11 Mart 2018 Pazar

1964 VE 1967 KIBRIS KRİZLERİ SIRASINDA ABD’NİN KIBRIS POLİTİKALARI, BÖLÜM 10

1964 VE 1967 KIBRIS KRİZLERİ SIRASINDA ABD’NİN KIBRIS POLİTİKALARI, BÖLÜM 10



Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen cevapta Acheson’a hemen pes etmeyerek 
tarafları ilk planı üzerinden görüşmeye razı etmesi yönünde talimat verildi. Belki de uzlaşmaları için bu iki ülkeye, “Türkiye ve Yunanistan’ın mevcut askeri güçlerini NATO üyesi olmalarına borçlu olduklarının, bu askeri gücün onlara birinin diğerine karşı kullanması için sağlanmadığının, savaşa tutuşarak NATO’nun güneydoğu kanadını zayıflatmanın ve SSCB’ye soruna dâhil olması için davetiye çıkarmanın NATO’nun kuruluş amaçlarına uygun olmadığının” iyice anlatılması gerekiyordu.352 

Başkan Johnson 16 Ağustos’ta Türk ve Yunan Başbakanlarına birer mektup 
göndererek Cenevre’deki görüşmelerde uzlaşmacı tutum takınmaları ve Kıbrıs 
sorununa nihai bir çözüm bulunması için yardımcı olmaları konusunda ısrarcı 
olduğunu belirtti. Papandreou’ya gönderilen mektupta Johnson, Kıbrıs sorununa 
dâhil olmanın ABD için sıkıntı verici olduğunu fakat NATO’ya verilen önem ile 
Türkiye ve Yunanistan’la olan dostça ilişkiler düşünülünce bunun kaçınılmaz 
olduğunu belirtiyordu. Almanya ve Fransa NATO üyesi oldukları zaman uzun bir 
anlaşmazlık tarihini arkalarında bırakmışlardı. Türkiye ve Yunanistan da aynı 
yükümlülüklere sahipti. Bu nedenle iki ülkenin Kıbrıs sorununa bir an önce kalıcı bir çözüm bulmalarının öneminin büyük olduğu ve Acheson’ın birinci planının, 
müzakerelere devam etmek için gayet uygun bir zemin sağladığı vurgulanıyordu.353 

ABD’nin Türkiye ve Yunanistan’ı uzlaştırmaya çalışırken uğraşması gereken 
başka bir sorun da Makarios’tu. 15 Ağustos’ta SSCB, bir dış müdahale olması 
durumunda Kıbrıs’a yardım edeceğini duyurmuştu.354 Başından beri Türkiye ile 
Yunanistan arasında varılacak bir anlaşmanın kendisine dayatılamayacağını belirten Makarios için, Cenevre’de yeni bir plan üzerinde çalışmalar devam ederken gelen bu açık Sovyet desteği cesaret vericiydi. 18 Ağustos’ta Makarios, ABD’nin Kıbrıs Büyükelçisi Belcher’e “Papandreou benim onayladığım herhangi bir planı kabul edecektir fakat ben onun vereceği kararları kabul etmek zorunda değilim” diyordu.355 

Bu gelişmelerin sonunda 20 Ağustos’ta Dean Acheson Türkiye ve 
Yunanistan’a ikinci planını sundu. Acheson bu yeni planı Türk temsilci Erim’e 
sunarken, planda yer alan önerilerin kendisine değil Başkan Johnson’a ait olduğunu da söyledi.356 Acheson’ın ikinci teklifi de ilkinde olduğu gibi Kıbrıslı Türklere verilecek haklar ve bunların nasıl korunabileceğine ilişkin öneriler içeriyordu. Yine Kıbrıs’ın bağımsızlık veya enosisi seçme hakkının olması öngörülüyordu. Yeni planda ilkine göre asıl değişiklik, görüşmeler süresince de en çetrefilli tartışmalara neden olan Kıbrıs’ta Türkiye’ye verilmesi düşünülen üs konusundaydı. İkinci Acheson Planı’nda Türkiye’ye ülkesinin ayrılmaz parçası olacak bir üs yerine yine Karpas Yarımadası’nda 50 yıllığına kiralanacak bir üs verilmesi teklif ediliyordu.357 

Aynı gün ABD, Yunanistan Büyükelçisi aracılığıyla Papandreou’ya Acheson’ın bu yeni teklifinin kabul edilmesi yönünde baskı yaptı. Kıbrıs Dışişleri Bakanı Spyros Kyprianou’nun Moskova’ya bir ziyaret gerçekleştireceğinin duyurulması nedeniyle ABD, Kıbrıs’ın komünistlerin denetimi altına girmesinin an meselesi olduğunu vurgulayarak Papandreou’dan elini çabuk tutmasını istiyordu. 
Ayrıca bu önerilerin üzerinde pazarlık yapılacak öneriler olmadığı, evet ya da hayır gibi net cevaplar verilmesi gerektiği ve bu plan haricinde ABD’nin önerebileceği başka planının olmadığı da belirtiliyordu. Ertesi gün büyükelçilikten gelen telgraf Papandreou’nun planı kabul etmeye hazır olduğunu haber veriyordu.358 Fakat bu arada Türkiye, Cenevre’deki temsilcisi Erim aracılığıyla Acheson’a ikinci planını reddettiğini bildirdi. Acheson, Erim’e planı reddetme konusunda bu kadar aceleci davranmamaları gerektiğini, Yunanistan’ın henüz resmi bir açıklama yapmadığını, planın karşı tarafça reddini beklemenin en azından müzakerelerin başarısızlığa uğramasının nedeni olarak Yunanistan’ı sorumlu tutma gibi bir kazanç getirebileceğini söyledi.359 

Ancak Türkiye için bu kiralık üs teklifinin kabul edilmesi düşünülemezdi. 
Planı kabul ettirebilmek için Ball ve Acheson’ın talimatlarıyla Başbakan İnönü ve 
Dışişleri Bakanı Erkin ile görüşen Büyükelçi Hare’e İnönü, planı desteklemesinin 
siyasi kariyerinin sonu anlamına geleceğini belirtti. Uzlaştırma çabalarını sona 
erdiren taraf olarak görünmemek için İnönü bu red kararının bir nihai karar yerine fikir teatisi olarak anlaşılması gerektiğini vurguladı.360 Türkiye’nin bu kararlı tutumu karşısında ABD’nin karşı tarafa baskı yaparak Yunanistan’a geri adım attırabileceği de düşünülüyordu. 
ABD, Türkiye’ye planı kabul ettirmeye çalışırken bu kez de Yunanistan planı 
kabul edemeyeceğini bildirdi. Yunanistan Savunma Bakanı Petros Garoufalias’ın 
Kıbrıs ziyaretinden sonra Yunan Hükümeti Makarios’a bu planı kabul 
ettiremeyeceğine ikna olmuştu. ABD, Yunanistan’ın sözünden böyle kolay bir 
şekilde dönemeyeceğini vurgulayarak bu karara karşı çıktı.361 Fakat Papandreou da kendisinin böyle bir çözümü Makarios’a dayatacak güçten yoksun olduğu konusunda ısrarcıydı.362 Zaten bu planın ne olursa olsun Makarios’a kabul ettirilemeyeceği Kıbrıs’taki ABD Büyükelçisi Belcher tarafından da belirtilmişti: “Bırakın egemen Türk üssünü, kiralık üs önerisi bile başta Makarios olmak üzere Kıbrıslıların çoğunluğu tarafından reddedilecektir. Kıbrıslı Rumlar BM Genel Kurulu’nda kazanabileceklerinden daha azını neden kabul etsinler ki?”363 

Bütün tarafların planı reddettiklerini duyurmaları üzerine George Ball 23 
Ağustos’ta Acheson’a gönderdiği telgrafta, Cenevre’nin ABD’nin uzlaştırma 
çabalarındaki misyonunu tamamladığını belirterek yine de kalan olasılıkların gözden geçirilmesi için birkaç gün daha Cenevre’de kalmasını söyledi.364 Bu olasılıklardan kasıt bir sonraki başlıkta inceleneceği gibi ABD’nin Makarios’u tamamen devre dışı bırakarak Türkiye ve Yunanistan’la birlikte sorunu nihai çözüme ulaştırmayı amaçlayan planlarıydı. Fakat bu alanda da başarılı olunamaması üzerine 31 Ağustos’ta Acheson geri çağrıldı. Böylece Cenevre Görüşmeleri resmen sona ermiş oldu.365 

Ball’a göre, Acheson’ın Cenevre’deki çabalarının başarısız olmasının iki 
nedeni vardı: Kamuoyu tepkisinden çekinerek Makarios’un karşı çıktığı yöntemlerle Kıbrıs sorununa çözüm bulunması konusunda “sorumluluğu üzerine almaktan kaçınan Yunan Hükümeti’nin zayıflığı”366 ve “Türkler ile Yunanların, Türkiye’ye verilecek üs konusundaki farklı tutumlarında diretmeleri.”367 Önceden beri çözümün önündeki engel olarak görülen Makarios’un Cenevre Görüşmeleri’ndeki planları ifşa etmesinin de bu başarısızlıkta önemli bir etken olduğu düşünülüyordu.368 “Ancak, Cumhurbaşkanı Makarios’un giderek devlet başkanı olmanın avantajlarının farkına vardığı ve bu nedenle enosis fikrinden uzaklaştığı, Yunanistan’ın Kıbrıs üzerinde değil Kıbrıs’ın Yunanistan politik yaşamında bir baskı öğesi olduğu ve giderek ulusal ve uluslararası düzeyde gücü artan Makarios’a kendi rızası dışında bir çözümü kabul ettirmenin eskisi kadar kolay olmadığı göz ardı edilmişti.”369 

Kıbrıslıların doğrudan katılımı olmadan Kıbrıs sorununu ortadan kaldırarak 
ABD’nin çıkarlarını güvence altına almayı amaçlayan Acheson Planları’nın,370 
ölümcül zayıflığı Rumların ve Makarios’un görüşlerini önemsememesiydi.371 
Nitekim Makarios, “Kıbrıslılardansa NATO’nun çıkarları için adayı Türkiye ve 
Yunanistan arasında taksim etmeyi amaçla[dığını]”372 görerek bu planları 
reddetmişti.

 5. ABD’nin Kıbrıs Sorununu Makarios’u Devredışı Bırakarak Çözme 
Yönündeki Planları 

Acheson’ın Cenevre’deki faaliyetleri boyunca uygulanması düşünülen 
yöntem, Türkiye ve Yunanistan’ın üzerinde uzlaşacakları bir çözüm planını sonradan Kıbrıslılara kabul ettirmekti. Ancak yukarıda anlatıldığı gibi, iki ülkeyi de tatmin edecek bir plan üretmenin ve bunu Makarios’a kabul ettirmenin kolay olmadığı görüldü. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması sürecinde işe yarayan bu yöntem beş yıl sonra aynı başarılı sonucu vermiyordu. Kıbrıs’ın NATO’nun güneydoğu kanadını istikrarsızlaştıran bir sorun olmasının en büyük nedeni olarak görülen Makarios’un adanın geleceğindeki kilit rolü ve Yunan Hükümeti üzerindeki etkisi ABD tarafından hak ettiği önemi göremeyen gerçeklerdi. 

Acheson’ın arabuluculuk çabalarına Rum liderin daha kendisine bir öneri 
sunulmadan çomak sokması ABD’li yetkilileri Kıbrıs sorununa çözüm için daha uç yöntemlerin uygulanabilirliğini sorgulamaya sevk etti. Makarios’u çözüm sürecinin bütün safhalarından tamamen dışlamak artık tek çıkar yol gibi görünüyordu. Türkiye ve Yunanistan’ın üzerinde uzlaşacakları bir çözüme Makarios’un onay verip vermeyeceği endişesinin ortadan kalkması durumunda bu iki ülkenin anlaşmalarının da daha kolay olabileceği düşünülüyordu. 

Bu düşünceleri kışkırtan teklif Yunanistan’dan geldi. Birinci Acheson 
Planı’nda Türkiye’ye verilecek imtiyazlarla birlikte Kıbrıs’ın self-determinasyon 
hakkını da içeren tam bir bağımsızlığa sahip olması düşünülmüştü. Kısa bir geçiş sürecinden sonra da Kıbrıs, Yunanistan ile birleşecekti. Planın kamuoyuna ifşa edilip Cenevre Görüşmeleri’nin çıkmaza sürüklendiği ağustos ayı başında bu planda değişiklik yapılması gündeme geldi. Yunanistan’ın Cenevre’deki temsilcisi 
Nikolareizis’in önerdiği yeni plana göre, Kıbrıs’ın tam bağımsız olacağı bu geçiş 
süreci fikri ortadan kaldırılarak “ani enosis”in gerçekleştirilmesi gerekliydi. Ani 
enosis gerçekleştikten sonra da Türk yetkililerle yapılacak görüşmeler yoluyla 
Türkiye’ye verilecek imtiyazlar konusunda anlaşmaya varılabilirdi. Nikolareizis’e 
göre, bağımsızlığı temel alan her türlü çözümü müzakere etmek artık Yunanistan için imkânsızdı. Çünkü bu durum Makarios’un da işbirliğini gerektiriyordu ve Makarios iki ülkenin anlaşmasıyla oluşan herhangi bir planı kabul etmeyeceğini açık açık söylemişti.373 

Nikolareizis’i dinleyen Acheson kendisinin de tamamen aynı fikirde 
olduğunu söyledi. Yalnız Acheson’a göre, planın gerçekleşmesinin önünde bir engel vardı: Türkler Yunan ve Kıbrıs Hükümetleri’ne güvenmiyorlardı. Papandreou ve Makarios’un ittifak hâlinde hareket ettiklerine inanıyorlardı. Bu nedenle enosis gerçekleştirilmeden önce, sonrasında ne olacağına ilişkin tam bir anlaşmaya varılmalıydı. Bütün bu sürecin Türk Hükümeti’nin düşmesine neden olmaması için de uygun bir yol izlenmesi gerekliydi. Acheson’a göre, enosis sonrası düzenlemelere ilişkin anlaşmaya varıldıktan sonra Türkiye kamuoyu, Türkiye ve Yunanistan’ın anlaşmaya vardıkları hususunda çok genel bir biçimde haberdar edilmeli, hemen sonrasında da enosis gerçekleştirilmeliydi.374 

Aynı günlerde Makarios’u dışarıda bırakarak enosisi gerçekleştirmeyi 
amaçlayan başka bir plan bu kez Kıbrıs’ta General Grivas tarafından ABD’li 
yetkililere açıklanıyordu. “Tutkulu bir enosis yandaşı olan General Grivas”ın enosis planında adadan ayrılmak isteyen Türklere tazminat, kalanlara ise koruma sağlanması öngörülüyordu. Ball’a göre, Makarios’un devre dışı bırakılması konusu da planın çekiciliğini artırıyordu.375 

Ancak tam bu sırada Kıbrıs’ta Erenköy -Mansura saldırılarının 
gerçekleşmesi, bu iki planın da rafa kaldırılmasına neden oldu. Kıbrıs’taki çatışmalar nedeniyle Ball, Acheson’dan tekrar Cenevre’deki görüşmeler üzerine 
yoğunlaşmasını ve ABD’nin bu plana verdiği sözlü desteğin ötesine geçecek bir 
adım atmaktan kaçınmasını söyledi.376 Her ne kadar Makarios gibi bir engelin 
atlatılmasını öngörmeleri nedeniyle bu planlar kendilerini cezbetmiş olsa da ABD’li diplomatlar Cenevre Görüşmeleri yoluyla bir anlaşma sağlanması konusunda hâlâ umutluydular. 

Acheson ikinci planını sunmak için Cenevre’de temaslarına devam ederken 
Washington’daki ABD’li diplomatlar yeni planlar üretmeye devam ediyorlardı. 
Kıbrıs’tan Grivas’ın Makarios’u devirmek için darbe yapmayı planladığı yönünde 
söylentiler gelmesi nedeniyle Ulusal Güvenlik Konseyi üyelerinden Robert Komer ABD’nin bu girişimde yönlendirici rol oynayabileceğini düşünmüştü. Komer’e göre, adada bulunan Yunan askerleri de Makarios’a karşı yapılacak darbeye yardımcı olabilirlerdi. Fakat ABD’nin istediği çizgide bir darbe yapıp yapmayacağı konusunda Grivas’a güvenilmemesi nedeniyle ve Türklerin gösterebilecekleri tepkiler göz önünde bulundurularak bu aşırı düşünceden de vazgeçildi.377 

Bu yöndeki başka bir plan ise İkinci Acheson Planı’nın da başarısızlığının 
kesinleştiği tarihte, 23 Ağustos’ta ortaya çıktı. Dışişleri Bakanı Rusk’ın imzasıyla 
Cenevre’deki Acheson’a gönderilen telgrafta Ball’un yeni planının detayları yer 
alıyordu. Yine telgrafta belirtildiğine göre, bu öneriler aynı gün Yunan Başbakanı 
Papandreou tarafından Acheson’a gönderilen mektuptan esinlenilerek 
oluşturulmuştu.378 Plan kısaca şöyle bir yöntem uygulanmasını öngörüyordu: 
Yunanlara “ani enosis” planlarını uygulamaları talimatı verilerek, eğer bunu kabul edilebilir bir çabuklukla gerçekleştirirlerse ABD’nin de Türkiye ya da başka bir dış gücün askeri müdahalesine izin vermemeyi taahhüt ettiği bildirilecekti. 

