16 Mayıs 2020 Cumartesi

TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİNDE SINIR GÜVENLİĞİ KONUSU BÖLÜM 1

TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİNDE SINIR GÜVENLİĞİ KONUSU 



Fatih Yurtsever
* Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi, 
fybursa@gmail.com 



Özet

Türkiye için sınırlarının önemi, bulunduğu stratejik konum ve sınır komşuları
değerlendirildiğinde daha iyi ortaya çıkmaktadır. Küreselleşme ile zorlanan ve bu anlamda güvenliği konusunda daha hassas olunması gereken sınırların güvenliği öncelikli konular arasında yer almaktadır. Yakın geçmişte özellikle doğu ve güneydoğu sınırlarında terör sorunuyla çok ciddi şekilde mücadele etmek durumunda kalan Türkiye bunun yanında uyuşturucu, insan ve diğer her türlü kaçakçılık faaliyetleri de ile mücadele etmek durumunda kalmıştır. Üye olması halinde Avrupa Birliği’nin doğu sınırı olacak Türkiye’deki Sınır Güvenliği Yönetimi’ndeki gelişmeler, Entegre Sınır Yönetimi’nin uygulanışı ve diğer
çalışmalar AB tarafından dikkatle izlenmektedir. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin de bir gereği olarak sınır güvenliğinin yönetimi konusunda gelişmeler yaşanmaktadır. Bu çerçevede İçişleri Bakanlığı’na bağlı sivil yapıya sahip bir Sınır Güvenliği Teşkilatı ile ilgili çalışmalara devam edilmektedir. Sınır güvenliği yönetimini tam olarak düzenleyecek bir kanun tasarısı ile ilgili hazırlıklar bulunmaktadır. Türkiye’nin coğrafi konumunun getirdiği terörizm ve
kaçakçılık odaklı güvenlik kaygıları nedeniyle, Türkiye’nin kendine özgü koşulları
doğrultusunda bir yapılanmaya gitmesi faydalı olacaktır. Türkiye’nin söz konusu kanun tasarısının yasalaşması sürecinde tüm iyi örnekleri göz önünde bulundurarak, kendisi açısından önem ifade eden siyasi, jeopolitik, jeostratejik ve diğer bütün özelliklerini gözden geçirmesi ve kendine en uygun yapıyı oluşturması ve sürecin bütün dinamikler değerlendirilerek yönetilmesi gerekmektedir.

Giriş

Küreselleşme ile birlikte dünya üzerinde ekonomik, sosyal ve politik alanlar ile
güvenlik alanında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Küreselleşme ile birlikte yaşanan gelişmelerin, güvenlik alanında büyük sorunlar oluşturduğu görülmüştür. Bu durum karşısında güvenlik yönetiminin gözden geçirilerek çağın gereklerine uygun hale gelmesi şart olmuştur. Güvenlik yönetimini yerine getiren kurum ve kuruluşların kendilerini sürekli yenilemelerini gerektiren bir sürece girilmiştir. 
Türkiye’de güvenlik yönetimi birimleri, kendilerini küreselleşme ile daha fazla konuşulur hale gelen insan hakları, demokrasi, şeffaflık, hesap verebilirlik vb. evrensel değerler doğrultusunda geliştirme çabası içinde bulunmaya başlamıştır. Bunun yanında bilgi ve teknoloji çağına uygun olarak yenilenme ihtiyacı duymuşlardır. Küreselleşme ve aktörleri doğası itibari ile sınırları yıkmak isterken; güvenlik ihtiyacı sınırları kapatma veya kimin ve neyin içeri girdiğini kontrol etmek ihtiyacındadır.1 
Özellikle küreselleşmenin sınırları zorladığı günümüzde çağın tehdit algılamaları göz önünde bulundurularak, sınırların daha etkin korunması gereği ortaya  çıkmıştır.

Türkiye, bulunduğu konumu itibariyle çok stratejik bir coğrafyada bulunmaktadır.

Bulunduğu coğrafya ve sınır komşuları değerlendirildiğinde Türkiye için sınırların önemi ortaya çıkmaktadır. Küreselleşme ile zorlanan ve bu anlamda güvenliği konusunda daha hassas olunması gereken sınırlar ve bu kapsamda sınır güvenliği yönetimi Türkiye için öncelikli konular arasında yer almaktadır. Türkiye, geçtiğimiz on yıllarda özellikle doğu ve güneydoğu sınırlarında terör sorunuyla çok ciddi şekilde mücadele etmek durumunda kalmıştır. Terör sorununun en ciddi görüldüğü yerler sınırlar olmuştur Sınırlardaki bu
tehlikeyle kalıcı bir mücadelenin sağlanması için uzman adımlar atılması gerekmektedir.

Terör sorununun yanında uyuşturucu, insan ve diğer her türlü kaçakçılık faaliyetleri de Türkiye’nin sınırlarda başını ağrıtan konular arasında yer almaktadır. Terör örgütleri, diğer kaçakçılık türlerini de lehine kullanmaya çalışmakta, bundan gelir elde etmektedirler.

Sınırlardaki güvenliğin sağlanmasında yaşanabilecek sıkıntılar, uyuşturucunun hedef, kaynak ve güzergah ülkesi olan Türkiye açısından çözümü profesyonel adımlar isteyen problemler çıkarmaktadır.

Üye olması halinde Avrupa Birliği’nin doğu sınırı olacak Türkiye’deki Sınır Güvenliği Yönetimi’ndeki gelişmeler, Entegre Sınır Yönetimi’nin uygulanışı ve diğer çalışmalar AB tarafından dikkatle izlenmektedir. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin de bir gereği olarak Türkiye’de sınır güvenliğinin yönetimi konusunda gelişmeler yaşanmaktadır. Bu çerçevede İçişleri Bakanlığı’na bağlı sivil yapıya sahip bir Sınır Güvenliği Teşkilatı ile ilgili çalışmalara devam edilmektedir. Sınır güvenliği yönetimini tam olarak düzenleyecek bir kanun tasarısı ile ilgili hazırlıklar bulunmaktadır.

Avrupa Birliği’nde Sınır Güvenliği Yönetimi

Sınır Güvenliği konusunda Arif Köktaş ve Ömer Demir tarafından Entegre Sınır
Yönetimi, “Sınırlardaki yasal insan ve emtia hareketliliğine imkân verilmesi sonucu ortaya çıkan birtakım sorunları çözerken, diğer taraftan da sınır güvenliğini ve ulusal yasaların uygulanmasını sağlayan bir teşkilatlanma ve yönetim.”, Sınır Güvenliği Yönetimi ise “Hükümranlık hakları gereği sınırlarını en etkin şekilde korumak, dış müdahalelerden arındırmak ve halkının güvenliğini sağlamak durumunda bulunan devletlerin, sınır güvenliğinin sağlanması için bu görevi yerine getirecek kurum ya da kurumların, görevlerini hangi yetki ve görevlerle, ne şekilde yerine getirileceğini düzenleyen kurallar bütünü.” olarak
tanımlanmıştır.2

Bir araya gelme amacının başında ekonomik entegrasyon olan ve bu kapsamda sınır geçiş zorluklarını ortadan kaldırmayı amaçlayan Avrupa Birliği için sınırlar konusunda atılacak adımlar güvenliği sağlarken özgürlükleri olumsuz etkilemeyecek biçimde geliştirilmek zorunda görülmüştür. Hem güvenlikten tavizin verilmediği, hem de serbest piyasa ekonomisinin gerekliliklerine riayet edilmesinin sağlandığı bir ortamı ‘Entegre Sınır Yönetimi’nin sağlayabileceği beklentisi içinde olunmuştur.3 Dış sınırların korunması üzerine yapılan çalışmalar üzerine geliştirilen ‘Entegre Sınır Yönetimi’ kavramı AB üye ülkelerinin
sınır yönetimi konusunda koordinasyon, işbirliği ve ortak politikalarını ifade etmekte iken, zamanla sınır yönetimi konusunda yeni bir yaklaşımı ifade etmeye başlamıştır.4

Avrupa Birliği kurulduğu tarihten bu yana temelde sorunsuz bir entegrasyonu öncelikli hedef olarak belirlemiş bir bütünleşme hareketidir. Ekonomik entegrasyonu sağlarken sınırlar arasındaki geçiş zorluklarının ortadan kaldırılması gerekliliğinin bilincinde olarak önemli adımlar atmıştır. Özellikle birliğin iç sınırlarında sağlayacağı sınır geçiş kolaylıkları, birliğin dış sınırları ile ilgili önemli güvenlik tedbirleri almasını zorunlu hale getirmiştir. Nihai hedefi
olan Ortak Pazar’a giden yolda, serbest dolaşımın tam anlamıyla sağlanabilmesi için üye ülkeler arasında sınır kontrollerinin kaldırılması düşüncesi oluşmaya başlamış ve üye ülkeler 1980'lerin başından itibaren bu yönde bazı arayışlar içerisine girmişlerdir.5 AB, sınır denetimi konusunun sadece üye ülkeler ile sınırlı tutulamayacağının, Birliğe komşu ülkeler ile yakın işbirliğinde bulunulmasının büyük önem taşıdığının farkındadır. Hem 2005 yılından bu yana katılım müzakerelerini yürüten hem de siyasi açıdan riskli görünen ülkelerle uzun ve zorlu sınırları bulunan bir ülke olarak Türkiye’nin sınır yönetiminde AB standartlarını benimsemesi birlik tarafından yakından izlenmektedir.6 

Avrupa Birliği ekonomik işbirliği ve entegrasyon temelinde kurulmuş ve önceliğini ekonomik çalışmalara vermiş bir organizasyondur. Ortak
Pazar’a ulaşma hedefiyle iç sınırlardaki kontrolleri zayıflatan ve geçişleri rahatlatan, aynı zamanda dış sınırları kuvvetlendiren bir yapıya ihtiyaç duyulmuştur. AB vatandaşlarının sınır kontrollerine tabi tutulmadan Avrupa Birliği’nin iç sınırlarından geçişini amaçlayan Schengen İşbirliği Anlaşması 14 Haziran 1985 tarihinde Fransa, Almanya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg tarafından imzalanmıştır. Anlaşmanın uygulanmasına ilişkin sözleşme olan
Schengen Uygulama Sözleşmesi 19 Haziran 1990 tarihinde onaylanmış ve 26 Mart 1995’ten itibaren kurucu beş ülke ile birlikte İspanya ve Portekiz’i de kapsayacak şekilde yürürlüğe girmiştir.

1999 tarihli Tampere Zirvesi’nde AB’nin yasa dışı göçü durdurmak ve bunu
gerçekleştiren uluslar arası suç örgütleriyle mücadelede dış sınırların uzman eğitimi almış profesyonellerce etkili biçimde kontrolü amaçlanmış, 2001 Leaken Zirvesi’nde ise dış sınırların tutarlı ve etkili biçimde ortak yönetimi ve AB vatandaşlarının ortak bir yapı ve kadere ait olma duygularını arttırma ve terör, yasadışı göç ve insan ticareti ile mücadelede taahhüt edilen eylemlerde sürekliliği planlanmıştır. 2005 Lahey Programı’nda ise ortak bir sığınma sistemi oluşturulması, yasadışı göçle mücadele, AB’nin Dış Sınırlarının Korunması
amacıyla Avrupa Ajansı Kurulması hedeflenmiştir.

Avrupa Birliği Sınır Güvenliği açısından bilinmesi gereken önemli kurumlardan biri Avrupa Birliği Üye Ülkelerinin Dış Sınırlarının Yönetimi için Operasyonel İşbirliği Ajansı, "Frontex" ya da Avrupa Birliği Sınır Güvenliği Birimidir. Frontex, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin komşularıyla olan sınırlarının korunmasını ve güvenliğini sağlamak amacıyla oluşturulmuş bir Avrupa Birliği kurumudur. Avrupa Birliği'nin birliğe üye olmayan komşu ülkelerle olan sınırlarının güvenliğinin sağlanması, ulusal sınır muhafızları arasında işbirliği yapılması ve sınırlarla ilgili risk analizleri oluşturulması amacıyla kurulmuş ve 3 Ekim 2005
tarihinde hizmete girmiştir. Türkiye ile Frontex arasında düzensiz göçün önlenmesi alanında geliştirilecek işbirliğinin ana hatlarını düzenleyen mutabakat zaptı imzalanmıştır. Bu mutakabat zaptı ile birlikte Frontex ile tecrübe ve bilgi paylaşımı gerçekleştirilmesi, karma göç akımlarına ilişkin ortak değerlendirmeler yapılması öngörülmektedir.7

