28 Kasım 2020 Cumartesi

ABD NİN KARADENİZ POLİTİKASI VE TÜRKİYE. BÖLÜM 5

ABD NİN KARADENİZ POLİTİKASI VE TÜRKİYE. BÖLÜM 5

 

Kadir Ertaç ÇELİK, Mehmet Seyfettin EROL, ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, Türkiye, Dış Politika, Karadeniz, ABD Karadeniz Politikası,

Bu minvalde Sovyet komünizmi tehdidin ortadan kalksa dahi yeni bir Rus tehdidinin varlığına dikkat çekilmekte ve Rusya’nın Atlantik İttifakını zayıflatmak istediği vurgulanmaktadır. Dahası Rusya’nın bu amaçla yıkıcı yöntemlere başvurduğu tezi öne sürülmekte ve buna delil olarak Gürcistan ve Ukrayna’yı 
işgal ettiği belirtilmektedir. 

Ayrıca Rusya’nın komşularını da nükleer ve konvansiyonel askeri kapasitesiyle tehdit ettiği ifade edilmiştir (NSS 2017: 47). 

Bu tehdide karşın alınacak temel önlem olarak ABD ve Avrupalı müttefiklerin ilişkilerini derinleştireceği ve Atlantik İttifakı’nın Rus tehdidine ve yayılmacılığına, İran ve Kuzey Kore tehdidine karşı birlikte mücadele edileceği belirtilmektedir (NSS 2017: 48). Türkiye her ne kadar doğrudan ifade edilmese dahi NATO ve ikili ilişkiler üzerinden Atlantik İttifakı’nın önemli bir parçasıdır. Bu bağlamda ABD’nin bahse konu tehdide karşı iş birliğini derinleştireceği ülkeler arasında yer aldığı iddia edilebilir. 

Atlantik İttifakı’nın güvenlik boyutunda en önemli kurumsal ve yapısal organizasyon olan NATO’nun Karadeniz bölgesine yönelik politikasında ana 
hedef, bölgede Batı’nın aleyhine bir jeopolitiğin engellenmesidir. Daha detaylı ifade etmek gerekirse NATO’nun amacı; bölgedeki Batı karşıtı hareketlerin 
bir tehdit halini almaması, enerji tedariki sorununun olmaması ve bölgedeki devlet veya devlet dışı aktörlerin silahlanmaları tehdidinin ortadan kaldırılmasıdır 
(Sherr 2008: 151-152). NATO’nun bu konsepti ile ABD Ulusal Strateji Belgesi’nin örtüştüğü görülmektedir. Bu bağlamda hem Karadeniz jeopolitiği hem 
de Türkiye bu sürecin önemli bir parçası olacaktır. 

ABD açısından bir diğer önemli güvenlik konusu ise ekonomik güvenlik veya ticari güvenliğin tesis edilmesidir. Bu kapsamda denizlere serbestçe erişim; Washington yönetimi açısından ulusal güvenlik ve ekonomik refahın merkezi öneme sahip ilkesidir. ABD’nin refahı ve güvenliği denizlerde serbestlik ilkesi ile sıkı bir ilişki halindedir. Dolayısıyla ABD, bu anlayış çerçevesinde hareket eden kurumların varlıklarını ve faaliyetlerini desteklemeyi hayati derecede önemli görmektedir (NSS 2017: 40). Denizlerin serbestliği ilkesine sıkı sıkıya bağlı olan ABD, uluslararası hukuka uygun olarak teritoryal sorunları ve deniz alanlarına ilişkin ihtilafları çözmek için çaba sarf edecektir (NSS 2017: 47). Bu noktada Karadeniz; hem deniz ticareti hem de Kırım başta olmak üzere çeşitli ihtilaflı bünyesinde barındırmasından dolayı ABD dış politikası açısından Rus yayılmacılığı ve tehdidi karşısında önem arz eden başlıklar arasında yer almaktadır. 

Trump’ın başkanlığında ilan edilen ilk ulusal güvenlik strateji belgesi olan Aralık 2017 tarihli belgede son olarak ise Türkiye ile Rusya arasındaki bir yakınlaşmanın ABD çıkarlarına aykırı olduğu düşünülmektedir (Cohen and Irwin 2006: 8-9; Erol 2013: 120). Bu ABD açısından iki önemli sorunsalı gündeme getirmektedir. Birincisi önemli bir müttefikin kaybedilmesi ve Atlantik İttifakı’nın güvelik ayağının darbe yemesidir. İkincisiyse başta Ortadoğu ve Karadeniz jeopolitiği başta olmak üzere bölge stratejilerine karşı bir direncin oluşması ve maliyetlerin artması anlamına gelmektedir. 

Dolayısıyla Türkiye’nin Batı ekseninden kayması veya ABD ile ilişkilerinin ikincil öneme evrilmesi ve bunun yerini Rusya Federasyonu’nun alması Beyaz Saray yönetimi açısından istenilen bir durum değildir. 
 
Sonuç 

Uluslararası ilişkiler literatürü bağlamında ulus-devlet olgusunun ortaya çıkmasıyla birlikte devletlerin güvenliği olarak ifade edilen kavramın yerine ulusal güvenlik kavramının kullanılması daha tercih edilir bir durum olmuştur. Bu bağlamda çerçeve bir kavram olarak ifade edilebilecek olan güvenliğin tamlayan kavramlarla daha belirgin bir hal aldığı ifade edilebilir. Dolayısıyla ulus devletlerin güvenliklerini sağlamaları durumuna işaret eden ulusal güvenlik fiziksel ve psikolojik boyutları olan korku ve tehditlerden uzak olma durumu şeklinde tanımlanabilir. 

Realistlere göre doğa durumunun hâkim olduğu uluslararası ilişkilerde devletler, dış politika tercihlerini güvenliği merkeze alarak şekillendirmektedirler. 

Bu varsayıma yönelik eleştiriler olmakla beraber günümüzde karar alıcıların tercihlerinde güvenlik olgusunu göz ardı etmedikleri aşikârdır. 

Bu gerçeklik ABD’li karar alıcılar için de geçerlidir. 

Uzun bir süre boyunca kendi kıtası dışıyla ilgili ve ilişkisi sınırlı olan ABD, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası tesis edilen uluslararası sistemin en temel aktörlerinin başında yer almıştır. Gerek kendi iç dinamikleri ve kapasitesi gerekse uluslararası sistemin yapısal dayatmasının bir sonucu olarak ABD, iki kutuplu uluslararası yapıda Batı Bloku’nun lideri rolüyle küresel aktör olarak politikalarını şekillendirmiş tir. 1990’lara gelindiğindeyse İkinci Dünya Savaşı sonrası tesis edilen uluslararası sistem yapısal bir değişiklik geçirmiştir. İki kutuplu yapının bir ayağını 
oluşturan Doğu Bloku dağılmış ve blok liderliğini üstlenen Sovyetler Birliği yıkılmıştır. Böylece ABD, küresel sistemin hamisi pozisyonuna daha net bir 
ifadeyle başat aktör konumuna gelmiştir. 

Soğuk Savaş olarak adlandırılan ve 1990’lara kadar devam eden dönemin sona ermesinin ardından tek kutuplu bir yapıya evrilen uluslararası sistemin 
başat aktörü ABD’nin dış politika tercihleri ve bu kapsamda ulusal güvenliği sadece kendi iç meselesi olmaktan çıkmıştır. Bu minvalde küresel bir boyut kazanan ABD’nin güvenlik algısı ve bu kapsamdaki strateji veya politikası hem uluslararası sistem için hem de diğer devletler için dikkat edilmesi gereken önemli parametrelerden birisi olmuştur. 

ABD’nin dış politika tercihleri veya güvenlik politikasını okuyabilmek için başvurulabilecek en temel belge ise Ulusal Güvenlik Strateji (National Security Strategy) Belgeleri’dir. 26 Haziran 1947 tarihli Ulusal Güvenlik Yasası’yla güvenlik bağlamında karar alma mekanizmasının hukuki oluşumunu tesis eden ABD’de güvenlik politikası bağlamında iki önemli mekanizma ortaya çıkmaktadır. Bunlar; Ulusal Güvenlik Konseyi ve Ulusal Güvenlik Kaynakları Kurulu’dur. Bu iki kurum üzerinden güvenlik stratejisini şekillendiren ABD’nin küresel nitelik taşıyan ulusal güvenlik politikası Ulusal Güvenlik Strateji Belgeleri aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmaktadır. Bu belgelerde ABD’nin temel ilkeleri ve dış politika tercihleri, öncelikleri, tehdit ve çıkar algısı net biçimde ifade edilmektedir. 

Söz konusu strateji belgelerinin en son kamuoyuyla paylaşılanı ise Aralık 2017 tarihli Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’dir. Bu belge üzerinden ABD’nin Karadeniz politikası ve Türkiye’ye ilişkin bir okuma yapıldığında ilk olarak ifade edilmesi gereken husus; hem Karadeniz bölgesi hem de Türkiye’nin belgede bir kere dahi zikredilmemiş olmasıdır. Karadeniz ve Türkiye sözcüklerinin belgede yer almaması ABD’nin Karadeniz’e yönelik bir stratejisi veya Türkiye’ye ilişkin bir politikası olmadığı anlamına gelmemektedir. Bu kapsamda ABD açısından gerek Karadeniz jeopolitiği gerekse Türkiye’nin merkezi bir öneme haiz olmadığı ifade edilebilir. Ancak gerek Türkiye gerekse Karadeniz jeopolitiğinin ABD’nin hem küresel hem 
de bölgesel projeksiyonlarında etki kapasitesi olan unsurlar olduğu belgenin satır araları okunduğunda anlaşılmaktadır. 

“Önce Amerika” mottosuyla tesis edilen Aralık 2017 tarihli Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nin ekonomiyi merkeze alan bir yaklaşımla ABD’ye karşı küresel anlamda gerçekleşen meydan okumalara, uluslararası teröre ve bölgesel ve küresel güvenliği tehdit eden serseri devletlere odaklandığı görülmektedir. Belgede küresel meydan okuma gerçekleştiren aktörler Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti, uluslararası terörizm noktasında DAEŞ ve serseri devletler olarak da Kuzey Kore ve İran’a vurgu yapılmıştır. Ekonomik boyutta ise uluslararası ticarete ilişkin projeksiyonların paylaşıldığı belgede denizlerin serbestliğinin vazgeçilmez bir ilke olduğu belirtilmiştir. Küresel liderliğine bir tehdit olarak ele aldığı Rusya Federasyonu ve denizlere ilişkin stratejisinin Beyaz Saray yönetiminin Karadeniz politikasına dair göstergeleri sunduğu görülmektedir. 

ABD’nin Karadeniz bölgesine yönelik stratejisine genel perspektiften bakıldığında önceliklerinin NATO’nun yayılması ve etkinliğinin artması, bölgede üslerin kurulması, enerji jeopolitiğini kontrol etme, bölge ülkelerinde ABD yanlısı bir kamuyu oluşturma, yeni inisiyatifler geliştirme ve Rusya’yı kontrol etmek olduğu söylenebilir. Bu minvalde Soğuk Savaş sonrası veya post-Sovyet dönemde Karadeniz bölgesine yönelik ilgisi artan ABD’nin küresel sistemdeki konumundan dolayı statükocu bir anlayışla hareket ettiği ve başka aktörlerin revizyonist politikalarını tehdit olarak gördüğü gözlemlenmektedir. Aralık 2017 tarihli Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi de bu anlayışa uygun şekilde kaleme alınmıştır. 

Belgeye dair detaylı bir okuma yapıldığında doğrudan bir Karadeniz politikasının olmadığı görülecektir. Ancak Karadeniz; bir yandan bölgesel stratejiler başlığı altında ele alınan Avrupa stratejisinin bir parçası olmakta diğer yandan ise askeri ve ekonomik rekabet, nükleer güçlere ilişkin önlem ve içerikler ile denizlere ilişkin projeksiyonlar noktasında değerlendirilmektedir. Bu kapsamda revizyonist Rusya’nın Gürcistan ve Ukrayna’daki yayılmacı politikası bir tehdit olarak ele alınmaktadır. Bunun yanı sıra söz konusu devletin enerji güvenliği noktasında da potansiyel bir tehdit olduğu vurgulanmıştır. Rusya’nın sert güç araçlarının yanı sıra bölgenin gelişmekte olan ülkelerinde yumuşak güç araçlarıyla nüfuz elde etme girişimleri olduğu belirtilmektedir. Nitekim ABD’li karar alıcılar, Rusya’yı hem genelde hem de Karadeniz jeopolitiğinde Batı aleyhine bir revizyonist politika izlediği için potansiyel bir tehdit olarak görmektedir. 

ABD açısından önem arz eden bir diğer husus ise ekonomik güvenliktir. Trump yönetimi tarafından hazırlanan Ulusal Strateji Güvenlik Belgesi’nde ABD’nin refahı ve güvenliğinin denizlerin serbestliği ilkesiyle doğrudan ilintili olduğu belirtilmiştir. Belgede yer alan bu bilgiden hareketle Rusya’nın Karadeniz’de tek taraflı revizyonist girişimlerin ABD açısından uzun vadeli sessiz kalınacak bir girişim olmadığı açıktır. 

Karadeniz bölesine yönelik politikasının temel enstrümanlarından birisi olan NATO’nun Rusya tarafından tehdit olarak görülmesi ve Moskova yönetiminin NATO’ya karşı stratejiler geliştirmesi de belgede ele alınan bir durumdur. 
Bu kapsamda belgede Rusya’nın NATO karşıtlığı üzerinden ABD’ye karşı varoluşsal bir tehdit olarak nükleer sistemler ve siber kapasitesini geliştirmesi Avrasya’da Moskova kaynaklı çatışma riskini artıran bir durum olarak değerlendirilmektedir. 
Karadeniz’e yönelik stratejisini Rusya tehdidi üzerinden inşa eden ABD yönetimi söz konusu belgede Türkiye’yi de Karadeniz gibi doğrudan ele almamıştır. 

Buna karşın belgede yer alan Ortadoğu, Avrupa, Güney ve Orta Asya stratejileri, DAEŞ ile mücadele, mülteci sorunu ve NATO ile ilgili projeksiyonların Türkiye’den bağımsız ele alınacağını veya Türkiye açısından sonuçlar doğurmayacağını iddia etmek mümkün değildir. Söz konusu projeksiyonların tamamında hem NATO müttefiki hem de ikili müttefiklik ilişkisine sahip olduğu Türkiye ile iş birliğinin gerekliliği belgenin satır aralarında yer almaktadır. Gerek NATO ve bölge stratejileri gerekse uluslararası terörizm ve mülteci sorunu gibi tehditlerle mücadelenin ABD’nin müttefikleri ve dostlarıyla birlikte yapılacağı ifadesi Türkiye’yi de kapsamaktadır. 

Karadeniz jeopolitiği bağlamında Rusya tehdidine yönelik geliştirilecek projeksiyonlarda önem atfedilen Türkiye’nin Moskova ile yakınlaşması ise 
ABD açısından olumsuz bir durum olarak değerlendirilmektedir. 

Sonuç itibarıyla ABD yönetimi tarafından uluslararası sistemin dinamikleri ve küresel konumunu baz alarak hazırlanan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde Türkiye ve Karadeniz’in birincil öneme sahip unsurlar olmadığı dolaylı olarak görülmekle beraber küresel rekabet noktasında her ikisinin de önemli parametreler olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Bu kapsamda ABD açısından Karadeniz jeopolitiğinde ana hedefin Rusya’nın revizyonist eylemlerinin engellenmesi, bölge ülkelerinin ABD’ye yakın bir çizgiye çekilmesi, enerji koridorlarının ve ekonomik güvenliğin tesis edilmesi önem arz etmektedir. Türkiye ise ABD açısından müttefik kategorisinde yer alan bir devlet olduğundan Rusya ile yakınlaşması ABD çıkarlarına aykırı görülmektedir. Bu nedenle Türkiye hem NATO’nun hem de Atlantik İttifakı’nın güvenliği ve bekası ile Rusya tehdidine karşı mücadelede kaybedilmemesi gereken bir aktör olarak değerlendirilmektedir. 

KAYNAKÇA 

BAYLIS John (2018). “Uluslararası İlişkilerde Güvenlik Kavramı”, Uluslararası İlişkiler, 5 (18): 69-85. 
BAYLIS John ve SMITH Steve (2001). The Globalization of World Politics, 2nd Edn, Oxford: Oxford University Press. 
BİNGÖL Oktay (2014). “ABD Ulusal Güvenlik Stratejisinin Küresel Uygulayıcıları: Coğrafi Muharip Komutanlıklar”, Güvenlik Stratejileri, 10 (19): 
133-166. 
BİRDİŞLİ Fikret (2011). “Ulusal Güvenlik Kavramı’nın Tarihsel ve Düşünsel Temelleri”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 31 (2): 
150-151. 
BİRDİŞLİ Fikret (2016). Teori ve Pratikte Uluslararası Güvenlik, 2. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık. 
BİRDİŞLİ Fikret ve Aynur Başurgan (2017). “Güvenlik Politikalarının Konstrüktivist Bir Unsuru Olarak Güvenlik Kültürü ve Türkiye Örneği”, 
Adnan Menderes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 4 (4): 58-78 
BUZAN Barry (1991). People, States, and Fear: An Agenda for International Security Studies in the Post-Cold War Era, 2. Edition, Boulder, Colorado: 
Lynne Rienner Publishers. 
CANAR Burçin (2012). “Soğuk Savaş Sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin Karadeniz Politikası”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 67 (1): 49-80. 
COHEN Ariel and Convay Irwin (2006) “U.S. Strategy in the Black Sea Region”, The Heritage Foundation Report, No: 1990, 13 December: 8-9. 
COHEN Ariel - Robert E. Hamilton (2011). The Russian Military and the Georgia War: Lessons and Implications, Strategic Studies Institute. 
DEIBERT Ronald J., Rafal Rohozinski and Masashi Crete-Nishihata (2012). “Cyclones in Cyberspace: Information Shaping and Denial in the 2008 
Russia–Georgia War.” Security Dialogue, 43 (1): 3-24. 
DURDULAR Arzu (2016). “Çin’in Kuşak Yol Projesi ve Türkiye-Çin İlişkilerine Etkisi”, Avrasya Etüdleri, 22 (49): 77-97. 
ERHAN Çağrı (2001). “ABD’nin Ulusal Güvenlik Anlayışı”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 56 (4): 77-93. 
EROL Mehmet Seyfettin (2013). “Post Sovyet Alanında Türkiye-Rusya İlişkileri: Sıfır Toplamlı Bir Oyun mu Yoksa Güvene Dayalı İşbirliği mi?”, 
Türkiye Cumhuriyeti-Rusya Federasyonu İlişkileri, (Der.) Haydar Çakmak ve Mehmet Seyfettin Erol Ankara: Türkiye-Rusya Federasyonu 
Dostluk Derneği Yayınları. 
EROL Mehmet Seyfettin (2014). “Ukrayna-Kırım Krizi Ya da İkinci Yalta Süreci”, Karadeniz Araştırmaları Dergisi, 41: 1-14. 
EROL Mehmet Seyfettin - Sertif Demir (2012). “Amerika’nın Karadeniz Politikasını Yeniden Değerlendirmek”, Gazi Akademik Bakış, 6 (11): 17-33. 
EŞEL Gökhan (2015). “Değişen Karadeniz Jeopolitiğinde: Amerikan Faktörü”, Giresun Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 1 (2): 45-64. 
GALARE P.G.W. (2005). Oxford Latin Dictionary, Oxford: Clarendon Pres. 
GOMART Thomas (2006). “The EU and RUssia: The Needed Balance Between Geopolitics and Regionalism”, IFRI Research Program, 
Russia/NIS. 
GREEN James A. (2014). “The Annexation of Crimea: Russia, Passportisation and the Protection of Nationals Revisited”, Journal on the Use of Force 
and International Law, 1 (1): 3-10. 
GUIBERNAU Montserrat (1997). Milliyetçilikler 20. Yüzyılda Ulusal Devlet ve Milliyetçilikler, Neşe Nur Domaniç (Çev.), İstanbul: Sarmal Yayınevi. 
GÜLENSOY Tuncer (2011). Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, C. I, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları. 
Güvelik Terimleri Sözlüğü (2017). Ankara: T.C. Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı. 
HAAS Ernst (1986). “What is Nationalism and Why Should We Study It?”, International Organization, 40 (3): 707-744. 
HARKNETT Richard J. ve Hasan Basri Yalçın (2012). “The Struggle for Autonomy: A Realist Structural Theory of International Relations”, 
     International Studies Review, 14 (4): 499-521. 
İŞYAR Ömer Göksel (2008). “Günümüzde Uluslararası Güvenlik Stratejileri: Kavramsal Çerçeve ve Uygulama”, Gazi Akademik Bakış, 2 (3): 1-42. 
KARABULUT Bilal (2011). Güvenlik: Küreselleşme Sürecinde Güvenliği Yeniden Düşünmek, Ankara: Barış Kitabevi. 
KUZIO Taras (2007). Ukraine Crimea Russia: Triangle of Conflict, Vol. 47, Col: Columbia University Press. 
LEWIS Bernard (1992). İslamın Siyasal Dili, (Çev.) Fatih Taşar Kayseri: Rey Yayıncılık. 
LUCAS N. J. (2016). The 2015 National Security Strategy: Authorities, Changes, İssues For Congress, Congressional Research Service. 
MCSWYEENEY Bill (1999). Identity and Interests: Sociology of International Relations, Cambridge: Cambridge University Press. 
MEARSHEİMER John J. (2014). “Why the Ukraine Crisis is the West's Fault: The Liberal Delusions that Provoked Putin”, Foreign Affairs, 93: 77-90. 
National Security Strategy of the United States of America (2017 (NSS)-December 2017, The White House. 
OCAK Metin (2016). “Hangi Ögeler Ulusal Güvenlik strateji Belgelerini Oluşturmalıdır? Bir İçerik Analizi”, Kara Harp Okulu Bilim Dergisi, 26 (1): 23-49. 
SANDER Oral (2011). Siyasi Tarih İlk Çağlardan 1918’e, 21. Baskı, Ankara: İmge Kitabevi. 
SHERR James (2008). “Security in the Black Sea Region: Bact to Realpolitik?”, Southeast European and Black Sea Studies, 8 (2): 141-153. 
SMITH Anthony D. (2010). Milli Kimlik, Bahadır S. Şener (Çev.), İstanbul: İletişim Yayınları. 
WANG Yong (2016). “Offensive for Defensive: The Belt and Road Initiative and China's New Grand Strategy”, The Pacific Review, 29 (3): 455-463. 
WEAVER Ole (2004). “Peace and Security: Two Concepts and Their Relationship”, Contemporary Security Analysis and Copenhagen Peace Rese-
arch, Stefano Guzzini, Dietrich Jung (Eds.), London and New York: Routledge: 53-67. 
WOLFERS Arnold (1962). Discord and Collaboration: Essays on International Politics, Baltimore: John Hopkins University Press. 
YALÇIN Hasan Basri (2017). Ulusal Güvenlik Stratejisi: ABD-İngiltere-Fransa-Rusya-Çin, Strateji Araştırmaları Serisi 2, İstanbul: SETA Kitapları. 
 
İnternet Kaynakları 

“Akkuyu Nükleer Santrali’nin Temeli Bugün Atılıyor”, Habertürk, 03.04.2018, 
https://www.haberturk.com/akkuyu-nukleer-santralinin-temeli-bugun-atiliyor-1902858-ekonomi, (Erişim Tarihi: 10.09.2018). 
BETTS Richard K. (2004). “U.S. National Security Strategy: Lenses and landmarks”, The Princeton Project on National Security, 
http://www.princeton.edu/ ~ppns/papers/betts.pdf (10.03.2013). 
Büyük Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu, 
http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&arama=kelime&guid=TDK.GTS.5b8e8f17bafe00.35775370 (Erişim Tarihi: 06.03.2017). 
LIPTAK Kevin (2017). “Trump unveils national security plan, blasts previous presidents”, CNN, 19 December 2017, 
https://edition.cnn.com/2017/12/18/politics/trump-national-security-strategy/index.html   (Erişim Tarihi: 04.05.2017). 
Online Etymology Dictionary, 
https://www.etymonline.com/search?q=nationem (Erişim Tarihi: 14.03.2017). 
The National Security Act of 1947 – July 26, 1947, Public Law 253, 80th Cogress, Chapter 243, 1st Session, 
https://www.cia.gov/library/readingroom/docs/1947-07-26.pdf    (Erişim Tarihi: 15.08.2018). 
“Trump unveils new security strategy: “America is going to win'”, Chicago Tribune, 18 December 2017, 
https://www.chicagotribune.com/news/nationworld/politics/ct-trump-national-security-strategy-20171218-story.html   (Erişim Tarihi: 01.05.2018). 
“Trump unveils new security strategy: 'America is going to win'”, FoxNews, 18 December 2017, 
https://www.foxnews.com/politics/trump-unveils-national-security-strategy-america-is-going-to-win   (Erişim Tarihi: 02.05.2018). 
 
***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder