20 Haziran 2019 Perşembe

YASA DIŞI GÖÇ VE TÜRKİYE BÖLÜM 3

YASA DIŞI GÖÇ VE TÜRKİYE BÖLÜM 3



2.2. Yasa dışı Göç ve Güvenlik 

Yasa dışı göçün günümüzün önde gelen yumuşak güvenlik konularından biri olarak ele alınmasındaki temel neden göç ile güvenlik arasındaki somut bağlantılardır. Hedef ülkedeki toplumsal algılamalar, yasa dışı gerçekleşen göç sırasında ve sonrasında oluşan insan ticareti ya da göçmen kaçakçılığı gibi suç olguları, göçmen topluluklarında yaşanacak yabancılaşma, hedef ülkedeki toplumda yaşanacak ırkçılık…vs hem göç hem güvenlik kapsamında 
değerlendirilmesi gereken konulardır. 

Aniol’e göre, uluslararası güvenlik çerçevesinde uluslararası göç olgusunun üç önemli rolü bulunmaktadır: Uluslararası göç; insan hakları ihlali, etnik çatışma ya da iç savaş gibi diğer güvenlik tehditlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkabilir; yoğun ve kontrolsüz bir hal aldığında, tek başına uluslararası bir güvenlik tehdidi olabilir; yabancı korkusu ya da radikal şiddet gibi güvenlik tehditlerine sebep olabilir.19. 

Yine Ceyhan ve Tsoukala göç kavramının güvenlikleştirilmesini dört eksen üzerinde incelemektedir. Bu eksenler sırasıyla sosyo-ekonomik, güvenlik, kimlik ve siyasi eksenlerdir.20. 
Sosyo-ekonomik eksen temelinde özellikle yasa dışı göçün gelişmiş ülkelerdeki işsizlik düzeylerine olumsuz etkileri ele alınmaktadır. Özellikle yasa dışı göçmenlerin ucuz iş gücü yaratması bu ülkelerdeki dengeleri etkilemektedir. 
Öte yandan genellikle siyasi elitler göç olgusunu suç oranları ile özdeşleştirerek suçlu göçmen (criminal migrant) şeklinde bir tanımlama yapmakta ve böylelikle toplumda oluşan güvensizlik ve korkuya göçmenleri neden göstermektedirler. Ancak örgütlü suçlar ile göçmenlerin doğrudan bağlantısı olup olmadığı 
konusu halen tartışılmaktadır. Göçmenlere karşı güvenlik ekseninden yaklaşım sadece suç boyutunda değil, aynı zamanda ulusal kimlik açısından önem arz eden eğitim, dil ve günlük yaşamı da kapsamaktadır. Göçmenler bu çerçevede “öteki” olarak algılanmaktadır. Son olarak siyasi eksen ele alındığında, özellikle Avrupa’da aşırı sağ politikaların etkisi ile yükselen ırkçılık karşımıza çıkmaktadır. 

Kısaca uluslararası göç ile devletlerin sosyal istikrarının, demografik güvenliği nin, kültürel kimliğinin, sosyal güvenlik sisteminin, refah devleti felsefesinin ve iç güvenliğinin etkilendiğine inanılmaktadır. Bunun dışında yasa dışı göç, aynı zamanda potansiyel teröristler için ülkeye giriş kanalı oluşturduğundan devletlerin güvenliğini tehdit etmektedir. 11 Eylül olaylarına karışan teröristlerin yabancı olması, göç ve güvenlik kavramları arasındaki ilişkinin bu tarihten sonra yeniden önem kazanmasına neden olmuştur. Bunun doğal bir sonucu olarak da, pek çok ülkenin uluslararası terörizmle mücadelede hudut güvenliğini artırmak ve göç kontrol sistemlerini kuvvetlendirmek amacıyla bir dizi tedbir aldığı, yasa dışı göç, sığınma, yabancı ve göçmenlerin entegrasyonu, kültürlerarası ilişkiler ve vatandaşlık gibi konuların hem terörizmle mücadelenin hem de uluslararası göçün ilgi alanlarını oluşturmaya başladığı gözlemlenmektedir.21. 

Önemli oranda göç alan bazı devletlerin yakın dönemdeki ulusal güvenlik stratejilerinde yasa dışı göçün bir güvenlik tehdidi olarak yer alması yine güvenlik ve göç ilişkisini gözler önüne sermektedir. 2003 yılında yayınlanan “Daha iyi bir dünyada daha güvenli Avrupa” başlıklı AB Güvenlik Strateji Belgesi’nde yasa dışı göç, organize suçlar bölümünde bir güvenlik tehdidi 
olarak yer almıştır. Belgede güvenlik tehditleri ile mücadelede daha aktif ve tutarlı bir politika izleneceğine ve diğer ülkelerle işbirliği içinde olunacağına vurgu yapılmaktadır.22. Bush döneminde yayınlanan ABD ulusal güvenlik stratejisinde, güvenlik tehditleri arasında sayılan yasa dışı göç, Obama döneminde yayınlanan güvenlik stratejisinde tehdit olarak sayılmamıştır. 

ABD’nin göçmenlerden oluşan bir ulus olduğuna ve göçmenlerin ekonomi 
açısından büyük önem taşıdığına vurgu yapılmıştır23. Ancak güvenliğe ilişkin olarak sınırları korumak için kapsamlı bir göç reformu yapılacağı ifade edilmiştir ki bu da yasa dışı göçle mücadelenin etkin şekilde devam edeceğine işaret etmektedir. Kanada’nın 2004 yılında yayınladığı Ulusal Güvenlik Belgesi’nde sınır yönetimi konusunun 11 Eylül sonrasında büyük önem kazandığı vurgulanmakta ve yüksek risk taşıyan şahısların saptanıp sınır dışı edilmesinin Kanada’nın sınır yönetimi stratejisi için elzem olduğu ifade edilmektedir.24. 

Avustralya’nın 2007 yılında yayınlanan Güvenlik Strateji Belgesi’nde yasa dışı göç güvenlik tehditleri arasında sayılmış.25, 2010 Terörle Mücadele Strateji Belgesi’nde de sınırların güvenliği ve yasa dışı göçün önlenmesi hususu terörle mücadele kapsamında ele alınmıştır.26. 

Yasa dışı göçün günümüzde bir güvenlik tehdidi olarak öne çıkması, bu tehditle mücadelede gerek ulusal gerek uluslararası düzeyde önlemler alınmasını zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda ülkeler, yasa dışı göçle mücadelede işbirliğini geliştirecek ve ortak bir anlayış oluşturacak hukuki bir zemin arayışı içine girmiştir. 

2.3. Yasa dışı Göçle Mücadelede Uluslararası Düzenlemeler 

İnsanlık tarihi kadar eski bir olgu olan göçten etkilenmeyen ülke neredeyse yoktur. Zira tarih boyunca tüm ülkeler gerek kaynak gerek transit gerekse de hedef ülke olarak göç olgusuyla bir şekilde karşılaşmıştır. Aslında en gelişmiş ülkelerden en fakirlerine kadar her ülke aynı anda göç alan, göç veren veya transit ülke olabildiğinden bu terminolojik ayrım da çok net değildir. Ancak göçle ilgili çalışmalarda kolaylık sağlaması açısından önem taşımaktadır. 

Göç veren (kaynak) ülkelerin genel özelliği; yaşanan ekonomik sıkıntılar ve kontrolsüz nüfus artışına bağlı olarak artan işsizlik ve geçim sıkıntısı, milli gelirlerin genel ortalamanın altında olması, insan hakları ihlallerinin yoğun olarak yaşanması, yaşanan iç politik çekişmeler, ülkelerinin savaş içinde olması, totaliter rejimlerin hüküm sürmesi, doğal kaynakların yetersizliği ve doğal afetlerin sıkça yaşanması gibi olumsuz durumlardan biri veya birkaçına 
maruz kalmış olmalarıdır. Afrika, Güney Amerika, Orta Doğu ve Güney Asya’da bulunan devletler kaynak ülkelere örnek olarak verilebilinir. 

Kaynak: BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, 2007 


Transit (aracı) ülkeler, göçlerin direkt komşu bölgelere değil de başka ülkelerin toprakları üzerinden geçmeyi gerektirecek uzaklıktaki hedef ülkelere yapılması durumunda söz konusu olmaktadır. Bu noktada transit ülke bir veya daha fazla ülke olabilmektedir. Değişik dönemlerde göçlerin başlangıç ve varış noktaları arasındaki ana güzergâhlara bağlı olarak transit ülkeler değişebilmektedir. Transit ülkeler, yasa dışı göçün ülkeleri üzerinden yapılmasına göz yumdukları gerekçesiyle çoğu zaman uluslararası kuruluşlar ve diğer devletler tarafından eleştiriye uğramaktadır. 

Göç alan (hedef) ülkeler ise genellikle ekonomik yönden gelişmiş, nüfus artış hızları düşük olan, demokratik, hukukun üstünlüğüne önem veren, insan haklarına saygılı ve serbest piyasa ekonomisi ile yönetilen ülkelerdir. Tüm bu “çekici” özellikleri sayesinde göçe maruz kalmaktadırlar. ABD, Kanada, AB üyeleri ve Avustralya önde gelen hedef ülkelerdendir. 


Kaynak: BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, 2007 


      Günümüzde tüm ülkelerin bu üç sınıftan en az birine dahil olduğu göz önünde bulundurulduğunda, son yıllarda ciddi bir sorun teşkil eden yasa dışı göç ve göçmen kaçakçılığını önlemek amacıyla ulusal ve uluslararası düzeyde önlem arayışları kaçınılmaz hale gelmiştir. Yasa dışı göç ve göçmen kaçakçılığı ile mücadele ederken ülkeler arasındaki işbirliğini geliştirmeye dayalı ortak anlayışı oluşturacak uluslararası bir belgenin eksikliği, Birleşmiş Milletleri harekete geçirmiştir. Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve bu sözleşmeye ek Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol hazırlanarak 2000 yılı Aralık ayında üye ülkelerin imzasına açılmıştır. Söz konusu sözleşme, örgütlü suç gruplarının tanımını yaparak, hangi eylemlerinin suç sayılması gerektiği ve bu eylemlere hangi yaptırımların uygulanması gerektiği konusunda uluslararası bir anlayış geliştirmeyi hedeflemektedir. 

    Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol ise, göçmen kaçakçılığını önlemek ve bununla mücadele etmek, kaçak göçmenlerin haklarını korurken, Taraf Devletler arasında bu amaçla yapılan işbirliğini geliştirmek amacını taşımaktadır. Göçmen kaçakçılığının önemli sınıraşan nitelikte örgütlü suç olarak kabul edildiğini gösteren Protokol, ayrıca yasa 
dışı göçün özellikle yoksullukla ilişkili olan temel nedenlerine de inilmesi gerektiğinin altını çizmektedir27. 

    Ayrıca BM’nin insan hakları ile ilgili belgelerinde de göçmenlere ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. Örneğin Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi sınır dışı edilme işlemine karşı yabancılara güvence tanımaktadır. Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme’nin 31. maddesi taraf devletlerin, ülkelerinde yasal olarak bulunan vatansız bir kişiyi ulusal güvenlik ya da kamu düzeni ile ilgili nedenler dışında sınır dışı edemeyeceklerini hükme bağlamıştır. BM bünyesinde imzalanan 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi, mültecilere 
ilişkin uluslararası alandaki ilk gerçek sözleşmedir. Mülteci terimini tanımlayarak, kimlerin mülteci olabileceği konusuna açıklık getirmektedir28. Mültecilerin din, seyahat, çalışma, eğitim gibi haklarını belirlerken, ev sahibi ülkeye karşı yükümlülüklerini de içermektedir. 1970’lerden itibaren Avrupa Konseyi de göç konulu çalışmalarına başlamış, 1977 yılında “Göçmen işçilerin hukuki statüsüne ilişkin Avrupa Sözleşmesi” üye devletlerin imzasına açılmıştır. Ayrıca üye devletlerin göç konusuyla ilgili bakanları Mayıs 1980’de ilk toplantılarını 
gerçekleştirmiştir. 11 Eylül saldırıları sonrası yasa dışı göç Avrupa Konseyi’nin de gündeminde yer almış ve 2001’den itibaren üst düzey bürokratların katılımı yasa dışı göç ile ilgili toplantılar gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Öte yandan Avrupa Sosyal Şartı’nın 9. maddesi, çalışan göçmenlerin ve ailelerinin korunma ve yardım hakkını geniş bir şekilde ele almış olup Şart’ta bu hakların “ülkede yasal olarak bulunan yabancılara” tanındığı özellikle vurgulanmıştır. 

    BM ve Avrupa Konseyi bünyesindeki bu düzenlemelerin yanında yasa dışı göçle mücadele amacıyla en kapsamlı çalışmaların yapıldığı diğer uluslararası aktör AB’dir. Tarih boyunca başta gelen hedef ülkelerin bulunduğu kıta olarak gerek yasal gerek yasa dışı göçe maruz kalmış ve halen kalmakta olan Avrupa’da yasa dışı göçle mücadele Birlik için bir zorunluluk haline gelmiştir. 

4. CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,;

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder