11 Mart 2018 Pazar

1964 VE 1967 KIBRIS KRİZLERİ SIRASINDA ABD’NİN KIBRIS POLİTİKALARI, BÖLÜM 3

1964 VE 1967 KIBRIS KRİZLERİ SIRASINDA ABD’NİN KIBRIS POLİTİKALARI, BÖLÜM 3


 2. Kıbrıs Sorununun Ortaya Çıkışından 1964 Krizine Kadar ABD’nin Kıbrıs Politikası 

a. 1950’lerde Kıbrıs Sorunu ve ABD’nin Tutumu 

Kıbrıs’taki istikrarsız dönem, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yükselişe geçen, eski sömürgelerin self-determinasyon ilkesine dayanarak bağımsızlık kazanmaları sürecinin etkisi ile başladı. Adadaki İngiliz yönetiminden memnun 
olmayan Kıbrıslı Rumların “enosis”e 53 ulaşmak için kendilerine de self-determinasyon ilkesinin uygulanması gerektiği yönündeki iddiaları, 1950’lerin 
başında daha çok vurgulanmaya başladı. Kıbrıs’taki İngiliz yönetiminin, self-determinasyon talebini önlemek için yaptığı reformlar Kıbrıslı Rumları tatmin 
etmeye yetmedi. Enosis hedefi, Kıbrıs’ın komünist partisi AKEL ve halk üzerinde büyük etkisi bulunan Kilise tarafından sürekli gündemde tutuldu. 

Kıbrıslı Rumların bu taleplerine Yunanistan da destek veriyordu. 16 Ağustos 1954’te Yunanistan, BM Genel Kurulu’nun dokuzuncu oturumunda “BM’nin 
himayesi altında, halkların eşit hakları ve self-determinasyon ilkelerinin Kıbrıs adasında yaşayan nüfusa uygulanması” konusunun gündeme alınması için başvuru yaptı.54 Ancak BM Genel Kurulu, o an için Kıbrıs sorununa ilişkin bir karar almayı uygun bulmadığını belirterek bu başvuruyu reddetti.55 

BM’nin bu kararı üzerine Albay George Grivas liderliğindeki EOKA (Etniki Organosi Kipriaku Agonos - Kıbrıs Mücadelesi Ulusal Örgütü), 1 Nisan 1955 
tarihinde Rum toplumunun önderi Başpiskopos Makarios’un da zımni kabulüyle enosis amaçlı şiddet eylemlerine başladı.56 Asıl hedefi İngiliz güvenlik güçleri ve idari yetkilileri olan silahlı eylemlerin zamanla, enosis kampanyasına yeterince destek vermediği düşünülen veya açıkça karşı çıkan Rumlara ve önce adada İngiliz yönetiminin devam etmesini, daha sonra ise “taksim”i 57 savunan Türklere yönelmesi olayların boyutunu daha da artırdı. İngiltere’nin Kıbrıs sorununu çözmek için başlattığı girişimlerin58 sonuçsuz kalması ve 1958 Yazı boyunca Kıbrıs’ta artan Türk - Rum silahlı mücadelesi, Türkiye - Yunanistan ilişkilerini giderek gerginleştirdi. 1956’nın başlarında İngiltere’nin Kıbrıs politikası, yine self-determinasyon konusu açık bir şekilde Ortadoğu stratejisine bağlı kılınmak üzere şöyleydi: “self-determinasyon, Kıbrıs’a hiçbir zaman uygulanamayacak bir ilke olmamakla birlikte Doğu Akdeniz’deki mevcut durum düşünüldüğünde, şu an için pratik bir öneri değildir.”59 Aynı yıl, Lord Radcliffe’e Kıbrıs için bir anayasa taslağı hazırlaması isteğinde bulunulduğunda, “Kıbrıs’ın askeri gerekçelerle yakın gelecekte İngiliz egemenliği altında kalacağını göz önünde bulundurması” talimatının verilmiş olması 60 bu stratejinin bir yansımasıydı. 

Fakat Süveyş Krizi’nde İngiltere’nin başarısız olması, bölgedeki etkin konumunun giderek zayıflamasına neden oldu. Birkaç yıl içinde Kıbrıs, bir üs olarak 
İngiltere’nin Ortadoğu politikasını desteklemedeki önemini kaybetti. 1958 Yazı’na gelindiğinde İngiltere’nin Kıbrıs üzerindeki egemenlik ihtiyacını etkileyen koşullar büyük ölçüde değişmişti. 1950’lerin sonlarında İngiltere’nin yaşadığı mali zorluklara, bir de uluslararası kamuoyunun İngilizlerin Kıbrıs’taki rollerine yönelik eleştirileri eklendi.61 Ayrıca Eisenhower Doktrini ile Ortadoğu’da Batı’nın çıkarlarını savunma sorumluluğu ABD’ye geçmişti. Bu gelişmelerin yanı sıra, iki topluluk arasındaki çatışmaların da vahim bir hâl alması sonucu, İngilizlerin Kıbrıs’a yönelik politikalarında değişiklik oldu. Kıbrıs’taki tesislerin azaltılması gerektiğini ve adadaki egemenliğin Türkiye ve Yunanistan ile paylaşılabileceğini vurgulayan teklifler ön plana çıkmaya başladı.62 

Amerikan bakış açısına göre ise, Kıbrıs, NATO içindeki ilişkileri gerginleştiren bir sorun olması nedeniyle, ittifakın sosyalist dünya ile mücadeledeki sorumluluk larına fazladan bir yük oluşturuyordu.63 ABD, 1950’lerde ilk ve en önemli dış politika amacı olarak SSCB’yi çevrelemeyi benimsediğinden, Kıbrıs sorununa da bu amaç açısından bakıyordu.64 Çevreleme politikasının başarıya ulaşabilmesi için NATO’nun güç ve istikrarının korunması gerekiyordu. Bu nedenle, 

NATO müttefikleri arasındaki sorunlar, ittifaka zarar vermeyecek şekilde çözülmeliydi. 

1950’lerin ikinci yarısında Türk - Yunan ilişkilerinin Kıbrıs sorunu yüzünden bozulmaya başlaması ve Yunanistan’ın, enosis politikası için Amerikan desteği 
kazanmak amacıyla güçlü girişimlerde bulunmasına rağmen ABD, bu dönemde iki Doğu Akdeniz müttefiki arasındaki bu anlaşmazlığa yönelik tarafsızlık ve karışmama politikası izlemeyi denedi.65 “Batı savunma sistemi içinde çıkan böyle bir anlaşmazlık hangi tarafı desteklerse desteklesin, Batı güvenliğinde önemli gedikler açabilirdi.”66 Ayrıca Kıbrıs’ın bir İngiliz kolonisi olması nedeniyle ABD, sorunu esasen İngiltere’nin sorumluluğu altında değerlendiriyordu. 

Bu sebeplerle ABD, 1950’ler boyunca genelde sorunu dışarıdan, pasif bir şekilde izlemeyi tercih etti. Soruna müdahil olmamakla birlikte, İngiltere’den gelen 
yardım çağrılarına, Türkiye ve Yunanistan’a “NATO müttefikleri arasındaki işbirliği ihtiyacını vurgulayan, iki ülkenin soruna çözüm bulunması amacıyla görüşmelerini talep eden ve gerek görülmesi durumunda ABD’nin uygun şekilde yardımlarda bulunabileceğini belirten”67 mesajlar göndererek cevap verdi. 

ABD’nin esas ilgisi, Kıbrıs sorununun üç NATO müttefiki -İngiltere, Türkiye ve Yunanistan- arasında bir krize dönüşmemesine yönelikti. NATO’nun güneydoğu 
kanadının istikrarı çok önemli olduğu için, ABD, çözüm yolu olarak ne Yunanistan ’ın enosis talebine ne de Türkiye’nin taksim talebine itiraz ediyordu. 
Bu üç ülke tarafından üzerinde uzlaşılması durumunda çözüm yolunun ne olduğu ABD için çok da önemli değildi.68 Sorunun çözümü için İngiltere’nin 
planların neredeyse hepsine destek veriyordu. 

Önemli olan sorunun çözüleceği platform olarak Birleşmiş Milletler’in seçilmemesiydi. Çünkü Kıbrıs sorununun BM’de tartışılması SSCB’nin de 
tartışmalara katılarak konuyu Batı aleyhine istismar etmesine imkân sağlayabilirdi.69 

Bu nedenle ABD, sorunun BM’de açık diplomasi ile değil de, NATO içinde gizli diplomasi ile çözülmesi gerektiğini savunarak sorunun taraflarına bu konuda telkinde bulundu.70 Hatta 1954 yılında Yunanistan’ın BM’ye yaptığı başvurunun reddedilmesine, ABD’nin bu başvuru aleyhine tutum takınmasının neden olduğu 
yabancı basında belirtildi.71 ABD’nin bu tutumu daha sonraki yıllarda da devam etti. Yunanistan’ın 1955, 1957 ve 1958 yıllarında BM’ye, Kıbrıs’a self-determinas yon ilkesinin uygulanması yolunda yaptığı diğer başvurular sırasında da ABD, sorunun çözüm organı olarak BM’nin seçilmemesi için İngiltere’yle birlikte hareket etti. 72 

ABD, bir yandan Kıbrıs sorununun BM’ye taşınarak SSCB’nin yönlendirmesine açık hâle getirilmemesi için uğraşırken, diğer yandan da NATO’nun bütünlüğünü tehdit eden bu sorunun yine NATO içinde çözülmesi için girişimlerde bulundu. Çözüm için ilgili devletler arasındaki görüşmeleri başlatma görevini NATO’nun üzerine alması düşünüldü. Önce Mart 1957’de tarafların NATO Genel Sekreteri Lord Ismay’in arabuluculuğu ile görüşmeleri önerisi yapıldı ancak bu girişim sonuçsuz kaldı. Daha sonra Aralık 1957’de NATO’nun yeni Genel Sekreteri Paul-Henri Spaak başkanlığında yapılan görüşmede İngiltere, Türkiye ve Yunanistan 
Başbakanları uzlaşma sağlayamadı.73 1958 yılının Eylül ve Ekim aylarında NATO yeniden taraflar arasında arabuluculuk girişiminde bulundu. Fakat Yunanistan, 
sorunun, self-determinasyon ilkesinin gözde olduğu BM’de çözülmesini istediğinden bu son çabalar da başarısızlıkla sonuçlandı.74 

NATO’nun sorunu çözme girişimlerinden, bir sonuç çıkmamasının temel nedeni Türkiye ve Yunanistan’ın tezlerindeki büyük farklılık olmasına rağmen, 
başka bir önemli neden de NATO’nun yapısından kaynaklanıyordu. Kuzey Atlantik Antlaşması hazırlanırken NATO içi bir savaş olasılığı açık bir şekilde göz önünde bulundurulmamıştı ve böyle bir durumda tarafların ne gibi yükümlülükleri olacağı konusu hiçbir şekilde net değildi.75

b. Zürih - Londra Antlaşmaları’na ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna ABD’nin Tepkisi

NATO’nun yaptığı girişimlerle Kıbrıs sorununun çözülememesi, bu sorundan büyük rahatsızlık duyan ABD’nin bir Türk - Yunan uzlaşması için özellikle Aralık
1958’den itibaren çabalarını artırmasına neden oldu. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Türk ve Yunan Büyükelçileri’ne, Kıbrıs sorununa artık bir çözüm
bulunmasının gerekliliği konusunda baskı yapıldı.76 ABD’den gelen baskılardan sonra, Kıbrıs sorununun çözümü için müzakere çabalarına İngiltere ve Türkiye’ninyanı sıra Yunanistan da katıldı.77 Zürih’te yapılan görüşmelerden sonra 11 Şubat 1959’da Türkiye ve Yunanistan çözüm yolunda genel bir plan üzerinde anlaştılar.
Yaklaşık bir hafta sonra Londra’da toplanan zirvede İngiliz, Türk ve Yunan Başbakanlarına Kıbrıs’taki iki topluluğun temsilcilerinin de katılmasıyla 19 Şubat
1959’da Londra Antlaşması imzalandı.78 16 Ağustos 1960’ta imzalanan Lefkoşa Antlaşması ile de bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti resmen kurulmuş oldu. ABD, aynı
gün bu yeni devleti tanıdı.79

Kıbrıs’ın bağımsız bir devlet olmasını sağlayan bu antlaşmalar, İngiltere açısından çıkarlarını koruyabileceği bir çözüm yoluydu. Adadaki yönetimi 
sürdürmenin kendisine yüklediği zorlukların etkisiyle Kıbrıs politikasını 1950’lerin sonuna doğru değiştiren İngiltere, adayı, Doğu Akdeniz’i stratejik olarak tarafsız hale getirme amacıyla kullanmayı hedefliyordu.80 “Hür Dünya’nın Doğu Akdeniz’deki çıkarlarının korunması ve bu amacın gerçekleştirilmesi açısından bölge devletlerinden Türkiye ve Yunanistan arasındaki dostluğun devamı zorunlu[ydu].”81 

Bu planlamanın iki yönü vardı: gerekli üslerin durumu ile adanın statüsü. Bu iki yönden ikincisi, birincinin durumuna bağlı olarak şekillenecekti. Sadece “enosis 
ile sonuçlanmayacağı garanti olan bir bağımsızlık” adadaki İngiliz varlığının güvenliğine uygundu. Bunu sağlayan da, enosisi yasaklayan “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma”ydı.82 “Enosise şartlanmış Yunanistan ve buna karşı çıkmakla mükellef Türkiye, birbirine düşmüş iki Kıbrıslı topluluk ve avantaj elde edebilmek için pusuya yatmış bekleyen SSCB” ile birlikte değerlendirildiğinde, bağımsızlık, adada herhangi bir stratejik hedefe ulaşılmasını engellemede en iyi yol olarak görüldü. Bu, Londra Antlaşmaları’nın öngördüğü bağımsızlık şeklinin kabul edilmesinin ve memnuniyetle karşılanmasının nedeniydi.83 

Ağustos 1960’ta adanın bağımsızlığa kavuşması ile Kıbrıs üzerinde Türk - Yunan anlaşmazlığına çözüm bulunmuş olması ABD’li siyasetçileri de rahatlatmıştı.84 ABD, Zürih ve Londra Antlaşmaları’na taraf değildi, fakat bu görüşmeler Amerikalı yetkilileri yakından ilgilendiriyordu. Çünkü sadece bir NATO sorunu herhangi bir ABD [doğrudan] müdahalesi85 olmadan çözülmüyordu, aynı zamanda büyük bir güç mücadelesi de engelleniyordu.86 

Bağımsızlıktan sonra oluşan yeni düzen ABD’nin stratejik ve siyasi planlamaları na da uyuyordu. Çünkü ABD, NATO üyesi olan İngiltere’nin adadaki üsleri vasıtasıyla Kıbrıs’ın stratejik konumundan faydalanabilecekti. Soruna NATO içinde bir çözüm bulunmuş olması da bölgede SSCB’nin daha fazla nüfuz 
kazanmasını önlemişti.87 

Zürih Antlaşması’nın imzalanması sırasında vardıkları “centilmenler anlaşması”yla, Türkiye ve Yunanistan, Kıbrıs’ın NATO’ya üyeliğinin ve Kıbrıs’ta 
NATO üsleri kurulmasının desteklenmesi, ayrıca adada komünist faaliyetlerin engellenmesi konularında çaba harcamayı kararlaştırmışlardı.88 Bu gelişme de, 
SSCB’nin Doğu Akdeniz’de etki alanını genişletmesinden çekinen ABD açısından olumluydu. SSCB de Kıbrıs sorununa bulunan çözümün bazı yönlerden kendi çıkarlarına uygun olmasından dolayı memnundu. Zaten SSCB, Kıbrıs’ın bölünmesine veya fiilen NATO’ya bağlanması anlamına gelecek olan bir birleşme formülüne karşı, bağımsız bir Kıbrıs devleti çözümünü destekliyordu.89 Komünizmin gelecekte olası gelişimine açık, yeni bir bağlantısız devletin ortaya çıkması olumlu bir gelişmeydi.90 Fakat İngiltere’nin egemen üs bölgelerinin bağımsızlıkla ortadan kaldırılamamış olması ve Garanti Antlaşması’nın sağladığı garantörlük sistemiyle adanın fiilen NATO denetimi altına alınması SSCB tarafından tepkiyle karşılanıyordu.91

BU BÖLÜM DİPNOTLARI;

53 Enosis, Yunanca’da birleşme anlamına gelmektedir. Burada terim olarak kullanılan “enosis” ise “Kıbrıs adasının Yunanistan ile birleşmesi” dileğini belirtmektedir. 
54 Ümit Halûk Bayülken, “The Cyprus Question and the United Nations,” Foreign Policy (Dış Politika), Vol. 4, No. 2-3 (1974), s. 71. 
55 “Application, Under the Auspices of the United Nations, of the Principle of Equal Rights and Self-
Determination of Peoples in the Case of the Population of the Island of Cyprus,” 
http://daccessdds.un.org/doc/RESOLUTION/GEN/NR0/095/49/IMG/NR009549.pdf?OpenElement 
(Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
56 J. Bowyer Bell, “Violence at a Distance: Greece and the Cyprus Crisis,” ORBIS, Vol. 18, No. 3 
(Fall 1974), s. 791.57 Adanın Türkiye ve Yunanistan arasında bölünmesi düşüncesi. 
58 İngiltere’nin bu dönemde, Londra Konferansı (1955), Radcliffe Önerisi (1956), Foot Planı (1957), 
Macmillan Planı (1958) gibi girişimleri için bkz. Şükrü Sina Gürel, Kıbrıs Tarihi (1878-1960): Kolonyalizm, Ulusçuluk ve Uluslararası Politika, Cilt 2, İstanbul, Kaynak Yayınları, 1985, s. 102151. 
59 Cmnd 9708, Correspondence Exchange between the Governor and Archbishop Makarios 
(Secretary of State for the Colonies, March 1956)’dan aktaran Naomi Rosenbaum, “Success in Foreign Policy: The British in Cyprus, 1878-1960,” Canadian Journal of Political Science, Vol. 3, 
No. 4 (Dec. 1970), s. 626. 
60 Cmnd 42, Constitutional Proposals for Cyprus (Secretary of State for the Colonies, Dec. 1956)’dan aktaran Idem. 
61 “Telegram From the Embassy in the United Kingdom to the Department of State,” London, May 23, 1958, http://dosfan.lib.uic.edu/ERC/frus/frus58-60x1/15cyprus2.html (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
62 Rosenbaum, op. cit., s. 626. 
63 Geroge S. Harris, “Turkey Between Alliance and Alienation,” Foreign Policy (Dış Politika), Vol. 8, No. 3-4 (1980), s. 119. 
64 Gürel, op. cit., s. 49. 
65 Seyfi Taşhan, “Turkish-US Relations and Cyprus,” Foreign Policy (Dış Politika), Vol. 4, No. 2-3 (1974), s. 166. 
66 Oral Sander, Türk - Amerikan İlişkileri 1947-1964, Ankara, AÜSBF Yayınları, 1979, s. 225. Ayrıca bkz. “Telegram From the Embassy in Turkey to the Department of State,” Ankara, January 22, 
1958, http://dosfan.lib.uic.edu/ERC/frus/frus58-60x1/14cyprus1.html (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
67 “Letter From Prime Minister Karamanlis to President Eisenhower,” Athens, January 17, 1958, 
http://dosfan.lib.uic.edu/ERC/frus/frus58-60x1/14cyprus1.html (Erişim Tarihi: 25.05.2009); “Letter 
From Prime Minister Menderes to President Eisenhower,” Ankara, January 18, 1958, 
http://dosfan.lib.uic.edu/ERC/frus/frus58-60x1/14cyprus1.html (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
68 Süha Bölükbaşı, The Superpowers and the Third World: Turkish – American Relations and Cyprus, Lanham-New York-London, University Press of America, 1988, s. 37. 
69 Kıbrıs aslında, SSCB için salt coğrafi anlamda çok büyük bir önem taşımıyordu. “Bir Karadeniz gücü olan SSCB, yerel güç dengesi ile ilgilenmesine rağmen, Soğuk Savaşşartları açısından bakıldığında, küresel rekabet ve ABD’nin Akdeniz’deki etkinliği ile de ilgileniyordu.” Bkz. Duygu B. 
Sezer, “Peaceful Coexistence: Turkey and the near East in Soviet Foreign Policy,” Annals of the American Academy of Political and Social Science, Vol. 481, Soviet Foreign Policy in an Uncertain World (Sep. 1985), s. 124. Kıbrıs sorunu nedeniyle Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan enosis - 
taksim çekişmesi Sovyet politikası bakımından iç açıcı bir durum değildi. İki NATO müttefiki ülkenin savundukları politikalardan birinin gerçekleşmesi adayı bir NATO üssüne çevirecekti. Fakat diğer yandan da iki NATO üyesi arasındaki bu çatışma, NATO’nun güneydoğu kanadında bir çatlağa yol 
açabilirdi. Bkz. Fahir Armaoğlu, “1974 Cyprus Crisis and the Soviets,” Foreign Policy (Dış Politika), Vol. 4, No. 2-3 (1974), s. 178. Böyle bir olasılığın gerçekleşmesi durumunda SSCB, hem mevcut durumu istismar edebilecek hem de çevreleme politikasının etkisini azaltabilecekti. 
70 Sander, op. cit., s. 225. 
71 Suat Bilge, “Kıbrıs Uyuşmazlığı,” içinde Mehmet Gönlübol, et al., Olaylarla Türk Dış Politikası, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1993, s. 339. 
72 Bölükbaşı, op. cit., s. 27,31. Bununla birlikte Edward Johnson, ABD’nin bu konuda İngiltere’ye ancak 1957’den sonra açık şekilde destek verdiğini iddia etmektedir. Buna göre ABD, Kıbrıs konusunda BM’de yapılan tartışmaların NATO’ya zarar verdiği gerçeğinin farkındaydı ancak yine de bu konuda BM’deki tartışmalar ve oylamalar sırasında tarafsız bir tutum sergileme arzusundaydı. 
Çünkü Kongre’de Yunan lobisinin baskıları, Birleşmiş Milletler’deki Amerikan temsilcilerinin kişisel duyguları, ABD’nin sömürgecilik karşıtı uygulamalarının kalıntıları gibi etkenler Eisenhower yönetiminin elini kolunu bağlıyordu. Mart 1957’de Bermuda’da ABD Başkanı Eisenhower ile İngiliz Başbakanı Macmillan arasında yapılan görüşmede, iki ülkenin BM’de Kıbrıs sorununda birlikte hareket etmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Ayrıca Süveyş Krizi, İngiliz - Amerikan ilişkilerini yeterince kısıtlamıştı ve ABD, Avrupa’daki en yakın müttefiki ile arasını daha fazla açacak bir gelişmenin ortaya çıkmasını istemiyordu. Bu nedenlerle 1957’den sonra ABD, BM’de İngiltere’nin lehine olacak şekilde daha etkin hareket etmeye başladı. 
Bkz. Edward Johnson, “Keeping Cyprus off the Agenda: British and American Relations at the United Nations, 1954-58,” Diplomacy & Statecraft, Vol. 11, No. 3 (Nov. 2000), s. 244-245, 250. 
73 Bilge, op. cit., s. 355. 
74 Ibid., s. 363. 
75 Thomas Ehrlich, “Cyprus, the ‘Warlike Isle’: Origins and Elements of the Current Crisis,” Stanford 
Law Review, Vol. 18, No. 6 (May 1966), s. 1030. 
76 Gürel, op. cit., s. 153-154. 
77 Danopoulos, op. cit., s. 259. 
78 Bu antlaşma bir memorandum ve sekiz ek belgeden oluşuyordu. Bu belgelerden bazıları şunlardır: 
“Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma”; Yunanistan, Türkiye ve İngiltere ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında “Garanti Antlaşması”; Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye arasında “İttifak Antlaşması”; bu belgeleri üslere ilişkin bazı esaslar eklenmesi koşuluyla kabul ettiğine dair “17 Şubat 1959 Tarihli İngiltere Hükümeti Bildirisi”. Bkz. Melek M. Fırat, 1960-71 Arası Türk Dış Politikası ve Kıbrıs Sorunu, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1997, s. 58-65. 
79 “Editorial Note,” http://dosfan.lib.uic.edu/ERC/frus/frus58 60x1/19cyprus6.html (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
80 Rosenbaum, op. cit., s. 611. 
81 Sevin Toluner, Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Uluslararası Hukuk, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1977, s. 98. 
82 Fırat, op. cit., s. 62. 
83 Rosenbaum, op. cit., s. 624. 
84 Nicolet, op. cit., s. 97. 
85 Adams’tan yapılan bu alıntıya braket içinde “doğrudan” kelimesinin eklenmiş olmasının sebebi, ABD’nin, soruna çözüm bulunması için taraflara ısrarda ve bazen baskıda bulunarak dolaylı da olsa müdahalede bulunduğu düşüncesidir. ABD’nin soruna doğrudan müdahil olması ise, 1964 krizi sırasında gerçekleşecektir. 
86 Thomas W. Adams, “The American Concern in Cyprus,” Annals of the American Academy of Political and Social Science, Vol. 401, America and the Middle East (May 1972), s. 97. 
87 Sabahattin İsmail, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Doğuşu-Çöküşü ve KKTC’nin Kuruluşu (19601983), İstanbul, Akdeniz Haber Ajansı, 1992, s. 37. 
88 Andreas D. Mavroyannis, “Kıbrıs Sorununun Türk-Yunan İlişkilerine Etkisi,” içinde Semih Vaner, (der.), Türk-Yunan Uyuşmazlığı, çev. Süleyman Aksoy, İstanbul, Metis Yayınları, 1990, s. 146, (24 no’lu dipnot); Ahmet An, Kıbrıs Sorununun Perde Arkası: Adadaki İngiliz Üsleri ve Amerikan Tesisleri, İstanbul, Gelenek Yayınevi, [20??], s. 37; “Letter From the British Ambassador (Caccia) to Acting Secretary of State Herter,” Washington, February 16, 1959, 
http://dosfan.lib.uic.edu/ERC/frus/frus58-60x1/17cyprus4.html (Erişim Tarihi: 25.05.2009). 
89 Mavroyannis, op. cit., s. 146 (25 no’lu dipnot). 
90 Taşhan, op. cit., s. 166. 
91 Aysel İ. Aziz, “1964 Yılında Kıbrıs Buhranı ve Sovyetler Birliği,” S.B.F. Dergisi, C. XXIV, No. 3 (Eylül 1969), s. 170-171. 

4 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR


***