupa-Atlantik güvenliği için anahtar önemdedir; 2008 Budapeşte Zirvesi’nde Gürcistan’ın NATO üyesi olması hususunda alınan karar teyit edilmiştir. 

Bildirgede, Karadeniz güvenliği de ele alınmıştır. Bu hususta, NATO’nın Karadeniz’deki varlığının arttırılmasının karara bağlandığı ve bu amaçla 
Karadeniz bölgesinde güvenliği artıracak uygun önlemler alınacağı vurgulanmıştır. Bu bağlamda, önce Karadeniz’de ortak tatbikatların 
arttırılacağı belirtilmiştir. 

Zirve toplantısını takiben NATO Genel Sekreteri Stoltenberg düzenlediği basın toplantısında, Rusya’dan kaynaklanan tehdide karşı Avrupa’da alınması öngörülen önlemlerin uygulanmasıyla NATO’nun Karadeniz’deki askeri varlığının ne şekilde arttırılabileceği konusunun Ekim ayında yapılacak savunma bakanları toplantısında ele alınacağını açıklamıştır. 

2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,

***