6 Mart 2018 Salı

Hem Savaşacak Hem İmar Edeceğiz,

Hem Savaşacak Hem İmar Edeceğiz,


Fahrettin Altun,
01 Mart 2018
Kriter - ÇERÇEVE 
Mart 2018 / Yıl 2, Sayı 22



2015 yılının Temmuz ayında PKK yeni bir terör dalgası başlattı. Devrimci halk savaşı adı altında Türkiye’nin bağımsızlık, istikrar, birlik ve beraberliğine saldıran PKK, Batı dünyasında daha önce hiç olmadığı kadar geniş bir destek buldu.
Hem Savaşacak Hem İmar Edeceğiz.

 2015 yılının Temmuz ayında PKK yeni bir terör dalgası başlattı. Devrimci halk savaşı adı altında Türkiye’nin bağımsızlık, istikrar, birlik ve beraberliğine saldıran PKK, Batı dünyasında daha önce hiç olmadığı kadar geniş bir destek buldu. Bu desteğin başlıca nedeni PKK’nın Türkiye’yi yeniden bağımlılık düzeninin parçası haline getirmek için son derece kullanışlı bir araç olarak görülmesiydi.

PKK artık geçmişte olduğu gibi sadece kırda değil kentlerde de eylem yapıyordu. Bu eylemler Batılılar tarafından “sarsıcı, etki gücü yüksek eylemler” olarak nitelendiriliyordu. PKK Suriye’deki kazanımlarına güvenerek geçmişte olduğundan çok daha sert bir tutum içine girmişti. Terör eylemleri yanında ülkenin sosyo-politik alanını da biçimlendirmeye dönük hamlelerde bulunan PKK ülkenin güneydoğu bölgesinde özyönetim adı altında ayrılıkçı ve pan-Kürdist bir siyasi gündemi hayata geçirmeye çalışıyordu.

Gezi, FETÖ ve Ardından PKK,

PKK esasında Türkiye’ye karşı yürütülen yıpratma savaşında devreye sokulan ilk “yerel unsur” değildi. PKK’dan önce 2013 yılının Mayıs ayında AK Parti hükümetleri döneminde imtiyazlarını yitirdiklerini ve yaşam tarzlarının tehlikeye girdiğini düşünen memnuniyetsizler kitlesi devreye sokuldu. Daha doğrusu bu kitle daha önce dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi örgütlü gruplar tarafından manipüle edilerek sokağa indirildi. Gezi Parkı Şiddet Eylemleri başarısızlığa uğrayınca bu kez Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) sahaya sürüldü. Gezi kalkışmasından altı ay sonra 17 Aralık’ta FETÖ yargı ve emniyetteki kendine bağlı unsurları kullanarak sivil hükümete darbe yapmaya kalktı. O da başarılı olamadı. Bu iki başarısız girişimin ardından PKK devreye girdi. PKK’nın bu süreçte ilk kez sahne alması Temmuz 2015’teki terör furyasıyla olmadı. 2014 yılının Ekim ayında Suriye’nin kuzeyinde Ayn el-Arab bölgesindeki DEAŞ işgali bahane edilerek bütün Türkiye’de Kürtler ayaklandırılmaya çalışıldı. O da tutmadı.

PKK ikinci kez 7 Haziran seçimlerinin hemen ardından bir iktidar boşluğu oluştuğu algısına dayanarak harekete geçti. O dönemde sadece Batılı aktörler tarafından da destek görmedi. İçerideki gayrımilli unsurların tümü tarafından desteklendi. Doğrudan yönettiği HDP dışında CHP, FETÖ ve Hürriyet’inden BirGün’üne Erdoğan karşıtı medya PKK’ya doğrudan ya da dolaylı destek verdi. Bunun bir kısmı strateji bir kısmı da propaganda desteği idi. Bu unsurlar içinden FETÖ ve HDP PKK’ya strateji desteği verirken diğerleri daha çok propaganda desteği verdiler.

Batı PYD-PKK İlişkisini Çok İyi Biliyor,

Bu süreçte PKK bir terör örgütü gibi değil seküler bir özgürlük hareketi gibi sunuluyor, örgütün Suriye’deki uygulamaları örnek demokrasi olarak yansıtılıyordu. İlginç bir biçimde o dönemlerde PKK-PYD bağlantısı gizlenmeye çalışılan bir durum olmadığı gibi PYD adeta PKK’nın kefili gibi ele alınıyordu.

Temmuz ayının son haftasında PKK’nın devrimci halk savaşı adı altında yeni bir terör furyası başlattığını duyurduğu günlerde Wall Street Journal gazetesi Zind Ruken adlı bir teröristle söyleşi yapmıştı. O söyleşide Zind Ruken “Zaman zaman PKK’yım, zaman zaman da PJAK, bazen de YPG. Bunlar gerçekten önemli değil. Bunların hepsi PKK’nın bir üyesi” ifadelerini kullanmıştı.

Bu ifadeler bugün gazetenin arşivinde duruyor. Ancak bir süre sonra ABD’nin Türkiye ve Suriye politikası bu gazete de dahil Batı medyasının önde gelen temsilcilerini PKK ve PYD’nin ayrı unsurlar olduğunu savunmaya itti. Oysa gerçek o gün neyse bugün de o.

Batılılar Sofi Nurettin kod adlı Nureddin Muhammed’in Kandil’den YPG’yi yönettiğini, 2013 yılında KCK Yürütme Konseyi üyesi seçilen Halide kod adlı Hanife Hüseyin’in Suriye’de hem TEV-DEM’de hem de YPJ’de görev aldığını, 1990’lı yılların başında PKK’ya katılan Dilan Rihan kod adlı Asya Abdullah ile gençliğinden beri PKK üyesi olan Salih Müslim’in bir dönem PYD Eş Başkanlığı yaptıklarını bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlar. Gelgelelim bir dönem bu iki yapının birbirinden bağımsız yapılar olduğunu savunup Türkiye düşmanlığı yaptılar.

Ne var ki Türkiye Zeytin Dalı Harekatı’nı başlattıktan sonra Batılıların PKK ve PYD’nin birbirinden farklı terör örgütleri olduğunu savunma imkanları kalmadı. PKK’lıların bu harekat sonrasında Batı başkentleri başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde gerçekleştirdikleri protesto ve şiddet eylemleri PKK-PYD özdeşliğini gözler önüne serdi.

Zeytin Dalı Harekatı’ndan sonra Batı’daki Türkiye düşmanları tıpkı 2015 yılında olduğu gibi PKK ve PYD’nin birbiriyle ilişkili örgütler olduğunu yeniden dillendiriyorlar. Elbette bundan maksatları PYD’yi terör örgütü olarak görüp ona göre hareket etmek değil. Amaçları PYD ile birlikte PKK’yı da temize çıkarmak.

Tam da bu nedenle medyada ABD’nin PKK’yı 11 Eylül sonrasında Türkiye’yi etkilemek için terör örgütü ilan ettiği, mevcut konjonktürde bunun bir anlamı olmadığı zikrediliyor.

Bu sürece en büyük desteği veren örgütse elbette FETÖ. 15 Temmuz’da bu ülkede büyük bir hezimet yaşayan FETÖ halihazırda enerjisinin büyük bir bölümünü Batı’da Türkiye karşıtı eylem ve söylemlere hasrediyor. FETÖ bu bağlamda Türkiye’nin terörle mücadelesini gayrimeşru göstermek ve hatta onu teröre destek veren ülke gibi sunmak için yoğun bir gayret ediyor.

Bu terör örgütleri ve onların hamileri bu gayretlerinden geri durmayacaklar elbette. Yeri gelecek strateji değiştirecekler, yeri gelecek taktik yenileyecekler. Yetmediğinde eski müttefiklerini bırakıp kendilerine yeni müttefikler bulacaklar. Fakat ne olursa olsun Türkiye’nin özgürleşmesi ve büyümesine karşı mücadeleye devam edecekler.

Bağımsızlığı Savunanlarla Bağımlılık Taraftarlarının Mücadelesi,

Bugün Türkiye toplumunun büyük bir bölümü ülkenin en önemli sorununun terörle mücadele olduğunu düşünüyor. Yapılan bütün kamuoyu araştırmaları bu gerçeği net bir biçimde ortaya koyuyor. Toplum bu meseleyi ekonomik sorunların dahi önüne koyuyor. Çünkü terör sorununun ülkenin bekasıyla ilgili olduğunu biliyor. Temmuz 2015 - Ocak 2017 tarihleri arasında terörün ülkede nasıl ağır tahribatlar yarattığını hep birlikte gördük. Devlet ve milletin bir arada hareket ettiğinde bu tehditle nasıl başa çıkılabildiğini de.

Türkiye bir yandan bu terör tehdidiyle yüzleşirken öte yandan büyümeye ve özgürleşmeye de devam etmek zorunda. Bunun içinse milleti gerçek temsilcilerinin temsil etmeye devam etmeleri gerekiyor. Bu yönüyle 2019 Türkiye’nin mukadderatı açısından son derece kritik bir tarih. 2019’da üç seçim bir arada olacak ve bu seçimlerde ülkenin sadece kimler tarafından değil hangi zihniyet tarafından yönetileceği de tayin edilecek. Bağımlılık ve küçülmeden yana olanlarla bağımsızlık ve büyümeden yana olanlar mücadele edecek. Bu mücadelenin de ülkenin bağımsızlığı ve büyümesini temin etmek isteyenler aleyhine gerçekleşmesi için Türkiye düşmanları uğraş vermekten geri durmayacak.

O yüzden sebat etmek ve çok çalışmak mecburiyetindeyiz. Savaşırken imar etmekten başka çaremiz yok...

https://kriterdergi.com/cerceve/hem-savasacak-hem-imar-edecegiz

***