AB ülkelerinde her ne kadar işleyişte bazı farklılıklar olsa da temel de sivil bir
yönetimin bulunduğu sınır teşkilatları mevcuttur. AB ülkelerinde sınır yönetimi konusunda, ayrı bir Sınır Yönetim Teşkilatı, Polis Teşkilatı içinde bir şube, Polis niteliği taşımayan tamamen sivil bir yapı veya Askeri Polis/Jandarma şeklinde farklı teşkilatlanmalar söz konusudur. İngiltere’de sınır yönetimi tamamen sivil yapıdaki ‘Sınır Ajansı’ tarafından yürütülürken, Fransa’da Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı “Sınır Polisi Genel Direktörlüğü” tüm sınırlardan sorumludur. AB üyesi güçlü ülkelerin sınır yönetim modelleri şu şekilde derlenmiştir8: Finlandiya’da sınırlardan sorumlu, kontrol ve gözetim görevi bulunan yarı askeri nitelikli Sınır Muhafaza Teşkilatı, İçişleri Bakanlığına bağlı silahlı bir kolluk kuvvetidir.9 İtalya’da sınırlardan sorumlu ana kurum İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan ‘Göç ve Sınır Polisi Genel Müdürlüğü’dür. Polis Teşkilatının bir parçası olan bu kurum Polis Teşkilatı bünyesinde uzmanlaşmış sınır polislerinden oluşmaktadır.10 

Almanya’da İçişleri Bakanlığı’na bağlı Federal Polis Gücü Bundespolizei (BPOL) 30 bini aşkın eğitilmiş polis memuru ve yaklaşık 10 bin silahsız destek gücü ile görev yapmaktadır. Sınırlar boyunca pasaport kontrolü dahil sınır güvenliğinden sorumludur.11 Almanya’da iç güvenlik ile sınır güvenliği birbirinden ayrı değerlendirilmektedir. Sınır güvenliğinden Federal İçişleri Bakanlığına bağlı “Federal Polis” sorumludur. İstisnai durumlarda eyalet polis teşkilatları da
sınır güvenliğine ilişkin görevleri yerine getirmektedir.12 İspanya’da İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan Guardia Civil ve Polis Müsteşarlığı altında Guardia Civil Teşkilatı (GC) ve Ulusal Polis Teşkilatı (CNP) bulunmaktadır.

Türkiye’nin Sınırlarındaki ve Sınır Yönetimindeki Mevcut Tablo

Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili olmasının yanı sıra, doğu, güneydoğu, güney ve kuzeydoğusunda bulunan kara sınırlarına sahiptir. Türkiye’nin toplam kara sınır uzunluğu, 2.753 km olup, Deniz sınırlarının uzunluğu ise toplamda 8.333 km’dir. Türkiye’nin dünya ülkelerine açılan 131’i aktif toplam 142 hudut kapısı bulunmaktadır.13 
Türkiye’nin kuzeydoğuda Yunanistan ve Bulgaristan; Doğuda, Gürcistan, Ermenistan, Nahçıvan ve İran; güneydoğuda Irak, güneyde ise Suriye ile kara sınırları bulunmaktadır.

Gürcistan ve Türkiye arasında vize kaldırılmıştır. Bu durum birçok Türkiye
vatandaşının kumar ve fuhuş benzeri amaçlarla Gürcistan’a gitmesine kapı aralamıştır.

Türkiye, Ermenistan’ın bağımsızlık bildirgesinde Türkiye topraklarını kasteden bölgeye yaptığı atıftan dolayı; Ermenistan ise 1921 tarihinde imzalanan anlaşmayı Ermenistan Cumhuriyeti zamanında imzalanmadığı gerekçesiyle kabul ettiğini belirtmediğinden sınır kabul etmemektedir. Bu kapsamda, Türkiye ile bu ülke arasında diplomatik ilişki kurulamamaktadır.14 Türkiye-İran sınırının gerek arazi yapısı gerekse bölgenin terör faaliyetlerinin yapıldığı bir alan olması nedeniyle önemli güvenlik sorunları yaşanmaktadır.

Bunların başında terör örgütü PKK’nın faaliyetleri, çok çeşitli kaçakçılık faaliyetleri, yasa dışı giriş-çıkışlar gelmektedir.15 Türkiye-Irak sınırı çoğunlukla yüksek dağlardan oluşmakta olup, karşı ülke ile ulaşım daha çok Esendere ile Silopi’de bulunan düzlük bölümde gerçekleşebilmektedir. Bu sınır bölgesi, terör sorununun en şiddetli yaşandığı alandır.

PKK’nın Irak’ın kuzeyindeki kamplardan yönetiliyor olması, Irak ve Türk tarafında yerleşik bazı örgüt kamplarının olması, bölgede kaçakçılık faaliyetlerinin yoğun şekilde alan bulması, sınırların büyük ölçüde kontrole elverişsiz olması, arazinin derin ve dar vadilerle bölünmüş olması sınırda yaşanan önemli sorunlardır.16 Türkiye-Suriye sınırı Türkiye’nin en uzun kara
sınırının olduğu ve halen en çok sorun yaşamakta olduğu bölgedir. Uzunluğu 877 km’dir.

Suriye sınırındaki tarihsel sorunların başında sınırın çizilmesi aşamasını sınırın her iki tarafına bölünen aileler ve aşiretler oluşturmuştur. Bu ailelerin birbirleriyle olan alış-veriş, ticaret ve sosyal iletişimleri sınır nedeniyle kesilmiş olduğundan bu ilişkiler yasa dışı geçişlerle sağlanmıştır. Bugüne gelindiğinde ise, 1990’lı yılların sonundan itibaren PKK terör örgütüne görünen desteğini çeken Suriye, 2011 yılı sonrası ülkesinde başlayan çatışmalara karşı Türkiye’nin tavrına tepki olarak örgüte açıktan yeniden destek vermeye başlamıştır. 

Sınıra yakın olan ve Kürt nüfusun bulunduğu bölgelerde Kürtler’in alan kazanmalarına fırsat sağlamıştır. Bu durum, çok uzun ve düzlük bir arazi yapısı olan Türk-Suriye sınırında güvenlik sorunlarına yol açmaktadır.17 Suriye halen en sorunlu sınır şeridini oluşturmaktadır.

Türkiye’de Sınır Güvenliği Yönetimi konusu açısından önemli gelişmelerin Irak sınırı ile birlikte bu sınırda yaşanması beklenmektedir. 1990 yılındaki rejim değişikliği ile son bulan ve yüzbinlerce Türk’ün, ülkeden zorla gönderilmesine yol açan süreç Türkiye-Bulgaristan sınırı açısından önemli bir dönemdir. Bu yıldan sonra bu sınırda önemli bir sorun yaşanmamıştır.

Ancak Bulgaristan günümüzde AB’nin sınırını oluşturmaktadır. Bu nedenle AB, Bulgaristan ve Yunanistan’ın Türkiye ile olan sınırlarına büyük önem vermektedir. Türkiye-Yunanistan sınırının büyük kısmı Meriç nehri hattı üzerinde belirlenmiştir. Geçmiş yıllarda askeri açıdan tehdit olarak görülen Türk-Yunan kara sınırında, sınırın her iki tarafında askeri konuşlanmalar bulunmaktadır. Son yıllarda ise bu tehdit algısı değişmiştir. Günümüzde bu sınırda görülen en
önemli sorun, yasa dışı göçmenlerin geçişleri ile ilgili yaşanmaktadır. Deniz sınırlarına kıyasla daha rahat geçiş imkânı bulunan sınırdan her yıl binlerce yasa dışı göçmen geçiş yapabilmekte, binlercesi de yakalanmaktadır. Avrupa Birliği’nin dış sınırı olan Yunanistan, Avrupa ülkelerine geçiş yapmak isteyen yasa dışı göçmenlerin tercih ettikleri ilk bölge olarak öne çıkmaktadır.18 

Bunun dışında Yunanistan, Türkiye açısından tehlike oluşturan DHKP/C
terör örgütünün terör kamplarına ev sahipliği yapmaktadır. Sınırlardan bu kamplarda eğitimini tamamlayan terör örgütü üyesi şahıslar Türkiye’ye illegal yollardan girebilmektedir. Sınırdan kaçak geçişlerin kolaylığından faydalanan terör örgütleri ve kaçakçılık faaliyeti yürüten şahısların amaçlarının engellenmesi adına bu bölgede ciddi bir sınır güvenliğine ihtiyaç duyulmaktadır.

Deniz sınırları ile ilgili en önemli sorunlar, Ege Denizi’nde ve Akdeniz’deki yasa dışı göçmen geçişleridir. Önceki yıllarda yüzlerce yasa dışı göçmenin güvenli olmayan deniz araçlarında seyahat etmeleri ya da olumsuz hava şartları nedeniyle araçların zarar görmesi veya batması neticesinde boğularak öldüğü ve yaralandığı görülmektedir.19

Türkiye’de sınır güvenliği yönetimi parçalı bir yapıdadır. Türk sınırlarının korunması ve denetlenmesi çeşitli kanunlara göre, görevleri, işlevleri, yapıları ve personel kaynakları birbirinden çok farklı kurumlar tarafından yürütülmektedir. Bu kurumlar temel olarak, İçişleri Bakanlığı (Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı), Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Dışişleri Bakanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’dır. Jandarma Genel Komutanlığı 2013 yılı ortalarında sınırlardaki görevini Kara Kuvvetleri’ne devretmiştir.

İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü, hudut kapılarında insan girişçıkışlarının kontrolü ile sınır dışı edilmesine karar verilen yabancıların ülkeden çıkışlarının sağlanmasını sağlamaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü Türk Vatandaşları ve Yabancıların ülkemiz içerisindeki Pasaport işlemleriyle görevlidir. Hudut kapılarında mal giriş-çıkışlarının kontrolü görevi Gümrük ve Ticaret Bakanlığına verilmiştir. Hudut kapısı dışındaki kara sınırlarında Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevli olup, İran sınırının 127 km’si ile 384 km’lik Irak sınırının tamamının korunması görevi geçici olarak Jandarma Genel Komutanlığına
devredilmişti. Geçtiğimiz aylarda bu görev Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na devredilmiş, Jandarma’nın sınır görevi neredeyse sona ermiştir. Deniz hudutlarının denetlenmesinde ise Sahil Güvenlik Komutanlığı görevlidir. Sahil Güvenlik Kanunu’na göre tüm sahiller, kara suları, liman ve körfezler ile iç sularımız olan Marmara Denizi ve Boğazların korunması ve güvenliğinin sağlanmasından Sahil Güvenlik Komutanlığı sorumludur. Sahil Güvenlik
Komutanlığı bir kolluk kuvveti olarak kurulmuştur ve 1985 yılına kadar Jandarma Genel Komutanlığına, 1985 yılından itibaren de İçişleri Bakanlığına bağlı olan askeri bir teşkilattır. Sınır Güvenliği kanununun çıkması sonrası Sahil Güvenlik Teşkilatı’nın kaldırılabileceği ifade edilmektedir. Deniz sınır kapılarında kendisine verilmiş herhangi bir görevi bulunmamaktadır. Ülkeye girişleri sağlayan vize basımı ve dağıtımı işlemleri 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca Dışişleri Bakanlığı ve Dış Temsilcilikler tarafından yürütülmektedir. 

Dış temsilcilikler, vize başvurusunda bulunan kişilere vize vermek, bu kişilerin inandırıcılığını anlamaya çalışmak ve gerektiğinde girişlerini sağlayacak
vizeyi vermemek gibi yetkilere sahiptir. Bu açıdan dış temsilcilikler, sınırlar ötesinde, sınır güvenliği bakımından önemli bir işlev görmektedir.20

Avrupa Birliği’nin Sınır Güvenliği Konusunda Türkiye’den Beklentileri

Avrupa Komisyonu tarafından Avrupa Parlamentosu’na sunulan ‘Türkiye İlerleme
Raporları’, AB’nin Sınır Güvenliği konusunda Türkiye’den istediklerini de içermektedir.21

Türkiye’nin AB üyeliğine hazırlık sürecinde kaydettiği ilerleme hakkındaki raporların, büyük ölçüde önceki raporlardaki yapıyı takip ettiği ve raporda; birlik ve Türkiye arasındaki ilişkilere değinildiği, üyelik için karşılanması gereken siyasi ve ekonomik kriterler açısından Türkiye’deki durumun incelendiği, ayrıca Türkiye’nin üyelik yükümlülüklerini, yani, antlaşmalar, ikincil mevzuat ve birlik politikalarından oluşan AB müktesebatını üstlenme kapasitesinin gözden geçirildiği vurgulanmaktadır. İlerleme raporları, bir önceki yılın Ekim
ayından içinde bulunulan yılın Eylül ayına kadar olan dönemi kapsamaktadır.
Türkiye’deki Sınır Güvenliği alanında AB müktesebatı çerçevesinde atılan adımların incelendiği bölüm 4. başlık altında bulunan ve 24. fasıl olan Adalet, Özgürlük ve Güvenlik alt başlığında yer almıştır.

2012 yılı raporunda;

Türkiye’nin dış sınırlar ve Schengen konusunda sınırlı bir ilerleme kaydettiği, sınır yönetimine ilişkin görevlerin ve koordinasyonun, uzman ve profesyonel bir sınır muhafaza teşkilatına devredilmesine ilişkin mevzuatın, halen Meclisin onayına sunulmadığı, Entegre Sınır Yönetimi taslak yol haritasının henüz onaylanmadığı, kanunun ve Entegre Sınır Yönetimi yol haritasının kabul edilmesinde yaşanan gecikmelerin, kurumsal gelişme ve Entegre Sınır Yönetimi’nin uygulanması önündeki en büyük kurumsal engeli oluşturduğu, bu
anlamda entegre sınır yönetiminin tesisinde ön şart yasal mevzuatın tamamlanması, Kurum içi ve kurumlar arası işbirliği ve koordinasyonun, etkin bir sınır yönetimi sağlanması açısından büyük ölçüde geliştirilmesi gerektiği
2012 yılının Mayıs ayında Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ve Frontex arasında bir Mutabakat Zaptı imzalandığı, bu Mutabakat Zaptı’nın, eğitim faaliyetlerine ve ortak tatbikatlara katılım, Frontex uzmanlarının Türkiye’de görevlendirilmesi ve daha düzenli bir bilgi alışverişi ve risk analizinin yapılabilmesi de dahil Türkiye ve Frontex arasında güçlendirilmiş operasyonel işbirliği için çerçeve oluşturulmasını mümkün kıldığı, Sınırlardan sorumlu tüm birimlere, dil eğitimi de dahil olmak üzere yapılandırılmış eğitim verilmesine ihtiyaç olduğu. sınırda görevli personelin rotasyonu, uzmanlığın sürdürülebilmesi
açısından dikkatle gözden geçirilmesi, Modern ve insani sınır gözetleme araçlarının, kara mayınlarının yerini alması,

Sınır yönetimi açısından komşu ülkeler, kaynak ülkeler ve hedef ülkeler ile olan işbirliğinin geliştirilmesi gerektiği hususları belirtilirken;

2013 yılı raporunda;

Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’nın halen imzalanmadığı, bu anlaşmanın hızlı bir şekilde akdedilmesi ve etkili bir şekilde uygulanmasının büyük önem taşıdığı,
Mevcut ikili geri kabul anlaşmalarının etkili bir şekilde uygulanmasının sağlanması gerektiği, Dış Sınırlar ve Schengen alanında, Türkiye’nin uzman ve profesyonel bir sınır güvenliği birimi kuracak ve entegre sınır yönetimi araçlarını düzenleyecek Sınır Güvenliği Kanunu’nu henüz kabul etmediği,

Türkiye’nin, komşu ülkelerle sınırda yaptığı işbirliğini arttırdığı, veri alışverişinin, Frontex ve Türkiye arasında imzalanan 2012 mutabakat zaptı çerçevesinde Ağustos 2013’te başlamıştır. 2013 başı itibarıyla 65 yeni sınır kontrol noktasının oluşturulduğu, 150 gözetim kulesinin yenilendiği ve sınır devriyesi için 1150 kilometrelik yol yapıldığı, Adalet Bakanlığının Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) ile daha etkili sınır kontrolü yapılmasına olanak sağlandığı, Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğü’ne 790 yeni personel alındığı,

İçişleri Bakanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığının kaçakçılıkla mücadelede daha etkin bir işbirliği yapmaları gerektiği, sınır yönetimi alanında somut ilerleme kaydedilebilmesi bakımından Entegre Sınır Yönetimi Koordinasyon Kurulunun rolünün güçlendirilmesinin çok önemli olduğu ifadeleri yer almıştır.

Türkiye’de Sınır Güvenliği Yönetiminde Yaşanan Sorunlar

Türkiye bulunduğu coğrafi konum itibariyle çok stratejik bir bölgede bulunmaktadır.

Bu nedenle, Türkiye için sınırlarını en üst seviyede koruması son derece önemlidir. Türkiye özellikle doğu ve güneydoğu sınırlarında terör sorunuyla ciddi şekilde mücadele etmek durumundadır. Terör sorununun yanında uyuşturucu ve insan kaçakçılığı da Türkiye’nin sınırlarda başını ağrıtan konular arasındadır. Uyuşturucu kaçakçılığının geçiş güzergahı olması sınırları daha da önemli hale getirmektedir. Terör örgütleri, diğer kaçakçılık türlerini de lehine kullanmaya çalışmakta, bundan gelir elde etmektedirler. Türkiye’nin jeopolitik konumu ve Orta Asya-Orta Doğu ülkeleriyle gelişmiş Avrupa ülkeleri arasında tek köprü
olması da Türkiye’nin insan kaçakçılığında önemli bir geçiş güzergahı olmasına yol açmaktadır. Avrupa’ya kaçak göçmen olarak giden her yüz kişiden sekseninin Türkiye’den geçtiği ifade edilmektedir. Kaçakçılık, uyuşturucu ve terör sorunu Türkiye’nin doğu ve güneydoğu sınırları için birbirinden bağımsız olarak ele alınmaması gereken 3 önemli sorundur.

Türkiye sınırlarının coğrafi yapısı ve hâli hazırdaki tedbirlerin arzu edilen noktaya
ulaşamaması sebebiyle sınırlar, her türlü kaçakçılığın yapılabilmesine müsait bir yapı taşımaktadır. Bu durum ülke ekonomisinde de büyük zararlar meydana getirmektedir. Terör örgütleri sınırdan yaptıkları kaçakçılık sayesinde büyük gelir elde etmektedir. Aynı şekilde sınır güvenliği konusunda yaşanan aksaklıklar terör saldırıları neticesinde onlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep olmaktadır. Üye olması halinde Avrupa’nın doğu sınırını oluşturacak olan Türkiye için sınır güvenliği konusunda uzmanlaşma Türkiye kadar Avrupa’yı da ilgilendirmektedir. Son yıllarda da görüldüğü üzere terör örgütü mensupları özellikle Irak sınırından Türkiye’ye ağır silahlarla sızarak birçok eylem gerçekleştirmiştir.

Terör örgütü, akaryakıt, silah ve diğer kaçakçılık faaliyetlerinden ‘vergi’ adı altında önemli miktarda haraç da almaktadır. Özellikle İran ve Irak sınırlarının sarp ve keskin bir araziye sahip olması da mücadeleyi zorlaştıran etkenler arasındadır. Aynı zamanda bölgenin stratejik konumu ve komşu ülkeler arasındaki ilişkilerin dünya siyasetine yansımalarına bakıldığında politik bir etkiye sahip olduğu görülecektir. Dünya güç dengesini etkileyebilecek bir bölgen
tam ortasında, Ortadoğu ve Orta Asya’daki enerji kaynaklarına yakın olması Türkiye için önemli bir jeopolitik ve jeostratejik durumdur. Sınır ve yakın çevre ülkelerinde yıllardır süregelen kargaşalar, savaşlar ve siyasi bunalımlar ve ayrıca bu gelişmelerin bir sonucu olan terörist faaliyetler, Türkiye’nin sınır güvenliğini daha önemli hale getirmiştir. Terörist oluşumlar ile illegal faaliyetlerde yer alan organize suç gruplarının bu coğrafyayı nihai hedefleri olan gelişmiş ülkelere geçiş için uygun bir yol olarak tercih etmelerine yol açtığından stratejik öneme sahip olan Türkiye’nin sınır güvenliğinin en üst seviyelerde korunaklı hale getirilebilmesi devlet ve birey huzuru için önemlidir.

2. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder