19 Nisan 2020 Pazar

Terörizmin Unsurları., BÖLÜM 1

Terörizmin Unsurları., BÖLÜM 1 

İhsan BOZKURT 
Yrd.Doç.Dr.Ali Galip ALÇITEPE 
MANİSA 2013


Terörle ilgili çalışmalar incelendiğinde, terörizmin üç ana unsurunun olduğu görülmektedir. 

Bunlar; ideoloji, örgüt ile eylemdir. 

İdeoloji.,

Terör Örgütlerinin, mensuplarını örgüte bağlama stratejisi gerçekte ideolojiyi belirlemektedir. 
Örgüt öncelikle kendisine, mensuplarını etkileyebilecek ve eylemlerine temel hazırlayacak bir strateji belirler. Belirlenen strateji doğrultusunda mensuplara eğitim verilir ve ideoloji bu eğitim sürecinde mensuplara öğretilir, ki örgütün organize bir yapı olması durumunda verilen eğitim öğretilmekle kalmaz, 
mensuplar bu eğitimi bir yaşam biçimi, hayat tarzı olarak benimserler. Mensup olması hedeflenen kişi ya da grupların aileleri, zaafları kullanılarak hareket edilmekte, grup içerisinde kişiyi eritme ya da zayıflatma yoluna gidilerek ona ideolojiyi benimseten yayınlar okutulmakta ve izletilmekte, karşı olunan yapıyı 
kötüleyen konuşmalar ve tartışmalar yapılmaktadır. Örgüt mensubu olması istenen kişi sosyo-psikolojik açıdan çökertilmekte ve dolayısıyla mevcut rejimi hedef alıcı bir pozisyona getirilerek örgüt içerisinde aktif bir pozisyonda görev almaları sağlanmaktadır. Psikolojik yaklaşımlar kullanılarak kişiler etkilenmekte ve kişiye bir karakter kazandırmaya yönelik bir tutum izlenmektedir. Yalnızca konuşarak ve etkileyerek değil, aynı zamanda uyuşturucunun yardımıyla da kişi örgüt içerisine çekilebilmektedir. 

İdeolojiye sahip olmayan örgütlerin faaliyetleri terörizm olarak değil, organize suç olarak algılanmalıdır 54. Terörizm; uyuşturucu kaçakçılığı, çek-senet mafyası, soygun ve gasp yapan çetelerden ideolojiye sahip olma konusunda farklılık göstermektedir. Terör örgütü üyeleri ideolojiyi benimsedikleri 
ölçüde örgüt, aktif ve etkin olabilmektedir. Tüm örgütlerin ortak bir ideolojilerinin olmadığı dikkati çekmekte, farklı ideolojiler benimseseler bile devlet rejimini yıkma ve/veya benzeri bir siyasal amaç benimsediklerinden ortak bir noktada buluşmaktadırlar. 

Terör Örgütlerinin ideolojileri bakımından farklılıklar gösterdikleri belirtilmişti. Literatürde örgütler ideolojik açıdan dört farklı şekilde incelenmektedir.55 

İlk grup olarak Marksist – Leninist ideolojiye sahip örgütlerdir; bu tür örgütler devlet rejimini yıkarak yerine Marksist –Leninist bir yapıyı kurmayı amaçlamışlar ve kendi içlerinde farklar nedeniyle iki parçaya bölünmüşlerdir. Bir grup, demokratik yollarla, seçimle iktidara gelerek Marksist –Leninist yaklaşımı devlet düzeni olarak kurmak isterken, diğer grup devrim hareketiyle ve silahlı çatışmalar aracılığıyla Marksist – Leninist bir politik sistemi tesis etmek istemektedir. Bu tür örgütlere verilebilecek en önemli örnek 1968 yılında, dünya üzerinde Marksist yapının oturmasını sağlamak, Batı kapitalizmini yok etmek, Federal Almanya ile ABD ilişkisini terörizm yardımıyla bozmak amacıyla oluşturulmuş, iyi eğitim görmüş mensuplardan oluşan Kızıl Alman Ordusu (RAF)’dır 56. Örgütün, Kızıl Zora, Baader Meinhoff ve 2 Haziran Hareketi isimlerinde kolları bulunmakta, özellikle 2 Haziran Hareketi, ırkçı saldırılarıyla kendinden söz ettirmekteydi. Marksist – Leninist örgütlerde, merkez komitesi, yürütme komitesi, sekretarya, bölge örgütleri, il ya da ilçe örgütleri ve hücreler yapılanmayı oluşturmaktadır. Ülkemizde bu tür örgütlere DHKP/C –MLKP-TİKB gibi örgütler örnek olarak verilebilir. 

 Etnik kökene bağlı kalan bir ideoloji ikinci grubu oluşturmaktadır. Etnik kökenin yanı sıra bölücü bir özelliği olan bu tür örgütler, devlet içerisinde bağımsız ya da yarı bağımsız bir devlet kurma amacı gütmüşlerdir. Etnik kökenli örgütlerin yapılanması bölge sorumluları, il ya da ilçe sorumluları ve komitelerden oluşmaktadır. 

 Faşist, aşırı milliyetçi ideoloji üçüncü grubu oluştururken, bu örgütler tek bir liderin varlığına inanarak kültür, ekonomi ve siyaset gibi alanlarda yeni bir düzenlemeyi amaçlayarak merkezi bir yapıyı savunmaktadırlar. Irklarına son derece bağlı olan bu tür örgütler, vatandaşlığı pek de göz önünde  bulundurmak sızın, yalnızca ırk birliğine inanırlar. Irkçı örgütlerin yapılanması üst yönetim, bölge sorumluları il ya da ilçe sorumluları ve başkanlıklardan oluşmaktadır. 

 Son grup olarak ise dini kendisine ideolojik temel olarak alan terör örgütleri oluşturmaktadır. 
Bu tür ideolojilere sahip örgütler devlet yapısını kendi ideolojilerine göre şekillendirmekte ancak bu ideolojinin temelini dine dayandırmaktadırlar. 

Aşırı milliyetçiler nasıl tamamen ırk temeline dayanılmasını öngörüyorlarsa, dini ideolojiye sahip örgütler de ırktan çok dini birliğe önem vermektedirler. 

Bu tür örgütlerin lideri genellikle şeyhtir. Yapılanma ise şura, komiteler, bölge 
sorumluları, medreseler ve dergâhlardan oluşmaktadır. 

İdeolojik yaklaşımların yapılanmasına bakıldığında göze çarpan en önemli nokta tüm ideolojilerin bölge/il/ilçe sorumlularının oluşu, komiteler oluşturdukları, propaganda ve eğitime önem verdikleridir. Din eksenli örgütlerde komite ve eğitim merkezlerinin isimleri diğerlerinden farklı görünse de içerik ve şekil bakımından aynıdır. 

Örgüt., 

Terörizmin tanımı yapılırken sıkça kullanılan, terörist yapıyı ortaya koymaya yarayan “ örgütlü yapı”, Türkiye Cumhuriyeti Terörle Mücadele Kanunu’na göre iki veya daha fazla kimsenin aynı amaç etrafında birleşmesiyle meydana gelir 57. Bu tanım birçok açıdan ele alınabilir; herhangi bir hedef doğrultusunda bir araya gelmiş kişiler de bu tanıma bakılarak terörist olarak nitelendirilebilir, ancak 
tanımın, terörizmin tüm unsurlarını taşıyan kitle ya da kişiler için geçerli olduğu açıktır ve terörist örgütlerde bir yasa dışı olma söz konusudur. Türk Ceza Kanunu’na göre silahlı topluluk, örgüt ve çetelerin bir amaç uğruna birleşmeleri terörizmin bir kanıtıdır. Devlet yapılarında da olduğu gibi, örgütlerde hiyerarşik bir yapı dikkati çekmektedir. Bu yapı içerisinde bir örgüt lideri, üst düzey 
sorumlular, orta düzey sorumlular, birim sorumluları gibi bir oluşum vardır. Hiyerarşik yapıda kayıplar olduğu takdirde hiçbir düzen ya da karara bağlı kalınmaksızın kaybın yeri doldurulmakta, bu sayede sürekli değişim yaşanmakta ve örgüt içerisinde kimin hangi görevde olduğu, yerine kimin getirildiği gibi 
noktalar kolayca aydınlanamamaktadır. Bu yapı içerisinde birimler birbirlerinden habersiz bir şekilde hareket etmekte, bir birimin emniyet güçleri tarafından ele geçirilmesi durumunda diğer bir birim hakkında bilgi verilmemesi durumu sağlama alınmaktadır. Birimlerin detaylı bilgileri ancak birim yöneticilerinde gizli tutularak diğer yöneticilere de bu konuda bilgi verilmemektedir. Bu tür bir yapılanma ‘hücre tipi yapılanma’ olarak literatürde yer almaktadır. Şehirlerde yer alan hücreler propaganda, eylem, mensup kazandırma, ekonomik kaynak sağlama, sahte kimlik temin etme gibi konularla ilgilenirken, kırsal kesimde oluşturulan hücreler savaşçı hücreler olarak adlandırılarak direk olarak aktif eylemlerde bulunmaktadırlar 58. Şehirde yapılanan hücreler hiyerarşik yapının bir örneği olarak karşımıza çıkarken, kırsal kesimde yapılanan savaşçı hücreler, ordunun yapılanma düzenine göre şekillendirilmiştir. 

Örgüt içerisinde yer alan teröristler aktif olarak eylemlere katılanlar ve yönetimde olanlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Aktif olarak eylemlere katılanlar militan olarak adlandırılır; örgütün faal kanadını oluşturarak silahlandırılır, örgütün ideolojisini benimser ve eylemlerine başlarlar. Türkiye Cumhuriyeti 
bünyesinde Terörle Mücadele alanında görev yapan kişiler ile yapılan görüşmeler sonucunda, yönetici ve eğitici konumunda olanlar terör örgütü mensuplarının drijan olarak adlandırılarak örgütün stratejisini belirledikleri, kararları uygulattıkları, yapılandırmada rol oynadıkları ve yeni ele alınan kişilerin drije 
edilmelerini, yani yönlendirilme, eğitilme ve bilgilendirilmelerini sağladıkları anlaşılmıştır. 

Dolayısıyla bu safhalardan geçen kişiler örgütün ideolojisini benimseyip, bu doğrultuda örgüt amaç ve gayelerine yönelik her türlü eyleme girebilecek bir yapıya sahip olmaktadırlar. Drijanlar da birimler içinde kimlerin bulunduğunu tam olarak bilmemektedirler, yalnızca kendilerinin sorumlu oldukları hücreler konusunda bilgiye sahiptirler. Drijanların yanı sıra militan ile aynı anlamda 
kullanılabilen gerilla kelimesi de terörizm literatüründe çoklukla kullanılmakta, kent gerillası ve kır gerillası olarak iki bölümde incelenmektedir 59

Örgüt yönetiminin güvende olması amacıyla üst yönetim kadrosu faaliyet gösterilen ülke dışında herhangi bir ülkede bulunmaktadır. Üst yönetim kadrosunun güvenliği, örgütün güvenliği ile paraleldir. 

Bu nedenle çok sayıda olmayan üst yönetim kadrosu aktif olmazlar, yalnızca yönetim ve eğitim alanında faaliyet gösterirler. Tüm bu güvenlik sağlayıcı önlemlere rağmen örgüt mensuplarının bireysel kararlarına bağlı olmakla birlikte, aktif eylemlere de katılabilmektedirler. Çağlar, terörist grupların hiyerarşik yapısını şu şekilde ortaya koymuştur: 

. Lider kadro, 
. Aktif (militan) kadro, 
. Aktif destekleyiciler, 
. Pasif destekleyiciler. 

Lider kadro, belirtildiği gibi yönetim, strateji ve eğitimden sorumlu bir kadro olarak çoğunlukla aktif eylemlere katılmamaktadırlar ve güvenlikleri üst düzeyde sağlanmaktadır. Aktif kadro, örgütün faaliyetlerini bizzat gerçekleştiren kişiler olup, özel eğitimler sonucunda aktif görevlere verilmektedirler. 

Örgüt içerisinde birlik oluşturulması esastır ve amaçları doğrultusunda militan kadroyu engelleyebilecek hiçbir şey yoktur. İdeolojinin sağlam bir şekilde örgüt içerisinde oturtulması ve örgüt mensuplarının bu ideolojiyi benimsemesi, aktif kadronun daha etkin ve kararlı bir şekilde eylemlerde bulunmasını sağlar. 
Aktif kadronun ardından gelen aktif destekleyiciler bizzat eylemlerde bulunmak tan çok, aktif kadronun işini kolaylaştırmak anlamında haber toplama, araştırma, propaganda yapma gibi görevler üstlenmektedir. 
Son grup olan pasif destekleyiciler ise örgütle direk bağları bulunmayan ancak potansiyel aktif destekleyici özelliği taşıyan ve örgütün eylemlerini dışarıdan destekleyen sempatizan kişilerden oluşmaktadır. 

 Eylem: 

Terörün tanımı yapılırken şiddetin olmazsa olmaz olduğu belirtilmişti. Terörist, mevcut yapıya karşı gelerek, hedef kitlesi konusunda ayrım yapmaksızın öldürücü silahlarla şiddet uygulamakta ve halktan ya da mevcut yapıdan bir pes etme adımı beklemektedir. Şiddetin en önemli aracı silahlanma ve saldırılardır. Organize bir saldırı planlanmasa dahi Molotof kokteyli, bombalı paketler ve araçlar, suikast, adam kaçırma, canlı bomba gibi yollara başvurularak şiddet uygulanmakta ve hedef kitleye kalıcı hasar verilmesi planlanmaktadır. 

Bu eylemler esnasında hem devletin kamu ve kuruluşları, hem özel sektör, hem de halkın özel konumları hedef alınarak toplu olarak bir zaafiyet ve güvenlik eksikliğini ortaya çıkarmaya çalışmaktadırlar. 

Önemli olan, devletin güvenlik güçlerinin ve devlet yönetiminin zaafiyet içerisinde bulunduğunun halka yansıtılması ve halkın bu birimlere karşı olan güveninin sarsılmasıdır. 

Şiddet yalnızca silah aracılığıyla ve zarar vererek uygulanmamakta, söz, hareket, davranış ile de şiddet uygulanabilmektedir. Bu tür psikolojik şiddet uygulandığında, uygulanan kişi ya da gruplarda psikolojik bozukluklar meydana gelerek, amaçlanan hedefe doğru ilerlenebilmekte dir. 

Terörizmin Türleri., 

Terörizmin ilgili kişilerce üç boyutlu olarak ele alındığı görülmüştür; ilk boyutta terörizmin devlet tarafından desteklenmesi, ikinci olarak devlet yönetiminden memnun olmayarak, hükümetlerini devirmek ya da bağımsızlık elde etmek amacıyla terörizme başvurulması, son olarak ise İslamcı grupların 
uyguladıkları terörist faaliyetler incelenmiştir.60 

Devlete karşı yapılan terörizm, devlet yönetimini düşürmek ya da bağımsızlık elde etmek amacıyla yapılan bir terörizm biçimidir. Türkiye’de faaliyetlerini özellikle 1980’li yıllardan bu yana sürdüren PKK (KONGRE-GEL) örgütü, devlete karşı kanlı eylemlerde bulunmuş, yerleşmiş oldukları bölgede bağımsız bir devlet kurma amacı gütmüştür. Örgüt faaliyetlerini halen sürdürmektedir. PKK 
olarak anıldığı sırada Avrupa Birliği’nin terörist örgütler listesine girememişken, adını değiştirerek KADEK adını aldığında, eski adıyla terörist örgütler listesine eklenmiştir. Aynı durum, adının Kongra Gel olarak değiştirilmesi sırasında da yaşandığından Kongra Gel terör örgütü örneği, ikinci olarak belirtilecek devlet destekli terörizm kapsamı içerisinde de yer alabilmektedir. 

Kuzey İrlanda’da hâkim olan İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (IRA) da bağımsızlık adına eylemlerini sürdüren örgütlerden biridir. 1920’li yıllardan bu yana faal olarak eylemlerini sürdüren bu örgüt milliyetçi bir tabana sahiptir. Çoğunluğu Protestan olan Serbest İrlanda ile çoğunluğu Katolik olan Kuzey İrlanda’nın birleşmesine Serbest İrlanda karşı çıkmakta ve bu bölge IRA’nın aktif eylemlerine sahne olmaktadır. 1960’lı yıllarda Katoliklerin haklarına sahip çıkma amacıyla terörist saldırılara başlamaları sonucunda 1969 yılında IRA, bölgede bağımsız bir devlet kurma amacı gütmüştür. 

Kuzey İrlanda’da terör örgütünün Libya tarafından desteklendiği sorumlu bakanı tarafından ortaya konulmuştur 61. Bu durum devlete karşı yapılan terör ve devlet destekli terörün aynı zaman ve mekânda yaşanabildiğinin bir kanıtı olarak göze çarpmaktadır. Bakanın yapmış olduğu açıklamayı müteakiben Libya ekonomik ve mühimmat yardımı kesmiş olsa dahi, zaman içerisinde IRA’ ya destek vermeye devam etmiştir.

Devlete karşı, bağımsızlık adına oluşturulan terör örgütlerine bir örnek de İngiltere’de bulunmaktadır. 1979 yılında kurulan Meibion Glyndwr, Galler’in bağımsızlığı için eylemler hayata geçirmiş, IRA kadar büyük bir örgüt olarak literatürde yer almamış olsa da 1992 yılında ses getirici bombalama eylemleri gerçekleştirmiştir 62

İtalya devletine karşı kurulan bir örgüt de Kızıl Tugaylar (Red Brigades) adı ile 1970 yılında kurulmuştur. İtalya hükümetini devrim yaparak yıkma amacı güden bu örgütün mensupları Filistin’de eğitim görmüş, İtalya’da kanlı saldırılarda bulunmuşlardır. Devrimci Hücreler (RZ) adındaki örgüt 1973 yılında kurulmuştur. Hücre yapısını benimseyerek faaliyetlerde bulunan Devrimci Hücreler, RAF, IRA, İrlanda Milli Kurtuluş Ordusu (INLA) ve Filistin örgütleriyle ilişki içinde bulunduğunu gizlememiş, eğitimli militanlarıyla, kapitalist sınıfın güven içerisinde yaşamaması amacıyla eylemlerine devam edeceklerini beyan etmişlerdir. Korsika Milli Bağımsızlık Cephesi (FLNC) de Korsika’nın bağımsızlığı için savaşan bir diğer örgüttür. 1970’li yıllardan bu yana Korsika’nın bağımsızlığı için mücadele eden FLNC özellikle devlete başkaldırının bir kanıtı olması amacıyla devlet dairelerine karşı saldırılar düzenlemiştir. 

Terör örgütlerinin, çok kişiyi öldürmektense çok kişinin eylemlere şahit olmasını sağlama hedefine uygun olarak, FLNC de eylemlerinde can kaybı olmamasına önem vermiştir. Fransa devletine göre Fransız mafyasıyla sıkı işbirliği içerisinde olan FLNC’nin ekonomik gereksinimlerini mafyanın sağladığı ileri sürülmüştür. 63 

Bağımsızlığı için örgütlenerek terörist eylemlerde bulunan bir diğer örgüt de İspanya’da Bask bölgesinin bağımsızlığı için savaşan Bask Ayrımcı Harekatı (ETA)’dır. 1959 yılında kurulan ETA silahlı eylemlerde bulunmuş ve kendi içinde kanatlara bölünerek ETA-Askeri Kanat (ETA-M) ve ETA-Politik ve Askeri Kanat (ETA-PM) isimlerini almıştır. Örgütün en etkin şekilde kan döken kanadı ETA-Askeri Kanat’tır. ETA, Marksist-Leninist ideolojiyi benimseyerek devlete karşı bağımsızlığı için savaşmasına rağmen, mensuplar ideolojileri için Marksist-Leninist adını kullanmaktan çok Bask milliyetçiliği demeyi tercih etmektedirler. İspanya’nın demokratik rejimi benimsemesinin ardından ETA’nın eylemleri daha da hareketlenmiştir. 1979 yılında Bask Bölgesine özerklik verilmiş ancak bu durum ETA için tam bağımsızlık önünde bir engel olarak algılanmıştır. 64. 

1987 yılına kadar Güney Amerika ve Sovyetler Birliği’nden destek alan ETA, Fransa ve İspanya emniyet güçlerinin ortak çalışması sonucunda zayıflatılmıştır. Günümüzde ETA, özerklikten çok, bağımsız bir bölge olarak kabul edilmek amacıyla İspanya devletinden olanaklarının iyileştirilmesi, ETA tutuklularının serbest bırakılması gibi isteklerde bulunmaktadır. 

Devlet destekli terörizm, terörizm içerisinde en tehlikeli kategori olarak algılanmaktadır 65. 
Terörizm konusunda büyük yaralar almış olması nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri, Küba, Irak, İran, Sudan, Suriye ve Libya’yı terörizmi destekleyen devletler olarak açıklamıştır. Devlete karşı yapılan terörizm içerisinde belirtildiği gibi özellikle IRA ve FLNC’ye Orta Doğu’dan ekonomik yardım ve silah 
yardımı gelmiştir.66 İran’ın terörizmi ne derecede desteklediğini tartışılmış, İran’ın, muhalif İranlılara yapılan suikastlere karıştığı ortaya koyulmuş ve yalnızca ABD’nin çabalarıyla İran’ın durdurulamayacağını, diğer ülkelerin de buna destek vermesi gerektiği vurgulanmıştır. 

Devlete karşı ve devlet destekli terörizmin yanı sıra, tek bir devleti hedef almakla birlikte çoğunlukla kendine düşman ilan ettiği ülkeler grubuna karşı da eylemlerde bulunan Radikal İslami grupların yaptıkları terör eylemlerinden de söz etmek olanaklıdır. İslami örgütler daha çok Orta Doğu’da faaliyet göstermektedirler. 

Hamas ve Filistin İslami Cihad Örgütü’nün amacı İsrail’in yıkılması ve Filistin İslam Devleti’nin kurulması olmuştur. Aşırı İslami hareketler sonucunda İslami terörizm ortaya çıkmıştır. 11 Eylül 2001 tarihinde ABD İkiz Kuleleri’ne ve Pentagon’a yapılan saldırılar, İslamcı terörün sınırları aşmaya başladığının bir göstergesi olmuştur. İkiz Kulelerin ardından Madrid’deki bombalama ile İslamcı terörün ABD’nin ardından Avrupa’ya da girmiş olduğu fark edilmiştir. Avrupa içerisinde terörist eylemlere sahne olabilecek yerler tespit edilmeye çalışılırken, bu kez de İstanbul’da Sinagog, İngiliz Konsolosluğu ve bir bankaya yapılan saldırılarla İslamcı terör örgütleri isimlerini duyurmaya devam etmişlerdir. Bazı batılı yazarların İslamı bir terör dini olarak lanse etmesi önyargılı bir yaklaşımdır. Temelleri de Emperyalist politikaların bir ürünü olan Oryantalizmdir. Terör dini Saiklerle yapılabilir ancak bu sadece İslam dinine has bir durum değildir. 

İnternet yaygınlaştıkça dünya bireyler için daha da küçülmüştür. Bu durum terörist örgütlerin işine büyük ölçüde yaramış, örgütler propagandalarını internet üzerinden sınırlandırılmadan yapmışlardır. İnternet üzerinden yayınlarının devlet kuralları ve yasaları gereği kesintiye uğradığı zamanlarda ise internet servis sağlayıcının değiştirilmesi ve yayının yapıldığı ülkede farklılık yapılması sonucun da propaganda devam edebilmiştir. Bazı örgütler eylemlerini internet üzerinden yayınlayarak, eylem yapılan kurum, kuruluş ya da kişinin düşmanlarını kendi taraflarına çekmeyi amaçlamışlar. 

 Radikal İslamcı El Kaide örgütünün misyonerlere karşı düşmanca mesajlar verdiği, bu mesajları ise kodlamalarla, gizli bir şekilde ilettiği ortaya çıkmıştır. Örgüt, militanlarına iletmesi gereken kod, parola ve mesajları internet ortamından yayınlayarak hem kesintisiz iletişimi sağlamış, hem de verilen 
mesajların güvenliğinden emin olmuştur. Örgütler tüm dünyanın rahatça ulaşabileceği internet sitelerinde gizli bilgileri topluluklarla paylaşmakta ve bunu büyük bir ustalıkla yapmaktadırlar. Bilgiler, internet sitelerinde yaygın fakat üstü kapalı bir şekilde verilmektedir. Bu çelişki de örgütün görevini ne büyük 
sorumluluk duygusu ve bilinciyle gerçekleştirdiğinin bir göstergesidir. 

Nükleer terör denildiğinde ilk akla gelen yer Ortadoğu olmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, Irak, Suriye ve İran’ı terörist ilan etmiş ve ambargo altına almıştır ancak bu ülkelere özellikle Fransa, Almanya ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerinden kimyasal, biyolojik ve nükleer alanlarda bilgi, teknoloji ve 
malzeme yardımı yapıldığı da açıktır. İnsanları tehdit eden terör biçimlerinin en önemlisi ve en fazla zarar verici olanı olarak nükleer terörizm belirtilebilir. Terörizm, dehşet ve korku yaymak, kendi savunduğu fikrin propagandasını yapmak, yıldırma ve sindirme amacında olduğundan teröristlerin nükleer tehdidinin fazla büyütüldüğü, bu tehdidin aslında çok da ciddiye alınmaması gerektiği düşünülmektedir. 

2. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder