2 Haziran 2019 Pazar

2002 SONRASI VE ARAP BAHARI KAPSAMINDA TÜRKİYE SURİYE İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL YANSIMALARI BÖLÜM 2


2002 SONRASI VE ARAP BAHARI KAPSAMINDA TÜRKİYE SURİYE İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL YANSIMALARI BÖLÜM 2 




Türkiye Suriye ilişkilerinin gelişmesinde önemli sayılacak bir diğer neden ise 2000 sonrası Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Hafız Esad’ın cenaze merasimine gitmesi ile başlayan ikili ilişkilerin ve ziyaretlerin artması 
olduğuna değinmiştik. Ahmet Necdet Sezer’in ziyaretinin hemen ardından Suriye Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam’ın Ankara’ya yaptığı ziyaret ilişkileri daha da olumlu bir sürece soktu. Suriye’de beklentilerin aksine ciddi bir iç 
kargaşa çıkmaması, Türkiye’de olumlu karşılanırken, Beşşar Esad’ın Devlet Başkanlığı’na gelmesi, geleneksel politikaların değişmesi konusunda önemli bir şans olarak görülüyordu. 2003 yılında yapılan karşılıklı üst düzey ziyaretlerle önemli ivme kazanımlarına sahne oldu. Aslında ziyaretlerin temelde, Türkiye-Suriye ilişkilerinin geliştirilmesinden ziyade, Irak’ta giderek daha güçlü biçimde duyulan muhtemel bir savaşan ayak seslerinden kaynaklandığı ortadaydı. Irak’taki soruna barışçı bir çözüm bulunması için Irak’a komşu olan Türkiye, Suriye, Ürdün, İran ve Suudi Arabistan ile Mısır dışişleri bakanlarının önce İstanbul’da ardından Suriye’nin başkenti Şam’da yaptıkları toplantılar ikili temaslara da zemin hazırladı. Ocak 2003’te Suriye Dışişleri Bakanı Faruk Şara, uzun yıllardan sonra ilk üst düzey ziyaret için Türkiye’ye geldi. Şara, Irak konusundaki görüşmelerin yanı sıra, Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın mesajını Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e ileterek, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi konusundaki temennilerini belirtti. Nisan ayı içinde Suriye, Türkiye ve İran’ın üçlü bir anlaşma imzalayarak özellikle Kürt devletinin engellenmesi konusunda ortak hareket ettikleri açıklanıyordu 

(http://suriye.ihh.org.tr/turkiye/besaresad/ 
besaresad.html, 30.07.2012). 

2003 yılı sonrası yapılan ziyaretler ve kaydedilen önemli gelişmeler şöyledir


3.1.Suriye’nin Türk İşadamlarına Vize Kolaylığı Sağlaması 

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın 6-8 Ocak 2004 tarihleri arasında Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaret ilişkilerin gelişmesi ve vize kolaylığı açısından önemli bulunmaktadır. 1946 yılından bu yana bağımsız Suriye tarihinde ilk defa 
Suriyeli bir devlet başkanı Türkiye’ye geliyordu. Nitekim ziyaret sonrası Türkiye-Suriye ilişkileri ivme kazanmıştır. 

Beşşar Esad ziyareti sırasında İstanbul’da Türk İşadamları ile görüşmüş ve vize konusunda işadamlarımızın isteklerini dinlemiştir.( http://arsiv.sabah.com.tr/2004/01/09/eko105.html, 28.06.2012). Ziyaret sonrasında Suriye, 13 Ocak 2004’te aldığı bir kararla Türk sanayicilerine, işadamlarına ve tüccarlarına, Suriye’nin (hava, kara, deniz) tüm sınır 
kapılarından vize alma hakkı ve kolaylığı sağlamıştır(Sayın,2010: 10). Suriye resmi haber ajansı Suriye’ye gidecek Türk işadamlarının bundan böyle giriş kapılarında vize alabileceklerini duyurdu. Böylece Türk işadamları Suriye’ye 
gitmeden önce vize almak için Türkiye’deki büyükelçilik ve konsolosluklara başvurmak zorunda kalmayacak. 

(http://www.kilispostasi.com/modules.php?name=News&file=article&sid=755, 28.07.2012) 

3.2.Serbest Ticaret Antlaşmasının İmzalanması 

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN, AB'nin güneye açılım politikasının bir parçası olan Serbest Ticaret Anlaşmalarından birini Suriye ile imzalamak üzere Suriye Başbakanı Naci Otri'nin resmi davetlisi olarak 22-23 Aralık 
2004'te Suriye'ye bir ziyaret gerçekleştirdi. Üç bakan, on milletvekili ve yüzden fazla iş adamıyla birlikte gerçekleştirilen ziyaretin ilk amacı olan STA, 22 Aralık günü Türkiye Başbakanı Erdoğan ve Suriye Başbakanı Otri arasında imzalandı. Suriye dış ticaretinde AB ülkeleri ve Lübnan ile birlikte ilk beş sırada yer alan Türkiye için, STA'nın imzalanması Suriye'nin en önemli dış ticaret ortağı olma açısından büyük önem arz etmektedir. STA'nın imzalanmasından sonra gerek Başbakan Otri gerekse Devlet Başkanı Esad ile yapılan görüşmelerde dikkat çeken bir durum da, Türkiye'nin AB ilişkilerindeki gelişmelerden memnun olduklarını belirtmeleri oldu. Hatta Suriyeli yetkililer de çok yakın bir zamanda AB'ye komşu olabilme ihtimalilerin yarattığı bir heyecan da gözlenmektedir. Örneğin Suriye Enformasyon Bakanı Mehdi Dahlallah, Cihan Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediklerini belirterek Türkiye'nin AB ve Arap ülkeleri arasında köprü rolü oynayacağını söylüyordu 
(http://yasinatlioglu.blogspot.com/2004_12_01_archive.html, 25.07.2012). Anlaşma ile Türkiye, sanayi ürünlerinde Suriye menşeli ürünlerin ithalatındaki vergileri kaldırırken, Suriye ise Türkiye menşeli ürünlerin Suriye’ye ithalatında 
vergilerin 12 yıllık bir zaman dilimi içinde kaldırılmasına karar verdi. Serbest Ticaret Anlaşması ile Türkiye–Suriye dış ticaret hacmi genişlerken, Türk ve Suriyeli işadamları, ithalat ve ihracat işlemlerinde yeni kolaylıklara kavuştu (Sayın, 2010:10). 

3.3.Suriye ile Emlak Müzakereleri 

Emlak sorunu, dönemin T.C. Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Suriyeli muhatabı ile 10 Eylül 2007 ve 6 Ekim 2007 tarihlerindeki görüşmelerinde ve Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad’ın ülkemizi ziyareti sırasında 17 Ekim 2007 günü 
yapılan resmi görüşmelerde gündeme getirilmiştir. Suriye ile teknik düzeyde müzakereler Şubat 2008’de başlamıştır. 

Müzakerelerin ikinci oturumu 9 Mart 2009 tarihinde Ankara’da yapılmıştır. Türkiye-Suriye Emlak Komisyonu 3.Toplantısı28-29 Eylül 2010 tarihlerinde Ankara’da yapılmış olup, toplantı sonunda bir tutanak imzalanmıştır. 
(http://www.mfa.gov.tr/suriye-ile-emlak-muzakereleri.tr.mfa, 27.07.2012) T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’nın 22-23 Aralık 2009 tarihlerinde Suriye’yi ziyaretleri sırasında yapılan görüşmeler sonucunda yayınlanan ortak bildiride, 
Başbakanlar, tarihi emlak konusuna çözüm getirilmesi amacıyla tesis edilen Türkiye-Suriye Emlak Komisyonu toplantılarının sürdürülmesini desteklediklerini yinelemişlerdir. 

3.4.Şam Zirvesi 

Suriye'nin başkenti Şam'da Fransa, Türkiye ve Katar'ın liderlerinin de katılımıyla 4 Eylül 2008 tarihinde İstikrar İçin Diyalog adı altında bir zirve toplantısı yapıldı. Zirvenin konusu Ortadoğu’da barış ve istikrarın sağlanmasıdır. 

Toplantıya Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar el Esad, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife el Tani katıldı. Zirve öncesinde Türkiye bir süredir Suriye ile İsrail arasındaki dolaylı görüşmelere ev sahipliği yapıyordu (http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/09/ 
080904_syria_summit.shtml,27.07.2012). 

Türkiye’nin arabuluculuğunda gerçekleşen bu zirvede GolanTepelerinin Suriye’ye verilmesi halinde Filistin ve Lübnan ile ilgili sorunların önemli bir bölümünün çözülebileceği ve bölgede barış, istikrar ve refahın yakalanmasının muhtemel olduğu ifade edilmiştir. Türkiye için, uluslararası ilişkilerde ve bölgede prestij ve güvenilirliğini artırma imkânı doğarken, Suriye ile İsrail ve özelde de Filistin sorununun çözümüne dair bir katkıda bulunulmuş oldu. 

3.5.Davutoğlu’nun Suriye Ziyareti 

Ağustos 2009’da Irakta meydana gelen çeşitli saldırılardan Suriye’nin sorumlu tutulması üzerine Irak–Suriye ilişkileri oldukça gerginleşmiş bunun üzerinde Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 31 Ağustos’ta önce Bağdat’ı, 
sonrasında, aynı gün içinde de Şam’ı ziyaret ederek, Irak–Suriye gerginliğinin giderilmesi noktasında arabuluculuk girişiminde bulundu ve tarafların arasında uzlaşma sağlamaya çalıştı. Bu kapsamda Davutoğlu, taraflardan krizi daha da 
derinleştirici bir dil kullanmamalarına özen göstermelerini istedi, karşılıklı saygı esasında sorunların ele alınması yönünde çağrıda bulundu(http://www.mfa.gov.tr/turkiye-suriye-siyasi-iliskileri-.tr.mfa, 27.07.2012). 

3.6.Türkiye–Suriye Arasında Vizelerin Kalkması 

Cumhurbaşkanı Beşar Esad, Başbakan Erdoğan’ın davetlisi olarak 16 Eylül 2009’da Türkiye’ye bir ziyarette gerçekleştirmiştir. Yapılan karşılıklı görüşmeler sonucunda, (16 Eylül 2009’da) Türkiye–Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin kurulması kararlaştırılmıştır. İki ülke arasındaki bütün ilişkilerin her aşamasında faaliyet göstermesi beklenen ve her iki ülkenin başbakanlarının eş başkanlığı ve her iki ülkeden de onar bakanın katılımı ile gerçekleştirileceği kararlaştırılmıştır. Bu Konsey ile taraflar arasında gündem konuları belirlenecek, karşılıklı görüş alış–verişi ve müzakereler yoluyla politikalar ve işbirliği zemini belirlenecektir(Ayhan, 2009:3). 

Yine aynı gün, Suriye ve Türkiye Dışişleri Bakanları, Türkiye ile Suriye arasındaki vizeleri kaldıran anlaşmayı imzalanmıştır. İmza töreninde, Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu, iki ülke arasındaki vizelerin tümüyle kaldırıldığına 
karar verildiğini beyan ederken, Suriye Dışişleri Bakanı Muallim de, iki ülke arasında taşımacılık yapan tırlara uygulanan vergilerin kaldırılması yönünde karar verildiğini açıklamıştır. 16 Eylül tarihinde gerçekleşen görüşmelerde, 
ayrıca, ikili ilişkiler, Kürt açılımı, Irak–Suriye gerilimi ve İsrail–Suriye dolaylı barış görüşmelerinin yeniden başlatılması konuları ele alındı. 18 Eylül 2009 tarihinde ise vizesiz geçiş uygulaması başlamıştır. 

(www.cnnturk.com/2009/turkiye/09/16/turkiye.ile.suriye.arasinda.vize.kalkti/543804.0/index.html27.07.2012) 

3.7.Türkiye–Suriye Bakanlar Kurulu Toplantısı 

12–13 Ekim 2009’da aynı gün Halep ve Gaziantep’te düzenlenen Türkiye–Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Birinci Bakanlar Kurulu Toplantısı’nda ilişkilerin kurumsal altyapısının inşa edilmesine dair önemli adımlar 
atılmıştır. Türkiye–Suriye Birinci Bakanlar Kurulu Toplantısı’nda, birçok alanda karşılıklı müzakereler yapılmıştır. 

Birinci Bakanlar Kurulu toplantısında, karşılıklı olarak diplomatların eğitilmesi, dış ticaret hacminin beş milyar dolara çıkarılması, başta Gaziantep–Halep olmak üzere Türkiye–Suriye tren yolu ulaşımına ağırlık verilmesi, Suriyeli ve Türk 
lisans düzeyindeki üniversite öğrencilerinin değişim programına katılması ve Fırat-Dicle ve Asi nehri ile ilgili sorunların çözülmesi ve bir dizi baraj yapılması kararlaştırılmıştır(Sayın, 2010:15). 

4.ARAP BAHARI SONRASI TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ 

2010 yılının son günlerinde üniversite mezunu, 26 yaşındaki Tunuslu Muhammed Bouazizi’nin ekonomik sıkıntılardan bunalarak kendini yakması sonucu Ortadoğu’da öncelikle Tunus’ta başlayan demokratikleşme yönündeki 
halk taleplerinin hızla yayılarak tabiri caizse domino etkisi yaratarak bütün Ortadoğu’yu kapladığını görmekteyiz. 

Dünyanın tüm dikkati Ortadoğu üzerine kilitlenmiş vaziyettedir. Mısır Tunus ve Libya gibi ülkelerde yılların dikta rejimlere son veren halkı nelerin beklediğini zaman gösterecek. Diğer ülkelerde birçok haklar elde edilmekle beraber 
nihayetlenmemiş karışıklıklar bulunmaktadır. Ortadoğu için sürekli, gündeme getirilen demokratikleşme pratiklerinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ciddi manada belirsizlik arz etmektedir. 

Ortadoğu her zamanki gibi gündemdeki ön sıralardaki yerini almış fakat bu kez patlamalar ve çatışmalarla değil Arap halklarının uyanışıyla kendinden söz ettirmiştir(www.usak.org.tr, 27.07.2012). Bu durum tüm dünyanın dikkatini 
daha da fazla bu bölgeye yöneltmiştir. Bildiğimiz gibi Ortadoğu demokratik gelenekten yoksun bir bölgedir. Ancak tamamen demokratik bir kökenin olmadığını söylemek de doğru değildir. Diğer yandan bölgenin içinde bulunduğu 
toplumsal, ekonomik, siyasi durum da demokrasi önünde önemli engeller arz etmektedir. Geri kalmışlık psikolojisi ve güvenlik algılaması Ortadoğu otoriter yönetimlerine yol açtığını görmekteyiz. Ancak Yemen ve Suriye gibi içlerinden bir kısmı diğerlerine göre daha fazla içine kapanmış, daha totaliter bir yönetim sergilemiştir. Orta doğunun geneli için temel belirleyici gücün askeri yapının olduğunu görmekteyiz. Mısır ve Libya’da ordu Mübarek’i yalnız bıraktığı için 
Mübarek iktidardan uzaklaşmış, Suriye’de ise ordu Esad’ın yanında yer alarak isyanı bastırmak amaçlı çatışmalara girmiştir. Yani ifade edilmelidir ki bir birinde farklı şartlar taşısa da Ortadoğu ülkeleri bu dönüşümü eşzamanlı geçirmektedir. 

4.1.Suriye’de Olayların Başlamasının Ardından Değişen Türkiye-Suriye İlişkileri 

İsyan dalgasının bütün Ortadoğu’yu kaplaması sıranın Suriye’ye geleceğinin net bir göstergesiydi.Suriye’de ilk gösteriler Mart ayının (2011) ortalarında Deraa şehrinde ortaya çıkmıştır. Gösterilerin başlangıcı duvarlara yazı yazan gençlerin tutuklanmasıyla patlak vermiş. 18 Mart Cuma günü yapılan gösterilerde güvenlik güçlerinin 4 eylemciyi öldürmesinin ardından eylemler geniş bir boyut kazanmış ve insanlar sokaklara dökülmüştür. Cenazeler kaldırılırken bir gencin daha öldürülmesi süreci hızlandırmış artık önü alınamayacak bir savaşın başlangıcı olmuştur. Bu aşamada Beşar Esad’ın Vali ile Emniyet müdürünü görevden alması ve yardımcısı Faruk El Şara başkanlığında bir heyet göndermesi olayları yatıştırmaya yetmemiş aksine olaylar git gide artış göstermiştir. 

Bu olayları tetikleyen iki önemli husus olduğu söylenebilir: Bunlardan birincisi, Arap Coğrafyasında yaşanan isyanların halklarının artık özgür, demokratik ve insanca bir yaşam talebini güncelleştirmesi ve bu taleplerin Suriye’deki ezilen kesimler ve özellikle ülke gençliği üzerinde yarattığı etki. İkincisi ise, Suriye’de on yıllardır uygulanan ekonomik, sosyal, siyasal politikalara karşı birikmiş öfkenin olduğunu belirtebiliriz 

(http://www.ozgurmedya.org/articledetail.asp?AuthorID=52&ArticleID=2019, 27.07.2012). 

Olayların başlamasından beri olayları temkinli bir şekilde takip eden Türkiye 15 Mart 2011 tarihinden sonra her geçen gün yeni bir sivil kaybın olmasını dikkatli bir şekilde izlemiştir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu birçok kereler Heyetler göndererek veya bizzat kendisi giderek rejimin yaptığı hatalara ve sivil kayıplara dikkat çekmiş fakat tatmin edici bir karşılık veya bir çözümle karşılaşamamıştır. İlerleyen dönemlerde gün geçtikçe ilişkiler gerilmiş ve kopma noktasına gelmiştir. Olayların tırmandığı 26 Ocak 2012 tarihinde yaptığı açıklamada olayın geldiği noktayı özetlemiş ve Esad’a çağrı yaparak yaşanan olayların bir an önce sonlanmasının ve Esad’ın değişimi kendi eliyle başlatmasını söylemiş aksi takdirde sonun Kaddafi’ye benzeyeceğini vurgulamıştır. Ayrıca Davutoğlu:“Libya konusunda da Suriye konusunda da bu ilkeye bağlı kaldık. Libya’da uzun süre dış müdahaleye karşı çıktık. Kaddafi halkını dinlemek ve uzlaşmak yerine o halkı öldürmeye başlayınca ilkesel olarak o halkın yanında yer almaya başladık. Kaddafi tavsiyelerimizi dinlemiş olsaydı, bugün Libya’da halkıyla barış içinde yaşıyor olabilirdi.” (http://www.stargazete.com/politika/esad-i-cokuyardik-
ama-o-da-kaddafi-gibi-bizi-dinlemiyor-haber-419079.htm, 27.07.2012). Davutoğlu’nun ortaya koyduğu ilkeler çerçevesinde bugünde Türkiye tarafının Esad ve rejimini karşısı olduğunu göstermektedir. 

Son dönemde karşılıklı yapılan soğuk ve sert açıklamalar ve Suriye’nin PKK’ya yeniden kapısını açması faaliyetlerine izin vermesi zaten Türkiye-Suriye ilişkilerinin yeterince gergin olmasını sağlamıştı, üstüne 23 Haziran 2012 tarihinde keşif uçuşu yapan Türk jetinin Suriye tarafında düşürülmesi gerginliğin bir savaşa dönüşmesine neden olacak duruma getirdi. 

3.CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder