11 Mart 2018 Pazar

81.Yılında Montro Sözleşmesi Güncel Gelişmeler, BÖLÜM 2

81.Yılında  Montro  Sözleşmesi Güncel Gelişmeler, BÖLÜM 2


1.6- ABD Soğuk Savaş’tan Bu Yana İlk Defa Avrupa’da Yığınak Yapıyor 

Ancak, Bulgaristan’ın Rusya’yı tahrik etmekten korkması nedeniyle Varşova zirvesi kararlarının uygulanması sekiz ay gecikmiştir.11 Sonuçta, 15-16 Şubat 2017’de Brüksel’de toplanan, yeni ABD Savunma Bakanı Matis’in de katıldığı, NATO Savunma Bakanları toplantısında, Genel Sekreter Stoltenberg, Varşova Zirvesi kararlarının uygulanmasına başlandığını ve bunun NATO transatlantik birliği ile İttifak’ın irade ve dayanışmasının kanıtı olduğunu belirterek, atılan bu adımların potansiyel saldırgana açık bir mesaj verdiğini vurgulamıştır.12 

Genel Sekreter konuşmasında şu hususları da açıklamıştır: 

• Avrupa’ya konuşlandırılacak dört çok uluslu savaş grubu (En. battle groups) Haziran ayına kadar harekâta hazır hale gelecektir. 
• Romanya öncülüğünde çok uluslu bir askeri tugay kurulacaktır. ABD, Almanya, Hollanda, Kanada, Polonya ve Türkiye bu birliğe 
kara ve hava kuvveti sağlama hususunda taahhütte bulunmuşlardır. 
• NATO Karadeniz’deki varlığını daha gelişmiş eğitim tatbikatları yapmak suretiyle arttıracak, aynı zamanda gözetleme faaliyetleri 
yoğunlaştırılacak ve bu amaçla İttifak bünyesinde bir özel komutanlık kurulacaktır. 

1.7- Karadeniz’deki Gerginlik Tehlikeli Biçimde Tırmanma Sinyalleri Veriyor 

Soğuk Savaşın sona ermesinden bu yana ilk defa olarak Rusya sınırlarına yığınak yapan ABD, bu amaçla Ocak ayından bu yana çok adette tank, zırhlı araç, top ve yaklaşık 4 bin askerini Avrupa’ya sevk etmiştir.13 Bu asker ve silahlar Polonya ve Romanya’ya konuşlanmaktadır. ABD, Bulgaristan’daki Novo Solo Üssüne de ağır silahlarla donatılmış 2500 kişilik bir kuvvet göndermeyi planlamaktadır.14 

Polonya ve üç Baltık cumhuriyetinde alınan askeri önlemlerden sonra, ABD’nin, Romanya ve Bulgaristan’ da askeri güç konuşlandırması ve Karadeniz’de NATO askeri mevcudiyetini yoğunlaştırma çabasına girmesi, Moskova tarafından “Rusya’yı kuşatma girişimi” olarak değerlendirilmiş ve mukabil önlemler alınması yoluna gidilmiştir. Bu bağlamda Moskova, Rusya ile kara sınırı olmayan ve Avrupa’nın ortasında yer alan Kaliningrad’a S-300 ve İskender füze sistemini yerleştirmiş, bunu takiben de Polonya sınırına da askeri yığınak yapmıştır.15 Ayrıca, NATO savaş gemilerinin Karadeniz’de bayrak göstermelerine tepki gösteren Moskova, Karadeniz Rus filosunun tatbikat ve manevralarını sıklaştırma yoluna gitmiştir. 

Bu durum, Karadeniz havzasında NATO ile Rusya arasında Soğuk Savaş yıllarını andıran bir gerginliğin hüküm sürdüğünü göstermekte ve ufak bir kıvılcımla bu gerginliğin tehlikeli biçimde tırmanacağının sinyallerini vermektedir. 

2- MONTRÖ SÖZLEŞMESİ’NİN FESİH VE TADİLE İLİŞKİN 

28. VE 29. MADDELERİNİN UYGULANMASI HALİNDE TÜRKİYE’NİN KARŞILAŞACAĞI SENARYOLARIN ANALİZİ 

ABD’nin, kendisi öne çıkmadan, Romanya’yı ve NATO’yu kullanarak Karadeniz’de deniz kuvvetlerinin varlığını artırmak ve bu bölgede kontrol tesis etmek istediği bilinmektedir. Dünya denizlerinden sadece Karadeniz’de sürekli varlık gösteremeyen ABD için bunun bir gurur meselesi olmaktan da öteye, Rusya’yı çevrelemek gibi bir stratejik bir zorunluktan kaynaklandığı düşünülmektedir. Romanya tarafından önerilen “NATO Daimî Deniz Gücü” projesi, ABD’ye bu hedeflerini gerçekleştirme imkânını verecektir. Bu nedenle söz konusu projenin 
NATO gündeminde tutulacağına muhakkak nazarıyla bakmak yanlış olmayacak tır. 

ABD’nin Montrö Sözleşmesi’nin değiştirilmesine veya feshine yönelik hiçbir resmi talebi veya önerisi olmamıştır. Esasen Sözleşmeye taraf olmaması nedeniyle ABD’nin uluslararası hukuk bakımından böyle bir hakkının bulunmadığını da söylemek hatalı olmaz. Bununla birlikte, NATO’nun Karadeniz’de varlık göstermesine dair Romanya tarafından yapılan girişimlerin Amerika’nın teşviki ve onayıyla gerçekleştirildiği uluslararası alanda genel kabul gören bir husustur. 

Ancak, Rusya Federasyonu’nun Kırımı ilhak etmesinden bu yana, Karadeniz bölgesinde izlediği yayılmacı-saldırgan politikanın, NATO üyesi olan Bulgaristan’ ın ve özellikle Romanya’nın NATO’nun ve ABD’nin güvenlik garantisine duydukları ihtiyacı giderek attırdığı da bir gerçektir. 

2.1- ABD İle Rusya Karadeniz’de Çatışma Rotasında 

NATO’nun son Varşova Zirvesi sonucunda yayımlanan bildirgesi, Rusya’dan, Batı dünyasına yönelen tehdidi ciddi ve acil olarak nitelemekte ve tam bir Soğuk Savaş havası estirmektedir. Bildirgede, Kırım’ın Rusya tarafından ilhakının asla kabul edilmeyeceği ve Ukrayna’nın egemenlik ve toprak bütünlüğünün korunmasının Batı dünyası açısından taşıdığı “anahtar” önem vurgulanarak, Rusya’ya, elini Ukrayna’dan çekmesi hususunda kuvvetlice uyarıda bulunulmaktadır. 

Karadeniz’in en önemli devletlerinden olan Rusya Federasyonu açısından bölgede hakimiyet tesis etme hedefi, Çarlık döneminden günümüze kadar Moskova’nın dış politika öncelikleri arasında yer almıştır. Bu görüşle, Rusya, Soğuk Savaş sonrası dönemde eski Sovyetler Birliği dönemindeki hakimiyet alanlarını tekrar kazanmayı hedeflemiş ve Karadeniz politikasını buna göre şekillendirmiştir. Bu ortamda, NATO’nun, 2008 Bükreş Zirvesinde, Rusya’nın stratejik ilgi alanı olarak gördüğü Gürcistan’a ve Ukrayna’ya üyelik sözü vermesinin Moskova’yı son derece irkilttiği anımsanacaktır. 

Zira, bu husus gerçekleştiği takdirde, Karadeniz, Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna ve Gürcistan tarafından çevrelenen bir NATO gölü haline geliyordu. Böyle bir gelişmeyi düşünmek dahi Moskova için bir kâbustu. Bu kâbustan kurtulmak ve NATO/ABD’nin oyununu bozmak içindir ki Moskova, Gürcistan’a müdahale etti, Ukrayna’da istikrarsızlık yarattı… Ancak, NATO’nun Varşova bildirgesinde, Rusya’ya meydan okurcasına, Ukrayna ve Gürcistan’a üyelik konusunda verilen sözlerin tutulacağının vurgulanması, Karadeniz’de tansiyonun yükseleceğinin ve suların tehlikeli biçimde ısınacağının işaretidir. 

Washington’un, NATO kisvesi altında Karadeniz’de etkin bir deniz kuvveti bulundurma yolundaki planı İttifak gündeminde ön sıralarda yer almıştır. 

Burada bir noktanın altının önemle çizilmesinde yarar görülmüştür. Montrö Sözleşmesi’nin zamanın gerisinde kalmış bazı maddeleri ve düzenlemeleri olmasına rağmen, bugüne kadar Sözleşme’nin fesih ve tadiline yönelik bir adım atılmamış olması, belgenin ne kadar hassas bir denge üzerine bina edildiğini gösteren bir durumdur. 

