Donald Trump etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Donald Trump etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2021 Pazar

DONALD TRUMP DERHAL AZLEDİLMELİ VE YARGILANMALIDIR.

 DONALD TRUMP DERHAL AZLEDİLMELİ VE YARGILANMALIDIR.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
10 ocak 2021

Bir milletin siyasi alın yazısında mevki sahibi olabilmek için onun ihtiyacını görebilme ve onun kudretini takdir edebilmede ehliyet sahibi olmak birinci şarttır.- 
Gazi Mustafa Kemal Atatürk-1927


Dünya demokrasisi önemli bir sınavın eşiğindedir. Gücünü kontrol edemeyen ABD Başkanı Donald Trump hırslarının esiri olmuş ve dünyada demokrasinin beşiği olarak bilinen ABD’nin tarihine kara bir leke sürmüştür.

 Donald Trump

Demokrasilerde seçilerek iktidar olanların yine seçilerek kazananlara yerlerini terk etmeleri kaçınılmaz bir gerçektir. Şimdi ABD’nin önünde tarihi bir görev vardır. Bu görev dünya insanlığına örnek olacak şekilde seçmenin gücünü kendi diktatoryası nı kurmak için kullanan liderlere örnek olacak şekilde Trump’ın cezalandırılmasıdır.

Eğer bu yapılmaz ve son günlerde meydana gelen kanlı olaylar görmezden gelinirse dünya tarihinde karanlık bir dönem başlamış olacaktır. Yani dünyadaki dikta heveslisi devlet yöneticilerine demokrasinin beşiği kabul edilen ülkeden yeşil ışık yakılmış olacaktır. Ve böylece seçimle gelen ve seçimle gitmemek için kendilerini diktatör ilan eden liderlerin önü açılacaktır.
Bekleyip göreceğiz. 

Ama ben ABD’de demokrasinin tüm kurumlarıyla galip geleceğine inanıyorum.

29 Ekim 2019 Salı

Amerikada Gölge Hükümet ve Trump..

Amerikada Gölge Hükümet ve Trump.. 




Prof.Dr. Sait Yılmaz 

30 Ekim 2018 

 ABD’de seçilmiş başkan Donald Trump’ı dikkate almayan hatta devirmeye çalışan bir mekanizma olduğu iddiaları uzun süredir gündemdedir. Aslında ABD dâhilinde üç devlet bulunmaktadır. Birincisi en derin olan Wall Street merkezli, tek dünya hükümeti hedefi peşindeki Küresel Sermaye diye adlandırdığımız küresel akıl’dır. Bu derin devleti size ‘Dünyayı Kim Yönetiyor?’ başlıklı makalede anlatmıştık. İkinci derin devlet birincisinin devlet bürokrasisi içindeki uzantısı yani ‘gölge hükümet’tir. Gölge hükümet, iktidarda kimin olduğuna bakmaksızın kendi pusulasını takip eden “devlet içinde devlet” diye de anılır. 

Üçüncü ve açıkta olan hükümet ise Beyaz Saray ve ABD Kongresi’nin de dâhil olduğu resmi hükümettir1. Trump ile birlikte derin devlet tartışmaları ABD’yi sardı. Bazılarına göre sorun derin devlet değil, Trump’ın seçtiği danışmanlarının Soğuk Savaş sonrası dünya öncelikleri konusunda aynı görüşte olmamasıdır1. Bazı Amerikalılar ülkede bir derin devletin olduğunu ama bunun derin değil sığ olduğunu düşünüyor2. İşte bu kastettikleri gölge hükümet’tir. Bu makalede ise size ‘gölge hükümeti’ ve nelerle uğraştığını açıklayacağız. 

 Derin Devlet Konsepti ve ABD.. 

 Dünya genelinde “derin devlet” konsepti genellikle Türkiye ve Pakistan gibi ülkelere ait bir paranoya konsepti olarak takdim edilir. Bu konsepte göre, derin-devlet ülke içinde perde arkası şebekeler kullanarak, yetkilerini aşan veya yasadışı faaliyetler ile kendi çıkar ve rejimlerini korumaya çalışan örtülü bir ağdır. Derin devletin kaynağı bürokrasinin politize olmasıdır. Derin devlet, her ülkede farklı ve belirli kurgulara sahiptir, özellikle zayıf demokrasilerde en iyi şekilde ve değişik formlarda ortaya çıkar. Cezayir’de üst düzey askerler 
ve onlarla bağlar kuran siviller (le pouvoir) ülke politikaları konusunda başkandan daha çok söz sahibi idiler. Arap ülkelerinin istihbarat servisleri (muhaberat), resmi görevlerinin ötesinde kontrolü olmayan bir güç ile korku salarlar. Rusya’da Putin’in etrafında toplanan ve onun gibi düşünen KGB emeklileri ve diğer güvenlik unsurlarının bir araya geldiği Siloviki, derin devlet işlevlerine sahiptir. 

Amerikan gölge hükümetinin işlevlerini anlamak için önce biraz Amerikan devlet yönetimi sistemi ile bilgiler verelim. Amerikan sistemi bir demokrasi değil azınlık bir zengin sınıfın çıkarlarını korumak için kurgulanmış plütokrasidir. Noam Chomsky, "1787'de ABD Anayasa Konferansı'nda James Madison'ın vurguladığı şekilde ABD, zengin azınlığı çoğunluktan korumak ilkesi üzerine kurulmuştur” demektedir3. Ülkedeki değişimler güç, zenginlik ve imtiyaz peşinde koşan plütokratlar tarafından belirlenmektedir. İki büyük parti özellikle ikincil konular da farklı görüşlere sahip gibi gözüküyor olsa da ikisinin de mevcut plütokrasiyi değiştirmeye niyeti yoktur. Amerikan sistemindeki problemin temelinde para,  güç ve etki döngüsü yatmaktadır. Temsilciler tüm nüfusu değil onlara en çok çalışan zenginleri öncelikle ve en iyi şekilde temsil eder. Ülkedeki yoksulluk, suç, şiddet, sağlık güvencesi olmamak, işsizlik, evsizlik, hırsızlık, fazla çalışma, boşanma, göç, uyuşturucu kullanımı, fahişelik, yalnızlık, rüşvet, ahlaksızlık gibi aklınıza gelebilecek tüm sosyal hastalıkların nedeni plütokrasinin sonuçlarıdır. 

Amerika’da çoğunluğun fikri ne olursa olsun elit tabaka bildiğini okur, gerekirse medyayı kendi görüşlerini yayacak propaganda için kullanır. Bu aslında Amerika’nın ülke dışındaki müdahaleleri için gerekçe olarak kullandığı tiranlık düzenidir. Bu tiranlık da tüm imparatorluk gibi yayılmacı amaçlar için vardır. Amerikan anayasası ise bu imparatorluğun vicdanı değil, vasıtasıdır. Amerikan anlayışına göre; derin devlet, ülke dış politikasını kontrolünü ele geçirmek için daimi (atanmış) ulusal güvenlik bürokrasisi içinde en doğru yerlere yerleşmiş ve ülke sanayisi ve düşünce merkezleri ile sıkı sıkıya irtibatlı bir kurgu kast edilmektedir. Bu kurgu, çeşitli mekanizmalar yolu ile içeride ve dışarıda baskı yapmakta, ülkenin geniş kaynaklarını ve kabiliyetlerini kontrol etmekte, bilgi asimetrisini kendi menfaatleri için kullanmakta, tehdit enflasyonu yaratmakta ve seçilmişlerin sistemlerine sızıntılar yapmakta; kendi anlayışını anahtar kurumlar içinde yaymak için düşünce ve kültürünü yaymakta, takviye etmekte ve politika haline getirmektedir 4. 

 Amerikan Derin Devleti.. 