Ancak bu önerinin bazı koşulları vardı. Yunanistan, enosis gerçekleşir 
gerçekleşmez Garanti ve İttifak Antlaşmaları’nın iptali için Türkiye’yle bir an önce ve iyi niyetle müzakere etmeyi taahhüt etmeliydi. Ayrıca Yunanistan bu müzakereler sırasında antlaşmaların iptaline karşılık olarak Türkiye’ye iki konuda imtiyazda bulunacağına da şimdiden garanti vermeliydi. Bunlar, “Kıbrıslı Türklere Dean Acheson’ın öne sürdüğü şekilde azınlık hakları sağlanması” ve “SHAPE (Supreme Headquarters of the Allied Powers in Europe)’in tavsiyesi doğrultusunda üzerinde iki ülkenin karşılıklı olarak anlaştığı uygun bir üs bölgesinin Türkiye’ye elli yıllığına kiralık olarak verilmesi” konularıydı. 

Bu konularda Yunan Hükümeti garanti verdiği takdirde Türkiye’ye de bu 
plandan ve Yunanistan’ın taahhütlerinden bahsedilecekti. Acheson’ın önerdiği ikinci planın Türk Hükümeti tarafından kabul edilmediği ancak ABD’nin de Kıbrıs’ın yeni bir Küba olmasına izin veremeyeceği güçlü biçimde vurgulanarak Türkiye’nin bu eylem planına itiraz etmemesi konusunda baskı yapılacaktı. Ball’a göre, bunun Türk Hükümeti’nin resmi kararını gerektiren bir teklif değil de, İnönü’nün rızasına dayanan bir plan olması nedeniyle bu kez çözüme ulaşma konusunda umut vardı.379 

Johnson Mektubu nedeniyle zaten yeteri kadar hayal kırıklığı yaşayan 
Türkiye’ye kabul edemeyeceği bir yöntem konusunda tekrar baskı uygulamak 
açıkçası pek de akılcı bir düşünce değildi. ABD’nin Cenevre’deki uzlaştırma 
çabalarında başarısız olmasının yarattığı hayal kırıklığı ile Kıbrıs sorununu acilen 
çözebilmek için Türklere karşı yeniden “kabadayılık etmesi” belki de Türkleri 
NATO ya da CENTO’ya “baş kaldıracak” duruma getirebilirdi.380 Kıbrıs sorununa 
çözüm bulunmasını artık bir gurur meselesi haline getiren bazı Amerikalı diplomatlar Türkiye - NATO, Türkiye - ABD ilişkileri gibi daha önemli konularda yaşanabilecek tehditleri göremiyorlardı. Ancak bazı ABD’liler de bunun tersine Kıbrıs konusunda daha mantıklı tespitlerde bulunuyorlardı. Nicolet’nin aktardığına göre, Ankara’daki bir Amerikalı yetkili Ball’un bu planını görünce şöyle bir yorum yapmıştı: “Amerikalılar Kıbrıs’ı ikinci Küba olarak görme saplantısından kurtulmalıdırlar. 

Küba’yla yaşayabiliriz ve yaşıyoruz da. Kıbrıs, Küba’nın onda biri büyüklükte ve ne Türkiye’ye ne de Yunanistan’a Rusya kadar yakın.”381 Böyle mantıklı eleştiriler yöneltilince plandan vazgeçilmesi kaçınılmaz oldu. 

Bu dönemde yapılan son öneri, Cenevre’den dönmek için ABD Dışişleri 
Bakanlığı’ndan talimat bekleyen Dean Acheson’dan geldi. Acheson’ın bu son önerisi Kıbrıs sorunu ile ilgilenen ABD’li yetkililerin kafa karışıklığının ve çaresizliğinin açık göstergesiydi. Daha birkaç gün önce Yunanistan’ın Kıbrıs’ı işgal etmesiyle enosis sonucuna ulaşılması ihtimalini ciddi bir şekilde değerlendiren ABD’liler bu kez “Türkiye’nin Acheson Planları’nda kendisine üs olarak verilmesi düşünülen bölgeyi işgal etmesi”ni temel alan bir planın uygulanabilirliğini tartıyorlardı. Nicolet’nin dediği gibi, “ne şekilde olursa olsun sorundan tamamen kurtulmak [düşüncesi] dışında ortada ne bir tutarlılık ne de bir strateji vardı.”382 
Acheson’ın 26 Ağustos’ta Ball ile paylaştığı plana göre, Türkiye mümkün 
olduğunca az miktarda ABD askeri malzemesi kullanarak Karpas Yarımadası’nı 
işgal edecekti. 
Bu sınırlı amaca ulaştıktan sonra daha ileri gitmek istemediğini Yunanlara gösterecek uzlaşmacı açıklamalar yapacaktı. İki ülke arasında yapılacak   görüşmeler yoluyla da Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleşmesi sağlanacaktı. 383 Bu planda güvenilen nokta “Makarios yüzünden Yunan kamuoyunun baskısı altında olan Papandreou’nun Türkiye’nin işgali sonucu kamuoyundan büyük bir tepki çekmeden üstüne düşeni yapabileceği ve Kıbrıs’ın geri kalanını Yunanistan’ la birleştirebileceği” düşüncesiydi.384 

Dean Acheson bu düşüncesini Cenevre’deki Türk temsilci Nihat Erim’le de 
paylaşmıştı. Erim’in kitabında aktardığına göre, 26 Ağustos’ta Acheson kendisine şunları söylemişti: “Özel olarak, dostça söylüyorum, fazla kan dökmeden size ayrılan bölgeyi gidip askeri kuvvetle işgal edebilir misiniz? Eğer bunu yapabilecekseniz, gidip alın. Amerikan Altıncı Filosu karşınıza çıkmaz. Tersine, sizi korur.”385 Durumdan haberdar edilen Başbakan İnönü’nün tepkisi ise gayet temkinli oldu. İnönü, ancak resmi bir şekilde yapılması durumunda teklifin incelenebileceğini belirtti.386 

Elbette bu önerinin resmi olarak yapılabilmesi için Başkan Johnson’ın da 
onayı gerekiyordu. Acheson Cenevre’den döndükten sonra 8 Eylül’de yapılan bir 
toplantıda konu gündeme getirildi. Ball ve Acheson, üzerinde uzlaştıkları bu plana Başkan Johnson’ın da olur vermesi için oldukça uğraştılar. Plan bazı yönleriyle aklına yatmasına rağmen Başkan’ın Kasım 1964’te yapılacak olan seçimler öncesinde böyle riskli bir işe kalkışma konusunda şüpheleri vardı. Sonunda Johnson “önümüzdeki iki ay başka bir savaş için pek de uygun bir dönem değil” diyerek Savunma Bakanı McNamara’ya ve Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ball’a plan üzerine askeri ve siyasi unsurları birlikte içerecek şekilde daha dikkatli ve özenli çalışmalar yapılması talimatını verdi.387 Böylece Kıbrıs sorununu çözmeye yönelik planların sonuncusu da Başkan’ın çekincelerine takılarak uygulamaya konulamadı. 

Makarios’un yaklaşan BM Genel Kurulu toplantısında uluslararası destek elde edebilmek için doğru zamanda Kıbrıs Türk topluluğuna yönelik bir barış 
girişiminde bulunması ile adada ortam biraz daha yumuşadı.388 25 Eylül 1964’te BM Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler’in daha önceki kararlarını tasdik eden 194 sayılı kararı aldı. Bu karar doğrultusunda BM Barış Gücü’nün görev süresi üç ay uzatıldı.389 1964 yılının kalan günlerinde Kıbrıs sorunu ABD’nin acilen harekete geçmesini gerektirecek bir seviyeye ulaşmadığı için bu uzun soluklu kriz dönemi ağustos ayı sonu itibariyle kapanmış oldu. 

D. 1964 Krizi Boyunca ABD’nin İzlediği Politika: Değerlendirme 26 Ekim 1964’te İngiliz ve Amerikalı diplomatlar arasında Kıbrıs sorununun da değerlendirildiği bir toplantı yapıldı. İngiltere Dışişleri Bakanı Patrick Gordon Walker toplantının sonunda, Kıbrıs sorunundaki durumun pek de iç açıcı olmadığı yönündeki Amerikan görüşüne katıldığını ancak İngiltere’nin Kıbrıs’a yönelik herhangi bir girişimde bulunmaya niyetli olmadığını söyledi. Bununla birlikte, eğer ABD Hükümeti sorunu çözmeye yönelik çabaları sırasında İngiltere’nin faydalı  olabileceğini düşündüğü bir görev öngörürse “İngiltere Hükümeti’nin yardıma hazır olacağını” belirtti.390 Bu toplantıda İngiltere’nin Kıbrıs sorununa ilişkin takındığı tavır Ocak 1964’teki ABD tavrının aynısıydı. Ancak ironik bir biçimde roller tam tersine dönmüştü. 

Bu değişimin yaşandığı 1964 krizi boyunca ABD’nin Kıbrıs sorununa yönelik 
tutumunu özet hâlinde hatırlamak, izlediği politikayı değerlendirmek açısından 
faydalı olacaktır. 

1963 yılının sonlarında Kıbrıs’ta şiddet olaylarının başlamasıyla birlikte 
ABD, NATO müttefikleri olan Türkiye ve Yunanistan arasında bir savaş 
yaşanmasından korkarak sorunu yakından izlemeye başladı. Taraflara sükunet 
çağrısında bulunmakla birlikte, Kıbrıs sorununda sorumluluğun İngiltere’de olduğu yönündeki düşüncesini devam ettirerek müdahil olmaktan kaçındı. 

Ancak adadaki olayların -dolayısıyla Türk - Yunan savaşı tehlikesinin- devam 
etmesi ve İngiltere’nin Kıbrıs sorunuyla artık tek başına mücadele edemeyeceği ni  belirterek ısrarla yardım istemesi gibi nedenlerle ABD soruna müdahil oldu. Ocak 1964’te Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla toplanan Londra Konferansı sonucunda İngiltere ile ortaklaşa sunulan “Anglo - Amerikan Teklifi”yle birlikte bu iki ülkenin sorundaki rollerini değiştirecek süreç başladı. 

Teklifin Makarios tarafından reddedilmesi ve ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı George Ball’un aksi yöndeki çabalarının başarısız olmasıyla NATO’nun 
güneydoğu kanadı açısından tehlikeli durumunu koruyan Kıbrıs sorununa, BM 
Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964’te aldığı 186 sayılı kararla geçici de olsa bir 
çözüm bulunduğu düşünüldü. Ancak adada yaşanan gelişmeler ve buna bağlı olarak Türkiye’nin müdahale söylemini devam ettirmesi nedeniyle BM kararının da çare olmadığı kısa sürede görüldü. Bu dönemde ABD, özellikle Türkiye’ye, müdahale etmemesi yönünde baskıda bulunarak çatışmaların en azından ada sınırları dahilinde kalmasına çalıştı. 

Doğu Akdeniz’deki Amerikan çıkarlarını ciddi biçimde tehdit eden bu soruna 
ABD’nin gayet hazırlıksız olarak müdahil olduğunun “Anglo - Amerikan Teklifi” 
girişiminin başarısızlığı ile kanıtlanması nedeniyle, özellikle nisan ayından itibaren ABD’li diplomatlara soruna bulunabilecek nihai çözüm konusunda fikir üretmeleri talimatı verildi. Haziran ayının başında Türkiye’nin Kıbrıs’a yapmayı planladığı askeri müdahale, tehdit dolu Johnson Mektubu sayesinde önlenebildi. Böyle bir tehlikenin tekrar yaşanmasını önlemenin tek yolunun ABD’nin Kıbrıs sorununda Türkiye ve Yunanistan arasında arabuluculuk yapması olduğuna karar verildi. 

Temmuz ayında başlayan Cenevre Görüşmeleri’nde Amerikalı diplomat Dean 
Acheson’ın öncülük ettiği uzlaştırma çabaları ile ABD iyiden iyiye Kıbrıs sorununun içine çekilmiş oldu. Acheson görüşmeler boyunca Türk ve Yunan temsilcilerine, bahar aylarından beri ABD’li yetkililerin soruna bulunabilecek nihai çözüm konusunda öne sürdükleri düşüncelerin şekillendirdiği planlar sundu. Tarafların üzerinde anlaşmaya vardıkları herhangi bir çözüm yolunun kendisi için de kabul edilebilir olacağı yönündeki söyleminin aksine, ABD Cenevre’de taraflara en uygun çözüm yolu olarak gördüğü “imtiyazlı enosis”i amaçlayan önerilerde bulundu. Bu doğrultuda hazırlanan iki planın da tarafların hepsini birden tatmin etmemesi sonucu ABD’nin uzlaştırma girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. 

Acheson’ın arabuluculuk çabalarının istenilen sonucu sağlamaması nedeniyle 
ortaya çıkan karamsarlık ve çaresizlik ABD’li diplomatları, nihai çözüm konusunda aşırılık içeren yöntemlerin uygulanabilirliğini düşünmeye sevk etti. Başlıca fikir babaları Dean Acheson - George Ball ikilisi olan ve birbiriyle hiçbir tutarlılık göstermeyen planlar da çeşitli nedenlerle uygulanamadı. Böylece 1964 krizi sonucunda perde Kıbrıs sorununa çözüm bulunamadan ama Türkiye ve Yunanistan arasında bir savaş da yaşanmadan kapanmış oldu. 

Bu özetten de görülebileceği gibi ABD’nin kriz boyunca esas amacı Türkiye 
ve Yunanistan arasında Kıbrıs sorunu nedeniyle bir savaş yaşanmasını ne şekilde olursa olsun önlemekti. Soğuk Savaşşartlarında ABD ile SSCB arasında yaşanan küresel rekabet nedeniyle NATO ittifakı büyük önem arz ediyordu. İttifakın görece zayıf görülen ve yardımlarla desteklenmeye çalışılan güneydoğu kanadının Kıbrıs gibi küçük bir ada nedeniyle istikrarsızlaşması ABD’nin bu dönemde adaya yönelik izlediği politikada ilk sırayı alan kaygı unsuruydu. Çünkü SSCB’nin mevcut anlaşmazlığı istismar ederek ABD’nin uyguladığı çevreleme politikasında gedikler açabileceğine inanılıyordu. Bu nedenle “Makarios’un bağlantısızlık politikası”, “adadaki komünist faaliyetler” ve “Kıbrıs Cumhuriyeti - SSCB ilişkilerindeki gelişmeler” gibi konular ABD’nin Kıbrıs politikasındaki önemlerini korumakla birlikte yaşanan kriz nedeniyle önceliklerini kaybetmişler di. Kıbrıs bir savaş tehdidi oluşturmadığı sürece bu “sorun”ların da üstesinden gelinebileceğine inanılıyordu. 

Kriz boyunca ABD, Türk - Yunan savaşı ihtimalini önlemek için dış politika 
aracı olarak diplomasiyi kullandı. Bazen Başkan Johnson’ın mektupları, bazen 
Amerikalı yetkililerin ziyaretleri, genellikle de taraf ülkeler nezdindeki ABD 
Büyükelçileri aracılığıyla Washington’ın Kıbrıs sorununa ilişkin endişe ve 
düşünceleri vurgulandı. Savaş tehlikesinin yüksek olduğu dönemlerde ABD, Türkiye ve Yunanistan’a önceden sağlanmış olan yardımların NATO savunması dışındaki amaçlarla kullanılamayacağını, yapılmakta olan yardımların da kesilebileceğini dile getirerek tarafları şiddetten uzak durmaları konusunda uyardı. Bazı yazarların iddia ettiğinin391 aksine ABD taraflardan hiçbirine karşı Akdeniz’deki donanması olan Altıncı Filo’yu kullanmayı düşünmedi. İki NATO müttefikinin savaşma ihtimalinin bile örgütün güvenilirliğine ve prestijine verdiği zararın farkında olan Amerikalı yetkililer için “müttefikleri ile savaşma” olasılığı söz konusu değildi.392 

ABD’nin Kıbrıs sorununun çözülmesi konusunda uygulanmasını istediği 
yöntem ise, Türkiye ve Yunanistan’ın ikili görüşmeler yapmalarıydı. Moskova’nın 
da söz sahibi olduğu Birleşmiş Milletler, çözüm için uygun bir platform olarak 
görülmüyordu. Sorun Birleşmiş Milletler’e taşındıktan sonra da NATO içinde çözüm arayışlarına devam edildi. İngiltere’den boşalan arabuluculuk rolünü bir süre sonra ABD istemeyerek de olsa üstlenmek zorunda kaldı. Önerilen planların kabul görmemesi nedeniyle Amerkalı yetkililer tarafından meşruluk ve mantıktan uzak planlar gündeme getirildi. Bu planların hiç birinde Kıbrıs Cumhuriyeti’ne egemen bir devlet gözüyle bakılmadı. Türkiye ve Yunanistan’ın görüş ve düşünceleri uzlaştırılmaya çalışılırken çözümün esas muhatabı olacak Kıbrıslıların iradelerine önem verilmedi.393 Soğuk Savaş ortamında izlenen realist dış politika açısından bu durum kaçınılmazdı. 

ABD’nin 1964 Kıbrıs krizi boyunca izlediği politikanın başarılı olup olmadığı 
konusu ise tartışmaya açıktır. Bazı yazarlar bu politikanın Doğu Akdeniz’de bir 
Sovyet uydusu yaratılmasını önlediği, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale etmesini ve 
böylece belki de iki NATO müttefiki Türkiye ve Yunanistan’ın savaşmasını 
engellediği için başarılı olduğunu savunmaktadırlar.394 Bazı yazarlara göre ise, bu politika başarısızdır. Çünkü sadece “savaşı önlemek krizin iyi bir şekilde çözüldüğü anlamına gelm[emektedir]. ABD, [taraflar üzerindeki] etkisini kullanmada diplomatik alanda başarılı olamamıştır.”395 Ayrıca “ABD’nin tarafları yatıştırma ve askeri müdahaleyi önleme çabaları, bu ülkenin Türkiye ve Yunanistan’la olan ilişkilerini kısıtlamıştır.”396 Nitekim Dean Acheson da 24 Mart 1965’te Chicago Barosu’nda yaptığı bir konuşma sırasında Kıbrıs konusuna değinerek bu sorun nedeniyle NATO ittifakının büyük ölçüde zayıfladığını belirtmiş, ardından da “Bir bütün olarak bakıldığında, bu hikaye Batı diplomasisi nin en parlak kısmı değildir” demiştir.397 

Yukarıdaki yorumlar ışığında ABD’nin 1964 Kıbrıs krizine yönelik politikasına ilişkin şunlar söylenebilir: Krizin ilk ortaya çıktığı günlerden beri ABD’nin izlediği politikanın başlıca amacı Türkiye ve Yunanistan arasında bir savaş yaşanmasını önlemek olmuştur. ABD’nin uyguladığı baskı ve tehditlerin de etkisiyle kriz sonuna kadar bu iki ülke arasında herhangi bir sıcak çatışma yaşanmaması 
nedeniyle bu amaca ulaşılarak bir başarı sağlanmıştır. Fakat sorunu tamamen ortadan kaldırmak için ABD’nin giriştiği arabuluculuk çabaları, önerilen planların kabul edilmemesi nedeniyle başarısızlığa uğramıştır. Ayrıca Kıbrıs sorunu nedeniyle Türkiye ve Yunanistan’a karşı takınılan tutum da bu iki ülke tarafın dan memnuniyetsizlikle karşılanmıştır. Bunun olumsuz etkileri daha sonraki dönemlerde ikili ilişkilere yansıdığında görülmüştür. Kısacası 1964’ten sonra ABD’yi Kıbrıs’ta yeni krizler, Türkiye ve Yunanistan’la olan ilişkilerinde de sancılı bir dönem beklemektedir. 

BU BÖLÜM DİPNOTLARI;

352 “Telegram From the Department of State to the Mission in Geneva,” Washington, August 15, 1964, http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4767.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
353 “Telegram From the Department of State to the Embassy in Greece,” Washington, August 16, 
1964, http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4767.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
354 “Telegram From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, August 18, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); Keesing’s 
Contemporary Archives, Vol. XVI, (1963-1964), s. 20266. 
355 “Telegram From the Embassy in Cyprus to the Department of State,” Nicosia, August 18, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
356 Erim, op. cit., s. 399. 
357 Erim, op. cit., s. 399-400; Sarıca, et al., op. cit., s. 82-83. 
358 “Telegram From the Department of State to the Embassy in Greece,” Washington, August 20, 
1964, 1:18 p.m., http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Telegram From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, August 21, 
1964, http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Telegram From the Department of State to the Embassy in Greece,” Washington, August 20, 1964, 11:36p.m., http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
359 “Telegram From the Mission in Geneva to the Department of State,” Geneva, August 21, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); Erim, op. cit., s. 400-401. 
360 “Telegram From the Embassy in Turkey to the Department of State,” Ankara, August 22, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
361 “Telegram From the Department of State to the Embassy in Greece,” Washington, August 22, 1964, http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
362 “Telegram From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, August 22, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). Danopoulos’a göre, Papandreou başta planı kabul etmiş olmasına rağmen oğlu Andreas Papandreou ve Makarios’tan gelen baskılara dayanamayarak reddetmek zorunda kalmıştı. Bkz. Daopoulos, op. cit., s. 260. 
363 “Telegram From the Embassy in Cyprus to the Department of State,” Nicosia, August 21, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
364 “Telegram From the Department of State to the Mission in Geneva,” Washington, August 23, 
1964, http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
365 Uslu, op. cit., s. 143. 
366 Acheson’a göre de Papandreou daha büyük çaba gösterseydi Makarios’un 
muhalefetinin üstesinden gelebilir ve sorun ilk Acheson Planı’nın öngördüğü şekilde çözülebilirdi. Fakat tam tersine bu “…karar verme kudretinden yoksun, çenesi düşük bunak… çok kritik bir anda [ABD’nin planlarını] Makarios’a açıkla[mıştı].” Bkz. Acheson to Battle, 7 Dec. 1964, in David S. McLelland 
and David C. Acheson (eds.), Among Friends: Personal Letter of Dean Acheson, New York, 1980, p. 284’ten aktaran Brands, op. cit., s. 358. 
367 “Summary Notes of the 542d Meeting of the National Security Council,” Washington, September 1, 1964, http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
368 Dean Acheson, Cyprus: The Anatomy of the Problem, 46 Chicago B. Record note 288, at 353 ve New York Times, Aug. 15, 1964, p. 1, col. 6’dan aktaran Ehrlich, “Cyprus, the ‘Warlike Isle’…”, s. 1086. 
369 Fırat, op. cit., s. 137. 
370 Mandell, op. cit., s. 211. 
371 Glen D. Camp, “Greek-Turkish Conflict Over Cyprus,” Political Science Quarterly, Vol. 95, No. 1 (Spring 1980), s. 51. 
372 Souter, op. cit., s. 673. 
373 “Telegram From the Mission in Geneva to the Department of State,” Geneva, August 6, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4767.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). Acheson’ın 2 Ağustos 1964’te Ball’a gönderdiği telgrafa göre, bu iki ABD’li diplomat da “ani enosis” yöntemini o an için en iyi çözüm yolu olarak görüyorlardı. Bkz. “Telegram From the Mission in Geneva to the Department of State,” Geneva, August 2, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4767.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
374 “Telegram From the Mission in Geneva to the Department of State,” Geneva, August 6, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4767.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
375 Ball, op. cit., s. 357. 
376 Ball (signed Rusk), Deptel Nicosia 96, 6 Aug. 1964: SDSNF, 1964-66: Formerly Top Secret 
Central Policy Files (FTSCPF) 1964-66, POL 23-8 CYP, box 11, NARA, 2’den aktaran Nicolet, op. cit., s. 108-109. 
377 Nicolet, op. cit., s. 109-112; “Telegram From the Mission in Geneva to the Department of State,” 
Geneva, August 19, 1964, http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 
25.05.2009). 
378 “Telegram From the Department of State to the Mission in Geneva,” Washington, August 23, 
1964, http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
379 Idem. 
380 Bruce to Ball, Embtel London 911, 24 Aug. 1964: SDSFN, 1964-66, POL 27 CYP, box 2091, NARA, 1-2’den aktaran Nicolet, op. cit., s. 115. 
381 An unidentified “Earnie”, as reported by Acheson to Jernegan, Telephone Conversation, 24 Aug. 1964: SDSFN, 1964-66, POL 27 CYP, box 2091, NARA, 2’den aktaran Idem. 
382 Nicolet, op. cit., s. 117. 
383 Acheson, Embtel US Mission Geneva 486, 26 Aug. 1964: SDSFN, 1964-66: FTSCPF 1964-66, POL 27 CYP, box 12, NARA, 1-3’ten aktaran Ibid., s. 116-117; “Memorandum for the Record,”Washington, September 8, 1964, http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm 
(Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
384 Bölükbaşı, “The Johnson Letter…,” s. 519. 
385 Erim, op. cit., s. 406. 
386 Idem. 
387 “Memorandum for the Record,”Washington, September 8, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4768.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
388 Nicolet, op. cit., s. 118. 
389 Bitsios, op. cit., s. 194; “Telegram From the Department of State to the Mission to the United 
Nations,” Washington, September 30, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4769.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
390 “Memorandum of Conversation,” 26 Oct. 1964, National Security File/National Security Council History, Box 16, Volume 3B, 44-54’ten aktaran Brands, op. cit., s. 360. 
391 Mallinson’a göre, “ABD, Türkiye’nin müdahalesini önlemek için gerekirse Altıncı Filo’yu 
kullanma konusunda kuşku duym[uyordu].” Bkz. Mallinson, op. cit., s. 495. 
392 “Telegram From the Department of State to the Embassy in the United Kingdom,” Washington, 
June 21, 1964, http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4758.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); 
“Memorandum of Conversation,” Washington, June 24, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4758.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
393 Coufoudakis, op. cit., s. 18. 
394 Edward Weintal ve Charles Barlett, Facing the Brink: An Intimate Study of Crisis Diplomacy, New York, Charles Scribner’s Sons, 1967, s. 36’dan aktaran Ball, op. cit., s. 359; Adams ve Cottrell, op. cit., s. 67. Bununla birlikte Adams ve Cottrell, ABD’nin özellikle arabuluculuk çabalarını başarısız olarak değerlendirmektedirler. Bkz. Idem. George Ball ise bu yazarlarla aynı fikirde değildir. Bkz. Ball, op. cit., s. 358-359. 
395 Güney, op. cit., s. 31. 
396 George S. Harris, “Turkey and the United States,” içinde Kemal H. Karpat, (der.), Turkey’s Foreign Policy in Transition 1950-1974, Leiden, Netherlands, E. J. Brill, 1975, s. 59; Ehrlich, Cyprus 1958-1967, s. 110. 
397 Adams ve Cottrell, op. cit., s. 74-75. ABD’nin 1964 krizi boyunca izlediği politika Türk ve Yunan Başbakanları tarafından da eleştirilmiştir. Bkz. Sezer, op. cit., s. 162; Ehrlich, op. cit., s. 110. 


11 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,


***