5 Mart 2018 Pazartesi

Çözüm Süreci’nin Belirsizliği ve Çıkış Yolu,

Çözüm Süreci’nin Belirsizliği ve Çıkış Yolu,



Yunus Akbaba
4 Kasım 2013





Hangi noktada olursak olalım 2013 yılı Kürt meselesinin altın yılı olarak tarihe çoktan geçmeyi hak etti. Sürecin her ne kadar güçlü bir siyasi lider (Erdoğan) ve Kürt siyasal hareketinin tartışmasız otoritesi (Öcalan) ve sürece desteğini artan bir oranda sunan Türkiye toplumu ile mümkün olduğu söylense de, meselenin yapısal kısmında 10 yıllık hazırlığını yapmış AK Parti hükümeti ve süreç sırasında kritik bir rol üstlenen Kürt...

Hangi noktada olursak olalım 2013 yılı Kürt meselesinin altın yılı olarak tarihe çoktan geçmeyi hak etti. Sürecin her ne kadar güçlü bir siyasi lider (Erdoğan) ve Kürt siyasal hareketinin tartışmasız otoritesi (Öcalan) ve sürece desteğini artan bir oranda sunan Türkiye toplumu ile mümkün olduğu söylense de, meselenin yapısal kısmında 10 yıllık hazırlığını yapmış AK Parti hükümeti ve süreç sırasında kritik bir rol üstlenen Kürt siyasal hareketinin katkısı da en temel motifler kadar önemlidir. Sürecin bugün geldiği noktada, hem Kürt tarafını hem de hükümeti karşı tarafın ‘nisbi kazancı’ (relative gain) üzerinden kışkırtan açıklamalar gelmeye devam ediyor. Fakat çözüm süreciyle topluma verilen mesaj, Türkleri ve Kürtleri kazanacaklarsa da kaybedeceklerse de bu işin beraber olacağına inandırmak olmuştu. Çözüm sürecini başlatan irade, bu hassas süreci ülkenin her köşesinde, benzer saikler üzerinden toplumu dönüştürmeyi hedefliyordu. Sürecin diğer asli aktörlerinden farklı olarak siyasi iradenin rolü sadece toplumun hazırlanması ve dönüştürülmesi değil, son zamanlarda PKK-BDP-Öcalan cephesinden gelen tahriklerin ve tehditlerin siyaseten soğurularak (absorbe), sürecin rasyonel düzeyde kalmasını sağlamaktır.

BAYIK’IN RİSKLİ AÇIKLAMASI

Bugün geldiğimiz noktada, BDP temsilcileri ve KCK üst yönetimi Demokratikleşme Paketi’nin açıklanmasından sonra hep bir ağızdan sürecin bittiğine ya da bitirildiğine yönelik açıklamalar yapıyorlar. Sürecin ilk dönemlerinde de şahit olduğumuz bir tavırla ‘bitmiş olan sürecin’ tekrardan canlanması için de bazı maddeler sıralanıyor. Öte taraftan KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık uluslararası bir medya kuruluşuna verdiği demeçte ‘derin ve anlamlı bir müzakere olmazsa, Türkiye’de iç savaş çıkar’ diyerek bütün seneye yayılan kamuoyu çalışmasını tek bir cümleyle nasıl yerle bir edilebileceğinin bir örneğini sunuyor. Sürecin ilk günlerinde yaşanan Paris suikastı, Sinop’taki provokasyon ve İmralı notlarının sızdırılmasında yapılan “ihtiyatlı olalım” çağrılarının unutulduğu apaçık ortada. Kürt tarafından gelen bu açıklamalara karşı Başbakan Erdoğan “Bizim açımızdan çözüm süreci yürüyor. Kararlıyız. İhlal eden bedelini öder. Süreci ihlal eden biz olmayacağız” diyerek sürecin tıkandığı evrelerde ihtiyatlı tutumunu devam ettiriyor.

BUGÜNÜN ALGILARIYLA YARINI YÖNETME İSTEĞİ

Sürecin öğrettiği bir başka şey de günlük açıklamalar üzerinden süreci okumanın yanlış olduğunun artık su götürmez bir gerçek olduğudur. Her iki tarafın da en çok istediği şey sürecin devam etmesidir; çünkü böylesi anlarda zor olan süreci bitirmek değil devamını sağlayabilmektir. Unutulmamalıdır ki, her müzakere sürecinin kendi doğası, yapısı ve süresi vardır. Kürt meselesinin Türkiye siyasal tarihindeki yeri ve önemini düşündüğümüzde, 2013 yılında alınan yolu başarı olarak değerlendirmemenin herhangi bir gerekçesi de bulunmamaktadır. Bir yıl boyunca atılan adımlara, verilen demeçlere ve yaşanan gelişmelere bir göz atıldığında ve sürecin hangi sebeplerden ötürü tıkandığına bakıldığında göze çarpan önemli bir nokta bulunuyor: Başlangıçta her iki tarafın aktörleri tarafından üç aşamalı olacağı açıklanan sürecin daha ilk aşaması tamamlanmadan son aşamaya yönelik tartışmaların yapı


https://www.setav.org/cozum-surecinin-belirsizligi-ve-cikis-yolu/

***