 (Derin devlet içinde) derin devleti, Roosevelt Komünistlere karşı iç işleri için, Truman ise uluslararası amaçlar için kurmuştu. Nixon, 1969’da başkan olduğunda partisi Kongre’nin iki kanadında da çoğunlukta değildi. Vietnam ve diğer konularda gizliliği koruması için amatör kadrosu ona tavsiyelerde bulunmuş ve fakat Watergate ortaya çıkınca yargılanmamak için istifa etmişti. Böylece derin devlet kazandı; Kongre, Güney Vietnam’a yardımı kesti, milyonlarca kişinin öldüğü ülkeyi Komünistlere bıraktı. Asıl derin devlet 
Sanayi Devrimi ile belirginleşmeye başlarken, gölge devlet Reagan dönemi ile kemikleşmeye başladı. Derin-devlet teorisyenlerine göre; seçilmiş yetkililer ve atanmış siyasilerin tercihleri, halkın istekleri ve hükümetin şekli göz ardı edilmektedir. Buna kanıt olarak, değişim önermelerine rağmen seçilen yeni liderlerin dış politikada devamlılık sağlamaları gösterilmektedir. Bu sadece Trump yönetimi için getirilmiş bir iddia değil. 

Obama döneminde de kamu ve özel kurumlar içindeki melez bir yapının ülkeyi sürekli eğilimleri içinde yönettikleri ve bu yapıdaki kişilerin seçilen liderlerin sürekli kontrolünde olmadığı iddia edildi. ABD’nin en büyük sorunlarından birisi yasama-yargı-yürütme arasındaki dengenin uzun yıllardır erimeye devam etmesidir. Hükümet ve yargı gerçek bir bağımsızlığa sahip değildir. Nitekim Obama’nın ilk dönemi içinde şu eleştiriler yapılmıştı 5; 

- Büyük kapsamlı yasalar halk içeriğini anlamadan hızla geçirildi. 
- Başkanın icra emirleri ile çok geniş yetkilerle donatılmış ve Senato tarafından denetlemeyen özel yetkili kişiler ortaya çıktı. 
- Kongre yerine BM ve Arap Ligi kararlarına göre askeri harekât kararları alındı. 
- Seçimle işbaşına gelmemiş kişilerce yönetilen Federal Rezerv Sistemi tarafından finansal tahsisler yapıldı. 

Anayasa Mahkemesi ise tüm bunlara suskun kaldı. Tufts Üniversitesi’nden Prof. Michael Glennon, Obama döneminde “çifte hükümet” olduğunu söylemektedir. Glennon, Obama’nın Bush’un tersine politikalar izleyeceğini söylemiş olmasına rağmen, benzer politikalar izlediğini, bunun nedeninin ise bir düzine kadar askeri, diplomatik ve kolluk kurumunda oturan birkaç yüz kadar yöneticinin oluşturduğu ‘de facto’ yönetim olduğunu açıkladı6. 

Amerikan Gölge Hükümeti.. 

 Gölge hükümetin omurgasını istihbarat örgütleri ve kariyer peşindeki bürokrasi oluşturmaktadır. Bunlar resmi düzen içinde kendi bataklık alanlarını oluşturmaktadır. Bu alana çektikleri kişilere ise “biz kazanacağız” demektedirler. Özel amaçları ülkenin gündemini kendilerine göre değiştirmek, konumlarını korumak ve güçlendirmektir. Eğer yükselmek isteyen bir Amerikalı devlet adamı varsa gölge hükümet ile birlikte ikinci kariyer yaparak hayallerine kavuşabilir7. 

 ABD’de derin devletin 15 Bakanlık ve 7-15 kadar devlet kuruluşu içinde olabileceği değerlendirilmektedir. Derin devletin vasıtaları; askeri-sanayi kompleksi, istihbarat toplumu, plütokratlar, büyük petrol, ana akım medya, ulusal güvenlik bürokrasisi ve Silicon Vadisi’dir8. Toplam sayıları 2-3 bin kişi olabilir9. Gölge hükümetin ana unsurları şunlardır; 

 (1) Resmi devletin içinde konumlanmış özellikle CIA ve NSA gibi istihbarat örgütlerinde yer alan ağ, özel istihbarat teşkilleri (Booz Allen Hamilton). 
 (2) Asıl derin devletin kaynağı olan Wall Street’in uzantısı güçlü bankalar ve hukuk firmaları (örneğin Sullivan and Cromwell). 

 Özellikle güvenlik ve istihbarat kurumları sadece Kongre’yi değil, mahkemelerin ve başkanlığın yerini de alarak ulusal güvenliği yönlendirmektedir. Bu yüzden, yaklaşık 25 yıldır ABD dış politikası otomatik pilotta gidiyor. Amerikan gölge hükümetinin işlevleri şu şekilde sıralanabilir10; 

- ABD plütokrasisinin çıkarlarını en iyi şekilde korumak; Amerikan toplumunun %1 ve %99 olarak ikiye ayrılması. 
- Küresel elitin varlıklarını garanti altında tutmak; onların şirket ve bankalarının resmi hükümet tarafından iflası istenmeyecek kadar büyük kabul edilmesi. 
- Ekonominin içeride halkı sınırlama ve vergilere mahkûm ederken, ülke dışında denetimden uzak olması 11, 
- Ülke içi krizleri yönlendirmek; 2009 krizi gibi önlemeyen darbeler ile gelirlerini düzene sokmak. 
- Küresel casusluk (NSA). 
- Amerikan örtülü operasyonlarını çıkarlarına göre yönlendirmek, küresel operasyonlar için fonlar sunmak, yerel ayaklanma ve terör örgütleri oluşturmak. 
- Bitmeyen dış savaşlar. 
- Silah satışları sözleşmeleri yapmak. 
- Amerika’nın müttefikleri ve adamlarını organize etmek. 
- İstihbarat teşkillerinin asıl bütçesi olan uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, kara para işlerini organize etmek. 
- Diğer ülkelerde darbeler, rejim değişiklikleri. 

Yıllık sadece 600 milyarlık savunma bütçesine göre; Amerikan imparatorluğunu sürdürmenin bedeli ayda 15 milyar, bir saatte 20 milyon dolara geliyor. 

Sonuç; Trump ve gölge hükümet.. 

 Trump dönemi, gölge hükümetin yükselişi olarak adlandırılmaktadır12. Trump’ı derin devletin hedef aldığını savunanlar, adres olarak FBI ve CIA çalışanları ile onların müttefikleri ve sızıntı yapan muhbirleri gösteriyorlar. Ancak, derin devlet için bunlar yetmez, farklı bir gündemleri de olmalıdır. Gölge hükümet, kendisini kurumlardan soyutlamış elit tabaka da değildir. Gölge hükümet, güç ve çıkar peşinde koşan, yönetici sınıf içine entegre olmuş oligarşik bir gruptur. Trump ise şu anda; iki partideki muhalifleri, bürokrasi, ulusal medya, lobiciler, Hollywood ve Wall Street ile mücadele halindedir. Ona göre tüm sistem çürümüş durumda ve binlerce ölü bırakarak ve trilyonlarca doları boşa harcayarak ülkeyi sonuçsuz 
savaşlar ile başarısız hale getirdiler. İran’ın etkisi arttı, insani kriz yükseldi, ekonomi kötü, iş gücü azaldı, yoksulluk ve suç arttı, borçlar çoğaldı. 

ABD içinde birkaç yüz kişilik askeri, istihbarat, diplomatik ve kolluk gücü yöneticisi politika yapıcısı ve dış politikayı yürütüyor. ABD Başkanı, ülke güvenliğinin yönlendirilmesinde bu grup üzerinde çok az kontrol uygulayabiliyor. Amerikan gölge hükümetinin hâlihazırda ülke içinde uğraştığı işleri sıralayalım 13; 

(1) Ülke içi gözetleme ve takip (NSA). 
(2) Ulaştırma merkezlerinin sıkı kontrolü için yeni güvenlik düzenlemeleri, 
(3) Vatandaşlık Kanunu (Patriotic Act) ile hukukun üstünlüğünün ortadan kalkması. 
(4) Askerileşmiş polis devleti (polisin askeri silah ve malzemeler ile güçlendirilmesi). 
(5) SWAT (Özel Silah ve Taktik) timlerinin yaygınlaşması. 
(6) Ülke içi drone kullanımı. 
(7) Üniversite ve liselerde polis varlığının artması. 
(8) Suç oranı ile birlikte kolluk güçlerinin yetkilerinin de artması. 
(9) Hapishanelerin özelleştirilmesi (hapishanelerde doluluk %90 oranında). 

Güvenlik güçleri ve iktidar vatandaşı evcilleştirirken, dışarıdaki kötülerden korkmayı sağlar. Amerikan vatandaşı; işini kaybetmek, terörizm tehdidi ile korkutulur, devlet ve ordunun desteklenmesi için güdülenir. Özel hayat üstünde devlet kontrolü her gün daha da artarken vatandaştan sadece koyun gibi itaat etmesi istenir. Liberaller, sosyalistler, sendikalar, bağımsız muhabirler hedef haline gelir, sesleri yok edilir. Onların yerini şirket kontrollü akademisyenler, medya ve hükümet görevlileri alır. Tek taraflı görüşler milliyetçilik ve 
yurtseverlik duyguları ile işlenir. Bazı sembollerin ve mitlerin arkasına saklanarak kolektif kimlik korunmaya çalışılır, bu aslında gerçekte olmayan Amerika illüzyonudur. Kısaca, Amerika’da demokrasi sadece bir masaldır ve gerçekten demokratik olarak adlandırılabilecek tek bir kurum dahi yoktur. Amerika, anayasası nedeni ile daha doğarken edindiği hayati bir hastalığa sahiptir ve bu yüzeysel bazı tedavilerle iyileşemez yani hastanın hayatını kurtaracak derin bir ameliyata ihtiyaç bulunmaktadır. 


DİPNOTLAR;

1 Emma M. Ashford, The Deep State Isn't What You Think, Cato Institute, (February 11, 2018). 
2 Paul R. Pillar, America Has No Deep State, National Interest, (February 15, 2018). 
3 Noam, Chomsky: America is not a Democracy, By, America is Not a Democracy, Nor was It Intended to Be. (June 16, 2007), 
   http://www.trinicenter.com/articles/2007/160607.html 
4 William Ruger, Groupthink, Not the Deep State, Is the Real Culprit, Charles Koch Institute (February 18, 2018). 
5 Thomas Sowell: Waiving Freedom, Hoover Institution, (Nov 7, 2012). 
6 Michael Glennon, National Security and Double Government, Oxford University Press, (2014), 35. 
7 Mike Lofgren, A Shadow Government Controls America, Reader Supported News, (February 22, 2014). 
8 Peter Dale Scott, Donald J. Trump and The Deep State, WhoWhatWhy, (Jan 25, 2018). 
9 Gary Hart, The 'Deep State' Conspiracy Is a Joke, American Security Project, (February 13, 2018). 
10 Peter Dale Scott, The State, the Deep State, and the Wall Street Overworld, Global Research, (February 11, 2018). 
11 Dana Priest and William Arkin, Top Secret America: The Rise of the New American Security State, Little Brown, (New York, 2011), 52. 
12 Mike Lofgren, The Deep State: The Fall of the Constitution and the Rise of a Shadow Government, Penguin Books, (New York, 2016). 
13 John W. Whitehead, No Doubt About It: The Deep State Is Real and Trump Is Its Latest Tool, Rutherford Institute, (23 July, 2018). 


***

10 Ağustos 2019 Cumartesi

ABD’nin Suriye’den Çekilmesi, İsrail’in Etkisi ve Türkiye’nin Sınır Güvenliği.,

ABD’nin Suriye’den Çekilmesi, İsrail’in Etkisi ve Türkiye’nin Sınır Güvenliği.,





Ali SEMİN
www.bilgesam.org

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna askeri operasyon yapılmasına dair verdiği mesajlar Suriye’de Türkiye’nin terörle mücadele etmek konusunda kararlılığını bir kez daha gözler göstermiş oldu. 

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasının ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanlığı Sözcüsü Robertson yaptığı açıklamada, 
“Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna düzenleyeceği operasyon endişe vericidir. Askerlerimizi de tehlikeye atar” dedi. 14 Aralık tarihinde ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasında önemli bir telefon görüşmesi yapıldı. Görüşmeden yalnızca 5 gün sonra, 19 Aralık’ta da Trump, “Terör örgütü DAEŞ’i yendik. Suriye’de bulunan askerlerimizi geri çekeceğiz.” açıklamasında bulundu. Trump’ın duyurduğu çekilme takvimine bakıldığında, diplomasi personellerini 24 saatte ve Suriye’de bulunan askerlerini ise 60-100 günde çekeceklerini 
açıkladığı görülüyor. 

Bu kapsamda iki soruya dikkat çekmek gerekir. Bunlar “ABD’nin Suriye’den çekilmesi belirtilen zaman diliminde gerçekleşecek mi?” ve “DAEŞ eylemlerine 
yeniden başlarsa Trump, ABD askerlerini çekebilecek mi?” sorularıdır. Bu iki önemli sorunun akıllarda karışıklık oluşturduğunu hissetmemek mümkün değildir. Her iki sorunun da cevabını vermek gerekirse, Trump gerek başkanlık seçimi kampanyasında gerekse de seçimi kazandıktan sonra, önceliğinin Amerika olduğunu belirterek aşağı yukarı nasıl bir dış politika izleyeceğini gözler önüne sermiştir. 

Bu nedenle Trump’ın önce Amerika ve sonra da küresel kartlar, stratejiler ve müttefikler üzerinde kurduğu hesapları incelediğimizde, artık Trumplı Washington’ın ne ağır maliyetli bir savaşa girmek ne de müttefiklerini korumak istediğini ifade edebiliriz. Trump, Amerika’nın çıkarlarını korumak amacıyla adete güvenlik şirketine dönüşen bir ABD vizyonunu çizmeye çalışmaktadır. 

Bir diğer ifadeyle Trump, Süper güç Amerika vizyonundan kaybetme lüksü olmayan Amerikan stratejisi oluşturmaya çalışmaktadır. 

Önemli bir iş adamı olması hasebiyle 45. Amerikan Başkanı’nın attığı adamlarında hem kendi çevresindeki siyasetçileri hem de müttefiklerini 
şaşırtması doğal karşılanmalıdır. Dolayısıyla Trump’ın verdiği kararların ilk önce zamanlamasına, maliyetine ve Amerikan çıkarlarına yansımasına bakmak gerekmektedir. Neticede ABD, özellikle George W. Bush döneminde uyguladığı süper güç-sert güç stratejisinden vazgeçmiş gibi yapmaktadır. 

Nitekim 11 Eylül 2001 tarihinden bu yana ABD’nin Orta Doğu’da attığı adımlar, Washington’ın karşısına farklı güçlerin çıkmasına yol açmıştır. Örneğin Irak’ın işgali İran’ı güçlendirmiştir. Aralık 2010’da Arap ülkelerinde meydana gelen halk isyanları ve değişimlere destek veren Amerika ise Rusya’nın Orta Doğu’ya güçlü ve güvenilir bir aktör olarak geri dönüşüyle yüzleşmiştir. Trump, söz konusu gelişmelerin sandığa yansıması sonucunda seçilen bir Amerikan Başkanı olarak eski hesaplaşmalardan ve ağır faturalardan kurtulmayı hedeflemektedir. 

Bu sebeple de Trump, DAEŞ terör örgütüyle mücadelenin yalnızca ABD’nin olmadığını düşünmekle birlikte mücadeleyi küresel ve bölgesel aktörlere bırakmaya çalışmaktadır. 

Çünkü aslında ABD, uluslararası arenada ciddi düzeyde güven ve prestij kaybetmiştir. Bu bağlamda Trump’ın temel felsefesine baktığımızda, “Amerika kaybetmesin dünyayı ortak yönetelim” şeklinde bir doktrini hayata geçirmeye çalıştığını öne sürebiliriz. Trump’ın Suriye’den çekilmesi, bahse konu olan vizyonun bir emaresi olarak da okunabilir. Gelinen noktada dikkat çekmek gerekir ki; Trump, Suriye’den 100 günde geri çekilmek istese de etrafındaki karar alıcılar tarafından yalnız bırakılabilir. Böyle bir durumda Trump’ın kararlarının arkasında durup duramayacağını ise zaman gösterecektir. 

 ABD’nin Suriye’deki Temel Hedefleri

ABD’nin Orta Doğu’da üç temel stratejisi vardır. 

