11 Mart 2018 Pazar

1964 VE 1967 KIBRIS KRİZLERİ SIRASINDA ABD’NİN KIBRIS POLİTİKALARI, BÖLÜM 1

1964 VE 1967 KIBRIS KRİZLERİ SIRASINDA ABD’NİN KIBRIS POLİTİKALARI, BÖLÜM 1 


T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI 

Yüksek Lisans Tezi 
Altan AKTAŞ 
Ankara - 2009 

Tez Danışmanı 
Prof. Dr. Melek FIRAT 
Ankara - 2009 

1964 VE 1967 KIBRIS KRİZLERİ SIRASINDA ABD’NİN KIBRIS POLİTİKALARI 
Yüksek Lisans Tezi 
Tez Danışmanı : Prof. Dr. Melek Fırat 

Tez Jürisi Üyeleri Adı ve Soyadı İmzası 

Prof. Dr. Melek Fırat 
Prof. Dr. Çağrı Erhan 
Doç. Dr. Yelda Demirağ

İÇİNDEKİLER 

İÇİNDEKİLER………………………………………………………………………i 
ÖNSÖZ……………………………………………………………………………...iv 
GİRİŞ............................................................... 1 

I. ABD DIŞ POLİTİKASI AÇISINDAN KIBRIS SORUNU...... 9 

A. Soğuk SavaşŞartlarında Kıbrıs Sorununun Ortaya Çıkışı Ve ABD’nin Soruna Yaklaşımı......... 10 

1. Soğuk Savaş’ın İlk Yıllarında Ortadoğu Bölgesi’nde ABD - SSCB Rekabeti................ 11 

2. Kıbrıs Sorununun Ortaya Çıkışından 1964 Krizine Kadar ABD’nin Kıbrıs Politikası........20 

a. 1950’lerde Kıbrıs Sorunu ve ABD’nin Tutumu ................. 20 

b. Zürih - Londra Antlaşmaları’na ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna ABD’nin Tepkisi..... 26 

c. ABD’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne Yönelik Politikası.......... 29 

B. ABD Açısından Kıbrıs’ın Önemi ..................................31 

1. Kıbrıs’ın Stratejik Konumu ........................................ 33 

2. Adadaki İngiliz Üsleri ............................................... 34 

3. Adadaki Amerikan Tesisleri..........................................36 

4. NATO’nun Güneydoğu Kanadının Güvenliği Endişesi........ 37 

5. Makarios’un Bağlantısız Tutumundan Duyulan Rahatsızlık . 39 

6. Komünist Parti AKEL’in Varlığı........................................ 41 

7. SSCB’yi Çevreleme Politikası Açısından Kıbrıs’ın  Önemi ..... 42 

II. 1964 KIBRIS KRİZİ VE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’NİN TUTUMU...44 

A. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasal Sorunları Ve Aralık 1963’te Başlayan Kriz.... 46 

1. 1960 Sistemine İlişkin Anlaşmazlıklar ve Cumhurbaşkanı Makarios’un Anayasada Değişiklik Önerileri .... 46 

2. Kıbrıs’ta Çatışmaların Başlaması ve Krizin İlk Günlerinde ABD’nin Tutumu.......... 49 

B. ABD’nin Kıbrıs Sorununa Müdahil Olması..............................................52 

1. Londra Konferansı ve Anglo - Amerikan Teklifi...........................52 

2. Birleşmiş Milletler’de Kıbrıs Sorunu ve ABD’nin Tutumu...........59 

3. Türkiye’nin Kıbrıs’a Müdahale Konusundaki Kararlılığının Arttığı Nisan - Mayıs 1964 Döneminde ABD’nin Tutumu .... 64 

C. ABD’nin Kıbrıs Sorununa Nihai Çözüm Bulunmasına Yönelik Girişimleri ............ 71 

1. “Johnson Mektubu”....................................................................................71 

2. Washington Görüşmeleri............................................................................ 81 

3. Cenevre Görüşmeleri ve Birinci Acheson Planı............................................... 89 

4. Kıbrıs’ta Ağustos 1964 Olayları ve İkinci Acheson Planı.................................. 97 

5. ABD’nin Kıbrıs Sorununu Makarios’u Devredışı Bırakarak Çözme Yönündeki Planları...109 

D. 1964 Krizi Boyunca ABD’nin İzlediği Politika: Değerlendirme............ 116 

III. İKİ KRİZ ARASI DÖNEMDE YAŞANAN GELİŞMELER......................... 123 

A. Türkiye’de ve Yunanistan’da Yaşanan Gelişmeler............................. 123 

1. Kıbrıs SorunununTürk Dış Politikasına Etkileri .................................. 124 

a. Johnson Mektubu’nun Etkisi ........................................................... 124 

b. Türkiye - SSCB İlişkilerinde Yakınlaşma .......................................... 127 

c. Türkiye - ABD İlişkilerinde Gerileme..................................................129 

2. Yunanistan’da Yaşanan Gelişmeler .................................................. 132 

a. Kıbrıs Sorununun Yunanistan - ABD İlişkilerine Etkisi .......................... 132 

b. Yunanistan’da Siyasi İstikrarsızlık ve Askeri Darbe................................133 

c. ABD’nin Yunanistan Siyasetindeki Gelişmelere Yaklaşımı……….....………….....135 

B. Kıbrıs’ta ve Kıbrıs Sorununda Yaşanan Gelişmeler................................ 139 

ii 

1. Kıbrıs’ın İç ve Dış Politika Uygulamalarına ABD’nin Tepkisi ... 139 

2. Birleşmiş Milletler’de Kıbrıs Sorunu ve ABD’nin Tutumu.........143 

C. ABD’nin Kıbrıs Sorununun Çözümüne Yönelik Çabaları.......... 145 

1. ABD’nin Kıbrıs Sorununda “Ön Plana Çıkmama” Taktiği ......... 145 

2. Türkiye’deki ve Yunanistan’daki İktidar Değişikliklerinin ABD’nin Kıbrıs Tutumuna Etkileri... 148 

3. Değerlendirme: ABD’nin İki Kriz Arası Dönemde İzlediği Politika.... 155 

IV. 1967 KIBRIS KRİZİ VE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’NİN TUTUMU... 158 

A. Boğaziçi - Geçitkale Saldırıları ve ABD’nin Krizin İlk Günlerindeki Tutumu .. 159 

B. ABD’nin Krizi Sona Erdirmeye Yönelik Girişimleri.............................. 164 

1. Üçlü NATO Girişimi.................................................................... 164 

2. Vance Misyonu............................................................................. 166 

a. Cyrus Vance’in Atanması................................................. 166 

b. Vance Misyonu’nun Altyapısını Hazırlayan Gelişmeler.. 169 

c. Vance’in Mekik Diplomasisi ve Krizin Sona Ermesi....... 173 

C. Krizin Hemen Sonrasında Yaşanan Gelişmeler ........... 183 

D. 1967 Krizi Boyunca ABD’nin İzlediği Politika: 
     1964 Krizi İle Karşılaştırma ................................... 185 

SONUÇ.............................................................. 193 
KAYNAKÇA ........................................................ 198 
ÖZET................................................................. 225 
ABSTRACT......................................................... 227 



ÖNSÖZ 

Bilimsel bir çalışma yapmak her şeyden önce sabır isteyen bir iştir. Bu sabrı göstermesi gereken esas kişi araştırmacı olmasına rağmen, araştırmacının yakın 
çevresindeki kişiler de bu sürecin bazı zorluklarına katlanmak durumunda kalabilmektedirler. 
Bu nedenle elinizdeki çalışmayı hazırlarken yaşadığım bütün sıkıntıları paylaşan, hiç bir zaman benden maddi ve manevi desteğini esirgemeyen aileme teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca gündelik hayatın gerektirdiği sorumluluklarda bana yardımcı olarak üzerimdeki yükü hafifletmeye çalışan Bekir Koçak’a ve kardeşim Atilla Aktaş’a, yüreklendirici ve moral verici konuşmalarıyla çalışmanın yazım aşamasında hep yanımda olan sevgili Ebru Özaydın’a özellikle teşekkür etmek isterim. Burada isimlerini sayamadığım yakınlarıma ve arkadaşlarıma da teşekkür borçluyum. 

Tez çalışmamın her aşamasında yakın ilgi ve desteğini gördüğüm; çalışmalarımın yönlendirilmesi ve sonuçlandırılmasında büyük emeği geçen tez danışmanım sayın Prof. Dr. Melek Fırat’a, böyle bir çalışma yapmam konusunda beni teşvik eden ve yardımlarını esirgemeyen sayın Prof. Dr. Çağrı Erhan’a, savunma aşamasında ortaya koyduğu değerli yorum ve eleştirileriyle katkıda bulunan sayın Doç. Dr. Yelda Demirağ’a özellikle şükranlarımı sunarım. 

Son olarak, yüksek lisans öğrenimimin iki yılı boyunca sağladığı bursla söz konusu çalışmanın ortaya çıkmasında destekleyici ve teşvik edici rolü bulunan 
TÜBİTAK - Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanlığı’na da büyük teşekkür borçlu olduğumu belirtmek isterim. 

GİRİŞ 

1955 - 1957 yılları arasında İngiltere’nin Kıbrıs Valisi olarak görev yapan Mareşal John Harding, bundan tam elli bir yıl önce Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak şöyle demiştir: “… Kıbrıs’ta yaşayan insanların bu sorunu çözmede üstün çıkarları olmadığını söylemiyorum; çıkarları var fakat talihsiz oldukları durum şu ki, Lawrence Durrell’in Acı Limonlar kitabında kullandığı kelimelerle söylersek, ‘uluslararası ilişkiler piyasasına sürülmüş’ bir adada yaşıyorlar. Ve maalesef coğrafi konumu, ulusal duygular ve korkular ve endişeler ve özlemler nedeniyle kimse Kıbrıs’ı bu piyasadan çıkaramayacak.”1 Günümüzde Kıbrıs sorununun bu cümlelerin söylendiği zamankinden daha fazla aktörü içererek ve daha da karmaşıklaşarak devam etmesi, bu adanın bir uluslararası sorun olarak daha uzun süre bu “piyasa”da kalacağına işaret ediyor gibi görünmektedir. 

Kıbrıs’ın modern tarihi, birbirlerine karşı tarihe dayalı düşmanlıklar taşıyan “Türk ve Yunan milliyetçiliklerinin bir ‘yavrulama’ ve ‘olgunlaştırma’ çocuğu olduğu kadar, Soğuk Savaş koşullarının da büyüttüğü ve emzirdiği boyutlarıyla karmaşıklık taşıyan”2 bir sorunun tarihidir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1960 yılındaki sayıma göre, nüfusunun % 77’si Rumlardan % 18’i Türklerden oluşan Kıbrıs,3 birden fazla etnik grubun var olduğu ve özellikle topraksal olarak bu grupların birbirlerine karıştığı devletlerde kültürel özerklik ve siyasi güç dağılımını sağlamanın zorluğunu gösteren iyi bir örnektir.4 

Kıbrıs’ın 1950’lerde kanlı çatışmalara neden olan bu çok uluslu yapısı, adada bağımsız bir devlet kurulduktan sonra da potansiyel bir çatışma tehdidi olmaya 
devam etmiştir. Danopoulos’a göre, esasen aralarındaki din engeli Türk ve Rum toplumlarını birbirlerinden ayrı tutarak bir “ulusal Kıbrıslılık bilinci”nin ortaya 
çıkmasını önlemiştir.5 Adadaki iki toplumun gerek İngiltere’nin yönetimi altındayken gerekse Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduktan sonra kendilerini Türk ve Yunan kimlikleri altında görmeleri, kaçınılmaz olarak soruna Türkiye ve Yunanistan’ı da ortak etmiştir.6 Bununla birlikte, Soğuk Savaş dünyasının sorunlu, istikrarsız ve hassas Ortadoğu bölgesi için rekabet eden süper güçler açısından Kıbrıs’ı önemli bir ikmal istasyonuna çeviren coğrafi konumu nedeniyle bölge dışı devletler de soruna ilgi göstermişlerdir.7 Böylece Kıbrıs sorunu, adanın iki toplumu arasında yaşanan etnik kökenli bir sorun olmaktan çıkmış, bölgesel ve uluslararası bir boyuta ulaşmıştır.8 

Jacob M. Landau, Kıbrıs sorununu dört değişik boyutu olan çok karmaşık bir sorun olarak tanımlamaktadır. Landau’ya göre, bu boyutlar: “1- (Kıbrıs’ın içinde) toplumlararası 2- (Türkiye ve Yunanistan’ı içermek üzere) iki taraflı 3- (Büyük Britanya ve süper güçlerin katılımlarıyla) bölgesel 4- (Birleşmiş Milletler’deki küresel çerçeve içinde) uluslararası”dır.9 Buna karşın Ellen B. Laipson, ABD’nin Kıbrıs sorununda en büyük dış aktörlerden biri olduğunu belirterek Kıbrıs’ın “süper güç boyutu olan bölgesel çatışmalar” kategorisine kolaylıkla sokulamayacağını iddia etmektedir. Çünkü Laipson’a göre, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB), Kıbrıs sorununu [taraflarının NATO üyeleri olmalarından dolayı sorunun NATO içinde çözülmeye çalışılması nedeniyle] bazen hasetle, [sorunun NATO ittifakını istikrarsızlaştırıcı etkisi nedeniyle de] bazen sevinçle kenardan izlemiştir. Bundan dolayı Kıbrıs sorunu, Batı kampı içindeki bir sorun olarak görülmelidir.10 

Bu haklılık arz eden yorumu daha ileri götüren yaklaşım, 1962 - 1963 
yıllarında Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcısı olarak 
görev yapan Christian Heinze’den gelmektedir. Heinze, Kıbrıs sorununu Batı 
kampının sınırları içinde tutul[maya çalışıl]an bir sorundan çok “Batılı uluslar 
topluluğu”nun üstün değerlerini tehdit eden bir sorun olarak görmektedir. 

Heinze’ye göre, Kıbrıs’ta bağımsız devlet kurulduktan sonra yaşanan olaylar, 
Kuzey Atlantik bölgesinin uluslarından oluşan Batı topluluğunun içindeki birlik ve düzen mekanizmalarının ciddi kusurlarını açığa çıkarmıştır. Çünkü Batılı uluslar topluluğu, ne Türkiye ile Yunanistan arasındaki soruna çözüm bulabilmiştir ne de bu sorun konusunda net bir fikir ya da tavır ortaya koyabilmiştir. Ayrıca 1959 Zürih - Londra ve 1960 Lefkoşa Antlaşmaları’nın bağlayıcılığı konusunda, bu antlaşmalar uygulamaya konulduktan kısa süre sonra ortaya çıkan anlaşmazlıklar da Batılı uluslar topluluğunun “barış sistemi”nin aksayan yönlerinden biridir.11 Bu iddiasını daha iyi anlayabilmek için Heinze’nin söz konusu “barış sistemi” hakkında söylediklerine bakmak gerekir: 

“Kuzey Atlantik’in Batılı uluslar topluluğu, uluslararası sorunları, Kuzey Atlantik özellikle de Avrupa tarihinin değişken yönü tarafından şekillenen ve geliştirilen barış sistemi yardımıyla çözebileceği iddiasındadır. Bu barış sistemi uluslararası hukuk, özellikle de antlaşmaların bağlayıcı gücü üzerine  kurulmuştur. 

Bu sistem, özgürlüğü, halkların ve bireylerin self-determinasyon siyasi haklarını 
içerir. Bu barış sistemi Batılı devletlere, farklılıklarını ortak refaha hizmet eden 
karşılıklı saygı ve işbirliği ruhu içinde kurma yükümlülüğünü dayatır. Bu doğrultuda Batılı uluslar topluluğu savaş ve şiddetin üstesinden gelme iddiasındadır ve dünyanın geri kalanından özellikle de doğu kısmından farklılaşır. 

Batılı devletler bu barış sistemine dayanan bir işbirliğinin kendilerini şimdiki ve gelecekteki düşmanlarına kanıtlamanın en iyi yolu olduğuna inanırlar. Bu nedenle bu barış sistemi, Batılı uluslar topluluğunun varlığının teminatıdır ve 
meşruiyetinin temelidir. Bu yüzden söz konusu sistemin tehlikeye atılması, ‘Küba benzeri bir Kıbrıs’tan’ çok ötede bir tehdit anlamına gelir. Batılı uluslar 
topluluğunun iyi işleyen bir barış sistemine inanmayı bırakmaları durumunda bu 
topluluğu oluşturan devletlerin bireysel olarak dış politikalarında uzun vadeli 
sonuçlara yönelik yeni temel sorunlar ortaya çıkar. Bu karşılıklı bağımlılığın sonucu, bütün Batılı devletlerin Türkiye ve Yunanistan arasındaki Kıbrıs sorununa müdahil olma gerekliliğidir. Bu durum ABD’nin Kıbrıs sorununa derin biçimde müdahil olması ile açık hâle gelmiştir. Eğer Batı, örnek olacak bir barış sistemini koruma iddiasını sürdürmek istiyorsa Kıbrıs’ta ortaya çıkan böyle bir sorunu çözme yetkinliğinde olduğunu kanıtlamalıdır.”12 

Bütün bu yorumlara dayanılarak çıkarılabilecek sonuç şudur: Kıbrıs sorunu, 
ister salt stratejik nedenlerle, ister Soğuk Savaş ortamında Batı ve Doğu blokları arasında var olan siyasi, askeri, ekonomik vb. rekabet -ve belki de bunların hepsinin üstünde ABD ile SSCB’nin itibar mücadelesi- nedeniyle, ister genel olarak Batı dünyasının yüzyılların birikimine dayanan “barış sistemi”nin devamı için, ister özel olarak NATO ittifakının güvenliğini ve istikrarını korumak için olsun, Batılı devletlerin özellikle de ABD’nin yoğun biçimde ilgi gösterdiği ve müdahil olduğu bir sorundur. Bu nedenle de ABD’nin soruna yönelik tutumu, girişimleri, doğrudan ya da dolaylı müdahaleleri hakkında bilgi sahibi olmadan Kıbrıs sorununun tarihini, seyrini, taraflarının izledikleri politikaları anlamak mümkün değildir. 

 ABD’nin Kıbrıs sorununda ne kadar etkili bir aktör olduğu gerçeği, Kıbrıs 
üzerine olan muazzam büyüklükteki literatürden de anlaşılmaktadır. Walker’ın da belirttiği gibi, Kıbrıs’ın tarihi, dünyadaki ada örnekleri arasında en iyi araştırılmış ve en iyi şekilde belgelenmiş alanlardan biridir.13 Bir uluslararası sorun olarak elli yılı aşkın süredir dünya gündemini meşgul eden Kıbrıs hakkında çok sayıda araştırmacının yayınladıkları kitap ve makalelere ek olarak, Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs sorununa ilişkin kayıtları, soruna taraf olan ve sorunla yakından ilgilenen devletlerin arşiv belgeleri, çok sayıda diplomatın anıları vb. kaynaklar da bu konuyla ilgilenen kişiler için büyük bir havuz oluşturmaktadır. Bu havuzda, ABD’nin Kıbrıs’a yönelik politikasını konu edinen çalışmalar önemli bir yer kaplamaktadır. Bir yüksek lisans tezi olan bu çalışma da, 1964 ve 1967 Kıbrıs krizleri sırasında ABD’nin izlediği politikaları ele alarak, bu muazzam literatür içinde kendisine küçük de olsa bir yer bulmayı amaçlamaktadır. 

Birçok yazar tarafından ele alınmış ve üzerine birçok söz söylenmiş olmasına 
rağmen konu olarak “1964 ve 1967 Kıbrıs krizleri sırasında ABD’nin Kıbrıs 
politikaları”nın seçilmesinin nedeni, bu konuda oldukça önemli veriler içeren ve 
birincil kaynak olan ABD Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin görece yeni bir tarihte 
kamuoyunun tüketimine açılmış olmasıdır.14 ABD Dışişleri Bakanlığı’nın internet 
sitesinde “Amerika Birleşik Devletleri’nin Dışİlişkileri” genel başlığı altında 
dönemsel seriler olarak yayınlanan bu arşivler, görevli editörler tarafından Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı, Ulusal Güvenlik Konseyi, Merkezi Haber Alma Teşkilatı gibi ABD’nin dış politikasına şekil veren kurumlardan ve başkanlık 
kütüphanelerinden elde edilerek derlenen belgelerden oluşmaktadır.15 Mayıs 2009 itibariyle söz konusu sitedeki yayınlar 1976 yılına kadar olan belgeleri de içerecek şekilde ilerlemiş durumdadır.16 Ancak bu çalışmada asıl olarak 1964 ve 1967 Kıbrıs krizleri ele alınmış, ada tarihindeki bir diğer dönüm noktası ve ABD açısından da önemli bir gelişme olan 1974 Kıbrıs krizi kapsam dışı bırakılmıştır. 

Bu çalışmada birincil kaynak olarak Lyndon Baines Johnson’ın ABD Başkanlığı dönemine ait olanlar başta gelmek üzere Dwight David Eisenhower ve John Fitzgerald Kennedy’nin başkanlık dönemlerine ait arşiv belgeleri kullanılmıştır. 

Ayrıca 1964 ve 1967 Kıbrıs krizleri sırasında ABD’nin Kıbrıs’a yönelik politikasının oluşturulması ve uygulanmasında önemli görevler almış olan Amerikalı diplomat ların anılarından da imkânlar ölçüsünde faydalanılmıştır. Bu kaynakların 
yetersiz veya ilgisiz kaldığı konularda ise çok sayıdaki yazarın çeşitli kitap ve 
makalelerine, Birleşmiş Milletler ve NATO’nun internet sayfalarına, “Keesing’s 
Contemporary Archives” ve “Dışişleri Belleteni” gibi süreli yayınlara 
başvurulmuştur. 

2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR


***