Buna rağmen, yukarda izah ettiğimiz koşullarda, Sözleşmenin tadiline ve hatta feshine kadar yol açabilecek durumlarla karşılaşılabileceği göz ardı edilemez. 

2.2- Fesihle İlgili Maddenin İşletilmesi 

Sözleşme’nin fesih ve tadiline ilişkin usuller iki farklı madde altında düzenlenmiştir. 

Fesihle ilgili 28. Madde şöyledir: 

İşbu Sözleşme’nin süresi, yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, yirmi yıl olacaktır. 

Bununla birlikte, işbu Sözleşmenin 1. maddesinde doğrulanan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesinin sonsuz bir süresi olacaktır. 

Sözü edilen yirmi yıllık sürenin bitiminden iki yıl önce, hiçbir Akit Yüksek Taraf, Fransız Hükümetine Sözleşmeyi sona erdirme ön-bildirimi vermemişse işbu Sözleşme bir sona erdirme ön bildiriminin gönderilmesinden başlayarak, iki yıl geçinceye kadar yürürlükte kalacaktır. Bu ön-bildirim, Fransız Hükümetince Akit Yüksek taraflara iletilecektir. 

İşbu Sözleşme, işbu madde hükümlerine uygun olarak sona erdirilmiş olursa, Akit Yüksek Taraflar, yeni bir Sözleşmenin hükümlerin saptamak üzere kendilerini bir konferansta temsil ettirmeyi kabul etmektedirler. 

28. Maddede öngörülen fesih başvurusu yapıldığı takdirde, taraf ülkelerin yeni düzenlemeleri görüşmek üzere bir uluslararası konferansta bir araya gelmeleri Sözleşmede öngörülmüştür. Böyle bir konferans toplandığı takdirde, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (BMDHS) öngördüğü savaş gemilerinin boğazlardan geçişini düzenleyen “transit geçiş” rejimi ile Uluslararası Adalet Divanı’nın 1949 Korfu Kanalı kararı dikkate alındığında, yeni sözleşmenin, özellikle savaş gemileri açısından, Montrö’ye nazaran çok daha geniş serbestiler içereceği muhakkak gibidir. 

BMDHS’nin 38. Maddesinin 2. Fıkrasında “transit geçiş rejimi”, “… boğazdan devamlı ve hızlı bir geçiş amacıyla seyrüsefer ve bu saha üzerinde uçuş serbestisinin kullanılması” olarak tarif edilmekte, ayni maddenin 1. Fıkrasında da “bütün gemiler ve uçaklar bir engelleme olmaksızın transit geçiş hakkından yararlanırlar” denilmektedir. 

Bunun anlamı, Türk Boğazlarına “transit geçiş rejimi” uygulandığı takdirde, her tip ve tonilatoda savaş gemisi hiçbir sınırlamaya tabi olmadan Boğazlardan geçecek ve süresiz Karadeniz’de kalacaktır. 

Uluslararası Adalet Divanı’nın Korfu Kanalı davasında verdiği karar da, “transit geçiş” doktrinini destekler niteliktedir. Nitekim, Divanın kararı şöyledir: 

…devletlerin barış zamanında savaş gemilerini açık denizlerin iki parçası arasında yer alan ve uluslararası seyrüsefer için kullanılan boğazlardan kıyı devletinin iznine gerek olmadan geçirme hakkına sahip oldukları genel olarak kabul edilmiştir ve uluslararası teamüle uygundur, yeter ki bu geçiş zararsız olsun. Uluslararası bir antlaşmada aksi belirtilmedikçe bir kıyı devletinin boğazlardan 
barış zamanında böyle bir geçişi kısıtlamaya hakkı yoktur. 

Montrö Sözleşmesi’nin 28. Maddesi gereğince fesih halinde tarafların bir araya geldikleri konferanstan bir sonuç çıkmadığı takdirde, diğer ilgili ülkelerin ve Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) gibi kuruluşların yardımıyla bir müzakerece sürecinin başlatılması gibi bir olasılık doğabilir. 

Ancak, böyle bir sürece katılım daha geniş olacağına göre, bundan da Türkiye’nin güvenliğini ve çıkarlarını koruyabilen bir anlaşma çıkabilmesi çok uzak bir olasılıktır. 

Türkiye için en kötü senaryo,16 Boğazlar için hiçbir anlaşma oluşturulamaması dır. Zira, bu durumda, Montrö Sözleşmesi’ nin kurduğu rejim yürürlükten kalkacak ve Türk Boğazları, BMDHS’inde tanımlanan sıradan bir boğaz haline gelecektir. 

Bu durumda, sadece yabancı askeri gemiler değil, yabancı savaş uçakları da Boğazlar üzerinden transit geçişte bulunacaklardır. Geçişlerde Türkiye’nin güvenliğinin korunması arka plana itilecek, askeri gemilerin geçişlerine yönelik önceden bildirim usulü, geçiş sırasında ve Karadeniz’de bulundurulabilecek tonaj sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemeler ile Karadeniz’de kalış süresi üzerindeki sınırlama ortadan kalkacaktır. 

Bu koşullarda, ABD, istediği büyüklükte ve nükleer başlıklı balistik füzelerde donatılmış bir askeri deniz gücünü Boğazlardan geçirebilecek ve Romanya ile Bulgaristan’da deniz üsleri kurabilecektir. 

Ancak, hemen belirtelim ki, ilk bakışta Karadeniz’de caydırıcılığa hizmet edeceği düşünülse de, böyle bir gelişme, Rusya-ABD gerginliğini had safhaya taşıyacak ve global istikrarı tehlikeli şekilde bozacak bir kriz ortam oluşturacaktır. 

Rusya Federasyonu da en az Türkiye kadar böyle bir ortamın oluşmasını istemez. ABD’ye gelince, her ne kadar, Karadeniz’deki müttefikleri Romanya ve Bulgaristan vasıtasıyla fesih başvurusunu yaptırabilirse de, bunun yukarıda izah ettiğimiz riskli sonuçlarını göze alamayacak ve kendisini, Rusya ile kaçınılmaz bir çatışma rotasına sokacak bir kriz sürecine “angaje” etmeyi arzu etmeyecektir. 

Bu nedenle de ABD’nin Montrö Sözleşmesi’nin feshi gibi ağır riskler taşıyan bir egzersizin başlatılmasına önayak olacağını düşünmek zordur. 

Bu bakımdan, Montrö Sözleşmesi’nin fesih yoluyla ortadan kalkması gibi bir tehlikeyle karşı karşıya olmadığımızı güvenle söyleyebiliriz. 

2.3- Montrö’nün Tadile İlişkin Maddesinin Uygulanması 

Aynı şeyi Sözleşmenin tadili hususunda da söyleyebiliyor muyuz? Sözleşmenin tadille ilgili 29. maddesi şöyledir: 

İşbu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden başlayarak her beş yıllık dönemin sona ermesinde, Yüksek Akit Taraflardan her biri, işbu Sözleşmenin bir ya da birkaç hükmünün değiştirilmesini önerme girişiminde bulunabilecektir. 

Yüksek Akit Taraflardan birince yapılacak değiştirme isteminin kabul edilebilmesi için, bu istem 14. ya da 18. maddelerin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka bir Yüksek Akit Tarafça; başka herhangi bir maddenin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka iki Yüksek Akit tarafından desteklenmesi gerekir. 

Böylece desteklenmiş değişiklik istemi, içinde bulunulan beş yıllık dönemin sona ermesinden üç ay önce, Yüksek Akit Taraflardan her birine bildirilecektir. Bu bildiri, önerilen değişikliğin niteliğini ve gerekçesini kapsayacaktır. 

Bu öneriler üzerinde diplomasi yoluyla bir sonuca varma olanağı bulunamazsa Yüksek Akit Taraflar, bu konuda toplanacak bir konferansta kendilerini temsil ettireceklerdir. 

Bu konferans ancak oybirliğiyle karar alabilecektir; 14. ve 18. maddelere ilişkin değişiklik durumlar bu hükmün dışında kalmaktadır; bu durumlar için Yüksek Akit Tarafların dörtte üçünden oluşan bir çoğunluk yeterli olacaktır. 

Bu çoğunluk, Türkiye’yi de içine alarak Karadeniz kıyıdaşı Yüksek Akit Tarafların dörtte üçünü kapsamak üzere hesaplanacaktır. 

Bu madde, değişiklik için toplanacak bir konferansta 14. ve 18. Maddeler dışındaki herhangi bir değişiklik önerisine ilişkin kararların sadece oybirliğiyle alınabileceğini öngörmektedir. 

Bunun anlamı, Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğine ve serbest geçişin denetimi üzerindeki haklarına ilişkin bir değişikliğin, ancak Türkiye’nin onayıyla yapılabileceğidir. 

Sözleşmenin, Boğazlardan geçecek kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemilerinin, geçiş düzeni, usul, tip, gemi adedi, tonaj ve Karadeniz’de 
kalma sürelerine ilişkin kuralları kapsayan 14. ve 18. Maddelerine ilişkin değişiklik önerilerinin kabulü ise, Karadeniz kıyıdaşı akit taraflardan dörtte üçünün kararıyla gerçekleşebilir. 

Halen, Karadeniz’de Montrö Sözleşmesi’ne akit kıyıdaş devletler, Türkiye, Rusya, Romanya ve Bulgaristan’dan ibarettir. Eğer, Romanya ve Bulgaristan, Amerikan’ın da teşvikiyle söz konusu kuralların değiştirilmesi önerisinde bulunurlarsa, Türkiye ile Rusya, ulusal çıkarlarının örtüşmesi nedeniyle karşı tutum alarak, bu yolda bir kararı engelleyeceklerdir. 

Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını koruyan ve Karadeniz’e sahildar olan ve olmayan devletlerin hak ve çıkarları açısından hassas bir denge tesis eden Montrö Sözleşmesi’nin, Türkiye tarafından, İkinci Dünya Savaşı ile Soğuk Savaş döneminde ve Gürcistan’la Ukrayna krizleri sırasında, özenle, tarafsız ve saydam bir şekilde uygulanması sayesindedir ki, bu Sözleşme 81. yılını idrak ekmiştir. 

Sözleşme’nin bu haliyle muhafazası ve uygulanması Türkiye açısından yaşamsal siyasi ve güvenlik önceliği taşımaktadır. 

Yukarda, fesih ve tadiline dair maddeleri üzerinde yaptığımız analiz, Sözleşme’nin devamının akit tarafların olduğu kadar Amerika’nın da 
güvenlik çıkarlarına uygun düştüğünü ortaya koymuştur. 

Bu durum, Montrö Sözleşmesi’nin, 21. yüzyılda da, dünya barış ve güvenliğinin önde gelen dayanaklarından biri olmaya davam edeceğini 
göstermektedir. 

DİPNOTLAR;

1 “Bras de fer pour le controle de la Mer Noire,”Le Temps, July 11, 2016. 
2 Denis Dyomkin, “Russia Says Georgia War Stopped NATO Expansion,” Reuters,November 21, 2011. 
3 Caroline Mortimer, “Ukraine Crisis: Why Is Crimea So Important to Russia?” Independent, March 2, 2014. 
4 Stephen Korkin, “Russia’s Perpetual Geopolitics, Putin Returns to Historical Pattern,” Foreign Affairs, May/June 2015. 
5 Ukrayna’yı, Batı bölgelerinde yaşayan %78,8’i Ukraynalı ve doğu bölgelerinde yaşayan %17,3’ü Rus olan iki ayrı kültür ve etnisiteye mensup halklar oluşturmaktadır. Ukrayna nüfusunun çoğunluğu Hıristiyan olsa da, ülkede bulunan etnik grupların Kiev Patrikliğine bağlı Ukrayna Ortodoks Kilisesi, Moskova Patrikliğine bağlı Ukrayna Ortodoks Kilisesi, Roma’ya bağlı Grek Katolik Kilisesi ve Bağımsız Ukrayna Ortodoks Kilisesi gibi farklı mezhep ve kiliselere mensup olmaları, ülkenin parçalanmışlık görüntüsünü güçlendirmektedir. 2001 yılında yapılan hayli eski bir nüfus sayımına göre  Kırım’ın nüfusu şöyledir: Ruslar (%58,2), Ukraynalılar (%24,32) ve Tatar Türkleri (%12,1). 
6 Yuval Weber, “Russia Black Sea Strategy: Restoring Great Power Status,” Foreign Policy Research Institute, April 12, 2017. 
7 Peter Korzun, “NATO Pushing For Military Buildup in the Black Sea,” Strategic Culture Foundation, November 1, 2016. 
8 İsmail Şahin, “NATO Filosu Karadeniz’de Kriz Çıkardı,” Milliyet, Mayıs 16, 2017. 
9 Cumhurbaşkanı Erdoğan 10 Mayıs 2016’da İstanbul’da düzenlenen 10. Balkan Ülkeleri Genelkurmay Başkanları Konferansı’nda yaptığı konuşmada Karadeniz’de NATO filosu kurulması önerisine değinmiş ve bu hususta NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’e söyledikleri açıklamıştır. Kayıtlara göre Cumhurbaşkanı’nın Stoltenberg’e ifadeleri şöyle: “Karadeniz’de görünmemeniz, Karadeniz’i adeta bir Rus gölüne çeviriyor. Karadeniz’i tekrar istikrar havzası kılmalıyız.” 
10 Warsaw Summit Communiqué, Issued by the Heads of State and Government Participating In The Meeting Of The North Atlantic Council In Warsaw, July 8-9, 2016. 
11 “NATO Boosts Naval Presence In Black Sea,” Agence France-Presse, February 17, 2017. 
12 Press Conference by NATO Secretary General Jens Stoltenberg Following the Meeting of the North Atlantic Council at the Level Of Defence Ministers, 
February 16, 2017. 
13 “ABD Tankları Karadeniz Kıyısındaki Üste!” Milliyet, Şubat 14, 2017. 
14 Alex Gorka, “Exercise Sea Shield-2017: NATO Provokes Russia in Black Sea Before Defense Ministers,”Strategic Culture Foundation, February 10, 2017. 
15 Bunlara ilaveten Moskova, Karadeniz’de mutlak hakimiyet sağlamak ve Rusya’nın Akdeniz’deki askeri varlığını yaymak ve ona caydırıcılık kazandırmak amacıyla gayet muhteris hedefleri olan bir gemi inşa programına girişmiştir. 
16 En kötü senaryo dediğimiz bu durumda, Türkiye, BMDHS’nin 45. Maddesinden yararlanarak, karasularına uygulanan “zararsız geçiş” rejimini Boğazlarda uygulayabilir. Söz konusu madde, bir içdenizle açık denizi birleştiren boğazlara “zararsız geçiş rejimi”’nin uygulanmasını ön görmektedir. Türkiye bu durumda, bir iç deniz olan Marmara Denizi’nin İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinden iki açık denizle birleştiğini ve 45. madde şartlarına uygun iki ayrı 
boğaz oluşturduğunu ileri sürerek, bu iki boğazın BMDHS’nin 17, 18, 19, 20 ve 21’inci Maddelerinde öngörülen “zararsız geçiş” rejiminden yararlanmak isteyebilir.  Bu rejim, yabancı gemilerin sahildar devletin “egemenliğine, toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı tehdide veya kuvvete başvurulması veya Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda belirtilen uluslararası hukuk ilkelerine aykırı herhangi bir davranışta bulunulmasını” yasaklıyorsa da, Montrö’nün Türkiye’ye sağladığı hakların hiçbirini sağlamamaktadır. 


KAYNAKÇA 

“ABD Tankları Karadeniz Kıyısındaki Üste!” Milliyet, Şubat, 2017. 

“Bras de fer pour le controle de la Mer Noire.”Le Temps, July 11, 2016. 

“NATO Boosts Naval Presence in Black Sea.” Agence France-Presse, February 17, 2017. 

Dyomkin, Denis. “Russia Says Georgia War Stopped NATO Expansion.”Reuters, November 21, 2011. 

Gorka, Alex. “Exercise Sea Shield-2017: NATO Provokes Russia in Black Sea Before Defense Ministers.”Strategic Culture Foundaton, 
February 10, 2017. 

Korkin, Stephen. “Russia’s Perpetual Geopolitics, Putin Returns to Historical Pattern.”Foreign Affairs, May/June 2015. 

Korzun, Peter. “NATO Pushing For Military Buildup in the Black Sea.” Strategic Culture Foundation, November 1, 2016. 

Mortimer, Caroline. “Ukraine Crisis: Why Is Crimea So Important to Russia?”Independent, March 2, 2014. 

Press Conference By NATO Secretary General Jens Stoltenberg Following the Meeting of the North Atlantic Council at the Level Of 
Defence Ministers, February 16, 2017. 

Şahin, İsmail. “NATO filosu Karadeniz’de kriz çıkardı.” Milliyet, Mayıs 16, 2017. 

Warsaw Summit Communiqué, Issued by the Heads of State and Government Participating In The Meeting Of The North Atlantic 
Council In Warsaw, July 8-9, 2016. 

Weber, Yuval. “Russia Black Sea Strategy: Restoring Great Power Status.”Foreign Policy Research Institute, April 12, 2017. 



***