11 Mart 2018 Pazar

1964 VE 1967 KIBRIS KRİZLERİ SIRASINDA ABD’NİN KIBRIS POLİTİKALARI, BÖLÜM 11

1964 VE 1967 KIBRIS KRİZLERİ SIRASINDA ABD’NİN KIBRIS POLİTİKALARI, BÖLÜM 11



III. İKİ KRİZ ARASI DÖNEMDE YAŞANAN GELİŞMELER 


1967 krizinde ABD’nin takındığı tutumu ve izlediği politikayı daha iyi 
değerlendirebilmek için iki kriz arası dönemde yaşanan gelişmelere bakmak 
gereklidir. Çünkü bu üç yıllık süreç, 1964’teki krizde ABD’nin izlediği Kıbrıs 
politikasının sorunun tarafları üzerindeki etkilerinin Washington tarafından açıkça hissedildiği bir dönemdir. 1967 krizi sırasında ABD’nin yaptığı girişimler bu dönemdeki gelişmelerden büyük ölçüde etkilenmiştir. 

A. Türkiye’de ve Yunanistan’da Yaşanan Gelişmeler 

1967 Arap -İsrail Savaşı, Vietnam Savaşı gibi sıcak çatışmalara rağmen 
ABD ve SSCB arasındaki Soğuk Savaş, özellikle 1960’ların başlarındaki Berlin ve 
Küba krizlerinden sonra, giderek artan bir “Yumuşama” dönemine girdi. Blokların içinden muhalif seslerin yükselmesi, sömürgecilikten kurtulma sürecinin hızlanarak devam etmesiyle bağlantısız ülke sayısında artış yaşanması, Avrupa Ekonomik Topluluğu, Çin ve Japonya gibi aktörlerin uluslararası arenada belirmeye başlaması gibi olaylar iki kutuplu uluslararası sistemin katı yapısının görece kaybolduğunun işaretleriydi.398 
Soğuk Savaş ortamında yaşanan bu Yumuşama’nın etkisiyle Türkiye ve Yunanistan’ın kuzeyden algıladıkları tehditteki azalma da “milli mesele” olarak gördükleri Kıbrıs sorununa daha çok vurgu yapmalarına ve bu sorun nedeniyle “iç işlerine karışma” olgusuna daha hassas bakmalarına yol açtı.399 

 1. Kıbrıs Sorununun Türk Dış Politikasına Etkileri 

a. Johnson Mektubu’nun Etkisi 

1964 yılı boyunca Kıbrıs’ta yaşanan olaylara karşı ABD’nin takındığı tutum 
Türkiye - ABD ilişkilerine ve genel olarak Türk dış politikasına önemli etkilerde 
bulundu. Krizin ilk günlerinden beri ABD’nin daha aktif olmasını ve Batı dünyasının lideri vasfını kullanarak soruna Türklerin çıkarlarını da gözetecek bir çözüm bulmasını bekleyen Türkiye için, 1964 yılının sonuna gelindiğinde, durum tam bir hayalkırıklığıydı. Bu beklentiler karşılanmadığı gibi, bir de Türk yetkililerde “Johnson Mektubu”nda kullanılan sert ifadelerin yarattığı 
şaşkınlık hâkimdi. 

Aslında Türk - Amerikan ilişkilerinde daha önce de sorunlar ortaya çıkmıştı. 
1962’deki Küba Füze Krizi sırasında Türkiye, haberi olmadan Soğuk Savaş’ın iki 
kutup lideri arasındaki pazarlığın konusu olmanın sıkıntısını yaşamıştı. Ancak 
NATO’ya endekslenmiş bir dış güvenlik politikasının mantıklılığını ciddi biçimde 
sorgulanması asıl olarak 1964 Kıbrıs krizi sırasında gerçekleşti.400 Kıbrıs sorununun Türk dış politikasını böyle derinden etkilemesinin sebeplerinden biri “şüphesiz başta Birleşik Amerika olmak üzere, Türkiye’nin devlet düzenini seçerken kendisine örnek olarak aldığı ve bir dizi siyasal, ekonomik ve askeri bağlarla bağlandığı Batılı devletlerin bu olay karşısındaki tutumları[ydı].”401 Türkiye açısından bu tutumun en somut örneği ise “Johnson Mektubu”ydu. 

5 Haziran 1964’te gönderilen bu mektubun içeriği, gönderildiği dönemde 
kamuoyuna açıklanmamıştı. Türk halkı gazetelerden sadece “ABD’nin Türkiye’nin çıkarma girişimini yine önlediğini” öğrenmişti. Ancak sonradan Türkiye’de bu konu bir seçim malzemesi olarak kullanıldı ve mektupta yazılanlar hakkında dedikodular ortaya çıkmaya başladı. Hürriyet Gazetesi’nin Ankara bürosunda görev yapan gazeteci Cüneyt Arcayürek’in mektup metnini ele geçirmesi ve mektubun 13 Ocak 1966 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanması sonucu Ankara’nın isteği üzerine ABD, Başkan Johnson’ın gönderdiği mektubu ve Başbakan İnönü’nün cevabını Ocak 1966’da yayınladı. İki ülke basınında da mektuplar ve bunlara ilişkin yazılar yer aldı.402 

Mektupların yayınlanması Türk kamuoyundaki ABD karşıtlığının artmasına 
neden oldu. Dış politikadaki değişim rüzgârları ise daha öncesinde esmeye 
başlamıştı. Bu değişim ihtiyacının işaretlerinden biri ve Batı’nın Kıbrıs sorununa 
yönelik tutumundan duyulan memnuniyetsizliğin ilk ciddi ifadesi, Başbakan İsmet İnönü’nün Nisan 1964’te Time dergisine verdiği demeçte görülmekteydi. Söz konusu demeçte İnönü, Batı ittifakının kendisini yıkmak isteyen güçlerle adeta yarış halinde olduğunu söyleyerek bunun gerçekleşmesi durumunda yeni şartlarda yeni bir dünyanın kurulacağını, Türkiye’nin de bu yeni dünyada kendisine iyi bir yer bulabileceğini ifade etmişti.403 

Bu sözler aslında ABD’ye yönelik bir serzenişti. ABD ile kurulan yakın 
ilişkilerin ve NATO ittifakına güvenmenin hikmeti hakkındaki şüpheler “Johnson 
Mektubu”ndan sonra daha da arttı.404 “Türkiye ile ABD arasındaki yabancılaşma süreci bu mektup ile başladı.”405 Gürel’e göre, Türk yöneticiler bu mektuptan iki önemli ders çıkarmıştı. Birincisi, Amerikan yardımının koşulsuz değil, ABD’nin onayladığı amaçlar için kullanılmak üzere verildiğiydi. İkincisi ise, NATO’nun da tıpkı öteki uluslararası örgütler gibi, egemen devletlerin yer aldığı ve bunların iradesi dışında harekete geçmeyen bir örgüt olduğu, yani NATO’nun otomatik işlerliği olmadığı idi.406 Ayrıca NATO ile olan bağlantıların, Türkiye’nin kendi ulusal çıkarını ilgilendiren konularda karar alma özgürlüğüne önemli biçimde ket vurduğu da anlaşıldı.407 Özellikle SSCB’nin olası müdahalesine ilişkin mektupta yer alan ifadeler sayesinde ABD’nin “müttefik” ve “ittifak” kavramlarına yüklediği anlamlar ile Türkiye’nin yüklediği anlamların aynı olmadığı görüldü.408 Yaşanan bu hayalkırıklığı nedeniyle Türkiye’de Batı karşıtı düşünce ve akımlar hızlı biçimde yayıldı. Hatta bazı çevreler Türkiye’nin NATO’dan çekilerek tarafsız bir dış politika izlemesi gerektiğini öne sürdüler.409 

Bütün bu sorgulamalar, Türkiye’nin sorunlarını daha realist bir şekilde 
değerlendirmesini sağladı. Soğuk Savaş ortamında yaşanan Yumuşama da 

Türkiye’nin daha bağımsız ve çok boyutlu dış politika seçenekleri tasarlamasına 
imkân verdi.410 Türkiye, ABD ve Batı yanlısı tek boyutlu dış politikasında gözle 
görülür ölçüde değişikliğe giderek çok yönlü bir dış politika izlemeye çalıştı. Bu 
yöndeki girişimlerden en önemlisi, 1953’te Stalin’in ölümünden beri iki ülke 
arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki Sovyet önerilerine cevap verilmesiydi. 

b. Türkiye - SSCB İlişkilerinde Yakınlaşma 

Daha önce de belirtildiği gibi, SSCB 1964 yılı boyunca Kıbrıs sorununda 
Makarios’u destekleyen bir tutum takındı. Adayı NATO şemsiyesi altına sokacağını düşündüğünden enosise karşı çıkarak Rum liderin bağlantısızlık politikasını devam ettirebilmesi için sürekli olarak Kıbrıs’ın tam bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne vurgu yaptı. Türkiye’nin adaya müdahalede bulunma tehditlerini ve Ağustos 1964’te gerçekleştirdiği havadan müdahaleyi sert bildirilerle eleştirdi. Ancak krizin yatıştığı 1964 sonbaharında, Türkiye’nin ikili ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki girişimlerine karşılık verme konusunda da tereddüt etmedi. Türkiye - SSCB ilişkileri açısından Türk Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin’in Moskova’ya yaptığı ziyaret bir dönüm noktası oldu.411 

30 Ekim - 6 Kasım 1964 tarihleri arasında gerçekleştirilen bu ziyarete ilişkin 
ortak bildiride Kıbrıs konusunda şöyle denilmekteydi: “…taraflar Kıbrıs sorununun, Kıbrıs’ın bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi esasına ve her iki ulusal topluluğun kanuni haklarına saygı ve adada iki ulusal topluluğun varlığını tanıma esası üzerine, barış içinde yaşamalarını sağlayacak bir şekilde, barışçı yollarla çözümlenmesine taraftar olduklarını belirtmişler dir…”412 Bildiride SSCB’nin adadaki iki ayrı toplumun varlığını tanıması ve Türk toplumunun Kıbrıs’ta Rum toplumu ile birlikte yaşama hakkını destekleyen tutumu, Moskova’nın Kıbrıs konusunda Türkiye’nin görüşlerini kabul etmeye başladığının açık göstergeleriy di.413 

Bu nedenle 5 Kasım 1964 tarihli bu bildiri Türkiye’nin Kıbrıs politikası açısından 
oldukça önemli bir gelişmeydi. 

SSCB’nin ani bir şekilde Kıbrıs konusundaki Türk tezine yaklaşan bir tutum 
sergilemeye başlamasının altında başlıca iki neden yatmaktaydı. Birincisi, Batılı 
müttefiklerinin Kıbrıs konusundaki tutumları nedeniyle hayal kırıklığı yaşayan ve 
SSCB’yi dışlayarak Kıbrıs sorununa çözüm bulmanın olanaksızlığını anlayan 
Türkiye’nin414 yeni bir dış politika anlayışı kazanmasıydı. İkincisi de, bu anlayış 
doğrultusunda, SSCB ile ilişkilerini geliştirmek isteyen Türkiye’nin taleplerine 
hemen karşılık verebilecek yeni bir yönetimin Moskova’da iş başına geçmiş 
olmasıydı.415 Bu bakımdan Erkin’in ziyareti, iki ülkenin niyetlerini birbirlerine belli etmeleri açısından bir fırsat olarak değerlendirildi. 

Bu ziyaretten sonra iki ülke arasındaki üst düzey ziyaretler hız kazandı. 
Yapılan görüşmelerle ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi konusunda da adımlar 
atılarak Ankara - Moskova yakınlaşması sağlandı. İki ülke arasındaki ilişkiler 
geliştikçe SSCB’nin Kıbrıs konusundaki tutumu da Türkiye’nin “federasyon” tezine yaklaştı.416 Bununla birlikte Türkiye, SSCB’ye karşı yelkenleri tamamen suya indirmeye de gönüllü değildi. Türkiye’nin ilişkilerin normalleşmesindeki çıkarları esas olarak Kıbrıs sorunuyla baş edebilmek için esneklik kazanmada yatıyordu.417 

c. Türkiye - ABD İlişkilerinde Gerileme 

Bu dönemde Türkiye - ABD ilişkileri ise eski yakınlığını giderek kaybetti. 
Türkiye, dış politikasında yeni yönelimlere başvurarak ABD’ye ve NATO’ya karşı 
biraz daha mesafeli durmayı denedi. Kıbrıs sorunundaki tutumlarından duyulan 
hayalkırıklığı çeşitli yollarla Batı dünyasına -özellikle de ABD’ye- hissettirilmeye 
çalışıldı. Birçok kitap, gazete ve dergide yayınlanan yazılarda NATO’nun “esnek 
karşılık”418 olarak adlandırılan yeni stratejisi ve bunun Türkiye’nin ulusal 
güvenliğine etkisi, Türkiye ile ABD arasında imzalanmış olan ikili anlaşmalar gibi 
konular yoğun biçimde eleştirildi.419 ABD tarafından öne sürülen, NATO üyesi 
ülkelerden bir “Çok Taraflı Güç” (Multilateral Force - MLF) kurulması yönündeki 
proje Ocak 1965’te Türkiye tarafından reddedildi.420 1966’da Türk Hükümeti, ABD ile Türkiye arasındaki mevcut ikili anlaşmalarda düzenlemeler yapılması konusunda girişimde bulundu. ABD’nin bu teklifi kabul etmesi ile başlayan gözden geçirme süreci, Türkiye’ye topraklarındaki ABD üsleri üzerinde daha çok kontrol imkânı veren yeni Savunma İşbirliği Anlaşması’nın Temmuz 1969’da imzalanması ile sonuçlandı.421 

Türkiye yine bu dönemde NATO’ya bağlı askeri gücünün artırılması talebine 
olumsuz cevap verdi; Amerikan nükleer denizaltısının İstanbul limanını ziyaret 
talebini reddetti; Birleşmiş Milletler’de, Vietnam’da kuvvet kullanılmasına karşı 
olduğunu belirterek dolaylı yoldan ABD’yi eleştirdi; 1966’dan sonra Amerikan savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçişine kısıtlama getirdi.422 1967’deki Arap -İsrail Savaşı sırasında, ABD’nin Türkiye’deki iletişim istasyonlarını kullanmasına müsaade etmesine rağmen, yeni dış politika anlayışının bir başka açılımı olan “Arap dünyasıyla yakınlaşma” çabalarını göz önünde bulundurarak Amerikan üslerinden yakıt ve erzak ikmali yapmasına izin vermedi.423 

Yine de 1960’lı yılların ortalarında Türkiye - ABD ilişkilerinde görülen bu 
bozulmayı yalnızca Kıbrıs sorununda yaşanan anlaşmazlıkların etkisine bağlamamak gerekir. Zaten iki ülke arasındaki ilişkilerin eşitsiz ve bağımlılık yaratan yapısı nedeniyle Türkiye’nin ABD’nin bazı eylemlerinden hoşnut olmaması kaçınılmaz bir durumdur.424 Nitekim 1960’lar boyunca Kıbrıs sorununun yanı sıra füze bunalımı, haşhaş sorunu gibi nedenlerle de bu ülkeler arasında anlaşmazlıklar yaşanmıştır. Ancak Rustow’un da haklı olarak belirttiği gibi, ilişkilere en büyük gölgeyi Kıbrıs sorunu düşürmüştür.425 Bununla birlikte Türk - Amerikan ilişkilerindeki bozulmanın göstergeleri olan yukarıdaki gelişmelere rağmen, Soğuk Savaş hâlâ devam etmekte olduğundan, iki ülkenin de ulusal çıkarları bu ilişkilerin en azından belli bir seviyede tutulmasını gerektirmiştir.426 Türkiye’nin ABD’li yetkililerle yapılan resmi temaslarda Batı dünyasına olan bağlılığın ve NATO’ya olan taahhütlerin korunduğunu sürekli olarak vurgulaması427 ile -daha sonra inceleneceği gibiABD’nin Kıbrıs konusun da Türkiye’yi memnun edecek girişimlerde bulunmaya çalışması, bu yöndeki göstergelerdir 


 2. Yunanistan’da Yaşanan Gelişmeler 

a. Kıbrıs Sorununun Yunanistan - ABD İlişkilerine Etkisi 

1960’ların ortalarına kadar Yunan ve Türk dış politikalarının ana rehberi 
NATO dayanışmasıydı ve bu, bütün amaçlar için ABD’nin liderliğini takip etme 
anlamına geliyordu. Fakat bloklar arasındaki Yumuşama, blok içi yumuşamayı da beraberinde getirdi ve ABD’nin Doğu Akdeniz’deki büyük güç otoritesini ve 
ittifakını erozyona uğrattı. Yunanistan ve Türkiye kendi çıkarları açısından 
aralarındaki çatışmayı, Sovyet tehdidinden daha öncelikli gördüler ve dolayısıyla 
NATO’yu sorguladılar. İki müttefikine yönelik politikalarını, “NATO’nun askeri 
konumunu ve önem arz eden üslerini koruma” temeline dayandıran ABD, sonunda bu ülkelerdeki mevcut siyasi ve askeri etkisinin gerilemesine şahit oldu.428 

Türkiye’de olduğu gibi Yunanistan’da da ABD’nin prestijini ve güvenilirliğini kaybetmesine neden olan başlıca etken Kıbrıs sorunuydu. ABD, Kıbrıs krizine müdahil oldu ve bu müdahale Kıbrıs’ı “Türkiye tarafından işgal edilmekten” kurtardı. Bununla birlikte ABD’li yetkililer, Yunanistan’ın Kıbrıslılara self-determinasyon hakkı tanınması yönündeki destek taleplerine Türkiye’nin 
tepkisini çekmemek için karşılık vermedi. ABD her iki tarafı da taraf tutmadığına 
inandırmaya çalıştı ancak bu yöndeki çabaları Türkiye’de olduğu gibi Yunanistan’da da aksi yönde sonuç verdi. New York Times’ta çıkan haberlere göre, krizdeki tutumu nedeniyle Yunanistan Başbakanı ABD’yi “Türk yanlısı” olmakla itham etmişti, Amerikan karşıtı gösteriler Atina sokaklarını kaplamıştı ve Yunan medyası ABD’ye ağır şekilde saldırmıştı.429 NATO’nun ve ABD’nin, 1964 Ağustosu’ndaki Türk müdahalesini ve bu müdahale sırasında NATO silahlarının kullanılmasını kınamaması Yunan Hükümeti’nde ve kamuoyunda tepkiyle karşılandı.430 ABD’nin Türkiye’yi NATO açısından Yunanistan’dan daha büyük stratejik öneme sahip bir ülke olarak gördüğü yönündeki endişeler kriz boyunca arttı. Böylece 1964 Kıbrıs krizi sadece Yunanistan ve Türkiye arasındaki ilişkileri zayıflatmakla kalmadı, her iki ülkedeki Amerikan etkisini de zayıflattı. Bununla birlikte söz konusu dönemde ABD - Yunanistan ilişkilerinin seyri ABD - Türkiye ilişkilerinin seyrine göre daha iyi durumdaydı.431

 b. Yunanistan’da Siyasi İstikrarsızlık ve Askeri Darbe 

Yunan halkı, Kıbrıs sorunundaki tutumu nedeniyle ABD’ye tepki 
göstermekle birlikte kriz sonrası dönemde başlıca ilgisini Yunanistan’da yaşanan 
siyasi istikrarsızlığa yöneltti. İktidara geldiği tarihten beri Kıbrıs’ta yaşanan 
gelişmelerle uğraşmaktan iyice yıpranan George Papandreou Hükümeti’ne, zamanla Papandreou’nun kendi partisinden ve muhalefet partilerinden güçlü eleştiriler ortaya çıkmaya başladı.432 Papandreou’nun Kıbrıs krizindeki tutumu ve ABD’ye karşı olan mesafeli duruşu Yunan ordusundaki sağcı unsurların hükümete karşı olumsuz tavır takınmasına neden oldu. 1964’te Yunan Kralı olan II. Constantine’in de ABD’yle yakın ilişkilerin devamından duyduğu endişe nedeniyle Papandreou Hükümeti’ne şüpheyle yaklaşması433 Başbakan’ın sadece arkasındaki büyük halk desteğine güvenebileceğini gösterdi. 

Yunan siyasetinin belirleyicisi konumundaki bu aktörler arasındaki gerilim 
1965 yazında doruğa çıktı. 15 Temmuz 1965’te Başbakan Papandreou, Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’nın değiştirilmesi konusunda Kral II. Constantine ile düştüğü anlaşmazlık nedeniyle istifa etti. Yunanistan’ı uzun süre azınlık hükümetleri yönetti. Stephanopoulos ve Paraskevopoulos hükümetleri döneminde de siyasi istikrar sağlanamaması sonucu 28 Mayıs 1967’de genel seçimlerin yapılmasına karar verildi. Ancak 21 Nisan’da gerçekleşen askeri darbe ile Yunanistan’da Albaylar Cuntası dönemi başladı.434 

Darbeyi yapanlar Albay Georgios Papadopoulos’un liderliğindeki bir grup 
orta rütbeli albaydı. Sıkı biçimde komünizm karşıtı ve milliyetçi ama hem iç hem de dış politika konularında deneyimsiz olan bu askeri cunta,435 Papandreou 
liderliğindeki koalisyonun kazanmasının beklendiği genel seçimlerin hemen 
öncesinde iktidarı devralarak ülkeyi komünizm tehlikesinden kurtardığına 
inanıyordu.436 Bu nedenle albaylar, yaptıkları bu askeri müdahaleyi bir “darbe” 
olarak değil bir “devrim” olarak nitelendiriyorlardı.437 

 c. ABD’nin Yunanistan Siyasetindeki Gelişmelere Yaklaşımı 

ABD, Yunanistan’da yaşanan bu siyasi istikrarsızlık dönemini ve sonucunda 
yaşanan darbeyi yakından takip etti. ABD’li yetkililer “dünyanın bu stratejik önemi 
yüksek bölgesindeki küçük ve fakir bir ülke” olan Yunanistan’ın “Doğu - Batı 
gerilimindeki azalma, SSCB ile artan ticari ilişkiler, Kıbrıs’ın durumundan duyulan 
hayalkırıklığı ve mevcut siyasi çıkmaz” gibi nedenlerle komünizmin etkisine giderek 
daha açık hâle geldiği konusunda endişe duyuyorlardı.438 Bu süreç boyunca ABD’nin 
Yunanistan’a yönelik tutumunu belirleyen başlıca etken, iktidara gelen sivil veya 
askeri otoritelerin ABD - Yunanistan ilişkilerine ve Kıbrıs sorununa yönelik 
yaklaşımları oldu. 

1965 - 1967 döneminde bazı ABD’li üst düzey siyasetçiler, Papandreouların 
tekrar iktidara gelmelerinin Yunan siyasetinin radikalleşmesine yol açabileceğini ve komünizmin Yunanistan’daki etkisini artırmasına izin verebileceğini 
düşünüyorlardı.439 Zaten Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları sırasında 
Papandreou Hükümeti’nin sergilediği performans da ABD’li yetkilileri memnun 
etmekten çok sinirlendirmişti. Bu nedenle Papandreou istifa ettikten sonra ABD, 
Stephanos Stephanopoulos’u hükümeti kurması yönünde destekledi.440 ABD’nin çıkarı, hangi partiden olursa olsun ABD’yle yakın ve yoğun ilişkileri devam ettirme taahhüdünde bulunan güçlü bir Yunan Hükümeti’nin varlığında yatıyordu.441 Böyle bir durumda, var olan Amerikan etkisi aracılığıyla hem Kıbrıs sorunu nedeniyle zarar görmüş olan ilişkilerin düzeltilmesi -ve böylece Yunanistan’ın komünizmden uzaklaştırılması- hem de Kıbrıs sorununa Türkiye ile Yunanistan arasında yapılacak ikili görüşmeler yöntemiyle çözüm bulunması hedeflerine ulaşılabileceği düşünülüyordu. 

Ancak ne Stephanopoulos ne de diğer siyasetçiler, ABD’nin bu temennilerini 
gerçekleştirebilecek kadar güçlü ve istikrarlı hükümetler kurabildiler. Bu nedenle askeri darbenin gerçekleştiği Nisan 1967’ye gelinene kadar birçok kez ABD’li diplomatlar George Papandreou’nun tekrar iktidara gelmesinin yaratabileceği olumsuz etkiler konusunda ABD Dışişleri Bakanlığı’nı uyardılar.442 Sonuçta Papandreou’nun kazanmasına kesin gözüyle bakılan seçimler gerçekleşmeden önce Albaylar Cuntası’nın yönetime el koyması ile ABD’nin bu yöndeki endişeleri ortadan kalktı. 

Albaylar Cuntası’nın eylem ve söylemlerinin ABD’nin Yunanistan’da 
gerçekleşmesini arzuladığı gelişmelerle büyük ölçüde örtüşmesi ve uluslararası 
kamuoyu tarafından kınanan bu anti-demokratik harekete ABD’nin büyük bir tepki göstermemesi nedeniyle darbenin ABD istihbaratı (CIA) tarafından desteklendiği iddia edildi.443 Yunanlar bu olay nedeniyle NATO’yu ve ABD’yi suçladılar.444 

< Darbenin ardından Yunanistan’daki yeni yönetimin yetkilileri ile ABD’li yetkililer arasında yapılan görüşmeler de ABD’nin bu gelişmeden çok da hoşnutsuz olmadığını kanıtladı. Yunanistan’ın yeni Başbakanı Konstantinos Kollias, Ekim 1965’ten beri ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi olarak görev yapan Philips Talbot’a Yunan Hükümeti’nin NATO’nun güçlü biçimde destekçisi olduğunu belirterek, ABD’nin yeni hükümeti destekleyeceği yönünde umutlu olduğunu söyledi. Büyükelçi Talbot’un Başbakan Kollias’a söylediklerine göre ise, Washington’ın esas kaygısı, anayasal hükümetin devrilmesi sırasında ABD’nin sağladığı askeri malzemelerin kullanılmasıydı.445 Uluslararası kamuoyunun tepkisinden çekinen ABD sonraki görüşmelerde Cunta’ya açık destek veremeyeceğini belli etti. Buna karşılık Yunan tarafı devamlı olarak ABD’ye ve NATO’ya olan derin inanç ve bağlılıklarını vurgulayarak siyasi ve ekonomik destek talebinde bulundu.446 >

ABD, Yunanistan’daki yeni rejimi açıkça destekleyebilmesi için anayasal 
yönetime geçilmesi konusunda adım atılmasını şart koşuyordu. Ancak Yunan 
Hükümeti’nin bu yönde herhangi bir ciddi girişimi olmamasına rağmen ABD’li 
yetkililer darbeden üç ay sonra Yunanistan’la ilişkilerin normalleştirilmesi 
konusunda hemfikirlerdi. Çünkü 1967’deki Arap -İsrail Savaşı nedeniyle ABD’nin 
hava ve deniz kuvvetleri tarafından kullanılan Yunanistan’daki bazı tesislerin önemi artmıştı.447 Ayrıca Albaylar Cuntası hem ikili ilişkilerin eskisinden daha iyi duruma getirilebileceği konusunda umut vaad ediyordu448 hem de Kıbrıs sorununda [ABD’nin de arzuladığı sonuç olan] “barışçı yollarla enosis”i çözüm yolu olarak görüyordu.449 Cunta’nın ABD tarafından çözümün önündeki en büyük engel olarak görülen Makarios’a bakışı da ABD’li yetkililerinki ile büyük ölçüde örtüşüyordu. Gerek enosis yerine Kıbrıs’ın bağımsızlığını devam ettirmeye çalışması gerekse uluslararası komünizmle yakın bağlantılar kurması nedeniyle Makarios, Albayların gözünde de artık bir “kızıl başpiskopos”tu ve cezalandırılma yı hak ediyordu.450 


BU BÖLÜM DİPNOTLARI;

398 Seyfi Taşhan, “Turkey’s Relations with the USA and Possible Future Developments,” Foreign 
Policy (Dış Politika), Vol. 8, No. 1-2 (1979), s. 18-19. 
399 Theodore A. Couloumbis, The United States, Greece and Turkey: the Troubled Triangle, New York, Praeger, 1983, s. 42. 
400 Harris, op. cit., s. 60. 
401 Mehmet Gönlübol ve Halûk Ülman, “Türk Dış Politikasının Yirmi Yılı 1945-1965,” S.B.F. Dergisi, C. XXI, No. 1 (Mart 1966), s. 177. 
402 Şahin, op. cit., s. 89-90, 115-120; Landau, op. cit., s. 46-48. 
403 Cumhuriyet, 16 Nisan 1964’ten aktaran Sarıca, et al., op. cit., s. 66-67. 
404 Richard N. Haas, “Managing NATO’s Weakest Flank: the United States, Greece and Turkey,” ORBIS, Vol. 30, No. 3 (Fall 1986), s. 464. Sander’in de belirttiği gibi, o dönemde Türk yöneticileri “NATO içinde ABD’nin tartışma götürmez önderliği, Amerikan kuvvetlerinin Türk topraklarında yerleşmesi ve bunu izleyen çok yönlü ilişkiler nedeniyle, NATO ile ABD’yi özdeş tut[maktaydılar].” Böylece Türkiye’de “ABD eşittir NATO; NATO eşittir ulusal politika ve dolayısıyla ABD eşittir ulusal politika” anlayışı yerleşmiş vaziyetteydi. Bkz. Sander, Türk - Amerikan…, s. 83-84. 
405 Landau, op. cit., s. 46. 
406 Gürel, op. cit., s. 58-59. 
407 Ülman, op. cit., s. 163. 
408 Gönlübol, op. cit., s. 8-10; Sander, “Turkey: the Staunchest Ally…,” s. 21; Orkunt, op. cit., s. 9899; Sönmezoğlu, op. cit., s. 17. McGhee’ye göre, ABD’li yetkililer mektup yazılırken Sovyet müdahalesi tehdidini kullanmanın Türkiye’yi bu kadar derinden etkileyeceğini büyük olasılıkla düşünmemişlerdi. Bkz. George McGhee, ABD-Türkiye-NATO-Ortadoğu, çev. Belkıs Çorakçı, Ankara, Bilgi Yayınevi, 1992, s. 271. 
409 Mehmet Gönlübol, “NATO, USA and Turkey,” içinde Kemal H. Karpat, (der.), Turkey’s Foreign Policy in Transition 1950-1974, Leiden, Netherlands, E. J. Brill, 1975, s. 14, 35; “Telegram From the Embassy in Turkey to the Department of State,” Ankara, September 8, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4769.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). Büyükelçi Hare, 30 Kasım 1964’te ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği telgrafta ABD’nin Türkiye’deki siyasi kredisinin gözle görülür ölçüde azalmakta olduğunu belirtiyor ve NATO’ya yöneltilen eleştirilerin ABD’nin Türkiye’deki çıkarlarına olumsuz etkide bulunduğunu söylüyordu. Bkz. 
“Telegram From the Embassy in Turkey to the Department of State,” Ankara, November 30, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4769.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). ABD -Türkiye ilişkilerinde yaşanmakta olan bozulma ABD’nin Kıbrıs Büyükelçisi Belcher’i de endişelendiriyordu. Bkz. “Telegram From the Embassy in Cyprus to the Department of State,” Nicosia, December 2, 1964, http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4769.htm (Erişim 
Tarihi: 25.05.2009). 
410 Bruce R. Kuniholm, “Turkey and NATO: Past, Present and Future,” ORBIS, Vol. 27, No. 2 (Summer 1983), s. 425.
411 Suat Bilge, “Türk-Sovyet İlişkileri,” içinde Mehmet Gönlübol, et al., Olaylarla Türk Dış Politikası, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1993, s. 425-427. 
412 Keesing’s Contemporary Archives, Vol. XVI, (1963-1964), s. 20500; Karpat, op. cit., s. 92. 
413 George S. Harris, “Cross-Alliance Politics: Turkey and the Soviet Union,” The Turkish Yearbook of International Relations, Vol. 12 (1972), s. 24. 
414 Fırat, op cit., s. 164. Bu anlayışın göstergelerinden biri, Nihat Erim’in 6 Ocak 1965’te Başbakan İnönü ile görüşmesi sırasında kullandığı ifadelerdir: “Amerikalılar Kıbrıs işinde bizi şimdiye kadar zora soktular. Bundan sonra da onlardan fazla bir şey beklenmez. Belki de Rusya’yla rekabet dolayısıyla biraz gayrete gelirler.” Bkz. Erim, op. cit., s. 451. 
415 SSCB’de 15 Ekim 1964’te yaşanan bu iktidar değişikliği ile Başbakanlık’tan ve SBKP Genel Sekreterliği’nden uzaklaştırılan Nikita Kruşçev’in yerini, SSCB dış politikası açısından “daha mâkul bir takım oluşturan [SBKP Genel Sekreteri] Leonid Brejnev ve [Başbakan] Aleksi Kosigin” ikilisi aldı. Bkz. Erica Schoenberger ve Stephanie Reich, “Soviet Policy in the Middle East,” MERIP 
Reports, No. 39 (July 1975), s. 16. “Türkiye’nin müttefikleri ile olan anlaşmazlıklarından faydalanabilmek için Kremlin’in yeni liderleri Türkiye’yi kazanmaya çalıştılar.” Bkz. Harris, op. cit., s. 24. Türkiye’yi Batı dünyasından uzaklaştırmayı amaçlayan bu tutum, aslında SSCB’nin söz konusu dönemde  ki dış politika amaçlarının bir yansımasıydı. Daha önceden, ABD’nin çevreleme politikası doğrultusunda kurduğu ittifak sistemlerinin etkililiklerini azaltmaya çalışan SSCB, 1960’ların ortalarına doğru daha çok bu blokları kırma yönünde çaba gösterdi. NATO’da, CENTO’da, SEATO’da SSCB ile ilişkilerini yumuşatmayı kabul edebilecek ülkelerin var olması bu çabanın altında yatan nedenlerden biriydi. Bkz. McLaurin, op. cit., s. 11. 
416 Aziz Aysel, “Sovyetler’in Kıbrıs Tutumları 1965-1970,” S.B.F. Dergisi, C. XXIV, No. 4 (Aralık 1969), s. 211-218; Dışişleri Belleteni, Sayı 4, (Ocak 1965), s. 48. 
417 Harris, “Turkey and The United States…,” s. 61. ABD’li yetkililer de Türkiye ile SSCB arasındaki yakınlaşmadan Türkiye’nin beklentilerinin esasen ne olduğunu biliyorlardı. Bu nedenle başlarda iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinden büyük bir endişe duymadılar. Ancak Türk yetkilileri 
uyarmayı da ihmal etmediler. Türkiye’nin yeni hükümetinin Başbakanı Suat Hayri Ürgüplü ile 19 Mart 1965’te yaptığı görüşmede ABD Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi John Jernegan, SSCB’nin Kıbrıs konusunda Türkiye’ye verdiği sözde desteğin etkileyici görünmesine rağmen herhangi bir taahhüt içermeyen sözlerden ibaret olduğunu, SSCB’nin aslında Kıbrıs sorununun çözülmesini istemediğini, tam tersine oyun oynamaya çalıştığını belirterek Türkiye’den temkinli hareket etmesini beklediklerini söyledi. Bkz. “Telegram From the Embassy in Turkey to the Department of State,” Ankara, March 19, 
1965, http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4770.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Philips Talbot da bu konuda şöyle bir açıklama yapmıştı: “Kıbrıs buhranı yüzünden hayal kırıklığına uğramış olmasına rağmen Türkiye’nin NATO ile bağlarını gevşeteceğine 
veya Ruslarla, NATO ile ilişkilerini zayıflatacak bir yakınlaşmaya gideceğine dair herhangi bir işaret görmüyorum… Türkler bize, NATO’nun güçlü, azimli ve sıkı bir üyesi olmaya devam ettiklerini, Kıbrıs konusunda Sovyetler nezdinde giriştikleri teşebbüslerin NATO’ya sadakatlerini zayıflatmayacağını temin etmişler ve bu hususu Sovyetlere de açıkladıklarını belirtmişlerdir.” Bkz. Cumhuriyet, 4 Nisan 1965, s. 1’den aktaran Uslu, op. cit., s. 19. 
418 NATO’nun Kitlesel Karşılık Stratejisi’nden Esnek Karşılık Stratejisi’ne geçmesi düşüncesi Türkiye’yi tedirgin ediyordu. Çünkü bu yeni stratejinin öngördüğü şekilde Varşova Paktı’ndan gelebilecek bir saldırının, doğrudan nükleer silahlarla karşılanması yerine, öncesinde konvansiyonel silahlarla direnmenin denenmesi durumunda, Türkiye savaşı en yoğun hissedecek ülkelerden biri durumuna gelecekti. Bu durum da bazı çevrelerde NATO’nun güvenlik yerine bir güvensizlik kaynağı olarak algılanmasına neden oluyordu. Bkz. Sönmezoğlu, op. cit., s. 35-36. Nitekim 1960’ların başlarında öne sürülen ve Türkiye’nin uzun süre karşı çıktığı bu strateji NATO tarafından ancak Aralık 1967’de kabul edilebildi. Bkz. Gönlübol, op. cit., s. 43. 
419 Ibid., s. 23. 
420 Dışişleri Belleteni, Sayı 4, (Ocak 1965), s. 55-56. Bu konuda bkz. Orkunt, op. cit., s. 392-412; İlter Turan, NATO İttifakının Stratejik ve Siyasi Sorunları, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1971, s. 73-77; Gönlübol, op. cit., s. 31; Gönlübol ve Ülman, op. cit., s. 175. Erim’in aktardığına göre, SSCB yetkilileri Moskova’da Dışişleri Bakanı Erkin ile yaptıkları görüşmelerde 
Türkiye’nin MLF’ye girmemesi durumunda SSCB’nin de Kıbrıs konusunda federasyon formülünü kabul edecekleri yönünde telkinde bulunmuşlardır. Bkz. Erim, op. cit., s. 442. 
421 Gönlübol, op. cit., s. 38; Gönlübol, “Türk-Amerikan İlişkileri:…,” s. 14-16; Ülman, op. cit., s. 152; CSIA European Security Working Group, “Instability and Change on NATO’s Southern Flank,” International Security, Vol. 3, No. 3 (Winter 1978-1979), s. 166; Harris, Troubled Alliance…, s. 160-165. 
422 Sander, Türk-Amerikan…, s. 240-241; Sönmezoğlu, op. cit., s. 37-38; Harris, op. cit., s. 169-172. 
423 Sönmezoğlu, op. cit., s. 53; Kuniholm, op. cit., s. 426. 
424 Orkunt, op. cit., s. 7. 
425 Dankwart A. Rustow, Unutulan Müttefik: Türkiye, İstanbul, Milliyet Yayınları, 1989, s. 132. 
426 Fahir Armaoğlu, “Turkey and the United States: A New Alliance,” The Turkish Yearbook of International Relations, Vol. 6 (1965), s. 1. 
427 “Memorandum of Conversation,” Washington, December 1, 1965, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4771.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Memorandum of Conversation,” Washington, April 3, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4764.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
428 John C. Campbell, “The Mediterranean Crisis,” Foreign Affairs, Vol. 53, No. 4 (July 1975), s. 613. 
429 New York Times, March 1, 1964, p. 1, col. 1; New York Times, March 4, 1964, p. 10, cols. 4,7; New York Times, Feb. 27, 1964, p. 10, col. 3’ten aktaran Ehrlich, “Cyprus, the ‘Warlike Isle’…,” s. 1059. 
430 “Telegram From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, October 9, 1964, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4769.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
431 Haass’a göre, Türk - Amerikan ilişkilerindeki bozulmanın başlangıç yılı 1964 olarak sayılabilir. Ancak Yunan - Amerikan ilişkilerindeki bozulmayı asıl olarak 1974 Kıbrıs krizi ile başlatmak daha gerçekçidir. Bkz. Haass, op. cit., s. 459-464. 
432 “Telegram From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, June 30, 1965, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4771.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
433 Clogg, op. cit., s. 161. 
434 Ibid., s. 161-162; Papandreou, op. cit., s. 279-280; Gürel, op. cit., s. 61. 
435 Botsas, op. cit., s. 256; Bell, op. cit., s. 792. 
436 Foley ve Scobie, op. cit., s. 167; Ehrlich, Cyprus 1958-1967, s. 93-94; Papandreou, op. cit., s. 14. 
437 Clogg, op. cit., s. 163. 
438 “Telegram From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, September 5, 1965, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4771.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
439 “ Editorial Note,” http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4771.htm (Erişim Tarihi: 
25.05.2009). 
440 “ Telegram From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, August 10, 1965, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4771.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
441 “Telegram From the Embassy in Turkey to the Department of State,” Ankara, February 3, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4764.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
442 “Telegram From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, September 5, 1965, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4771.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Field 
Information Report,” Athens, March 7, 1966, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4766.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); 
“Memorandum of Conversation,” Athens, January 28, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4764.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Telegram 
From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, February 11, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4764.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Letter From 
the Ambassador to Greece (Talbot) to the Country Director for Greece (Brewster),” Athens, March 
30, 1967, http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4764.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
443 Sarıca, et al., op. cit., s. 132; Couloumbis, op. cit., s. 50-51. Darbeden en büyük zararı gören isimlerden biri ve dönemin gelişmelerinin yakın tanığı olan Andreas Papandreou, kitabında bu konuda güçlü iddialar sunmaktadır. Darbe sürecinin ayrıntılı bir özeti, yönetimi ele geçiren albayların CIA ile ilişkileri ve darbeye ilişkin CIA raporu için bkz. Papandreou, op. cit., s. 250-276. Darbenin CIA tarafından desteklenip desteklenmediği konusundan daha kesin olan ise ABD’nin Yunanistan Ordusu içinde bu yönde bir oluşumun var olduğundan ve darbenin gerçekleşeceğinden önceden beri haberdar olduğudur. Bkz. “Field Information Report,” Athens, March 7, 1966, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4766.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Field 
Information Report,” Athens, December 20, 1966, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4764.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Intelligence 
Information Cable,” Athens, March 9, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4764.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); 
“Memorandum for the Record,” Washington, March 13, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4764.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Telegram 
From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, March 24, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4764.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). Nitekim ABD 
Dışişleri Bakanı Dean Rusk, 3 Nisan 1967’de Yunanistan’daki ABD Büyükelçiliği’ne gönderdiği 
telgrafta ABD’nin prensip olarak Yunanistan’daki herhangi bir parlamento dışı yönetim girişimine 
karşı çıkacağını ancak o an itibariyle ABD’nin böyle bir harekete vereceği tepkinin belli olmadığını, 
bu tepkinin o zamanki şartlara bağlı olarak değişiklik gösterebileceğini belirtmiştir. Bkz. “Telegram 
From the Department of State to the Embassy in Greece,” Washington, April 3, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4764.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
444 Botsas, op. cit., s. 255. 
445 “Telegram From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, April 21, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4763.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
446 “Telegram From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, April 28, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4763.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Telegram 
From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, May 5, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4763.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Telegram 
From the Mission to the North Atlantic Treaty Organization and European Regional Organizations to 
the Department of State,” Paris, May 9, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4763.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Telegram 
From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, May 10, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4763.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Telegram 
From the Department of State to the Embassy in Greece,” Washington, May 10, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4763.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Telegram 
From the Embassy in Greece to the Department of State,” Athens, May 21, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4763.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Telegram 
From the Department of State to the Embassy in Greece,” Washington, May 31, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4763.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). Yunan Ordusu’nun 1952’de Yunanistan’ın NATO’ya katılmasından beri ABD ve Kuzey Atlantik İttifakı ile yakın bir ilişkisi vardı. Bu yakın ilişki ve ordunun ihtiyaçlarının esasen ABD tarafından karşılanması sonucu Yunan Ordusu kendi ulusunun çıkarları ile NATO’nun/ABD’nin çıkarlarını birbirine karıştırır hâle gelmişti. Bkz. Danopoulos, op. cit., s. 257, 269. 
447 “Memorandum From Secretary of State Rusk to President Johnson,” Washington, July 21, 1967, 
http://www.state.gov/r/pa/ho/frus/johnsonlb/xvi/4763.htm (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
448 Yunanistan’daki ABD karşıtı tutum darbe sonrası kısmen dengelendi. Yunan basını hükümet tarafından eylemlerine yönelik eleştirilerde bulunmaması için kontrol altında tutuluyordu. Bkz. Ehrlich, op. cit., s. 110. 
449 Bruce, op. cit., s. 125; Bayülken, op. cit., s. 115; Danopoulos, op. cit., s. 261, 272; Sarıca, et al., op. cit., s. 135. 
450 Bell, op. cit., s. 792-793. 

12 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,

***