Bağdat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bağdat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2017 Pazar

‘Referanduma dur denilmezse artık Türkmen diye bir şey yok’



‘Referanduma dur denilmezse artık Türkmen diye bir şey yok’


Referanduma dur denilmez ise artık Türkmen diye bir şey yok
05 Temmuz 2017 Çarşamba,


Kuzey Irak’taki Kürt yönetiminin Kerkük’ü oldu bittiyle kendilerine katmak istediğini söyleyen Irak Türkmen Cephesi Başkanı Salihi
“Referanduma dur denilmezse artık Türkmen diye bir şey yok. Irak Türkmenlerinin huzura kavuşması Kerkük caddelerinden başlar”



Geçtiğimiz gün Irak’ın petrol rezervinin yarısına yakınını barındıran Kerkük’ün Erbil girişinden bir foto kamuoyuna yansıdı. 
Basında fazla yer bulmasa da Türkmen şehri Kerkük’e dev bir Peşmerge heykeli dikiliyordu. Mart ayında Kerkük İl Meclisi’nin kararı ile kamu kurumlarına Kürt Bölgesel Yönetimi bayrağının asılması ve bunun Irak parlamentosunun karşı duruşuna rağmen uygulanması 4 Nisan’daki Kerkük’ün referanduma dahil edilme kararının adeta habercisi oldu. Zaten 7 Haziran’da Barzani tarafından 25 Eylül’de bağımsızlık referandumu yapılacağı duyuruldu. Türkiye tüm bu kararlara karşı olduğunu açıklasa da sürecin ilerleyişi durdurulamadı. Gelinen aşamada son dönemde Türkiye ile yoğun diplomasi trafiği yaşayan Barzani ve Kürt Bölgesi için artık bağımsızlık hedefinin hiç de uzak görülmediği söylenebilir.

Hiç şüphesiz bu kaotik süreçte Türkiye’yi de yakından ilgilendiren konuların başında Türkmenler geliyor. Bölgedeki Türkmenler bir varlık yokluk mücadelesi verirken Türkiye’nin omuzlarında tarihi bir sorumluluk duruyor. Özellikle Türkiye’de sosyal medyada yankı uyandıran heykel olayından sonra Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşat Salihi ile görüştük. Son olayları, Referandumu, PKK’nın varlığını, Kerkük’teki güncel demografik durumu ve Türkiye’den beklentilerini sorduk. İşte Salihi’nin çok özel açıklamaları:

‘ Bağdat bunu Reddediyor ’

“Kerkük’ün Referanduma katılması konusu hayati bir önem taşıyor. Kürtler bir oldu bittiyle Kerkük’ü kendilerine katmak istiyorlar. Üzülerek ifade edeyim ki bunun önlemini önceden almalıydık. 100 yıllık bir süreçte terk edilen bir Kerkük var. 100 yıldır bağırdık çağırdık ama sesimizi duyuramadık. Bir gün içerisinde hem bizim hem Ankara tarafından bu gidişi durdurmak nasıl mümkün olacak bilinmez! Ancak Kerkük’ün yasal olarak referanduma katılması mümkün değil. Bir defa anayasaya aykırı... Kürt parlamentosundan bir yasa çıkmamıştır. Mutlaka parlamento kararı gerekir bu konuda. Demek ki bu karar iki partinin kararıdır. Bununla ayrı bir Kürt devleti için Bağdat’a baskı aracı olarak kullanılıyor.

Demografiyi değiştirdiler

Bağdat hükümetinden bugün aldığımız bilgiler bu yönde bize müspettir. 
Bağdat bunu reddediyor. Komşu ülkeler reddediyor. Bizim bu hususta şartımız tabi ki sonuna kadar Kerkük’tür. Referanduma dur denilmezse artık Türkmen diye bir şey yok.”

“Irak Türkmenlerinin huzura kavuşması Kerkük caddelerinden başlar. Kerkük’ün nüfusu 2003’ten 1 ay önce 850 bin civarındaydı. Bunun aşağı yukarı 400 bine yakını Türkmenlerden oluşuyordu. Diğer yarısı Kürtler ve Araplardan oluşuyordu.

Bugün ise son nüfus kayıtlarında 1 milyon 600 bin civarında olan nüfusun yarısı Kürtlerden diğer yarısı Türkmen ve Araplardan oluşuyor. Türkmenlerden göç edenler artıyor. Bugünlerde çetelerin ve kaçırılma olaylarının artması sebebiyle önemli bir kısmı Türkiye’ye gitmektedir.”

‘Biz yıkılırsak başarırlar’

“Kerkük’ün demografi değişimi 1927-1930’larda petrol keşfedildikten sonra Kürt akımı başlamıştır. 2003’ten sonra ise en etkili nüfus değişiklikleri yapılmıştır.

Herkese söylüyoruz HEYKELLERLE falan Kerkük değiştirilemez. Ama Irak Türkmenlerinin acilen kalkınması, ayakları üzerinde durması sağlanmazsa yani biz ayakta kalmayı başaramazsak Kerkük bir oldu bittiyle başka bölgelere ilhak edilir. Gerçekten çok daha zor günlerin bizi beklediğini söylüyoruz ve göreceğiz.”

‘YPG’nin, Müslim’in ne işi var?’

“Kerkük’te bir başka tehlike olan PKK varlığı son 2 yıl içinde ciddi miktarda arttırılmıştı. Biz bunu defalarca söyledik. Irak hükümetinin de bu hususta bir suçu vardır. Ayrıca İran ve Talabani’nin partisi KYB de aynı suça sahiptir. Kerkük ve Tuzhurmatu’da PKK karargahlarına müsaade etmeleri büyük bir tablonun gösterimidir. Ne yazık ki bu tabloda Ankara uzak kaldı. Sadece Kerkük üzerinde değil Ankara Amirli Diyala ve Tuzhurmatu gibi bölgelerden de uzak kaldı. Üstelik biz bunları söylediğimiz zaman suçlandık. Bize türlü türlü suçlar isnat edildi Ankara’dan bazı yetkililerden... Ama biz milli varlığımızı ispat etmek için bazı adımları istedik, ne yazık ki olmadı. YPG’nin Kerkük’te ne işi var. Benim dışımda Salih Müslim’in Kerkük ziyaretini kınayan olmadı.”

‘Tahran-Ankara-Bağdat mutabakatı gerek’

PKK’nın Kerkük bölgesinden uzanacak şeritin üzerinden Telafer ve Sincar gibi bölgelere de gitmeleri öyle sıradan bir olay değildir. Çok ciddi bir sorundur. Bunu çözmek için mutlaka Ankara, Tahran ve Bağdat mutabakatı gerekir. İran’ın da bir PKK sorunu vardır. Onlar da bu süreçten mutlaka etkilenecektir. Özellikle Irak’ta KYB’lilerin de buna fırsat vermeyeceğini düşünüyorum.

http://www.gazetevatan.com/kursad-zorlu-1081952-yazar-yazisi--referanduma-dur-denilmezse-artik-turkmen-diye-bir-sey-yok-/

***

15 Ocak 2017 Pazar

Irak’ta Güncel Sorunlar ve Türkmenler



Irak’ta Güncel Sorunlar ve Türkmenler ,



Bilgay Duman 




Bin yılı aşkın bir süredir Irak’ta yaşayan Türkmenler, yaklaşık 900 yıl boyunca yönetici konumunda olmuş, bu konum İngilizlerin Irak’ı işgal etmesiyle sona ermiştir. Bu tarihten sonra Türkmen toplumu, Irak’taki yönetimlerce baskı görmüş ve bir tehdit olarak algılanmıştır. Bu dönemde yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti iç sorunlarını halletmeye ve ülkenin kalkınmasına öncelik vermiş, 2. Dünya Savaşına kadar dış politikayla fazla ilgilenmemiştir. 

Bu nedenle destek bulamayan ve devletçi bir yapıdan gelen Türkmenler, azınlık psikolojisine sürüklenerek, içe kapalı ve ürkek bir toplum haline gelmişlerdir. Irak’taki rejimlerin politikaları da bunu körüklemiştir. Hiçbir dönemde siyasi faaliyetlerine izin verilmeyen ve zaman zaman ortaya çıkan lider vasfı taşıyabilecek insanları öldürülen Türkmenler, bölgede hakim anlayış olan silahlı mücadeleyi, şehirli ve aydın nüfus yapısının yanında Türkiye’ye duyulan güven neticesinde benimsememiş ve kültürel yapılarını korumayı tercih etmiştir. Siyasi anlamda bir faaliyet içerisine girmeyen Türkmenler, dönem dönem kültürel ve sosyal içerikli kuruluşları kurmalarına rağmen, rejimin politikaları nedeniyle bir sonuç alamamıştır. Bu çerçevede, 1960’a kadar Irak’taki Türkmenlere ilişkin siyasal, sosyal ya da kültürel bir kuruluştan söz etmek mümkün değildir. 
1960’da bir fikir kulübü olarak kurulan Kardeşlik Ocağı, kültürel ve sosyal ihtiyaçlarının giderilmesinin yanı sıra, milli duyguların ayakta tutulması ve geliştirilmesi noktasında da faaliyet göstermeye çalışmıştır. Ancak 1980’lere gelindiğinde Türkmen Kardeşlik Ocağına rejim tarafından el konulması ve Türkmen liderlerin asılması ve neticesinde, 

1980’de Türkmenlerin ilk siyasi organizasyonu olarak ifade edilebilecek Irak Milli Demokratik Türkmen Örgütü deklare edilmiştir. Ancak bu örgütün çalışmaları da 1985 yılında durdurulmuştur. Bu dönemde Irak’taki savaş hali göz önüne alındığında 1970’lerle birlikte başlayan Türkiye’ye yönelik toplu göç hareketi, 1980’lerin sonunda Türkiye’de Türkmenlere ilişkin bir siyasi kuruluşun kurulmasını gündeme getirmiştir. 1988 yılında ilk siyasi Türkmen kuruluşu olan Milli Türkmen Partisi kurulmuştur. 1991’den sonra Irak’ın kuzeyinde de facto otonom bir bölge ortaya çıkması, Türkmenlere de bir nefes alanı açmış ve Türkmen partilerin sayısı çoğalmıştır. Türkmen siyasi hayatındaki dağınıklığın önüne geçmek ve Türkmenler için bir vizyon çizmek amacıyla 1995 yılında Irak Türkmen Cephesi kurulmuştur. Buna birinci dönem Türkmen siyasi hareketi demek doğru olacaktır. 

2003’ten sonra ortaya çıkan süreçte ise, Irak’ın yeniden yapılandırılmasında yeni Türkmen siyasi örgütlenmeleri ortaya çıkmıştır. 


Mevcut durumda; 

• Irak Türkmen Cephesi, 
• Türkmeneli Partisi, 
• Milli Türkmen Partisi, 
• Türkmen Milliyetçi Hareketi, 
• Milliyetçi Türkmenler Topluluğu, 
• Türkmen Vefa Hareketi, 
• Irak İslam Türkmen Partisi, 
• Türkmen Adalet Partisi, 
• Türkmen Karar Partisi, 
• Türkmen Bağımsızlar Hareketi, 
• Millet Partisi, 
• Türkmeneli Milli Hareketi, 
• Türkmen Kardeşlik Partisi, 
• Türkmen Birlik Partisi, 
• Doğuş Partisi, 
• Türkmen Milli Kurtuluş Partisi, 
• Türkmen Demokrat Milliyetçi Partisi, 
• Türkmen Islah Hareketi, 
• Türkmen Demokratik Partisi, 
• Türkmen Liberal Hareketi, 
• Türkmen Kültür Merkezi, 

olmak üzere 21 adet Türkmen partisi bulunmaktadır. Partilerin ortak özelliği olarak hemen her partinin Irak Türkmen Cephesi içerisinde görev yapan kişiler tarafından kurulduğu söylenebilir. Diğer taraftan Millet Partisi, Türkmeneli Milli Hareketi, Türkmen Kardeşlik Partisi, Türkmen Birlik Partisi, Doğuş Partisi, Türkmen Milli Kurtuluş Partisi, Türkmen Demokrat Milliyetçi Partisi, Türkmen Islah Hareketi, Türkmen Demokratik Partisi, Türkmen Liberal Hareketi, Türkmen Kültür Merkezi gibi bazı partilerin KDP ve KYB tarafından desteklendiği ifade edilmektedir. 

2003’ten sonra Türkmen sivil toplum örgütleri açısından da bir artış gözlemlenmekte dir. Ancak bu yeniden yapılanmaya rağmen Türkmenlerin 
Irak siyasetinde etkili bir rol oynadıklarını söylemek mümkün değildir. Bu doğrultuda, Türkmenlerin yeniden Irak siyasetine müdahil olması noktasında 2010 seçimlerinin bir dönüm noktası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle Irak Türkmen Cephesi’nin milletvekillerindeki sayı artışı ilerisi için Türkmenleri ümitlendirmektedir. Buradan hareketle 2010’daki durumu daha net kavrayabilmek için Türkmenlerin özellikle 2003’ten sonraki Irak siyasetinde nasıl yer aldığına değinmek faydalı olacaktır. 

Irak’ta Geçici Yönetim ve Türkmenler 

Saddam’ın düşmesiyle birlikte, ABD uzun yıllar bir diktatörlük çatısı altında yaşamış Irak’ı demokratikleştirme çabasına girmiş, bunun için savaştan önce 20 Ocak 2003’te kurulan Yeniden Yapılandırma ve İnsani Yardım Bürosu’nu görevlendirmiştir. Bu büronun görevi, Irak’ı yönetecek hükümet birimlerini oluşturmak olarak tanımlanmıştır. Ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığı da çok sayıda siyasi evrak ile “Irak’ın Geleceği Projesi” kapsamında Irak’ın yeniden inşası ve geçici hükümet prosedürlerini içeren bir yol planı hazırlamıştır. Yeniden Yapılandırma ve İnsani Yardım Bürosu’nun başına getirilen Emekli General Jay Garner, yeni Irak hükümetini şekillendirmek için 21 Mayıs 2003 tarihinde Bağdat’a gitmiş ve yardımcısı olarak seçilen İngiliz Tim Cross’la birlikte bölgede incelemelerde bulunmuştur. Ardından Garner, 28 Nisan 2003 tarihinde 
Bağdat’ta gelecekteki hükümeti tartışmak için ulusal bir konferans düzenlemiş ve bu sırada Irak’a giden Paul Bremer de görevi Garner’dan devralmıştır. Bremer, 5 Temmuz 2003’te Irak Geçici Yönetim Konse-yi’nin oluşturulduğunu; ancak kendisinin Konsey kararlarını veto etme yetkisi olduğunu açıklamıştır. Bremer’in Irak Geçici Yönetim Konseyi 25 kişiden oluşmuş ve aralarında Baas Partisi’ne muhalif Irak’ın önde gelen liderleri de yer almıştır. Irak Geçici Yönetim Konseyinde tek Türkmen görev alırken, Başkanlık Komisyonunda ise hiçbir Türkmen’e yer verilmemiştir. Irak Geçici Yönetim Konseyi’nde, İzzeddin Salim (Abdül Zehra Osman Muhammed) (Şii), Abdülaziz El Hekim (Şii), İbrahim El- Caferi (Şii), Ahmed El Barak (Şii), Reca Habib El Huzai (Şii), Akila Haşimi (Şii), Abdül KerimMahmud El Muhammedavi (Şii), Dara Nur El Din, Muvaffak El Rubai (Şii), Veil Abdül Latif (Şii), İyad Alavi (Şii), Ahmed Çelebi (Irak Ulusal Kongresi) (Şii), Hamid Mecid Musa (Şii), Muhammed Bahr El Ulum (Şii), Gazi Meşal Acil El Yaver (Sünni), Adnan Paçacı (Sünni), Samir Şakir Mahmud Sümeydi (Sünni), Nasır El 
Çadırcı (Sünni), Muhsin Abdül Hamid (Sünni), Mahmud Osman (Kürt), SelahaddinMuhammed Bahaddin (Kürt), Celal Talabani (Kürt), Mesud 
Barzani (Kürt), Yunadem Kenna (Asuri Hıristiyan) ve Songül Çabuk (Türkmen) görev almış, başkanlığa İzzeddin Salim seçilmiştir. 25 kişilik 
Irak Geçici Yönetim Konseyi, 29 Temmuz 2003’te bir toplantı yapmış ve Konsey’e dönüşümlü olarak başkanlık yapacak 9 kişilik Başkanlık Komisyonu’nu seçmiştir. Başkanlık Komisyonu, 5 Şii Arap (Abdulaziz El-Hekim, İyad Allavi, Ahmet Çelebi, İbrahim El-Caferi ve Muhammed Bahr El-Ulum), 2 Sünni Arap (Adnan Paçacı ve Muhsin Abdülhamit) ve 2 Kürt’ten (Celal Talabani ve Mesut Barzani) oluşturulmuştur. 

Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle birlikte, Irak’ta her alanda olduğu gibi siyasette de köklü değişiklikler olmuştur. Irak’ta Saddam Hüseyin’e muhalif 
gruplar yeniden bir yapılanma sürecine girmiş ve ITC de bu akıma ayak uydurmuştur. ITC 12-15 Eylül 2003 tarihler arasında üçüncü kurultayını 
gerçekleştirmiştir. Kerkük’te düzenlenen 500 delegenin katıldığı kurultayda, ITC’nin Bağdat Sorumlusu Faruk Abdullah Abdurrahman 264 oy alırken diğer aday ITC’nin Kerkük Sorumlusu Sadettin Ergeç ise 202 oy almıştır. Böylece ITC’nin yeni lider Faruk Abdullah Abdurrahman olmuştur. 

Ardından Irak’taki geçiş dönemini düzenleyen ve daimi anayasanın onaylanması, genel seçimlerin yapılması ve yeni Irak hükümetinin oluşmasıyla sonuçlanacak bu dönem boyunca yürürlükte kalması öngörülen Irak Geçici İdare Yasası konusunda Irak Geçici Yönetim Konseyi üyelerinin 1 Mart 2004 tarihinde uzlaştıkları açıklanmış ve 8 Mart 2004 tarihinde imzalanmıştır. Irak Geçici Yönetim Konseyi anayasa üzerinde uzlaşmaya varırken, Amerikan yönetiminin Irak Anayasasında Türkmenlerin haklarının korunacağı şeklindeki sözleri nedeniyle Türkmenler kutlama yapmış, bunun üzerine peşmergeler Kerkük’teki Irak Türkmen Cephesi’nin bürolarını basmıştır. Türkmenler yeniden düzenlenen Irak siyasetinde zaten sınırlı olan etkilerini de kaybetmeye başlarken, diğer taraftan da Kürt grupların baskısıyla karşı karşıya kalmıştır. 1 Haziran 
2004’te devlet başkanını belirlemek üzere toplanan Irak Geçici Yönetim Konseyi, Gazi El Yaver’i Devlet Başkanı, Şii İslami Dava Partisi üyesi İbrahim El-Caferi ve Mesut Barzani’nin liderliğini yaptığı IKDP üyesi Roj Nuri Şıveyş de başkan yardımcılığı görevine getirilmiştir. Ayrıca İyad Allavi başbakan olarak atanarak, 33 kişilik Irak kabinesi kurulmuştur. 

Bakanlar Kurulunda Türkmenlere bir bakanlık verilmiş, Reşad Ömer Mendan İletişim ve Teknoloji Bakanı olarak atanmıştır. Savaş ortamının yaşandığı Irak’ta, temel ihtiyaçlar bile karşılanamadığı bir dönemde iletişim ve teknolojiden söz edilmesinin mümkün olmadığı ortadayken, Türkmenlere bu bakanlığın tahsis edilmesi manidardır. Böylece hem Türkmenlere görünürde bir bakanlık verilerek tepkilerin önüne geçilmeye çalışılmış, hem de Türkmenler yönetimde dolaylı olarak pasifize edilmiştir. Türkmenlerin giderek azınlık konumuma düşmeleri, Irak’ın ilerleyen süreçlerinde de ortaya çıkmıştır. 15 Ağustos 2004’te Irak için önemli bir süreç yaşanmıştır. Ülkenin dört bir yanından başkent Bağdat’ta 
toplanan binden fazla kişi, Irak’ta hükümete danışmanlık yapacak ve denetleyecek geçici meclisi oluşturmak için bir araya gelmiştir. Üç gün yapılması planlanan konferans, yoğun pazarlıklar sonucu, dördüncü güne sarkmış ve sonunda, geçiş hükümetinin verdiği liste onaylanarak, seçimlere kadar görev yapacak geçici meclisi belirlenmiştir. Konferansta Türkmenler, Hıristiyanlarla birlikte azınlık statüsünde yer almış ve yüzde 8’lik dilim içinde bulunan Türkmenler konferansa 75 temsilci göndermişlerdir. Konferansta Şiiler yüzde 52, Sünniler yüzde 20, Kürtler yüzde 17 oranında temsil edilmiştir. 

Bu süreçte Kerkük’teki durumun da Türkmenlerin aleyhine doğru geliştiğini söylemek yanlış olmayacaktır. ABD, Irak’a girmeden önce Şubat 2003’te dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un o dönemdeki özel elçisi Zalmay Halilzad aracılığıyla Ankara’da Iraklı Kürt ve Türkmen liderleri bir araya getiren bir toplantı düzenlemiş ve bu toplantı sonucunda bir mutabakat metni ortaya çıkmıştır. Mutabakat metnine göre, Kerkük’e ABD güçleri hariç etnik unsur barındıran hiçbir silahlı gücün girmemesi konusunda anlaşma sağlanmıştır. Ancak ABD’nin Türkiye topraklarını kullanarak Irak’a izin veren ve “1 Mart Tezkeresi” olarak anılan izin belgesinin TBMM’den geçmemesi ve ABD’nin Kürtleri kendilerine müttefik olarak seçmesi, anlaşmanın bozulmasına neden olmuş, ABD’nin 9 Nisan 2003’te Bağdat’a girmesinin ardından peşmergeler de 
Kerkük’e girmiştir. Türkiye’nin tepkisi sonrası ABD duruma müdahale etmiş ve Kerkük vilayet yönetimi yeniden yapılandırılmıştır. 2003 öncesi dönemde Kerkük’ün güvenliğinden sorumlu birimlerde Türkmen çoğunluğuna rastlanırken, bu dönemden sonra Kürtlerin ağırlık kazandığı söylenebilir. Örneğin, Kerkük Polis Teşkilatında görev alacak kişilerin milliyetleri konusunda ABD tarafından oranlar belirlenmiş ve buna göre %40 Kürt, %29 Türkmen, %29 Arap ve %2 de Keldo-Asurî’nin görev alması öngörülmüştür. Ancak bu oran çok farklı şekilde uygulanmıştır. Polis Teşkilatında 2556 Kürt, 2246 Arap, 1196 Türkmen ve 360 da Keldo-Asurî görev almıştır. Bu duruma göre yaklaşık 700 Türkmen’e 
daha görev verilmesi gerekirken, Türkmen kontenjanı başka gruplara verilmiştir. Ayrıca Kerkük’teki 748 subayın yine Polis Teşkilatı için öngörülen oran dâhilinde belirlenmesi gerekirken, fiiliyatta bu görev için de oranlar farklı olmuştur. Dağılıma göre 300 Kürt, 217 Türkmen, 217 Arap ve 14 Keldo-Asurî görev alması gerekirken, sadece 49 Türkmen subayı vardır ve Türkmenlere ayrılan kontenjan yine başka gruplar tarafından kullanılmaktadır. Ayrıca şu an Kerkük’te bulunan 300 Kürt subayının 263’ünün sahte belgeyle bu görevi yürüttükleri kanıtlanmıştır. 

Öte yandan Saddam sonrası dönemde il yönetimleri belirlenmiş ve bu çerçevede Kerkük’te de seçimler yapılmıştır. Ancak seçim, ABD’nin yanlı tavırları 
sonucunda sıkıntılı geçmiştir. Seçim için kentteki Türkmen, Arap, Kürt ve Asurî grupların her birinden 39, toplam 156 temsilci il meclisinin 24 üyesini, ABD’nin ‘bağımsız’ delege olarak Kerküklü işadamları ve aşiret liderleri arasından seçtiği 144 temsilci ise ABD güçlerinin onayına sunulacak 12 kişilik ‘bağımsız’ listeyi belirlemek için sandığa gitmiştir. Her grubu temsilen altışar kişi seçilerek il meclisinin 24 üyesi belirlenmiştir. 

Bağımsız olarak seçilen 12 adaydan da bölgede dönemin ABD güçlerinin komutanı General Reymond Odierno, il yönetimindeki 6 kişilik bağımsız adayı tespit etmiştir. Ancak Türkmenler ve Araplar, ABD’nin bağımsız delegeleri belirleme tarzına, seçilen 144 delegenin büyük çoğunluğunun Kürt olmasına ve belirlenen 6 bağımsız temsilcinin de 5’inin Kürt olmasına itiraz etmiştir. İtirazlara rağmen Odierno, kararı onaylamış ve ardından belirlenen il yönetiminde vali, vali yardımcıları ve konsey başkanı seçilmiştir. Oluşturulan 30 kişilik il yönetim heyeti Kürt asıllı Aburrahman Mustafa’yı vali olarak seçmiştir. Türkmen vali adayı Mustafa Kemal Yayçılı ise yeterli oyu alamamıştır. Ayrıca meclis 
başkanı olarak da Mehmet Tahsin Kâhya, vali yardımcılığını ise bir Türkmen ve bir Arap seçilmiştir. Bazı uluslararası kabul görmüş raporlarda Kerkük’teki yönetimsel gücü ele geçiren Kürt grupların, kentte yaşayan diğer etnik gruplara baskı yaptıkları kabul edilmektedir. 

2005 Seçimlerinde Türkmenler 

Irak’ta demokrasi provaları 2005 yılında 4 seçim ve 1 anayasa referandumu olmak üzere oldukça yoğun bir şekilde devam etmiştir. 2005’in Ocak ayında 3 seçim bir arada düzenlenmiştir. 


Buna göre genel seçim olarak adlandırılabilecek olan Irak Anayasasını oluşturacak meclisin, vilayet yönetimlerini belirleyecek olan yerel seçim 
ve Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin seçimleri yapılmıştır. Türkmenler genel seçimlere Irak Türkmenleri Cephesi adıyla büyük bir liste halinde girerken, Türkmen Milliyetçi Hareketi ayrı bir listeyle, seçimlere katılmıştır. Türkmen Milliyetçi Hareketi seçim propagandasının başında ayrı bir liste açıklamasına rağmen daha sonra Irak Türkmenleri Cephesine destek vermiştir. Bu doğrultuda Türkmen koalisyonunda; 

- Türkmen Meclisi Başkanı 

- ITC Yürütme Kurulu Başkanı 

- ITC İçerisindeki Partiler 

a. Türkmeneli Partisi 
b. Irak Milli Türkmen Partisi 
c. Türkmen Bağımsızlar Hareketi 
d. Irak Türkmenleri İslami Hareketi, 


-ITC Paralelinde Hareket Eden Partiler 


a. Adalet ve Kurtuluş Partisi 
b. Türkmen İslami Birliği 
c. Türkmen Vefa Hareketi 


-Türkmen Aşiretler ve Ayan Birliği, yer almıştır. 


Türkmen Koalisyonu’nun adı Irak Türkmenleri Cephesi olarak belirlenmiş ve başkanlığınaTürkmen Meclisi Başkanı Sadettin Ergeç seçilmiştir. 

Türkmen koalisyonundaki tüm partileri Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu tarafından tescil edilmiştir. Koalisyon çalışmaları sonucunda 60 kişilik aday listesini oluşturmuş ve 8 Aralık 2004 tarihinde Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu’na sunulmuştur. Türkmen Meclis Başkanı’nın yer almadığı listenin ilk on sırasında ITC Başkanı Faruk Abdullah Abdurrahman ile parti ve siyasi oluşum başkanları, 11-20. Sıralarda Türkmen ileri gelenleri yer almıştır. Türkmen koalisyonunun Kerkük, 

Bağdat, Diyala, Selahaddin, Erbil, Musul ve Kut vilayetlerinde ittifak yapmadan seçime gireceği açıklanmıştır. Duhok, Erbil ve Süleymaniye vilayet meclisi seçimlerine ITC olarak girileceği; ancak “Kürdistan Bölgesi Ulusal Meclisi” seçimlerine katılım olamayacağı açıklanmıştır. 

Yapılan seçimlerin ardından Irak Türkmenleri Cephesi, Irak genelinde 93,408, Kerkük’te 73,791, Türkmen Milliyetçi Hareketi ise Irak genelinde 3,450, Kerkük’te ise 1,851 oy almıştır.Türkmenler adına giren iki partinin oy sayısı yaklaşık 97,000 olarak gözükmektedir. Türkmenler, Irak Türkmenleri Cephesi listesinden üç, Birleşik Irak İttifakından beş, Kürt Listesi’nden ise dört milletvekiline sahip olmuşlardır. Irak Türkmenleri Cephesinden ITC Başkanı Faruk Abdullah Abdulrahman, Feyha Zeynel Abidin ve Feryat Tuzlu milletvekili olarak seçilmiştir. 

Ayrıca Irak’ta yapılan genel seçimlerle birlikte vilayet seçimleri de yapılmıştır. 

Irak Türkmenleri Cephesi Kerkük’te aldığı73.791 oyla kentte ikinci parti olarak çıkmış ve 41 üyeli Kerkük İl Meclisi’nde sadece altı sandalye elde edebilmiştir. Türkmenler diğer parti listelerinden de üç sandalyeyle Kerkük İl Meclisi’nde temsil edilme hakkına kavuşmuştur. Kürt Listesi ise 207.303 oyla Kerkük İl Meclisi’nde 26 sandalyeye sahip olmuştur. Araplar da Kerkük İl Meclisi’ne altı üye sokabilmiştir. 30 Ocak 2005 seçimlerinden sonra uzun süren pazarlıklar sonucu Irak’ta hükümet 28 Nisan 2005 tarihinde kurulmuştur. Başbakan olarak belirlenen İbrahim El-Caferi 37 kişilik kabinesini oluşturmuş; Türkmenlere sadece 2 bakanlık tahsis edilmiştir. Buna göre İmar ve İskan Bakanlığı’na getirilen Cesim Muhammed Cafer ile Belediye ve Genel İşler Bakanlığı’na getirilen Nesrin Mustafa Bervari,Türkmen bakanlar olarak Caferi’nin 
kabinesinde görev almıştır. 

Irak’ta hükümet kurma aşamasıyla birlikte Irak Türkmen Cephesi de yeni yönetimini belirlemek üzere kurultay sürecine girmiştir. Belki de 4. Türkmen Kurultayı, yapılanlar arasındaki en çekişmeli kurultay olmuştur. Sadettin Ergeç ve Faruk Abdullah Abdurrahman arasında geçen başkanlık yarışı, kurultayda bazı gerginliklere yol açmış, ITC bünyesinde bir ilk gerçekleştirilerek önce bir yönetim konseyi seçilmiş, sonra da yönetim konseyi kendi arasından Sadettin Ergeç’i başkan olarak seçmiştir. 

Irak’ta Caferi’nin geçici hükümetinin kurulmasının ardından anayasa çalışmaları başlamış, bu dönem de oldukça sıkıntılı geçmiştir. Yeni kurulan hükümet ve seçilen parlamentonun, Irak Geçici İdare Yasası’na göre, 15 Ağustos 2005 tarihine kadar Irak’ın kalıcı anayasasını oluşturması öngörülmüştür. Bu nedenle Irak hükümeti tarafından bir anayasa komisyonu kurulmuştur. Komisyon, ilk etapta 55 kişi olarak oluşturulmuş; ancak daha sonra 15 Sünni ve Sabi mezhebine bağlı bir kişi komisyon üyesi olarak atanmıştır. Komisyon’daki üyelerin 28’i Birleşik Irak İttifakı’ndan, geriye kalan 27 kişinin ise 15’i Kürtlerden ve biri Hıristiyanlardan seçilmiştir. 

Ayrıca biri bağımsız biri de İyad Allavi liderliğindeki Irak Ulusal Listesi üyesi iki Sünni üye daha komisyonda yer almıştır. Komisyonda on danışman görev yapmıştır. Türkmenler de Anayasa Komisyonu’nda iki üye ile temsil edilmiştir. Türkmen üyelerden biri Türkmeneli Partisi Başkanı Riyaz Sarıkahya, diğeri ise Birleşik Irak İttifakı üyesi Abbas El-Beyati’dir. Riyaz Sarıkahya’nın Şii gruplar içerisinden seçilmiş olması, Irak’ta dönemin algısını yansıtan bir örnek olarak nitelendirilebilir. Zira her iki kişi de Türkmen adaylar olarak seçilmemiş, Beyati zaten Birleşik Irak İttifakı’nın üyesiyken, Sarıkahya da Şii adaylar arasından seçilmiştir. Burada Türkmenlerdeki eksiklikten de söz etmek yerinde 
olacaktır. Anayasa komisyonunun oluşturulması çerçevesinde, adaylık başvurusu yapan kişilere bakıldığında Riyaz Sarıkahya’nın dışında hiçbir Türkmen aydın ya da liderin komisyonda yer almak için başvuru yapmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu durum Türkmenlerin siyasete ilişkin algısını ortaya koyan bir nitelik arz ederken, Irak’taki dönemin yönetiminin Türkmenlere bakışını da ortaya koymaktadır. Sünnilerin siyasi sürece dahil olması amacıyla her türlü çabayı sarf eden ve bu konuda özellikle Türkiye’nin yakın yardımını alan ABD, Türkmenleri sürecin oldukça dışında tuttuğu ve “azınlık” statüsünde yer verdiği söylenebilir. Yine de anayasa yazım sürecinde temel haklar çerçevesinde Türkmenlere 
yer verilmiş, ayrıca dibace bölümünde Türkmenlerin yaşadığı trajediden bahsedilmiştir. Irak Geçici İdare Yasası’na,göre 15 Ağustos 2005’te tamamlanması öngörülen anayasa çalışmaları zamanında tamamlanamamış, gecikmeli olarak 28 Ağustos 2005 tarihinde Irak Parlamentosu’na 
sunulmuştur. Bu tarihten sonra da Irak Anayasa Taslağı’na eklemeler yapılmış ve 19 Eylül 2005 tarihinde son halini almıştır. 

Irak’ta 15 Ekim 2005’te referanduma sunulan yeni anayasa, yüzde 78.59’luk ‘Evet’ oyuyla kabul edilmiştir. Anayasa’nın hazırlanmasından sonra Irak’ı dört yıl boyunca yönetmesi düşünülen Irak hükümeti ve parlamentosunu seçmek amacıyla 15 Aralık 2005’te yapılacak seçimler için çalışmalar başlamıştır. Irak Bağımsız Yüksek Seçim Kurulu tarafından 4-5 Kasım 2005’te açıklanan son seçim listelerine göre, 228 parti ve 19 koalisyonun seçimlere katılmasına karar verilmiştir. Öte yandan bağımsız adaylar da seçimlere katılmıştır. ITC seçimlere tek başına katılma kararı almış; ancak sadece Musul vilayetinde Irak Uzlaşma Cephesiyle ittifak yapmıştır. ITC, Kerkük, Musul, Erbil, Diyala, Selahaddin ve Bağdat’ta seçimlere girmiştir. ITC’nin Selahaddin’de seçime katılmasının sebebi ise daha önce Kerkük’e bağlı ve tamamı Şii Türkmen nüfusa sahip olan 
Tuzhurmatu ilçesinin Selahaddin’e bağlanması olarak açıklanmıştır. ITC Şii Türkmenlerden Ali Haşim Muhtaroğlu’nu Selahaddin’den aday göstermiştir. ITC, Irak Uzlaşma Cephesi’nin listesinde dördüncü ve sekizinci sırayı almıştır. 

ITC, dördüncü sıra adayı olarak İzzettin Abdullah’ı, sekizinci sıra adayı olarak da Muhammed Emin Osman’ı göstermiştir. Diğer taraftan ITC eski Başkanı Faruk Abdullah Abdurrahman’ın kurduğu Türkmen Karar Partisi de Ahmet Çelebi ile birlikte seçimlere girerken, Feryad Ömer’in başkanlığındaki Türkmen Uzlaşma Hareketi ve Abbas El-Beyati başkanlığındaki Irak Türkmen İslami Birliği, 30 Ocak 2005 seçimlerinin de galibi olan Birleşik Irak İttifakı içerisinde yer almıştır. Ayrıca Kürt gruplar ve Türkmenler arasındaki ihtilafa rağmen Velid Şerike başkanlığındaki Türkmen Kardeşlik Partisi, Kürt İttifakı çatısı altında seçimlere girmiştir. Yapılan seçimlerin ardından ITC, 87.993 oy alarak Kerkük’ten 1 milletvekili çıkarmıştır. Kerkük’teki oy oranına bakıldığında, en yüksek oyu 266,737 oyla Kürt Listesi elde etmiştir. İkinci sırayı ise 73,191 oyla Irak Ulusal 
Diyalog Cephesi almıştır. ITC ise 59,716 oy alarak Kerkük’te üçüncü parti olmuştur. ITC Başkanı Sadettin Ergeç’le birlikte diğer partilerden 9 Türkmen daha Irak Ulusal Parlamentosu’na girmiştir. Irak Uzlaşma Cephesi Listesi’nden İzzettin Devle ve Muhammed Emin Osman, Birleşik Irak İttifakı Listesi’nden Abbas El- Beyati, Taki El-Mevla, Muhammed Mehdi, Fevzi Ekrem Terzi ve Feryad Tuzlu, Kürt İttifakından da Velid Şerike milletvekili olarak seçilmiştir. Seçimlerden galibiyetle çıkan Birleşik Irak İttifakı yaklaşık beş ay süren tartışmaların ardından hükümeti kurabilmiştir. Nuri El-Maliki’nin başbakan olarak seçildiği Irak’ın ilk geçici olmayan hükümetinde Türkmenler sadece bir bakanlıkla temsil edilebilmiştir. Casim Muhammed Cafer, Gençlik ve Spor Bakanı olarak atanmıştır. Yine genel anlamda Irak’taki şartlar düşünüldüğünde, Türkmenlere 
oldukça etkisiz bir bakanlık verilerek dolaylı olarak iktidardan uzaklaştırıldığı görülmektedir. 2006’da hükümetin kurulmasının ardından Irak oldukça kanlı olaylara sahne olmuştur. Hükümet kurulması sırasında yaşanan Samarra saldırısı mezhep çatışmasını körüklerken, direnişin artması, Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin merkezi yönetimin gücünü zayıflatacak politikalar izlemesi, bölge ülkelerinin Irak üzerindeki etkisini arttırmaları gibi nedenler ABD’nin Irak politikasındaki stratejisini değiştirmesine yol açtığı söylenebilir. Bu bağlamda Kerkük gibi Irak’ın iç dengesini bozan konularda daha dengeli davranılırken, Irak’taki Sünnilerin sürece dahil edilmesi kapsamında geliştirilen stratejiler ve özellikle 2007’den sonra Türkiye’nin Irak politikasına müdahil olmasının Irak’taki siyasi ortamı yeniden şekillendirdiği düşünülmektedir. 


2010 Irak Seçimleri ve Türkmenler 

Yaşanan süreç içerisinde Irak siyasetinde doğrudan bir etkiye sahip olamayan Türkmenler, 7 Mart 2010’da yapılan seçimler için hazırlıklara çok önce başlamıştır. Siyasi anlamda belki de Irak’ın en tecrübesiz halkı diyebileceğimiz Türkmenler, bu kapsamda Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetiyle bir araya gelmiş ve 2010 seçimleri için strateji belirlemeye çalışmıştır. Eylül 2009’da yapılan iftar yemeğine Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı’ndan yetkililerin yanı sıra, Irak Türkmen Cephesi Başkanı ve Milletvekili Sadettin Ergeç, Irak Türkmen Meclisi Başkanı Yunus Bayraktar, Irak Türkmenleri İslami Birliği Genel Sekreteri ve milletvekili Abbas Beyati, Türkmen Vefa 
Hareketi Başkanı ve milletvekili Feryat Tuzlu, milletvekilleri İzzettin Devle ve Muhammed Emin Osman, Sadr Grubu Milletvekili Fevzi Ekrem Terzi, Türkmen Karar Partisi Genel Başkanı Faruk Abdullah, Irak Türkmenleri Adalet Partisi Genel Başkanı Enver Bayraktar, Türkmeneli Partisi Genel Başkanı Riyaz Sarıkahya, Irak Milli Türkmen Partisi Genel Başkanı Cemal Şan, Milliyetçi Türkmenler Topluluğu Genel Başkanı Felah Beyatlı, Türkmen Milliyetçi Hareketi Genel Başkan Vekili İhsan Hamit, Türkmen İslami Hareket Genel Başkanı Ümran Cemal, Türkmen Bağımsızlar Hareketi Genel Başkanı Kenan Uzeyrağalı, Türkmen Kardeşlik Ocağı Kerkük Şubesi Kurucu Heyet Başkanı Abdulhalik Hürmüzlü, Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Mehmet Tütüncü, Kerkük Vakfı Genel Sekreteri Suphi Saatçi, Türkmeneli İnsan Hakları Derneği Genel Başkan Yardımcısı Savaş Avcı, Erbil Vakfı Genel Sekreteri Nesrin Erbil, Irak Türkmenleri Basın Konseyi Genel Sekreteri Kemal Beyatlı, Irak Türkleri Adalet, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Mithat İbrahim, Irak Türkmenleri Kardeşlik ve Kültür Derneği Genel Başkanı Salman Nalbant, Türkmeneli sağlık Derneği Genel Başkanı Aydın Beyatlı ile yazar ve Kültür Bakanlığı Eski Müsteşarı Acar Okan gibi Türkmen kanaat önderleri katılmıştır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yemekte yaptığı konuşmada, “Sizleri birlik ve beraberlik içinde görmek en büyük arzumuzdur”, ifadesinde bulunarak, Türkiye’nin Irak Türklerine yönelik politikasına dair bir mesaj vermiştir. Ancak yapılan toplantıda Türkmenlerin tek liste halinde seçimlere katılmasına dair bir karar alınamamıştır. Ancak toplantıda benimsenen ortak görüşe göre, 
hangi siyasi ve ideolojik görüş veya hangi kimliğe sahip olursa olsun Irak parlamentosundaki Türkmen sayısını arttırmak ve bir grup oluşturmak 
hedeflenmiştir. Toplantının hemen ardından bazı Türkmen kuruluşlar, büyük gruplar tarafından oluşturulan koalisyonlara dahil olmuştur. Seçim 
yasası çıkmadan yapılan koalisyonlar ve Türkmenlerin de bu koalisyonlara katılması, Türkmenlerin seçim stratejisinin belirlenmesi açısından 
erken olarak nitelendirilebilir. Zira Irak’ta seçim sistemi belirlenmeden koalisyonlar içerisinde yer almanın bugünkü süreçte Türkmenlere kaybettirdiği 
düşünülmektedir. Diğer taraftan Irak Türkmen Cephesi, seçim yasası çıktıktan sonra koalisyon kararını açıklamıştır. Irak Türkmen İslami Birliği ve Türkmen Karar Partisi, Başbakan Nuri El-Maliki’nin başkanlığındaki Kanun Devleti Koalisyonu, Türkmen Vefa Hareketi ve Türkmeneli Partisi Ammar El-Hekim liderliğindeki Irak Ulusal İttifakı, Türkmen Adalet Partisi de Irak Ulusal Uzlaşma Cephesi ile seçimlere girerken, Irak Türkmen Cephesi de İyad Allavi başkanlığındaki Irak Ulusal Listesi ile ittifak yapmıştır. Ayrıca Irak Türkmen Cephesi, Süleymaniye ve Erbil’de ayrı listeyle tek başına, Erbil Türkmenleri Listesi de Kürt İttifakıyla seçimlere katılmıştır. 80 civarında Türkmen adayın katıldığı 7 Mart 2010’da yapılan seçimlerde 40’tan fazla aday Kerkük’teki 12 sandalye için yarışmıştır. 15 Türkmen aday Musul’daki 31 sandalye, yedi aday Erbil’deki 14 sandalye, beş aday Selahaddin’deki 12 sandalye, üç aday Diyala’daki 13 sandalye, yedi aday Bağdat’taki 68 sandalye, üç aday Süleymaniye’deki 17 sandalye için mücadele etmiştir. 

Irak Türkmen Cephesi, Erbil, ve Süleymaniye’de üçer, Kerkük, Bağdat ve Diyala’da ikişer, Musul’da dört ve Selahaddin ile Vasit’te birer aday göstermiştir. 
Mart 2010’da yapılan seçimlerin ardında Irak Türkmen Cephesi Musul’da üç (İzzettin Devle, Nebil Harbo, Müdrike Ahmet), Kerkük’te iki (Erşat Salihi, Jale Neftçi), Diyala’da Hasan Özmen milletvekili olmak üzere milletvekili kazanarak, Türkmen hareketi içerisinde en fazla milletvekiline sahip olmuştur. Irak Türkmen Cephesi, özellikle 2010’da yapılan seçimlerin ardından Irak siyaseti içerisinde önemli bir pay almaya başlamıştır. Irak Türkmen Cephesi’nin 6 milletvekilinin yanı sıra, diğer listelerdeki 4 Türkmen milletvekili ve başta Vilayetlerden Sorumlu Devlet Bakanı Turhan Müftü olmak üzere kabinedeki Tarım Bakanı İzzetin Devle ile Gençlik ve Spor Bakanı Casim Muhammed Cafer’in de katkılarıyla Türkmenler bugün Irak genelinde siyaset yapabilir konuma yükselmiştir. 

Özellikle 2011 ve 2012 yıllarında Irak Parlamentosunda Türkmen milletvekilleri nin yaptığı çalışmalar sonucu, Irak siyasi tarihinde belki de ilk kez Türkmenler bu denli gündeme gelmiştir. Irak Parlamentosunda bir Türkmen grubunun oluşturulması, Kerkük Vilayet Meclisi Başkanlığına Hasan Turan’ın getirilmesi, Türkmen Eğitim Müdürlüğünün kurulması, Irak’ın 2012 bütçesinden Türkmenlere pay ayrılması ve son olarak Irak Parlamentosunda 200’de fazla milletvekilinin katılımıyla Türkmen özel oturumunun düzenlenmesi gibi Türkmenler adına önemli olabilecek adımlar atılmıştır. 

Her ne kadar seçimlerde 10 Türkmen milletvekili olma hakkı kazanmış olsa da, Irak genelinde “Türkmen” adıyla herhangi bir siyasi kuruluşun seçimlerde yer almadığı görülecektir. Ancak farklı listelerden seçime giren Türkmenlerin, herhangi bir Türkmen listesiyle seçimlere girmesi durumunda 10 milletvekili çıkarabilme ihtimali düşük gözükmektedir. Yedi Türkmen milletvekilinin dördünün çıktığı Musul vilayetinde alınan toplam Türkmen oyu yaklaşık 69 bin’dir. Musul’dan bir milletvekili çıkarılabilmesi için gereken oy oranının yaklaşık 34 bin olduğu dikkate alındığında, Türkmenlerin en fazla iki milletvekili çıkarabilecekleri görülmektedir. Bu nedenle özellikle Irak Türkmen Cephesi’nin seçim stratejisinin oldukça başarılı olduğu söylenebilir. Zira geçen dönem parlamentoda on Türkmen milletvekili olmasına rağmen, Irak Türkmen 
Cephesi’nin sadece bir milletvekili yer almış, Irak Türkmen Cephesi’nin Musul’da yaptığı koalisyon sonucu Irak Uzlaşma Cephesi’nden de iki milletvekili çıkarabilmiştir. 2010 seçimlerinde Irak Türkmen Cephesi beş milletvekili çıkararak, büyük bir aşama kaydetmiştir. Ancak Toplamda Irak Parlamentosun daki milletvekili sayısı 275’ten 325’e çıkarılmasına rağmen Türkmen milletvekili sayısında bir artış olmamakla birlikte, düşüş yaşanmıştır. Bu Türkmenler açısında bir kayıp olarak nitelendirilebilir. Öte yandan milletvekili sayısı azalmış olsa da daha etkin bir Türkmen varlığından söz etmek mümkündür. Bu durumun seçimi kazanan milletvekillerinin yanı sıra, seçim için ittifaka girilen Irak Ulusal Listesi’nin seçimlerden birinci parti olarak çıkmasından da kaynaklandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Irak Türkmen Cephesi, Irak Parlamentosunda Türkmenleri temsil eden tek kuruluş olarak yer alacak ve böylece meşruiyetini sağlayabilecektir. Bununla birlikte artan milletvekilliğiyle beraber, Irak Türkmen Cephesi’nin sorumluluğunun da arttığını söylemek yanlış olmayacaktır. Irak Türkmen Cephesi, önümüzdeki süreç içerisinde yaptıklarıyla potansiyelini arttırabileceği gibi, Türkmen halkı arasında meşruiyetini de azaltabilir. Bu nedenle Irak Türkmen Cephesi’nin diğer Türkmen milletvekili adaylarını da içine alacak şekilde kapsayıcı olması gerektiği düşünülmektedir. Kerkük’te 
oluşan yeni dengenin de Türkmenler açısından büyük önem taşıdığı ifade edilebilir. Seçim sonuçlarına göre Kerkük’te, KDP ve KYB’nin oluşturduğu 
Kürt ittifakı ile Irak Türkmen Cephesi’nin de içerisinde yer aldığı Irak Ulusal Listesi eşit milletvekiline sahip olarak, Irak Parlamentosunda 6’şar sandalye elde etmiştir. Bu durum Kerkük’ün Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetime katılması iddialarını zayıflatacak niteliktedir. Ayrıca Kerkük’teki bu dengenin siyasi sonuçlarının yanı sıra, psikolojik bir rahatlama sağlayacağı ve Türkmenlerin kimliklerine sahip çıkmaları anlamında olumlu bir etki yapacağı düşünülmektedir. Ancak Türkmenlerin güçlenmesi, hükümetin oluşturulması sırasında gerçekleşebilecek şiddet olayları ve Kerkük’teki durum değişikliği Türkmenleri hedef halinde getirebilir. Bu nedenle seçimlerden sonra Kerkük’te yaşanacak sürecin daha dikkatli takip edilmesi ve denge halinin bozulmaması gerektiği düşünülmektedir. 

Ayrıca Musul’da elde edilen dört milletvekili de Türkmenlerin Musul’daki varlığının kanıtlanması açısından önem taşımaktadır. Ayrıca Musul’daki Türkmen milletvekillerinden 3’ünün Telafer’den seçilmesi, Telafer’in Türkmen kimliğini vurgular niteliktedir. Sonuç olarak, Türkmenlerin aldıkları oy oranı ve kazandıkları milletvekili sayısının, Irak’ta Türkmenlerin nüfusları oranında pay almalarını sağlayacak düzeyde olmadığını söylemek mümkündür. Yine de Türkmenlerin yavaş yavaş siyasete adapte olduğu, kendini tanımlama çabasında bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Hükümet kurma sürecinde de Türkmenlerin diğer tüm koalisyonlar ve partilerle işbirliği yapması, Irak’ta Türkmen siyaseti bir adım daha öteye götürebilir. Bu açıdan bakıldığında, büyük guruplar ile küçük partilerin aldıkları oy oranları arasındaki fark ve büyük gruplar arasındaki mücadelenin Türkmenlerin hükümete katılımı dahilinde avantaj sağlayabileceği düşünülmektedir. 

Irak’ta 30 Nisan 2014’te yapılan seçimler ülkenin geleceği açısından kritik bir dönemeç olarak karşımıza çıkmaktadır. Irak’ta farklılaşan siyasi tablo, önümüzdeki seçimleri daha karmaşık hale getirmektedir. Büyük siyasi ittifakların yerini bu ittifaklardan ayrışan siyasi grup ve listeler almıştır. Bu listeler arasındaki mücadele merkez siyasette olduğu kadar yerel siyaseti de büyük ölçüde etkileyecektir. Bu durumdan belki de en çok etkilenecek tarafların başında Türkmenler gelmektedir. Türkmenler, milli listelerle Kerkük, Musul, Diyala, Selahattin, Bağdat ve Erbil’de seçimlere katılmıştır. Türkmenler için seçimin en çetin geçeceği vilayetin Kerkük olmuştur. 12 milletvekili çıkartacak şehirde etnik ve mezhepsel gruplar seçime çok parçalı bir yapıda girmişlerdir. 

Kerkük’te seçimlere katılan Kerkük Türkmen Cephesi Listesi’ni, 

- Irak Türkmen Cephesi 
- Irak Türkmen Adalet Partisi 
- Türkmeneli Partisi 
- Türkmen Karar Partisi 
- Irak Türkmen Milliyetçi Hareketi, 
- Milliyetçi Türkmenler Topluluğu, 
- Irak İslam Yüksek Konseyi, 
- Sadr Hareketi oluştururken, 


Kerkük Türkmen Listesi’ni ise, 


- Özgür Türkmen Cephesi, 
- Irak Türkmen İslami Birliği, 
- Bedir Örgütü, 
- Dava Partisi, 
- Irak Milli İslah Akımı, 
- Sadıkuyn oluşturmaktadır. 

Burada Irak genel siyasetindeki ayrışmanın temel olarak Türkmen listeleri arasında da ortaya çıktığı ve özellikle Şii partiler arasındaki mücadelenin 
Kerkük’te Türkmen listelerine de yansıdığı görülmektedir. Ancak genel anlamıyla Türkmen milli kimliğini taşıyan Türkmen partilerin neredeyse tamamının Irak Türkmen Cephesi Listesi ile seçimlere girdiği görülmektedir. Kerkük Türkmen Listesi’nin ise Irak Başbakanı Nuri El-Maliki’nin lideri olduğu Dava Partisi ile işbirliği yaptığı görülmektedir. 


Bu şekilde seçimlere giren Türkmenler, toplam milletvekili sayısı bakımından geçen dönem elde ettikleri sayıyı korumuştur. 2010 seçimlerinin 
ardından 10 milletvekili elde eden Türkmenler, 2014 seçimlerinde de 10 milletvekiline sahip olmuştur. 2010 seçimlerinden farklı olarak 
Diyala’dan milletvekili çıkaramayan Türkmenler Selahattin’den 3 milletvekili çıkararak sürpriz yapmıştır. Kerkük ise Irak Türkmen Cephesi 
(ITC) öncülüğünde kurulan Kerkük Türkmen Cephesi 71 bin civarında oy alarak 2 milletvekili çıkarmıştır. Kerkük’ten ITC’nin listesinden iki 
erkek adayın çıkmış olması önemlidir. 


***


8 Nisan 2016 Cuma

Rusya'nın Suriye Çıkarması Yeni Oyun Yeni Denge



Rusya'nın Suriye Çıkarması Yeni Oyun Yeni Denge  


Serhat ERKMEN
Editörden; Gözde Kılıç Yaşın

Rusya, Suriye’de…  ABD’nin uluslararası hukukta açtığı her gediği kendince yeniden anlamlandırarak kullanan Rusya, bugün de Suriye’de “ön alıcı savunma” (preemptive strike) nam-ı diğer Bush Doktrini’ni yeniden anlamlandırıyor. Yani hedefine IŞİD’i alarak “O bana günün birinde vuracak, kanıtlarım var ya da algılıyorum, bu nedenle ondan önce ben ona vurmak durumundayım” diyor. 1999’da NATO operasyonu sürerken Sırbistan üzerinden girerek Kosova havaalanında Rus bayrağı dalgalandırdığında ya da 2009 Gürcistan’a girdiğinde veya Ukrayna’daki adımlarında da aynı yöntemi izliyordu ve NATO gibi varlığını “Sovyetler” üzerinden meşrulaştıran bir “güvenlik örgütü” tüm bu adımlarda sessiz kalmakla/ yeterli olacak düzeyde tepki vermemekle bugün Rusya’nın Suriye’deki varlığının da önünü açmış oldu. Dahası ABD zaten meşru müdafaanın alanını genişlettiği oranda kuvvete başvurma konusundaki yasağın alanını sadece kendisi için değil diğerleri için de daraltmıştı. Ancak mesele sadece uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkilerde yeni bir dönüşüm ya da kargaşaya yol açabilecek yeni bir adımın atılmış olması meselesi değil.  Rusya’nın operasyonu Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. İlk gününden notalar verildi, uyarılar yapıldı, tetikte bekleyiş haline geçildi… Öte yandan Yeni gelişme Avrupa’nın yüzde 80’i Suriyelilerden oluşan sığınmacı sorununu çözümünü de etkileyecektir.

Öte yandan Rusya’nın müdahalesi olmasaydı dahi Ankara, Şam, Bağdat, Tahran, Londra, Moskova ve Washington merkezli gelişmeler Suriye'de kısa bir süre içinde bir uçtan diğerine savrulma yaratmıştı ve belirsizlikler yeni tür bilinmezler yaratmıştı. Şimdi de yeni bir denklemle karşı karşıyayız.  Bu sayımızda Rusya’nın Suriye çıkarmasını ön plana aldık, iki kıymetli yazarımız konuyu sizler için farklı noktalarıyla değerlendirdi: Şanlı Bahadır Koç ve Serhat Erkmen…  Operasyonun arka planını neden, boyut, şekil bağlamında incelediğimiz gibi olası yeni gelişmeleri de inceledik. Diğer aktörlerin muhtemel tepkilerini ve bu tepkilerin Türkiye için neden olabileceği zorluk, tehdit, risk ve fırsatları değerlendirdik.

Sayfalarımıza mülteci ya da sığınmacı sorununa Avrupa’nın bakışını bir kez daha, bu kez Dilek Yiğit’in çalışmasıyla taşıdık. Rusya’nın hamlesi uluslararası gündemi bir anda değiştirmişse de yaşanmakta olan büyük göç henüz sonuçlarını doğurmadı bile… Avrupa, küresel ekonomik krizden sonra şimdi de demografik yapısının değişeceği söylemleri, gelenlerin yerleştirilmesi ya da nasıl olacaksa bir başka ülkeye doğru iletilmesi, vatandaşlarının çoktan başlamış olan protestoları, yabancı düşmanlığı gibi sorunlarla boğuşmak zorunda kalacak. Koşullar Suriye içerisinde “güvenli bölge” oluşturulmasını gündeme getiriyorsa da toplumsal hafızada kelimenin karşılığı o kadar da güvenli olmadığı için “güvenli bölge” teklifleri reddediliyor. Dünya yönetim anlayışı bakımından da haritalar ya da nüfusun dağılımı açısından da hızlı bir değişim geçiriyor. Türkiye’yi en çok ilgilendirenleri dikkatinize sunmaya devam ediyoruz.

Gelecek sayıda görüşmek üzere iyi okumalar dileriz…

http://www.21yuzyildergisi.com/haber/39-sayi-82-rusyanin-suriye-cikarmasi-yeni-oyun-yeni-denge-haberi.html

..

..

28 Ekim 2015 Çarşamba

IŞİD’in Ramadi’yi Kontrolü ve Bağdat-Washington Eksenindeki Gelişmeler






IŞİD’in Ramadi’yi Kontrolü ve Bağdat-Washington Eksenindeki Gelişmeler



Ali SEMİN
www.bilgesam.org





Irak’ta yerel güvenlik güçlerinin ve ABD öncülüğünde kurulan uluslararası koalisyonun Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüne karşı başlattığı 
askeri mücadeleden bugüne kadar herhangi bir somut netice alındığını söylemek mümkün değildir. Irak, 10 Haziran 2014 tarihinden bu yana IŞİD 
krizinden ve petrol fiyatlarının düşüşünden dolayı ekonomik krizle de mücadele etmektedir. 
IŞİD tehdidinin büyümesiyle birlikte ortaya çıkan göç sorunu, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası toplumun ve Irak hükümetinin 
yaşanan krizi aşmasını zorlaştırmaktadır. 

Irak’ın IŞİD krizi ile beraber ülke tarihinin en zorlu dönemecinden geçtiğini ve bu sorunun yalnızca havadan sınırlı operasyonlarla çözülemeyeceğini 
ifade etmek gerekir. Gerek yerel güvenlik güçleri gerek uluslararası koalisyon IŞİD’in ülkedeki ilerleyişini kısa süreliğine durdurmayı sağlasa da örgütün 
Irak’ta ve hatta Suriye’de stratejik bölgeleri denetimine aldığı görülmektedir. IŞİD’in Anbar’ı kontrol etmesi hem bölgesel ve küresel güçlerin Orta Doğu’daki 
güç rekabeti açısından hem de Irak’ın iç siyasetindeki etnik ve mezhepsel ayrışmaların keskinleşmesi bakımından oldukça önemli bir gelişmedir. 
IŞİD sadece bir örgütten ibaret değildir. Bölgede yaşanan gelişmeler ve güç boşluğunun belirginleşmesi sonucunda çıkara dayalı bir güç mücadelesinin de 
aracıdır. Küresel ve bölgesel güçlerin Irak ve Suriye’deki nüfuz rekabetinin sonucunda güçlenen IŞİD’e karşı Ağustos 2014’ten beri yürütülen operasyonlara 
ramen örgütün zayıflatımaması/ve ilerleyişinin durdurulamaması kuşkulara yol açmıştır. Bu bağlamda IŞİD sorununun ardından Irak’ta ortaya 
çıkan milisleşme süreciyle birlikte, Irak güvenlik güçleri dışındaki silahlı grupların etnik ve mezhepsel (Şii-Sünni ve Kürt) aidiyete göre silahlanması ülkenin 
kısa ve orta vadede iç savaşa doğru gideceğinin habercisidir. Bu analizde söz konusu saptamalar ışığında Anbar vilayetinin IŞİD kontrolüne geçmesinin 
düşündürdükleri ve Bağdat-Washington ekseninde yaşanan gelişmeler kaleme alınmaya çalışılacaktır.

IŞİD’in İlerlemesi ve Ramadi’nin Kontrolü 

IŞİD’in Musul’dan sonra Irak’ın en önemli vilayeti olan Anbar’ı kontrol etmesi, ülkedeki yerel güçlerin ve uluslararası koalisyonun örgüt ile olan askeri 
mücadelesinin yetersiz olduğunun önemli bir göstergesi olmuştur. Ayrıca IŞİD’e yönelik askeri mücadelenin yetersizliğinden dolayı ülkedeki sivil kaybının 
arttığı görülmektedir. Birleşmiş Milletler’in açıkladığı rakamlara göre, IŞİD’in 10 Haziran 2014 tarihinde Musul’u kontrol etmesinden 2015 yılının Nisan ayına kadar Irak’ta 15219 kişi hayatını kaybetmiş 
ve 29493 kişi de yaralanmıştır. 1

Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) 
Mecidiyeköy Yolu Caddesi, No:10, 34387 Şişli -İSTANBUL www.bilgesam.org www.bilgestrateji.com bilgesam@bilgesam.org Tel: 0212 217 65 91 - Fax: 0 212 217 65 93



2 Sayfa



 Bunun yanı sıra Irak’ta IŞİD saldırılarından ötürü 3 milyon kişi göç etmek zorunda kalmış ve 8 milyon 200 bin kişi ise insani yardıma muhtaç duruma 
düşmüştür.2 Dolayısıyla IŞİD ile mücadelenin yalnızca askeri yöntem ile yürütülmesi zor görünmektedir. 

IŞİD için Anbar bölgesinin stratejik önemi oldukça yüksektir. Anbar vilayeti yüzölçümü olarak Irak’ın en büyük ilidir. Anbar’ın bir diğer önemi ise Suriye, Ürdün ve Suudi 
Arabistan ile çevrili bir kent olmasıdır. Ayrıca nüfusunun çoğunluğu Sünni Araplar’dan oluşmakta ve Bağdat merkezi hükümetindeki Şii yönetim karşıtı aşiretlerin çoğunluğu 
Anbar’da bulunmaktadır. Anbar Bağdat’ın batısından 110 kilometre uzaklıktadır. Anbar vilayetinin Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’ın sınırında olması stratejik olarak IŞİD’in 
ülkenin diğer bölgelerine ve hatta güneydeki kentlere ilerlemesine yol açabilir. Bunlara ilaveten Ramadi’de bulunan Ramadi ve Hadise barajlarını kontrol altına alması, birçok 
kentte su sıkıntısı yaşanmasına ya da kapakların açılarak bazı bölgelerin sular altında kalmasına sebep olabilir. Anbar vilayetine bağlı 41 ilçe ve kasabanın sadece 5 tanesi Irak 
güvenlik güçlerinin kontrolünde olup geri kalanı IŞİD’in denetimindedir. IŞİD’in Anbar vilayetinin merkezi olan Ramadi’yi kontrolünde tutmasının Irak güvenlik güçlerinin 
Musul’a yapacakları kurtarma operasyonlarını engellediğini /engelleyebileceğini ifade etmek mümkündür. 

Bu çerçevede 17 Mayıs 2015 tarihinde Ramadi’nin IŞİD’in kontrolüne geçmesi, örgütün Musul’dan sonra Irak’taki ikinci başarısı olarak kabul edilebilir. Bu durum IŞİD’in Irak’ta 
ve Suriye’de ilerleyişinin hızlanmasına yol açabilir. Aslında IŞİD’in Irak’taki ilerleyişi, örgütün güçlü olmasından ziyade, Irak güvenlik güçlerinin çatışmadan birçok kentten geri 
çekilmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Irak’ın tek bir bütün olarak savaşan güvenlik gücünün olmayışı IŞİD’in ülkedeki hareket alanını genişletmesine neden olmaktadır. 
Musul’dan sonra Irak güvenlik güçlerinin Ramadi’den de çatışmadan çekildiği belirtilmektedir. Irak Başbakanı Haydar el-Abadi, Ramadi’nin IŞİD’in denetimine geçmesiyle ilgili 
yaptığı açıklamada güvenlik güçlerinin herhangi bir çekilme emrini beklemeden kentten geri çekildiğini belirtmiştir. 
Bu sebeple Abadi, 20 Mayıs’ta Anbar İl Emniyet Müdürü General Kazım Muhammed Farıs el-Fehdavi’yi görevden almış  ve yerine General Hadi Rezic’i atamıştır.3 


1 http://www.almadapress.com/ar/news/47 
(Erişim: 19.05.2015)

2 http://elaph.com/Web/News/2015/5/1007556.html,
(Erişim: 25.05.2015)



Öte yandan Anbar iline bağlı el-Bağdadi nahiyesinde ve Ramadi’nin 90 km batısında bulunan Aynel-Esed askeri üssünde Irak güvenlik güçlerine eğitim ve danışmanlık yapan 300’den fazla Amerikan askerinin bulunduğu bilinmektedir. 
Ayrıca Irak ordusunun en eğitimli özel operasyon gücü olarak tanımlanan el-Dehabi (Altın) kolordusu, Ramadi’de IŞİD’e karşı savaşmaktadır. 
Bütün bunlara rağmen Ramadi’nin IŞİD’in kontrolüne geçmesi oldukça düşündürücüdür. Irak güvenlik güçlerinin Ramadi’den geri 
çekilmesi hususunda iki gerekçe ileri sürülmektedir. Birincisi bin civarında Irak askerinin IŞİD tarafından Ramadi operasyonlarının koordinasyon merkezinde kuşatıldığı, silah 
ve askeri mühimmatın ulaştırılamadığıdır. Diğeri ise, Irak güvenlik güçlerinin savaşmak istemediği ve Bağdat hükümetinin bölgede silahlandırdığı 3 bin aşiret mensubunun da 
silahlarıyla birlikte IŞİD’in safına geçtiği iddiasıdır. Hem Abadi hükümetinin hem de ABD’nin başını çektiği uluslararası koalisyonunun terörle mücadele kapsamındaki tutumuna 
bakıldığında, ordu ve güvenlik güçlerinin Anbar’da ve diğer Sünni bölgelerinde IŞİD ile savaşın tamamen Sünni Arap aşiretleri arasında bir güç rekabetine dönüştürüldüğü ifade 
edilebilir. Bu durum ABD’nin Irak’ta IŞİD’in kontrolündeki Sünni bölgelerinde örgütle mücadele stratejisini Sünni Arap 
aşiretleriyle sürdürmek istemesinden kaynaklanmaktadır. 

   (  Irak’ın işgalinden bu yana Irak ordusunun ve güvenlik güçlerinin Washington tarafından yeterince eğitilmediği ve desteklenmediği 
gerçeğini de ifade etmek mümkündür. )

Bu bağlamda 29 Nisan’da ABD Kongresi, Irak ordusu dışında IŞİD’e karşı savaşan Peşmerge ve Sünni Arap aşiretlerin milis güçlerine doğrudan askeri desteği öngören yasa 
tasarısını onaylamıştır. ABD Kongresi aynı zamanda Iraklı güçlere 715 milyon dolarlık askeri destekte bulunulacağı da belirtilmiştir. Söz konusu yasaya göre, Irak’a yapılacak askeri 
yardımların %25’i Peşmerge ile Sünni millis güçlerine doğrudan dağıtılacaktır.4 

3 http://www.alwasatnews.com/4639/news/read/992806/1.html,
(Erişim: 21.05.2015)


4 http://www.alliraqnews.com/modules/ news/article.php?storyid=2935,
(Erişim:25.05.2015)


“  Irak ordusunun en eğitimli özel operasyon gücü olarak  tanımlanan el-Dehabi (Altın) kolordusu, Ramadi’de 
IŞİD’e karşı savaşmaktadır. Bütün bunlara rağmen Ramadi’nin IŞİD’in kontrolüne geçmesi oldukça düşündürücüdür.“



ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Ramadi kentinin IŞİD’in kontrolüne geçmesine ilişkin 24 Mayıs’ta CNN kanalına verdiği mülakatta “Ramadi’deki 
gelişmeler Irak ordusunun savaşma iradesi olmadığını gösteriyor” şeklinde bir açıklama yapmıştı.5 ABD’nin Irak’ta IŞİD ile mücadele etme ve krizin çözümünde ülkedeki yerel 
güçler arasında kime güveneceği konusunda henüz net bir karara varamadığı ifade edilebilir. Irak’ta IŞİD ile mücadelede Irak güvenlik güçleri, Peşmerge gücü, Haşed el-Şaabi Şii milis gücü ve Sünni Arap aşiretlerine bağlı silahlı milis güçleri 
olarak dört ana faktörün varlığından söz etmek mümkündür. 

ABD’nin söz konusu kararındaki belirsizliğin sebepleri şu şekilde sıralanabilir:

1. Irak Güvenlik Güçleri Faktörü: Irak ordusunda ve güvenlik güçlerindeki etnik ve mezhepsel ayrışmalar IŞİD’e karşı mücadeledeki en önemli sorunlardan birisidir. Yerel 
güçler arasında koordinasyonun sağlanamaması ülkedeki terör sorununun artmasına ve IŞİD’in ilerleyişine yol açmaktadır. Dolayısıyla IŞİD’e karşı mücadelenin sadece Irak 
ordusu ve güvenlik güçleri tarafından yürütülemediği görülmektedir. ABD Kongresi’nden geçen yasa tasarısında Irak güvenlik güçleri yerine Iraklı güçler tabirinin yer alması, 
Washington yönetiminin IŞİD ile mücadelede Irak güvenlik güçlerine güvenmediğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. 

2. Peşmerge Gücü Faktörü: IŞİD ile mücadelede bir başka problem de peşmergenin Irak anayasasının 140. maddesinde yer alan tartışmalı bölgelerin dışında savaşmak isteğinin 
olmamasıdır. Başka bir ifadeyle Irak’ta Kürtler’in, 2003 Irak işgalinden sonra Kerkük ve diğer tartışmalı bölgeleri kendi toprakları olarak çizdikleri sınırlar dışında savaşmak istememeleri 
ABD’nin ülkedeki hangi yerel güçlere güveneceği hususunu belirsiz kılmaktadır. 



5 CNN:  http://arabic.cnn.com/middleeast/2015/05/24/ashton-carter-isis-ramadi,
(Erşim:25.05.2015)

3. Haşed el-Şaabi Faktörü: 

Silahlı Şii milis güçlerinin koalisyonu niteliğindedir. Haşed el-Şaabi gücünün komutanı eski Ulaştırma Bakanı ve Bedr Tugayı lideri Hadi el-Amıri’dir. Bu güç Bağdat’tan ziyade İran Devrim 
Muhafızları’na bağlı Kudüs Ordusu Komutanı General Kasım el-Süleymani’nin kontrolündedir. Söz konusu Şii milis gücü IŞİD ile mücadelede önemli bir unsurdur. Bunun da 
iki temel nedeni vardır. Birincisi Haşed el-Şaabi’ye katılan gönüllü Şii milisler, Şiiliği ve Şiiler için kutsal topraklar ve türbeleri koruma inancıyla çatışmaktadır. Diğeri ise Bağdat 
merkezi hükümeti tarafından ciddi mali, askeri ve silah desteği almaktadır. 12 Haziran 2014 tarihinde Şii Dini Merci Ayetullah Ali el-Sistani’nin çağrısı üzerine kurulan Haşed el-
Şaabi Şii milis gücüne Bağdat hükümeti 1 milyar dolar harcamıştır. Ayrıca Bakanlar Kurulu kararıyla Heşad el-Şaabi gücü, Başbakan ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Haydar 
el-Abadi’ye bağlı olarak resmi bir şekilde IŞİD’e karşı mücadele etmektedir. Haşed el-Şaabi gücü, IŞİD ile mücadelede zımnen başarılı olsa da Şiilik bilincini fazlasıyla ön plana 
çıkarmasından dolayı ülkede mezhepsel çatışmayı körüklemektedir. 

Çünkü Irak’ın Diyale ve Selahaddin vilayetinde (Tikrit’te) IŞİD’e karşı başarı kaydettiğinde Sünni Araplara karşı baskı, sindirme ve yok etme potansiyeli olan bir güç 
şeklinde hareket etmiştir. Uluslararası İnsan Hakları Örgütü, Haşed el-Şaabi milis gücünün özellikle Diyale bölgesinde Sünni Araplara karşı katliam düzenlediğini açıklamıştır. 
Dolayısıyla İran’ın etkisi altında olan Haşed el-Şaabi milis gücünün IŞİD ile olan savaşta başarı kaydettikçe zamanla Bağdat merkezi hükümetinin kontrolünden çıkma ihtimali 
oldukça yüksektir. 

4. Sünni Arap Aşiretlerinin Milis Gücü Faktörü: Irak’ta IŞİD’in kontrol ettiği Sünni Arap bölgelerinde Bağdat hükümetine destek veren aşiretler bulunmaktadır. Fakat Bağdat 
yönetimi ile IŞİD’e karşı mücadele etmek isteyen Sünni Arap aşiretleri arasında ciddi anlamda güven bunalımı söz konusudur. Bağdat hükümetinin Sünni Arap aşiretlerine silah 
ve para yardımı yapma hususundaki çekincelerinin aynısının Obama yönetiminde de olduğu ifade edilebilir. Bağdat merkezi hükümetinin Sünni Arap aşiretleriyle ilgili kaygıları iki 
taraf arasındaki anlaşmanın bozulması halinde, bu aşiretlere verilen silahların IŞİD’e gitme ihtimalinden kaynaklanmaktadır. Nitekim 2008 yılında ABD’nin öncülüğünde dönemin 
Başbakanı Nuri el-Maliki tarafından kurulan ve Sünni Arap aşiretlerinden oluşan el-Sahva gücünün (Uyanış) durumu bu kaygının yersiz olmadığını göstermektedir. Sahva gücünü 
destekleyenlerin ellerindeki silahların büyük kısmı daha sonra Maliki ile ilişkilerinin kötüleşmesi neticesine IŞİD ve IŞİD’e destek veren silahlı Sünni milis güçlerinin eline geçmiştir. 


“ Yerel güçler arasında koordinasyonun sağlanamaması ülkedeki terör sorununun artmasına ve IŞİD’in ilerleyişine yol açmaktadır. ''




Bağdat, Washington ve Tahran Hattında IŞİD Krizi

IŞİD ile mücadelenin yalnızca hava operasyonlarıyla çözüme kavuşturulması oldukça zordur. IŞİD’in Irak ve Suriye’de kontrol ettiği bölgelerde yaklaşık 8 milyon sivil 
yaşamaktadır. Bu nedenle havadan veya karadan askeri operasyonların büyük ölçüde sivil kaybına yol açacağı unutulmamalıdır. Irak’ın sorunu sadece güvenlik kurumlarındaki 
bölünmüşlük değildir, istihbarat ve bilgi edinme eksikliği de söz konusudur. ABD’nin Irak hükümetiyle istihbarat anlamında daha fazla bilgi paylaşımı yapması gerekmektedir. 
Öte yandan Irak güvenlik güçleri etnik, mezhepsel ve ideolojik bölünmüşlük sebebiyle IŞİD ile savaşmamaktadır. Örneğin Haşed el-Şaabi milis gücü Şii bölgelerin ve kutsal 
türbelerinin korunması amacıyla kurulmuştur. Bu da ülkenin pratikte Kürtler, Şiiler ve Sünni Araplar arasında üçe bölündüğünün göstergelerinden biridir. Amerikan yönetimi 
IŞİD’in Musul’u kontrol etmesinden sonra bazı Sünni yetkili ve aşiret liderlerini Washington’a davet edip görüşse de bu çabaların örgütle mücadelede yeterli olmadığı görülmektedir. 
Çünkü Sünni Arap aşiretler arasındaki bölünmüşlük faktörü, ABD’nin Sünni bir muhatap bulmakta zorlanmasını beraberinde getirmektedir. Başka bir ifadeyle Irak hükümetinin 
ve Washington yönetiminin IŞİD ile mücadelede Sünni Arap aşiretlerinden tam manasıyla destek aldığı söylenemez. Aslında Sünni Araplar da birçok bölgede IŞİD’in faaliyetlerinden 
rahatsızdır. Fakat IŞİD’in kontrol ettiği bölgelerden çıkarılması durumunda Haşed el-Şaabi Şii milis güçlerinin kendilerine yönelik saldırı gerçekleştirmesinden ve sebepsiz 
tutuklamalar yapmasından çekinmektedir. Eğer Haşed el-Şaabi milis gücü Şii ve İran güdümlü bir yapıda olduğu görüntüsünü vermeseydi ve Haşed el-Irak olarak ortaya çıksaydı 
Sünni Araplar’ın çoğundan destek alabilirdi. Bu durumda Irak’ta IŞİD’e karşı savaşan yerel güçler arasında mensup oldukları etnik ve mezhepten ziyade ait oldukları toprakları 
savunma fikri daha belirgin hale gelebilirdi. Bugün Irak’ta bu yönde bir güvenlik ve savunma anlayışı oluşturulması elzemdir. Aksi halde IŞİD ile mücadele hususunda askeri operasyonlardan 
sonuç elde etmek oldukça güç görünmektedir. 

IŞİD ile mücadele etme konusunda ne Bağdat merkezi hükümeti ne de Washington yönetimi Iraklı güvenlik güçlerinin tek çatı altında olması için çaba harcamıştır. ABD’nin öncülüğünde 
kurulan uluslararası koalisyon, Irak’ın hassas bölgelerinde (barajların ve petrol rafinerilerinin olduğu bölgelerde) başarılı hava operasyonları düzenlese de, diğer yandan 
yerel güvenlik güçleri arasındaki ayrışmayı derinleştirmiştir. Koalisyona destek veren Almanya gibi ülkelerin Peşmerge güçlerine silah, eğitim ve lojistik destek vermesi, Irak’ta iki 
nizami ordu ortaya çıkarmıştır. Bir başka ifadeyle Irak’taki mevcut durum, Şii milis güçlerinin koalisyonu niteliğindeki Haşed el-Şaabi ve Peşmerge gücünün lehine değişmeye 
başlamıştır. Bu da aslında IŞİD ile mücadele hususunda Bağdat, Washington ve Tahran arasında hem dolaylı hem de doğrudan bir mücadele yaşandığını göstermektedir. Bağdat 
ile Washington yönetimi arasında ciddi bir güven sorunu bulunmaktadır. 13 Nisan’da Irak Başbakanı el-Abadi, ABD’yi ziyareti sırasında Başkan Obama’dan silah ve para talep 
etmiştir. Ancak Irak’ın ABD ile olan milyarlarca dolarlık silah anlaşmalarına rağmen Washington yönetimi Bağdat’a silahları vermeyi geciktirmektedir. Özellikle satın alınan 36 
adet F-16 tipi savaş uçağının Washington tarafından hala teslim edilmemesi oldukça düşündürücüdür. Diğer yandan Washington’dan yeterli silah desteği alamayan Bağdat hükümeti 
alternatif olarak Rusya ile silah anlaşması yapmaya yönelmiştir. Başbakan el-Abadi’nin 21 Mayıs’ta Rusya lideri Vladimir Putin ile görüşmesinin ana gündemini silah anlaşması 
oluşturmuştur.

Irak hükümetinin IŞİD ile mücadele sürecinde ABD’ye ve kurduğu uluslararası koalisyona fazla güvenmediğini söylemek mümkündür. ABD, Irak’ta IŞİD ile mücadeleyi Tahran, 
Haşed el-Şaabi ve Peşmerge güçleriyle sürdürmektedir. Ancak Washington IŞİD ile mücadelede Irak ve Suriye’deki yerel güçlerle işbirliği sağlamanın yanı sıra bölgesel bir işbirliği 
mekanizmasının oluşması için de çaba sarfetmelidir. Öte yandan İran, Irak’a IŞİD ile mücadelede destek vermeyi sürdürmektedir. Bunun üç temel sebebi bulunmaktadır: Bağdat 
yönetimindeki Şii çoğunluğun nüfuzunu sürdürmesini sağlamak, Şii milis güçlerinin kendi güdümünden çıkmasını önlemek ve Şiiliği simgeleyen kutsal mekânları IŞİD’den 
korumak. İran’ın bu noktada Sünni bölgeleri kurtarmak için herhangi bir çaba içerisinde olmadığını da görmek mümkündür. 

Yukarıda da bahsedildiği üzere ABD, IŞİD ile mücadele kapsamında bölgesel bir koalisyon kurmalıdır ki bu koalisyon tüm bölgesel rekabetler bir kenara bırakılarak Suudi 
Arabistan, Türkiye ve İran öncülüğünde oluşturulmalıdır. Zira IŞİD sadece Irak ve Suriye için bir sorun değildir, bölgesel ve global bir kriz unsurudur. 

Sonuç

IŞİD’in Irak ve Suriye’de ilerleyişinin önüne geçilememesi bölgesel anlamda büyük tehdit arz etmektedir. 10 Haziran 

“ Eğer Haşed el-Şaabi milis gücü Şii ve İran güdümlü bir yapıda olduğu görüntüsünü vermeseydi ve Haşed el-Irak olarak ortaya çıksaydı Sünni Araplar’ın çoğundan 
destek alabilirdi. “




2014 tarihinden bu yana IŞİD’in Irak’ta ve Suriye’de kontrol ettiği stratejik öneme sahip bölgelerin geri alınamaması, bu örgütün Orta Doğu’da uzun bir süre daha kalacağı şeklinde 
yorumlanabilir. Şu hususa dikkat çekmek gerekir ki, Irak’ta veya Suriye’de IŞİD’le işbirliği içerisinde olan Sünni Arap aşiretlerinin IŞİD’e biat etmesi durumunda örgüt ile mücadele 
daha da zorlaşacaktır. Çünkü bu durumda IŞİD’in kontrol ettiği bölgelerde toplumsal ve sosyal destek bulması kolaylaşacaktır. Dolayısıyla Sünni Arap aşiretlerinin IŞİD’e 
biat etmesiyle birlikte örgütün bundan sonraki süreçte Irak’ta yeni bölgeleri kontrol altına alması beklenebilir ki Irak’ta Ramadi’yi, Suriye’de Tedamır’ı kontrol etmesi ilerlemesinin 
süreceğinin sinyallerini vermektedir. Öte yandan Irak’ta IŞİD ile mücadelenin yerel güçler arasında bir nüfuz rekabetine ve silahlanmaya dönüşme ihtimali oldukça yüksektir. 
Zira bugün Irak’ta IŞİD ile mücadele bağlamında ulusal güvenlik güçlerinden ya da ordudan bahsetmek zorlaşmaktadır. 

Bu sebeple hem Irak hükümeti hem de ABD öncülüğünde kurulan uluslararası koalisyona katılan ülkeler yeni bir yöntem geliştirmeli ve somut adımlar atmalıdır. IŞİD’e karşı 
savaşmak için uluslararası toplumun ve ABD’nin sadece hava operasyonları gerçekleştirmesi ve sınırlı sayıda askeri danışman göndermesi yeterli değildir. IŞİD ile mücadele; 
sosyal medya araçlarının kullanılmasını, örgütün yeni üye bulmasının önlenmesini ve mali kaynaklarının engellenmesini gerektirmektedir. Ayrıca Irak ile bölge ülkeleri ve ABD 
arasındaki istihbarat paylaşımının artırılması ve IŞİD ile bölgesel çapta bir mücadele için zemin hazırlanmalıdır.

Bu çerçeveden bakıldığında ABD’nin Irak’ta IŞİD ile savaşa doğrudan ve tek başına girmek istemediği görülmektedir. Bu nedenle Obama yönetiminin Irak’ta iki stratejisinin olduğu 
söylenebilir. Birincisi hava operasyonlarının uluslararası koalisyona katılan ülkelerle devam ettirilmesidir. Diğeri ise, Irak’ta IŞİD ile mücadelenin karadan İran’ın desteklediği 
Haşed el-Şaabi gibi Şii milis güçleri tarafından yürütülmesidir. Her iki seçeneğin de Irak’taki Sünni Araplar tarafından tepkiyle karşılanacağı söylenebilir. Bu nedenle IŞİD ile mücadele 
etmek amacıyla Haşed el-Şaabi dışında Sünni Arap, Kürt ve Türkmenler’den oluşan yeni bir karma güç kurulmalıdır. Aksi takdirde IŞİD’in Irak’tan tamamen çıkarılması 5 
ila 10 yıl sürebilir. 


BİLGESAM Hakkında

BİLGESAM, Türkiye’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından biri olarak 2008 yılında kurulmuştur. 

Kar amacı gütmeyen bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olarak BİLGESAM; Türkiye’deki saygın akademisyenler, emekli generaller ve diplomatların 
katkıları ile çalışmalarını yürütmektedir. Ulusal ve uluslararası gündemi yakından takip eden BİLGESAM, araştırmalarını Türkiye’nin milli problemleri, 
dış politika ve güvenlik stratejileri, komşu ülkelerle ilişkiler ve gelişmeler üzerine yoğunlaştırmaktadır. BİLGESAM, Türkiye’de kamuoyuna ve karar alıcılara 
yerel, bölgesel ve küresel düzeydeki gelişmelere ilişkin siyasal seçenek ve tavsiyeler sunmaktadır.

Yazar Hakkında

Mart 2011’den beri BİLGESAM Orta Doğu araştırmaları uzmanı olarak çalışan Ali Semin, Orta Doğu siyaseti, Türkiye’nin Ortadoğu politikası,
Türk-Irak ilişkileri, Irak’ın iç ve dış politikası, kuzey Irak’ın siyasi yapısı, Türkmenler, Iraklı Kürtlerin bölgesel ve küresel güçlerle ilişkileri,
Körfez ülkeleri, İran, Suriye, Libya, Mısır, Tunus, Filistin sorunu, Hizbullah ve Hamas konularıyla ilgilenmektedir. Semin, 2012 yılından itibaren Gazi

Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler doktora programına devam etmektedir..


www.bilgesam.org


..