Bunlar enerji hatlarına hâkim olmak, İran-İsrail ve Arap camiasını dengelemek ve Körfez ülkelerinin güvenliğini korumak şeklinde sıralanabilir. 
ABD’nin Orta Doğu’daki genel politikasını özele indirgeyerek Suriye stratejisini incelediğimizdeyse, Washington’un şu hedeflerinin bulunduğunu öne sürebiliriz:

1. Terör örgütü DAEŞ’le mücadele etmek ve hem Suriye’de hem de Irak’ta örgütün varlığını sonlandırmak,
2. DAEŞ’le savaştırdığı PKK terör örgütünün Suriye uzantısı olan PYD/YPG’ye ülkenin kuzeyinde ve kuzey doğusunda alan açarak özerk bir tampon 
bölge oluşturmak,
3. İran’ın Suriye’de Esed rejimine destek veren Şii milis güçlerine ve Lübnan’da bulunan Hizbullah’a askeri yardım gönderdiği koridoru kesmek,
4. Rusya’yı Suriye üzerinden Orta Doğu’da dengelemek,
5. Suriye’nin önümüzdeki dönemlerde federatif bir siyasi sisteme geçişini sağlamak. 

Yukarıda belirtilen gelişmeler değerlendirildiğinde ABD, Fırat’ın doğusunda yalnızca PKK/YPG’ye alan açmamıştır. Aynı zamanda ABD’yle birlikte, terör örgütü YPG’nin kontrol ettiği Fırat’ın doğusunun petrol yataklarına da hegemonyasını kurmuştur. Deyrizor’da bulunan en büyük el Omeer petrol yatağıyla beraber el Tank, el Verd, el Tim, el Cafre ve Konko petrol yatakları ABD ve YPG’nin kontrolündedir. 

“ ABD’nin Orta Doğu’da üç temel stratejisi vardır. Bunlar enerji hatlarına hâkim olmak, İran-İsrail ve Arap camiasını dengelemek ve Körfez ülkelerinin güvenliğini korumak şeklinde sıralanabilir.”

   Fırat’ın Doğusunun diğer bir önemli etkisi ise, Irak ile Suriye’nin 600 km’lik sınır hattına yakın olması ve İran’ın bu bölgeden Hizbullah’a yardım ulaştırmasının önlenmesidir. Fırat’ın doğusunda bulunan Deyrizor’un Irak sınırına 30 km’lik uzaklıkta olması da jeopolitik olarak ABD ve YPG terör örgütü açısından oldukça stratejik ve hassas bir bölge olduğunu göstermektedir. 

Dolayısıyla Fırat’ın doğusunda Deyrizor iline bağlı olan Hecin, Şiife, Alt ve Üst Bağoz, Süse, Buhasan ve Albuhatır beldeleri ile çevrelerindeki bazı köylerin DAEŞ terör örgütünden tam olarak kurtarılmamıştır. 

Fırat’ın Doğusu Neden Tehdit Altındadır?

Suriye İç Savaşı’nda ve bölgesel-küresel aktörler arasında yaşanan vekâlet savaşının yaklaşık sekiz yıldır süren bir sürecin ülkesel bağlamda kritik bölgeleri de ortaya çıkmıştır. Suriye’de Doğu Guta, İdlib ve Fırat’ın doğusu gibi stratejik bölgelerin jeopolitik ehemmiyeti anlaşıldıkça, ülkede vekâlet savaşında olan aktörler de doğrudan veya dolaylı olarak karşı karşıya gelmektedir. 

Bu nedenle Doğu Guta, Halep-İdlib (Türkiye, Rusya ve İran arasında müzakerelerle çözüm arayışında oldu) ve Menbiç ile Fırat’ın doğusu 
(Ankara-Washington ilişkilerinde) önemli kriz bölgeleri haline gelmiştir. 

Türkiye; Doğu Guta, Halep ve İdlib’i Astana, Soçi, Ankara ve Tahran’da düzenlenen ikili ve üçlü zirveler aracılığıyla İran ve Rusya’yla görüşerek 
çözmüş veya ateşkes ilan edilmesini sağlamıştır. Hatta Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Temsilcisi De Mistora da söz konusu zirvelerin sonucunda Suriye’de üç garantör aktör olan Moskova, Ankara ve Tahran ile görüşerek Anayasa Komitesi için çalışmalarda bulunmuştur. 

Öte yandan Fırat’ın doğusu sadece Türkiye’nin sınır güvenliği açısından değil; Suriye’nin toprak bütünlüğü bakımından da kritik öneme sahiptir. 

Zira Suriye ekonomisinin neredeyse yüzde 70’inin YPG terör örgütünün kontrolünde olduğu görülmektedir. Söz konusu bölge, petrol ve doğalgaz yataklarının, tarıma elverişli toprakların ve su barajlarının bulunmasından dolayı en verimli Suriye toprakları olarak nitelendirilmektedir. 

Ayrıca ABD’nin Fırat’ın doğusunda PKK/YPG terör örgütüne askeri alan açmasına ek olarak bu bölgedeki hamlelerini diplomatik ve siyasi bir manevraya da dönüştürmesi mümkündür. Washington’un böyle bir adım atması halinde, orta vadede Suriye’nin kuzeyinde federatif bir yapının oluşma ihtimali yüksektir. Diğer bir ifadeyle Fırat’ın doğusu, Suriye’nin toprak bütünlüğünün geleceği açısından kilit rol oynayacaktır. 

ABD, Suriye’de bulunan PKK/YPG terör örgütüne silah, askeri mühimmat, askeri eğitim ve danışmanlık sağlayarak âdete butik bir Amerikan kara gücü kurmuştur. 

ABD’nin YPG terör örgütüne ilk önce askeri daha sonra da diplomatik destek verdiği aşikârdır. Bilhassa Fırat’ın doğusundaki Tanef Üssü’ndeki Amerikan 
askerleri, çoğunluğunu YPG’lilerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) askeri eğitim vermektedir. 

“ ABD’nin Fırat’ın doğusunda PKK/YPG terör örgütüne askeri alan açmasına ek olarak bu bölgedeki hamlelerini diplomatik ve siyasi bir manevraya da 
dönüştürmesi mümkündür. Washington’un böyle bir adım atması halinde, orta vadede Suriye’nin kuzeyinde federatif bir yapının oluşma ihtimali yüksektir. ”


ABD’nin Fırat’ın doğusunda beş askeri üssü bulunmakta ve 2.000 Amerikan askeri görev yapmaktadır. Diğer yandan ABD Dışişleri Bakanlığı’nın eski Ankara ve Bağdat Büyükelçiliği görevinde bulunan James Jeffrey’i Suriye’ye Özel Temsilci olarak atamasının ardından ABD’nin PKK/YPG’ye açık bir diplomatik destek sağladığını da göz önünde bulundurmak gerekir. ABD Jefrey’i Suriye Özel Temsilciliği görevine atadıktan sonra, PKK/YPG terör örgütünün SDG çatısı altında Cenevre görüşmelerine katılması için ciddi düzeyde çaba harcamıştır.

Suriye’de Değişen Dengeler ve İsrail

Trump’ın askerlerini geri çekeceğini açıklamasıyla birlikte, Suriye’de ABD’den boşalan bölgelerin kimin kontrolüne geçeceği tartışmalara yol açarken; aslında Amerikan askerlerinin çekilip çekilmeyeceği hususunun gündemde tutulması gerekmektedir. Trump’ın Suriye’den askerlerini geri çekeceği konusunda verdiği 60 ile 100 gün arasındaki sürenin Orta Doğu gibi karmaşık ve dengelerin an be an değişebildiği bir bölge için oldukça uzun bir zaman olduğu vurgulanmalıdır. 

Bu nedenle Trump’ın askerlerini geri çekme kararından sonra, bölgede oluşacak güç boşluğunu da kendisinin kontrol edebileceği aktörlere teslim edeceğini öngörmek gerekir. ABD, 2003 yılında Irak’ı işgal ettikten sonra, İsrail’in güvenliğini 1948-1967-1973 yıllarında üç büyük Arap-İsrail savaşına neden olan Pan-Arabizm veya Arap milliyetçiliğini zayıflatmak amacıyla Şii-Sünni mezhep çatışmasını körükleyen adımlar atarak yeni bir ayrışma unsurunu ortaya çıkarmıştır. 

Ancak Washington Şii-Sünni gerilimi üzerinden Arapları bölerken; İsrail’in güvenliğini tehdit eden İran’ın Orta Doğu’da güçlenmesine yol açmış ve Tahran rejiminin desteklediği Lübnan’daki Hizbullah, Beyrut Hükümeti’nde etkili konuma gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında, ABD’nin hem Orta Doğu’da hem de Suriye’de Rusya’yı, İran’ı ve başta Hizbullah olmak üzere Şii milis güçleri dengelemesinin tek yolunun Arap milliyetçiliğini yeniden canlandırmak olduğunu söylemek mümkündür. Şu önemli noktaya dikkat çekmek gerekir ki ABD, İsrail’i 
hedef almayacak ve Suudi Arabistan’ın başını çektiği daha kontrollü bir Arap milliyetçiliğini inşa etmeye hedeflemektedir. 

Yukarıda sözü edilen değerlendirmeler ışığında Trump’ın askerlerini geri çekip çekmeyeceği henüz netleşmemiştir. Böyle bir ortamda, Amerika Suriye’den gidiyor demek doğru bir yaklaşım değildir. Trump’ın yeni stratejisi, başta DAEŞ terör örgütü olmak üzere Orta Doğu’daki sorunların maliyetlerini bölgedeki aktörlerle paylaşmak üzerine kuruludur. Trump’ın temel doktrini, ABD hazinesinden para çıkmadan; tıpkı bölgesel ve küresel partnerleri gibi, az maliyetli süper güç olmanın yolunu aramaktır. 

“ ABD’nin Suriye’de PKK/YPG kartını İsrail’e bırakarak kendisinin de Türkiye dâhil herkes tarafından kabul gören siyasallaşmış bir Kürt kartı ile Suriye’nin 
kuzeyinde ve Fırat’ın doğusunda özerk bir yapılanmayı inşa etmeye yönelik bir plan izleyeceği ifade edilebilir. Nitekim Trump’ın geri çekilme kararıyla Suriye’yi 
bırakmadığı; ancak taktik ve strateji değiştirdiği gözlemlenmektedir. ”

ABD’nin PKK/YPG Kartı, İsrail ve Türkiye’nin Terörle Mücadelesi

Trump’ın Suriye’den askerlerini geri çekeceği kararının ardından İsrail’in Washington’a tepki vermesi beklenirken; İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Kürtlere yönelik katliam düzenlemekle suçlamıştır. Aslında İsrail’in 2011 yılından bu yana uyguladığı Suriye politikasına bakıldığında, Esed rejiminin devam etmesini ve Suriye’nin iç savaşta olmasını istediği ifade edilebilir. Suriye İç Savaşı bağlamında İsrail’i tedirgin eden en mühim husus İran’ın ve Şii milis güçlerinin Suriye topraklarında etkin bir hale gelmesidir. Bu bağlamda İsrail’in Trump’ın çekilme kararından çok da rahatsız olmadığını söylemek mümkündür. Çünkü İsrail, PKK/YPG kartını ABD’den devralıp; bahsi geçen örgütü İran’a yakın milis güçler ve Hizbullah ile çatışmaya sevk etmeye çalışabilir. Bir Başka ifadeyle Amerikan askerlerinin çekilmesinin 
ardından PKK/YPG’nin MOSSAD tarafından eğitilerek vur-kaç stratejisine geçmesi şaşırtıcı olmayacaktır. 

ABD’nin Suriye’de PKK/YPG kartını İsrail’e bırakarak kendisinin de Türkiye dâhil herkes tarafından kabul gören siyasallaşmış bir Kürt kartı ile Suriye’nin kuzeyinde ve Fırat’ın doğusunda özerk bir yapılanmayı inşa etmeye yönelik bir plan izleyeceği ifade edilebilir. Nitekim Trump’ın geri çekilme kararıyla Suriye’yi bırakmadığı; ancak taktik ve strateji değiştirdiği gözlemlenmektedir. 

ABD’nin Suriye’de strateji değiştirdiğinin emarelerini Trump’ın 27 Aralık tarihinde sürpriz bir ziyarette bulunduğu Irak’ın Enbar ilindeki Aynul Esed Amerikan üssünde yaptığı konuşmasında ortaya koymuştur. Zira Trump, Irak’tan üç önemli mesaj vermiştir. Söz konusu mesajlar şu şekilde sıralanabilir:

a) Trump, Irak’taki askerlerini geri çekmek gibi bir planının olmadığını belirti. Bu mesaj, Trump’ın Irak’tan İran’ı dengeleyene kadar çekilmeyeceğini ve Tahran’ın Irak üzerinden Suriye’ye ve Hizbullah’a gönderdiği tüm askeri veya lojistik desteklerini engelleneceği anlamını taşımaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere ABD, Irak’ta İran’ın gücünü zayıflatmak için çaba harcamaya devam edecektir. İsrail ise Suriye topraklarında YPG/SDG üzerinden İran’ı dizginlemeye çalışacaktır. 

b) Trump, “İhtiyaç duyulduğunda, Suriye’de bir şeyler yapabilmek için Irak’ı üs olarak kullanabiliriz.” dedi. Bu nedenle Trump’ın askerlerini Suriye’den çekmesi hem Irak’taki Amerikan askerlerinin hem de Amerikan üslerinin sayısını artıracaktır. ABD’nin Irak’ta kuracağı askeri üslerin, İran’ın Irak topraklarını kullanarak Suriye’ye ve Hizbullah’a gönderdiği yardım koridorunu kontrol edebilecek stratejik bölgelere kuracağı öngörülebilir. Coğrafi ve stratejik olarak Irak’ın İran ve Suriye sınırlarına yakın olan Enbar, Sincar ve Erbil’in Harir bölgesinde yeni Amerikan üsleri kurabilir. 

c) Trump’ın “DAEŞ’i Suriye’de yendik, Cumhurbaşkanı Erdoğan da DAEŞ’i yenmek istiyor ve yapacak.” açıklaması oldukça dikkat çekicidir. 
Aslında Trump’ın buradaki en kafa karıştırıcı mesajı “DAEŞ’i yendik.” cümlesidir. Trump’ın “yendik” mesajının tamamen Amerikan iç kamuoyuna yönelik olduğu açıktır. Burada “Eğer Amerika, DAEŞ terör örgütünü yenmişse; Trump neden Türkiye’nin DAEŞ ile mücadele etmesini istiyor?” sorusu akıllara gelmektedir. Bu husustaki sorular “ABD öncülüğünde DAEŞ ile mücadele etmek amacıyla 2014 yılının Eylül ayında kurulan Uluslararası Koalisyon Güçleri varken; Türkiye neden sözü edilen terör örgütüyle savaşsın?” ve “Türkiye’nin ulusal güvenliği için DAEŞ mi; yoksa 35 yıldır mücadele ettiği PKK/YPG terör örgütü mü öncelikli tehdittir?” şeklindeki sorularla da çoğaltılabilir. Bütün bu soruların ise tek bir cevabı var: ABD’nin istediği, Türkiye’nin Suriye’de terörle mücadele konusunda tek odak noktasının terör örgütü PKK/YPG üzerinde olmaması ve DAEŞ ile de mücadele ederek gücünün bölünmesidir. 

Oysa Türkiye’nin DAEŞ terör örgütünü temizlemek gibi bir yükümlülüğü yoktur. Türkiye DAEŞ ile kendi sınırına yakın bölgelerde mücadele edebilir; ancak sınırını aşan bölgelerde DAEŞ ile savaşmanın uluslararası koalisyon güçleri tarafından yapması gerekmektedir. Suriye’de DAEŞ ile Şam rejiminin, Rusya’nın, İran’ın, Fransa’nın, Almanya’nın ve koalisyon güçlerinde bulunan tüm ülkelerin mücadele etmesi gerekirken; sorumluluğun Türkiye’nin üzerine atılması doğru değildir. Türkiye’nin böylesi bir maliyetin altına girmemesi gerekmektedir. Ancak Türkiye’nin DAEŞ ile de mücadele ettiği yönünde açıklamalar yaparak Suriye’de PKK/YPG terör örgütünü Fırat’ın doğusundan ve Menbiç’ten çıkarması önemli bir taktiksel strateji olacağı da kabul edilebilir. 


Yukarıda değerlendirilen gelişmeler ışığında vurgulanması gerekir ki; Türkiye’nin PKK/PYD terör örgütüyle mücadeledeki kararlılığı Amerikan askerlerinin Suriye’den çekilmesine bağlı olan bir durum değildir. Dolayısıyla Trump’ın askerlerini geri çekme kararının Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki YPG yapılanmasını göz ardı edeceği anlamını taşımamaktadır. Çünkü ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde ve kuzeydoğusunda PKK/YPG için fiili bir yapı kurduğu ve kantonlar oluşturduğu göz önünde bulundurulduğunda, Trump’ın asker çekme kararının Türkiye’nin sınır tehdidi algısı bakımından herhangi bir durumu değiştirdiği söylenemez. Yani PYD/YPG terör unsurları, Fırat’ın doğusundan 
çekilmediği sürece, Türkiye’nin terörle mücadele kapsamında oluşan tehdidin ortadan kaldırılması için sınırının ötesinde gerçekleştirdiği operasyonlara 
devam etmesi elzemdir. 

Sonuç 

Suriye’de 2018 yılında değişen dengelere dikkat edildiğinde, artık Esed rejimi ile Suriyeli muhalifler arasında bazı temasların başladığı ve Cenevre, Astana, Soçi gibi toplantılar düzenleme devrinin geçtiği söylenebilir. Hatta Esed’li Esed’siz geçiş süreci tartışmalarının de ortadan kalkarak yeni bir Suriye inşasına doğru gidildiği belirtilebilir. Yeni Suriye denkleminde, iki ya da ikiden fazla bloklardan oluşan güçler dengesi ortaya çıkmıştır. Astana Süreci’nden sonra gelişen Türkiye, Rusya ve İran üçlü ittifakının Suriye sahasında belli bölgelerde işbirliği yaparak başta ABD olmak üzere, ülkede bulunan batılı aktörleri dengelediği ortadadır. Ancak Trump, askerlerini geri çekme kararıyla birlikte Suriye’yi 
Rusya ve İran’dan kurtarma çabalarına girerek ülkenin yeniden Arap Dünyası’na geri dönmesini sağlamayı amaçlamaktadır. 

Bu bağlamda Birleşik Arap Emirlikleri’nin Şam’daki büyükelçiliğini yedi yıl sonra tekrar açması, Bahreyn, Ürdün ve Mısır’ın Esed rejimiyle ilişkilerinin  normalleşmesi için çabalar göstermesi oldukça anlamlıdır. 
Bahse konu gelişmeler, Suriye’de Arap milliyetçiliği eksenli yeni bir döneme  girildiğinin habercisi olabilir. 

Özellikle Mart 2019’da Tunus’ta düzenlenecek olan Arap Ligi zirvesine Esed rejiminin davet edilmesi, Arap ülkelerinin Suriye’de izleyecekleri yol haritasını ortaya çıkarmaktadır. Bununla birlikte Esed rejiminin yeniden Arap camiasına dönmesi durumunda bile, Rusya ve İran’ın Suriye’deki pozisyonunda değişiklik yaşanmayacaktır. 

   Ancak Washington ve Moskova, bundan sonraki süreçte dolaylı olarak Arap ülkeleri üzerinden Türkiye’nin Suriye’de aldığı pozisyona karşı, yeni tepkilerin geliştirilmesine yönelik adımlar atabilir. Çünkü uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk çerçevesinden bakıldığında Suriye’deki aktörlerin hiçbiri, birbiriyle tam anlamıyla müttefik değildir. Suriye haritasında konjonktürel bir düzen ortaya çıkmasından dolayı aktörlerin yalnızca işbirliğine gittiğini söylemek mümkündür. 

Öte yandan Suriye’de oluşan konjonktürel yapıdan ötürü Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Mısır ve İsrail arasında gizli tutulan adı konmamış bir işbirliğinin oluştuğu görülmektedir. Söz konusu ülkelerin ortak tehdit algılarının İran’ın olduğunu da unutmamak gerekir. 

Fırat’ın doğusunda PKK/YPG ABD dışında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de finanse edebileceği unutulmamalıdır
Dahası Birleşik Arap Emirlikleri’nin Trump’ın geri çekilme kararından sonra, alelacele Şam’daki büyükelçiliğini aktifleştirmesinin bir diğer amacının 
da artık Suriye sahasında bulunan YPG’yle doğrudan temas halinde olmayı kolaylaştırmak olduğu ifade edilebilir. 

Bu çerçeveden değerlendirildiğinde Türkiye’nin Suriye’de oluşmakta olan yeni denklem ve hesaplaşmalar netlik kazanmadan, Fırat’ın doğusuna düzenleyeceği sınır ötesi operasyonunu fazla zamana yaymadan başlatması elzemdir. Çünkü Trump, askerlerini geri çekeceğini açıklarken; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail gibi yeni aktörlerin Suriye’de etkinleşeceği zeminini de hazırlamıştır. Suriye’deki dengelerden tedirgin olan İran, Türkiye’yle işbirliğini sıkılaştırmaya yönelirken; Rusya ise yerel, bölgesel ve küresel güçleri dengelemeye yönelik stratejilerini titizlikle uygulamaya koyacağı ifade edilebilir. Bu bağlamda Türkiye’nin Suriye’de oldukça dikkatli davranması gerektiği 
vurgulanmalıdır. Eğer Türkiye, Fırat’ın doğusuna düzenleyeceği askeri operasyonu fazla bekletirse, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) bölgeye 
girmesini engellemek amacıyla söz konusu bölgenin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararıyla güvenli ve uçuşa yasak bölge ilan edilebilir. 

Zira ABD, bir yandan Suriye’den askerlerimi geri çekeceğini açıklayıp diğer yandan da Suriye’de işbirliği yaptığı aktörlerle ülkenin kuzeyi ve kuzey doğundaki fiili bir durum için B planını uygulamaya çalışmaktadır. Aslında Türkiye için Trump’ın Suriye’deki askerlerini geri çekmesinden ziyade PKK/YPG/SDG’ye verdiği ağır silahların akıbeti oldukça mühimdir. ABD’nin PKK/YPG/SDG’ye verdiği 23 bin tır askeri silah, mühimmat ve lojistik desteğiyle birlikte üç yıldır sahadaki sayıları 30 bin civarında olduğu tahmin edilen teröristlere askeri eğitim verdiği de bilinmektedir. Bu nedenle Washington’dan 
Suriye’deki Amerikan askerlerinin çekilmesine dair yaptığı açıklamalar, Türkiye nezdinde tatmin edici bulunmamaktadır. 

“ Birleşik Arap Emirlikleri’nin Trump’ın geri çekilme kararından sonra, alelacele Şam’daki büyükelçiliğini aktifleştirmesinin bir diğer amacının da artık Suriye sahasında bulunan YPG’yle doğrudan temas halinde olmayı kolaylaştırmak olduğu ifade edilebilir.”

   Yakarıda belirtilen tüm gelişmelere dikkat edildiğinde; Trump’ın askerlerini Suriye’den geri çekme kararıyla ilgili yaptığı açıklamada, “DAEŞ’i Suriye’de yendik.” demesi ve bu sözü söylerken “bitti” dememesi dikkat çekicidir. Aslında DAEŞ hem Irak’ta hem de Suriye’de yalnızca kontrol ettikleri kentleri kaybetmiş; ancak tamamen bitmemiştir. Hatta tahminlere göre, Irak’ta 15-17 bin ve Suriye’de de 14 bin kadar terörist gizli hücrelere çekilmiştir. Bu noktada DAEŞ’in yerli ve yabancı savaşçılardan oluşan bir örgüt olduğunun altı çizilmelidir. Dolayısıyla yabancı DAEŞ’çiler bitirilse de yereli DAEŞ’çilerin tamamen ortadan kaldırılması oldukça zordur. 

    Örneğin günümüzde hala Irak’ın Kerkük iline bağlı Havice’nin merkezi gündüzleri Irak güvenlik güçlerinin geceleri ise DAEŞ’li terörstlerin 
kontrolünde olduğu bilinmektedir. Özetlemek gerekirse; ne Irak’ta ne de Suriye’de DAEŞ terörü bitirilebilmiş değildir. Üstelik ABD’nin Suriye’den tamamen çekilmesi ve bu bölgeyi İran-Rusya ikilisine bırakması Washington’ın Orta Doğu politikasıyla ters düşecek bir gelişmedir. 

Dolayısıyla Trump’ın Suriye ve DAEŞ kararı oldukça çelişkili ve belirsizdir. Nitekim Orta Doğu’da jeopolitik, jeostratejik ve jeo-ekonomik bağlamda 
önemli değişimlerin yaşanacağı hususunda ciddi emareler vardır. Bu bakımdan Türkiye’nin önceliği, sınır güvenliği ve PKK/YPG terör örgütüyle mücadele olmalıdır. Dahası Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ve sınır güvenliğini koruyacak güçlerle işbirliğine gitmesinde fayda vardır. Çünkü Suriye, artık bir yıl önceki Suriye bile değildir. 

“ Orta Doğu’da jeopolitik, jeostratejik ve jeo-ekonomik bağlamda önemli değişimlerin yaşanacağı hususunda ciddi emareler vardır. 
Bu bakımdan Türkiye’nin önceliği, sınır güvenliği ve PKK/YPG terör örgütüyle mücadele olmalıdır. Dahası Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ve sınır güvenliğini 
koruyacak güçlerle işbirliğine gitmesinde fayda vardır.”


BİLGESAM Hakkında

BİLGESAM, Türkiye’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından biri olarak 2008 yılında kurulmuştur. 

Kar amacı gütmeyen bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olarak BİLGESAM; Türkiye’deki saygın akademisyenler, emekli generaller ve diplomatların katkıları ile çalışmalarını yürütmektedir. Ulusal ve uluslararası gündemi yakından takip eden BİLGESAM, araştırmalarını Türkiye’nin milli problemleri, dış politika ve güvenlik stratejileri, komşu ülkelerle ilişkiler ve gelişmeler üzerine 
yoğunlaştırmakta dır. BİLGESAM, Türkiye’de kamuoyuna ve karar alıcılara yerel, bölgesel ve küresel düzeydeki gelişmelere ilişkin siyasal seçenek ve tavsiyeler sunmaktadır.

Yazar Hakkında;

Ali SEMİN.,

Mart 2011’de BİLGESAM Ortadoğu Araştırmaları Uzmanı olarak başlamış olduğu görevine, 1 Eylül 2015 tarihinden beri Araştırma Koordinatörü olarak çalışmalarına devam etmekte olan Ali Semin, Orta Doğu siyaseti, Türkiye’nin Ortadoğu politikası, Türk-Irak ilişkileri, Irak’ın iç ve dış politikası, kuzey Irak’ın siyasi yapısı, Türkmenler, Iraklı Kürtlerin bölgesel ve küresel güçlerle ilişkileri, Körfez ülke- leri, İran, Suriye, Libya, Mısır, Tunus, Filistin sorunu, Hizbullah ve Hamas konularıyla ilgilenmektedir. Semin, 2012 yılından itibaren Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler doktora programına devam etmektedir.


***

21 Aralık 2018 Cuma

ABD Askeri Suriye’den Çekiliyor Mu., ?


ABD Askeri Suriye’den Çekiliyor Mu., ?


Gidenler ve Kalanlar..!!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada Fırat’ın doğusuna birkaç gün içinde askeri operasyona başlanacağını açıklamıştı. Erdoğan’ın yaptığı Fırat’ın doğuşuna operasyon açıklamasının ardından medyaya yansıyan görüntülerde PYD/PKK terör örgütünün bölgede tüneller ve hendekler kazdığı, ABD askerlerinin ise tahkimat yapan teröristlere korumalık yaptığı ortaya çıkmıştı.

Fırat’ın doğusuna operasyon yapılacağının açıklanmasının ardından “bölgede ABD askeri ile sıcak temasa girme ihtimali olabilir mi?” sorusu gündeme gelmişti. Çünkü ABD’nin Suriye’de toplam 15 askeri üssü bulunmakta. Ayrıca şuan 3 üssün yapımı da devam etmekte.

Trump Açıklama Yaptı.,


Fırat’ın doğusuna operasyon hazırlıkları devam ederken ABD Başkanı Donald Trump’tan bir açıklama geldi. Trump, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada “Orada olmamızın tek nedeni DEAŞ’tı ve DEAŞ’ı yendik. Benim başkanlığım döneminde Suriye’de bulunmamızın tek sebebi buydu.” ifadelerini kullandı. Bu açıklama ABD askerlerinin Suriye’den çekileceği şeklinde yorumlandı.

Hemen akabinde Beyaz Saray Sözcüsü Sanders, Trump’ın Suriye’deki askeri birlikleri çekme kararıyla ilgili, ‘ABD askerlerinin çekilmesini başlattık.’ ifadesini kullandı. Aslında Trump, başkanlık seçimi döneminde de Suriye’den çekilmeyi planladığını ifade etmişti. ABD askerinin Suriye’den çekilmesine ilişkin ilk açıklama ise yine Trump tarafında  Nisan ayında yapılmıştı ve çekilme süreci için 6 aylık süreden bahsedilmişti.

ABD basınına göre Pentagon, ABD askerinin Suriye’den çekilmesine karşı. New York Times’ın iddiasina göre Pentagon’dan yetkililer Başkan Trump’ı bu fikirden vazgeçirmeye çalıştı ancak başarılı olamadı.

ABD Suriye’den Çekiliyor, Peki Silahlar?

Tüm bunların yanında akıllara gelen bir başka soru ise ABD’nin bugüne kadar bölgeye sevkettiği silahlara ne olacağı. ABD, müttefik olarak gördüğü terör örgütü PYD/PKK’ya yüzlerce tırlık silah yardımı yapmıştı. Bölgeye gönderilen silahlar arasında piyade tüfeklerinden uçaksavar ve tanklara kadar gelişmiş bir çok silah bulunuyor. ABD, daha önceki operasyonlarında görüldüğü üzere bölgeye sevk ettiği silah ve mühimmatı hem finansal hem de politik sebeplerden dolayı geri götürmüyor.

ABD’nin terör örgütü PYD/PKK’ya tahsis ettiği silahlar ise şöyle:






ABD’nin Suriye’den çekilme açıklamasının ardından ilk uluslararası tepki ise İngiltere’den geldi. İngiltere Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “Trump’ın IŞİD yenildi açıklamasına şiddetle karşı çıkıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Netanyahu tarafında yapılan açıklamada ise “ABD Suriye’den çekilme konusunda bizi geçen hafta bilgilendirilmişti. İsrail kendini savunmaya devam edecektir.” ifadelerine yer verildi.


https://www.stratejikortak.com/2018/12/abd-askeri-suriyeden-cekiliyor-mu.html


***

30 Ağustos 2018 Perşembe

Trump NATO'dan Çıkarız ama gerek Yok.,




Trump NATO'dan Çıkarız ama gerek Yok.,


13:10 12.07.2018
(Güncellendi 19:38 12.07.2018) 













ABD Başkanı Donald Trump, NATO üyelerinin GSYİH'nin yüzde 2'si kadar savunma harcaması hedefini 2024 yılı yerine hemen şimdi gerçekleştirmesini talep etti. NATO zirvesinde liderler acil toplantı düzenledi. Trump ''ABD'yi NATO'dan çıkarabilirim, ama buna gerek yok, harcamaları artırmayı kabul ettiler'' dedi.

NATO zirvesi sonuç bildirisi: Rusya'nın 'saldırgan eylemleri' Avrupa-Atlantik güvenliğine zarar veriyor
© REUTERS / MURAT CETİN MÜHÜRDAR

NATO Zirvesi sonuç bildirisi: Rusya'nın ' Saldırgan Eylemleri ' Avrupa-Atlantik Güvenliğine zarar veriyorDiplomatik kaynaklara göre Trump NATO zirvesinde diğer liderlere ''ABD, Avrupa'yı sübvanse edebilmek için cebinden fazladan on milyarca dolar ödüyor. Tüm üyeler 2024'e dek GSYİH'nin en az yüzde 2'sini savunmaya harcama sözünü hemen şimdi yerine getirmeli ve bu oran nihayetinde yüzde 4'e çıkmalı'' dedi.

'EYY ANGELA'

Fransız haber ajansı AFP'ye konuşan kaynaklara göre Trump özellikle Almanya hakkında çok sert sözler sarf etti, Almanya Başbakanı Angela Merkel'e doğrudan 'Angela' diye hitap etti.

Bunun üzerine liderler programda olmayan acil bir toplantı düzenledi.


Beyaz Saray'da ikinci Merkel-Trump görüşmesi

© REUTERS / KEVİN LAMARQUE

Trump: Almanya, Rusya'ya gaz ve enerji için milyarlarca dolar veriyorsa NATO'nun nasıl iyi bir tarafı olabilir ki?

'VAHİM SONUÇLAR' UYARISI

Bu sırada Trump'ın diğer liderleri talepleri karşılanmazsa ABD'yi NATO'dan çıkarmakla tehdit ettiği iddiası patlak verdi. Amerikan haber sitesi Politico, zirvede Trump'ın 'taleplerinin karşılanmasının vahim sonuçları olacağı' uyarısında bulunduğunu duyurdu. Litvanya Cumhurbaşkanı Dalia Grybauskaite ise ''Trump NATO'dan çıkmakla tehdit etmedi, sadece NATO üyelerinin savunma harcamaları hedeflerini daha kısa zamanda tutturmalarını talep etti'' dedi.

' KONGRE ONAYI OLMADAN ÇIKARIM '

Acil toplantının ardından basın toplantısı düzenleyen Trump'a 'ABD'yi Kongre'nin onayı olmadan NATO'dan çıkarıp çıkaramayacağı' soruldu.

ABD Başkanı '' Sanırım (Kongre'nin onayı olmadan) çıkarabilirim, ama buna gerek yok. Çünkü daha önce hiç olmadığı kadar katkılarını artırdılar'' karşılığını verdi. Bazı liderlerin artırımı zirvede kabul ettiğini, bazılarının ülkeye dönüşte kabine ve meclise danışacaklarını, müttefiklerin artık 33 milyar dolarlık daha fazla katkı sağladığını, bunun yakın zamanda 40 milyar dolara yükseleceğini düşündüğünü aktardı.


Zirvede NATO'dan çıkma tehdidinde bulunup bulunmadığı sorusu üzerine Trump, ittifakın harcamalarının yüzde 90'ını ABD'nin karşıladığını, diğerlerinin katkılarını artırmaması halinde son derece mutsuz olacağını liderlere söylediğini belirtti.


NATO

© AFP 2018 / JUSTİN TALLIS

Rus Dışişleri: NATO, Yararsız bir Askeri blok

'ÇOK SERT KONUŞTUM'

Tekrar aynı sorunun sorulması üzerine, Trump, zirvede diğer liderlere 'daha önce hiç olmadığı kadar sert konuştuğunu' dile getirdi.


'NATO'YA İNANIYORUM'

"Diğer ülkeler katkı vermezse memnun olmayız. ABD'ye adil davranılmıyordu, ama bu değişti. NATO'ya inanıyorum" diye ekleyen Trump, ''İki gün öncesine göre çok daha güçlü bir NATO var. ABD'nin NATO'ya bağlılığı çok güçlü'' vurgusu yaptı.


' NATO BİZE DEĞİL, AVRUPA'YA LAZIM '

"NATO bize yardımcı olduğundan daha çok Avrupa'ya yardımcı oluyor" diyen Trump, müttefiklerin savunma harcamalarında yüzde 2 taahhüdünü yerine getireceğini, bunun başarılmasının ardından taahhüdün yüzde 4'e çıkarılmasına ihtiyaç duyulduğunu savundu.


NATO- Gürcistan

© REUTERS /
NATO: Gürcistan bir gün Üyemiz olacak

'PUTİN'LE GÖRÜŞECEĞİM İÇİN BANA TEŞEKKÜR ETTİLER'

16 Temmuz'da Helsinki'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le gerçekleştireceği zirveyi de gündeme getiren Trump, diğer üye ülkelerin liderlerinin zirveyi 'muhteşem' diye karşıladıklarını, Putin'le görüşeceği için kendisine teşekkür ettiklerini söyledi.

' FANTASTİK GEÇECEK '

Zorlu Avrupa turunda 'en kolay, en rahat görüşmeyi' Putin'le gerçekleştireceğini, bunun 'fantastik' bir buluşma olacağını dile getiren Trump ''Putin benim düşmanım değil, o bir rakip. İyi anlaşacağımızı umuyorum. Umarım dost oluruz'' diyerek şöyle devam etti:

'NÜKLEER SİLAHLAR, SAVAŞLAR, HASTALIKLAR BİTSİN DİYE'


ABD Başkanı Donald Trump- Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin
© REUTERS / JORGE SİLVA

  NY Times: Trump, Putin'e 'aptal' Beyaz Saray yetkililerinin açıklamalarını göz ardı etmesini söyledi '' Putin'le nihai hedef, dünyada artık nükleer silah, savaş ve hastalık olmaması.''

' NATO BUNUN İÇİN VAR '

Diğer yandan 'Putin'in Avrupa için güvenlik riski oluşturmasını istemediğini, NATO'nun bunun için varolduğunu' dile getiren Trump, Almanya'nın Rus doğalgazı için Moskova ile yaptığı Kuzey Akımı 2 anlaşmasını da bir kez daha eleştirdi.

KIRIM YORUMU

Gündemde Suriye, silahsızlanma anlaşmaları, Baltıklar'da Amerikan tatbikatlarının sona ermesi ve Ukrayna krizinin de olacağını belirten Trump, Kırım'daki durumdan memnun olmadığını ama bundan selefi Obama'nın sorumlu bulunduğunu ifade etti. Kırım'ı Rusya'nın toprağı olarak tanıyıp tanımayacağı' sorusunu ''İşte bu ilginç bir soru… Kırım'la ilgili ne olacağını size şimdiden söyleyemem'' diye yanıtladı.












ABD Başkanı Donald Trump

© AFP 2018 / SAUL LOEB

Trump: Putin için küçük bir hediyem var

'PUTİN İNKAR EDEBİLİR, ELİMDEN BİR ŞEY GELMEZ'

Gündemde 'gazetecilerin favori konusu Rusya'nın ABD seçimlerine müdahale edip etmediği sorusunun da olacağını' dile getiren Trump, ''Görüşmeye büyük beklentilerle girmeyeceğiz. Suriye hakkında öğrenmek istediklerimiz olacak. Elbette sizin favori sorunuz seçimlere müdahaleyi yönelteceğiz. Bu soruyu kendisine bir kez daha soracağım'' dedi.

Bir gazetecinin '' Ya Putin inkar ederse '' sorusu üzerine Trump ''Evet, inkar edebilir. Böyle şeyler olur. Benim tüm yapabileceğim 'Yaptın mı' demek ve 'bir daha yapmamasını' söylemek. Ama inkar edebilir. Ne dediğini ilk öğrenenler sizler olacaksınız'' karşılığını verdi.

' İRAN BENİMLE ANLAŞMAK İÇİN YALVARACAK '

'Bebek Trump' balonu  ABD Başkanı'nın İngiltere ziyareti sırasında Londra semalarında uçurulacak
© REUTERS / SİMON DAWSON
ABD Başkanı'nın ziyareti sırasında Londra semalarında dev 'Bebek Trump' balonunun uçurulmasına izin çıktı İran'la nükleer anlaşmadan çekip Tahran'a yeniden yaptırım uygulamaya başlayan ve daha da ağırlarını hazırlayan Trump, ''Bir noktada İran beni arayacak ve anlaşma rica edecek ve biz de bir anlaşma yapacağız. Şu sıra çok acı çekiyorlar'' ifadelerini kullandı.

KÜRTLERE ÖVGÜ

Afganistan, Irak ve Suriye'de Terörle savaştan söz ederken Irak'ta Peşmergeyi desteklemeye devam edip etmeyeceği sorusu üzerine Trump, ''Kürtler harika insanlar, inanılmaz savaşçılar, zeki müttefikler'' ifadesini kullandı.

AB'YE GÖÇ UYARISI

Brüksel'den sonraki durağı Londra olan Trump, Brexit'e bir kez daha destek açıkladı. İngiltere ziyaretinde göç konusunun ana gündem maddelerinden biri olacağını belirtip "Avrupa Birliği (AB) çok dikkatli olsun. Göç Avrupa'yı kontrolü altına alıyor" dedi.

https://tr.sputniknews.com/abd/201807121034253029-trump-harcama-resti-nato-zirvesinde-acil-toplanti/

...