19 Nisan 2020 Pazar

Devlet ve Etnik Terör., BÖLÜM 1

Devlet ve Etnik Terör., BÖLÜM 1

İhsan BOZKURT 
Yrd.Doç.Dr.Ali Galip ALÇITEPE 
MANİSA 2013

Etnik temele dayalı sorunların ortaya çıkmasında önemli bir faktör olan devletlerin ortaya çıkış şeklinin açıklığa kavuşturulması günümüzde görülen etnik terörün hem nedenini anlamada ve hem de nasıl önlenebileceği konusunda ipuçları sağlayacaktır. Bilindiği gibi Birleşmiş Milletler örgütüne üye 
yaklaşık 200 devlet bulunmaktadır. Oysa daha yüzyıl öncesine bakıldığında dünyadaki devlet sayısının aslında bugünkü ile mukayese edildiğinde oldukça az sayıda olduğu ve bugün devlet denilen siyasal yapıların büyük ölçüde son yüzyılda, hatta son elli yılda ortaya çıktıkları görülecektir. 

Bu çok sayıdaki yeni devletin ortaya çıkış şekli ile günümüzde yaşanan etnik temele dayalı sorunlar arasında önemli bir ilişkinin var olduğunu söylemek mümkündür. Bu devletlerin ise büyük ölçüde iki şekilde ortaya çıktıkları görülmektedir. İlk olarak imparatorlukların dağılmaları sonucu çok sayıda yeni devlet ortaya çıkmıştır. Özellikle güçlü devletlerin bazı imparatorluklar dağılırken etnik temele dayalı yeni, küçük ve aynı zamanda zayıf devletlerin yaratılmasını kendi çıkarlarına uygun gördükleri için çaba harcadıkları ve teşvik ettikleri görülmüş ve bunun sonucu olarak pek çok yeni devlet ortaya çıkmıştır. 85 

İkinci olarak 20. yüzyılda pek çok sömürge bölgesi bağımsızlığını kazanarak yeni bir devlet kimliği kazanmıştır. Her iki şekilde de yeni ortaya çıkan devletlerin pek çoğunun bir devlet geçmişlerinin bulunmayışı belirgin özellik olarak ortaya çıkmaktadır. Sömürgeci devletler dünyayı kolonileştirirken etnik sınırlara göre değil kendi aralarındaki güç dağılımına göre dünyayı paylaşmışlardır. 

Bu bölgeler bağımsızlıklarını elde ettiklerinde ise sömürgeci güçler tarafından çizilen sınırlar esas alınarak bağımsızlık mücadelesi vermişlerdir. Başarılı olduklarında bir devlete sahip olmakla birlikte hemen hemen hiçbirinde siyasal istikrarı sağlayacak bir sosyal yapı bulunmadığından pek çok sorun da ortaya 
çıkmaya başlamıştır. Bu sorunların en önemlilerinden biri de etnik sorunlar olmuştur. Etnik sorunlar ise beraberinde etnik terör denilen farklı bir terör çeşidini yaratmakta gecikmemiştir.86 

Türkiye’yi tehdit eden bölücü–ayrılıkçı tehdidin anlaşılabilmesi için; etnikliğin, etnik kimliğin, etnik ayrılıkçılığın ve etnik ayrılıkçı terörün doğasını kavramak büyük önem taşımaktadır. Etnik ayrılıkçılığın temelde mikro–milliyetçi talepler ile ortaya çıktığı bilinmektedir. Kimi zaman “etnik” ya da “mikro–milliyetçi” sözcükleri anlamsal olarak “sevimsiz” bulunduğundan bu talepler; “federal istekler”, “çok kültürlülük”, “demokratik açılım” gibi konseptler içerisinde dile getirilmektedir. Bu talepler karşısında kimi entelektüeller, anılan isteklerin karşılanmasının ayrılıkçı süreci frenleyeceğini ve bölücü tavrı yumuşatacağını düşünmektedir. Oysa İspanya’daki Bask ya da Kanada’daki Quebec örnekleri kimi zaman “taleplerin karşılanmasının, bastırılması ile aynı sonuçları doğurabildiğini” ortaya koymaktadır 87

Bu iki örnekte her türlü dilsel ve kültürel hakkın sağlanmasına hatta otonomiye (Bask örneği) rağmen ayrılıkçılığın önlenemediği gözlemlenmektedir. Zira ayrılıkçılık; temelde adaletsizlikten ya da demokrasi ile ilgili konulardan değil ulusal kimlik ve aidiyet algısından kaynaklanmaktadır 88 . İspanya’da Bask 
Toplumu’nun tarihsel geçmişi, farklı dili, etnik kökeni, yaşadığı coğrafyanın Madrid’in etkisinden uzak ve dağlık olmasından ötürü İspanyol kimliğine entegre olamadığı bir gerçektir. 
Günümüzde Bask Toplumu, İspanya’daki dört Bask bölgesinden üçünde, bir kısmını Madrid’e göndermek şartıyla vergi toplamak, otonom parlamento gibi kazanımlarına rağmen ayrılıkçı eğilimler gösterebilmektedir. Ayrıca Bask Bölgesinin belirli şehirleri, ekonomik açıdan İspanya’nın diğer bölgelerinden geri kalmamakta, hatta göç almaktadır. Bununla birlikte terör örgütü ETA’nın faaliyetlerini sürdürdüğü bilinmektedir 89 

Yukarıda sözü edilen durum açısından ayrılıkçı terörün “etnik doğasının” çatışma potansiyeli bakımından temel belirleyenlerden biri olduğu düşünülmektedir. 

Zira etnik sorunlar var oldukça, bu zeminde terör eylemlerinin sıklıkla gerçekleşebildiği  gözlemlenmektedir 90. Bu nedenle etnikliğin özel olarak incelenmesinde yarar görülmektedir. Bu kavramsal inceleme için; politik psikoloji teorik ve analitik alt yapı olarak kullanılacaktır. 

“Etnik” sözcüğünün kökeni Yunancadır ve ethnos’ tan gelmektedir. Ethnos’ un kelime anlamı ise topluluk, insanlar ya da kabiledir. Etnik grup veya “modern anlamda ethnos” nedir, sorusuna yanıt arayan Antropolog De Vos, kendi disiplinine uygun bir tanım kullanarak; aynı geleneklere sahip ve bu 
gelenekleri başka topluluklar ile paylaşmayan insanları bir “etnik grup” olarak kabul etmektedir. Bu gelenekler manzumesi çok geniş bir yelpazeye yayılmış olup; dini inanışları, dili, ortak bir ataya sahip olmayı, köklere ait coğrafi bir yeri; hatta mitolojik anlamda bir başlangıcı dahi içerebilmektedir 91. 

A. Tayyar Önder, etniklik kavramının tanım bakımından esnekliğine dikkat çekmekte ve etnik grupları; benimsedikleri dil, din ve kültür bakımından diğer gruplardan belirgin bir biçimde ayrılan gruplar olarak nitelendirmektedir. Ayrıca etnik grubun oluşumu açısından dil, din ve kültürel farklılıkların aynı anda bulunmayışını da bir eksiklik olarak kabul etmeyen Önder, savını desteklemek amacıyla ortak dile ve ırksal kökene rağmen etnik kutuplaşmanın ve etnik terörün mezhep temelinde yaşandığı Kuzey İrlanda’yı örnek göstermekte dir 92. Önder’in etniklik tanımında önemli olan hususun belirginlik olduğu düşünülmekte dir.  Bu yaklaşıma göre, bir grubun farklılığının açıkça bulunması ve tespit edilebilmesinin esas alındığı değerlendirilmektedir. 

Genel olarak sosyo–kültürel ve dilsel temelde tanımlanan etniklik–etnik grup olgularının, literatürde çoğunlukla sübjektif ölçütler çerçevesinde ele alındığını söylemek mümkündür. Irkçılık akımlarının dünya siyasi tarihinde, özellikle İkinci Dünya Savaşı esnasında ve hemen öncesinde yarattığı yıkımın ve saldırgan ırkçılığın günümüzde devam eden etkilerinin araştırmacıların tanımlarını 
netleştirmelerini zorlaştırdığı bir gerçektir. Bununla birlikte ırksal faktörleri ön planda tutan objektif tanımlar da yok değildir. Objektif ve sübjektif etniklik tanımlamalarının geçerliliklerinin göreli olduğu ve bahsedilen görelilik faktörünün yüksek bir coğrafi değişkenlikten kaynaklandığı söylenebilir. Yani bir 
bölgede aynı dili konuşan ancak farklı ırklara mensup iki ya da daha çok etnik grup bulunabilirken, kimi zaman da ırksal köken bakımından aynı ancak farklı öğeler ile ayrılan gruplar mevcuttur. Volkan, bu duruma Eski Yugoslavya’yı örnek göstermektedir. Burada yakın geçmişte yaşanmış olan etnik çatışmanın 
tarafları; Ortodoks Sırplar, Katolik Hırvatlar ve Müslüman Boşnaklardır. Dikkat çekicidir ki; yakın geçmişte çok kanlı çatışmaların tarafları olmuş bu üç grup da Güney Slav Gen Havuzuna mensuptur 93. 

Çevik’in etniklik kavramına daha çok tarihsel bakış açısı ile yaklaştığı gözlemlenmektedir. 
Çevik, etnikliğin biyolojik ya da morfolojik olarak belirlenemeyeceğini öne sürmekte ve bu kavramın doğrudan toplumun tarihsel gelişimi ve sembolleri ile ilgili olduğu değerlendirmesini yapmaktadır. Bu görüşe göre, etnik kimliğin şekillenmesi tarihsel süreçte toplumun başından geçen olaylar ve bu olaylara 
ilişkin algılar ile ilgilidir. Kökleri ilkel dönemlere kadar dayanan bu sürecin temelinde, “biz” ve “onlar” ayrımının bulunduğu önemle vurgulanmaktadır 94. 

Değerlendirmek gerekirse, etniklik kavramının bir toplumda diğer(ler)ine kıyasla geniş ve derin farklılıklar bütünü olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Burada kullanılan geniş ifadesi, toplumun çok büyük bir çoğunluğuna homojen olarak yayılmış ve büyük çoğunluğunca benimsenmiş anlamına gelmektedir. Derin ifadesi ise uzun bir geçmişi olan ve kökleşmiş anlamında kullanılmıştır. Kökleşmiş ve yaygın farklılıkları olan etnik grubun, kendi kimliğini içinde bulunduğu daha büyük grubun ya da komşu olduğu diğer etnik grubun/grupların kimliklerinden net bir biçimde ayırması ve farklı olduğunu bütünsel olarak bilmesi de çok önemli bir ölçüt olarak nitelendirilebilir. 

Etniklik nasıl olup da kendi içinde çok şiddetli bir çatışma potansiyeli barındıra bilmiştir? En nihayetinde etnik farklılıklar; grubun kendisini “biz” ve başka grupları “onlar/ötekiler” şeklinde tanımlamasına neden olmakta ise ötekilere duyulan kin ve düşmanlığın sebepleri neler olabilir? Bu durum, Önder’in ifade ettiği etniklik anlayışı çerçevesinde kültürel değerlerden mi; yoksa Çevik’in 
yaklaşımına daha uygun düşecek şekilde tarihsel arka planın yarattığı toplumsal bir ruh halinden mi kaynaklanmaktadır? Bu sorulara isabetli yanıtlar verilebilmesi, etnik ayrılıkçı terörün dinamiklerinin analiz edilebilmesi bakımından önem taşımaktadır. Çünkü sadece farklı olmanın, top yekûn ve sistematik bir şiddete neden olabileceğine inanmak güçtür. Söz konusu farklılıkların, tarih boyunca yaratılan “öteki” algısı ile birlikte değerlendirilmesi daha aydınlatıcı olabilir. Zira, “öteki”ne ilişkin algılar tarihsel süreç içinde oluşmaktadır. Dolayısıyla sorunun salt farklı olmaktan değil, farklı olana atfedilen toplumsal algıdan da kaynaklanabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Farklı olanın hangi nitelemeler, sıfatlar ve tarihsel algılar ile etiketlendiği, grubun “ötekine” ne şekilde bakabileceğini belirleyen en önemli faktörlerden biridir. Ötekine atfedilen olumsuz tarihsel ön yargıların çok büyük trajedilere neden olabildiği ise doğruluğu sınanmış bir gerçektir. Dolayısıyla sorunun karmaşık bir yapısı olduğu düşünülmektedir. 

Çitlioğlu da benzer bir yaklaşımla, etnik teröristleri “kana susamış vahşi canavarlardan” ibaret görmenin; açıklama kapasitesi bakımından yetersiz olacağına dikkat çekmektedir. Klasik tanımlamaların terörün gelişmiş ve karmaşık yapısını açıklamak hususunda yeterli olmadığı görülmektedir. Başka bir anlatımla terörist eylem; istihbari ve lojistik hazırlık, stratejik planlama, taktik alan gibi yaratıcı bir aklın yıkıcılığına muhtaç iken, teröristleri şizoid–şizopital, vahşi, kana susamış kişiler gibi görmek sorunun tanımlanmasına yardımcı olmamaktadır. Çitlioğlu’na göre terörün temel amacı, hedef toplumu bütünsel bir kabule yönlendirmek, itaat edici ruh haline sokabilmek ve ardından da terör grubunun siyasi amaçlarını dayatabilmektir. Bu alt yapıya sahip terör olgusu, kavramsal açıdan yarı–askeri bir faaliyet olarak tanımlanabilir 95. 

Volkan, etnik terörizm de dahil olmak üzere etnik şiddetin, çatışmanın tarafı olmayanlarca dehşetle izlenen, şaşkınlıkla “bu nasıl olabildi” şeklinde tepki verilebilen bir olgu olduğunu belirtirken; çatışmanın dışında kalanların bu tavırlarının nedeni olarak rasyonaliteye ilişkin ön kabulleri gerekçe  göstermekte dir. Bu ön kabuller genel olarak insan hareketlerinin rasyonel gerekçelere dayandığını öngörmektedir. Etnik Çatışmanın tarafı olmayan ve dışarıdan izleyenlere göre insanları hayvanlardan ayıran en temel özellik rasyonel karar alma süreçleri ve aldıkları kararların akla uygunluğudur. Esasen bu bir tespit kadar bir temenninin de ifadesi gibi görünmektedir. Bahsi geçen sistematik şiddeti yaşamayan birey ve toplumlar için irrasyonelliğin toplumsal ve politik kurumlarca gösterilebileceği, çoğu zaman bir zihinsel egzersizin dahi konusu olamayacak kadar uzak bir ihtimaldir 96 . 

Volkan’a göre Etnik Terörizm, terörist liderlerin kendi büyük grup kimliklerine aşırı derecede bağlanarak onu yaygın bir şekilde genişletme çabasıdır. Etnik teröristler, gelişmiş politik durumlar altında grup için özerklik ya da devlet olma gibi durumları amaçlayarak kendi hareketlerini, baskın bir etnik grup 
ya da başka büyük bir grubu işgalci, engelleyici, kolonileştirici ya da dış güç olarak nitelendirerek yasallaştırma yoluna giderler 97. Etnik terörizmin temel nedenleri arasında toplumsal hayal kırıklıklarının çok büyük yer tuttuğu söylenebilir 98. Volkan’ın tespitlerine paralellik gösterecek şekilde Şemdin Sakık, kendisinin terör örgütüne katılımında, çocukluk ve gençlik döneminde büyüklerinden duyduğu Kürt İsyanları’nın başarısızlığına ilişkin hikayelerin etkili olduğunu belirtmekte, terör örgütü içinde; büyük grup kimliği ile “kurtarıcı” rolü çerçevesinde yoğun bir özdeşim yapıldığını ifade etmektedir 99. 

Kategorik olarak etnik ayrılıkçı terör hareketi olan PKK; teknik anlamda Düşük Yoğunluklu Çatışma kapsamında ele alınabilecek asimetrik bir tehdittir. Askeri açıdan çatışmanın doğasını kavrayabilmenin; çatışmanın sınıflandırılabilmesi, incelenmesi, yaşanan sürecin analiz edilebilmesi ve yakın gelecekteki muhtemel gelişmelerin önceden tahmin edilebilmesi açısından büyük önem taşıdığı 
değerlendirilmektedir 100

1.10 Etnik Grup ve Etnik Kimlik Kavramları 

Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan devlet düzenlerinde, bütünüyle birbirine benzer özelliklerde insanlardan meydana gelmiş bir toplumdan söz etmek mümkün değildir. Her sosyal yapı değişik şekillerdeki sosyal tabakalardan ve onu meydana getiren birbirinden farklı özelliklere sahip alt gruplardan meydana gelmektedir. Bütün sosyal gruplarda, ortak bir kültür, ortak bir geçmiş ve ortak toplumsal değerlerin varlığından söz edilebilir ancak, sosyal bütünlüğü sağlayan ve bütüne yayılmış bu temel özelliklerden uzaklaştıkça etnik ayrılıkların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Etnisite ve etnik kimlik kavramları sosyolojik ve tarihsel açıdan incelendiğinde, insanoğlunun var oluş tarihi kadar eski olan 
kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanoğlunun bireysel veya küçük aile organizasyonları içinde yaşamını sürdürdüğü ilkel çağlardan, klan, site, oba, aşiret gibi grupsal birlikteliği ifade eden toplumsal yaşantıya geçişi ile birlikte bu topluluklar içinde grup bilinci oluşmaya başlamıştır. İnsanoğlu ilk dönemlerde korunma, beslenme ve yardımlaşma amacıyla gruplaşmaya giderken, zamanla bu gruplaşmalarda büyüme ve gelişmeler kaydedilmiştir. 

Tarihin devam eden akışı içerisinde bu küçük ve orta ölçekli gruplaşmalar yerini daha büyük sosyal organizasyonlar olan feodal yapılara ve kavimlere bırakmıştır.101 Toplum olgusunun gelişmesi ve toplumların, bir diğerinden farklı fakat kendi içerisinde aynılık gösteren kültürel özelliklerini yaratması ve 
süreç içerisinde aynı geçmişi ve tarihsel birlikteliği paylaşmaları ırk anlayışını geliştirmiştir. Bu dönem, tarihi süreç içerisinde ilk çağ dönemine tekabül etmektedir.102 

Etniklik/etnik grup gibi kavramlar, Fransız İhtilali’nin yaydığı milliyetçilik akımının etkisiyle türetilen ve kullanılan kavramlar olmuştur. Bu dönemden itibaren başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada milliyetçilik ve millet olma anlayışı hızla yayılmış, bu durumdan da en çok bünyesinde değişik ırk ve 
dinden toplumları barındıran devletler etkilenmiştir. Batı dünyası 19. yy.da ulus olgusuyla tanışıp, bu kavrama yeni bir tanım, yeni bir içerik kazandırırken, aynı anda bu tanıma uymayan ya da aynı kavram içinde ele almak istemedikleri toplum ve topluluklara etnik grup adını vermişlerdir.103 

Etnik grup, bireyin doğup, büyüyüp, var olduğu toplumdaki mevcut egemen gruba ait kültürel unsurlardan farklı olarak, ayrı ve değişik bir kültürel , ortak kimlik olan milli kimliğe bağlılık azaldıkça başka kimlik arayışları artmakta ve etniklik kavramı ön plana çıkmaktadır. 

Eğer toplum içi bütünleşme  sağlanamadıysa ve etnik gruplar arasında mesafe mevcut ise o toplumda etnik farklılıkların bir sosyal tabakalaşma yaratacağından söz etmek mümkündür. Etnik grup, sosyal yapı içindeki egemen gruptan 
farklı bir ortak geçmişe sahip olma bilincinden ortaya çıkan kimliğin yarattığı bir sosyal grup türüdür. Etnik grupların kendilerine ait kültürel, geleneksel, örfi ve ahlaki değer sistemleri vardır. Bunların yanında ayrıca, kendi inanç ve değer yargılarına sahiptirler.104 

Etnik grup bilinci, kültürel ve geleneksel değerlere daha katı daha fazla sahiplenici bir yapı ortaya koymaktadır. Bu gruplarda “farklılığın farkındalığı ” normal gruplara göre çok daha fazla gelişmiştir. Farklılık bilinci, gerçek bir farklılığa dayanabildiği gibi, yapay olarak da üretilebilir.105 Bu konuda ülkemizde etnik bir grup olarak yaratılmaya çalışılan Kürt kökenli vatandaşları örnek olarak vermek mümkündür. Bu kapsamda, çoğunluğu Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’nde yaşayan bu vatandaşların ülkenin diğer bölgelerinde yaşayan diğer vatandaşlarla, aynı dini ve kültürel değerlere sahip olmalarına, aynı geçmişi paylaşmış olmalarına rağmen, çoğunluğu Türkçe kelimelerden oluşan karma bir dil gerekçe gösterilerek yapay bir toplumsal bölünme yaratılmaya çalışılmaktadır. 

Etnik grup kavramının bilimsel çerçevede farklı tanımlamaları vardır. Buna göre; T. Parsons etnik grubu, “Ortaklaşa bir soydan veya aynı gruptan geldiklerini kabul eden akrabalık gruplarının bir araya toplanması”, Gren, “Dil, sadakat, mizaç ve kendine özgü hayat tarzını bir dereceye kadar koruyan yabancı bir gruptur” şeklinde tanımlamıştır. Bu anlamda etnik bilinç, belirli bir gruba duyulan kültürel ve ırki bir sempatidir. Ptirim Sorokin ise “Aynı dili konuşan ve aynı kültür değerlerine ortak olan fertler milliyet veya etnik grubu teşkil eder” şeklinde tanımlamıştır.106 


2. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder