9 Haziran 2019 Pazar

Zabit ve Kumandan ile Hasbihal., Mustafa Kemal, BÖLÜM 11

Zabit ve Kumandan ile Hasbihal.,  Mustafa Kemal,   BÖLÜM 11


Doğu kuvvetleri ile batı ileri karakol mevzisine geldim. Ne tarafa taarruz edeyim? 

Vâdi-i Bû Misafirden ilerleyen düşman, boyun noktasını ele geçirerek geri çekilme hattımızı kesmek isteyince, Teğmen Kasım Efendi komutasında bulunan 
yetmiş kişilik Ailet-i Mensur ve Şellavi savaşçılarını da alıp taarruz ettim. Saat on buçukta düşmanın iki taburu ile çarpıştık. 

Düşman geri çekilmeye mecbur edilmiştir. 

Yüz kişi kadar savaşçı ve muhafız askeriyle düşmanın Eritre taburuna taarruz ettim. Beş yüz metreye kadar yaklaştım. Tahkimatlardan üzerimize ateş açıldı. 

Sağ kolumdan kurşunla yaralandım. Çok kan kaybediyorsam da askerin moralini bozmamak için savaş hattından çekilmeyeceğim. 

Ölürsem, yanımda Remzi Efendi vardır. 
O benim de birliğimi idare eder. 


ZABİT VE KUMANDAN 
Nuri Conker 


Sunuş 

Bazı kitaplar vardır: zamanında dikkati çekmemiş, büyük bir okuyucu topluluğu bulamamış; fakat hem o günlerin önemli olaylarım ve bu olayların çağdaşlar üzerindeki tesirlerini tarihe bırakmış, hem de ileride tarihî kıymet kazanacak büyük bir şahsiyete yeni ilhamlar verebilmiş, onun ruhunda gizlenip birikmiş fikir ve hislerin meydana çıkmasına vesile olmuştur. İşte rahmetli Nuri Conker’in Zabit ve Kumandan isimli küçük kitabı, bu bahtiyarlığa eren eserlerdendir. [...] 

Okuyucularımız, Zâbit ve Kumandan ile Hasbihal’ı inceledikleri zaman, pek tabii olarak, Nuri Conker’in kitabını görmek istiyecekler- dir. Nitekim, yine bu seri içinde sayın dostum Ruşen Eşref Ünaydın’ın (önsözü ve günümüz Türkçesine çevrilmiş metnile birinci ve ikinci baskısı yapıldığı zaman bu arzu, her taraftan açıklanmıştı. Çünki Atatürk, bu eserini, Nuri Bey’in kitabına bir cevap olarak kaleme almıştır. 
Kitabın tahliline geçmeden, Nuri Conker hakkında bilgi vermek yerinde olur: 

I Mehmet Nuri Conker, 30 Eylül 1881 tarihinde Selânik’te doğdu. Babası Hoca Osman Efendi, annesi Zehra Hanım’dır. Selanik Askerî Rüştiyesi’nden 
sonra Manastır Askerî İdadisi’ni bitirdi. 1902 senesinde İstanbul Harbiye Mektebini ikmâl ile [tamamlayarak] piyade müzımevveli [asteğmeni] 
olarak yirmibir yaşında kılıç taktı. Harp Akademisinde üç sene okuduktan sonra 1905’te Mümtaz Yüzbaşı.1 olarak mezun oldu. 1909 tarihinde Hareket 
Ordusu’na gönüllü katıldı ve Tabur Komutanlığı görevile Selânik’ten İstanbul’a geldi. İstanbul’da Mahmut Şevket Paşa’nın yaverliğini yaptı. 

Ardından 1910 senesinde Arnavutluk harekâtına iştirak etti. Aynı sene erkânıharplik imtihanını [kurmaylık sınavını] üç yüz kişi arasında birincilikle 
kazanarak Erkânıharp oldu ve Selânik’te yeni teşekkül etmiş olan Küçük Zâbit [Astsubay] Mektebi Müdür ve Kumandanı tâyin edildi. 1911’de başlıyan Trablusgarp Harbi’ne yine gönüllü iştirak etti ve Umum Bingazi Kuvvetleri Erkânıharbiyesine Reis oldu. 1912’de Binbaşılığa terfi etti. 

Aynı sene başlıyan Balkan Harbi’nde, Çanakkale Boğazı Mürettep [Düzenli] Kuvvetleri Erkânıharbiyesine [Kurmay Başkanlığı’na] tâyin edildi. 

Bolayır’da bir Bulgar kurşunu ile dizinden yaralandı. 1913 senesinde Alman İmparatoru Kayser Wilhelm’in davet ettiği oniki yaralı Türk zâbitinden biri 
olarak tedavi için, Wisba- den’e gitti. 
Aynı sene Osmanlı ve Alman İmparatorlukları askerî ni- şanlariyle taltif edildi. 

1 1896-97 senelerinden itibaren Harp Akademisi’ne giren adayların bir kısmı kurmay [ yüzbaşı olarak okulu bitirirlerdi. 

Kurmay olarak ayrılanlar yakalarına kurmay armasını, mümtaz olarak kalanlar ise yakalarına yalnızca bir yıldız takarlardı (s.n.). 

Nisan 1330/1914’te Zâbit ve Kumandan isimli kitabını yazdı. Buna Mustafa Kemal, Zâbit ve Kumandan ile Hasbihal ismindeki kita- bile cevap verdi. 1914 senesinde İstanbul’da Birinci Tümen Erkânı- harbiyesine tâyin olundu. Bilâhara Balıkesir’de 24. Alaya komutan tâyin edildi. Birinci Dünya Harbi başlangıcında, başında bulunduğu 24’üncü Alay ile Balıkesir’den Çanakkale’ye gönderildi. 1915’te Ana- fartalar ve Conk Bayırı muharebelerine iştirak etti. Conk Bayırı’nda ikinci defa olarak sağ şakağından ağır surette yaralandı. O sırada Yarbaylığa terfi etti ve Conk Bayırı’ndaki 8’inci Fırkaya kumandan oldu. 10 Ocak 1916’da Almanya Hükümeti tarafından kendisine Demir Salip [Haç] Nişanı verildi. Aynı 
senenin başlarında Fırkasiyle beraber Şarka, Muş Cephesine nakledildi. Yine 1916’da Almanya Hükümetinin Edelruj nişaniyle taltif edildi. Müteakiben 
Avusturya-Macaristan Devletinin Meziyet-i Askeriye Salip Nişanını aldı. 

1917 senesinde Kafkas Muharebelerindeki hizmetlerinden dolayı Osmanlı 
İmparatorluğunun Muharebe Gümüş Liyakat madalyasıyla taltif edildi. Aynı sene Hollanda Hükümeti nezdine Lahey Ataşemiliteri olarak gönderildi. 

1918 senesinde Ataşemiliter iken Albaylığa terfi etti ve Hollanda Kraliçesi tarafından kendisine Komandör [albay] rütbesinin Kılıçlı Oranj Nase nişanı 
verildi. 1920’de İstiklâl Harbine iştirak etmek üzere Anadolu’ya geçti. Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü’ne tâyin edildi. 

Vekâleten Ankara Vali ve Kumandanlığı vazifelerini gördü. 

Bilâhara merkezi Pozantı’da olan Adana Vali ve Kumandanlığını yaptı. 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin Almanya’da temsilcisi olarak Berlin’e siyasî mümessil sıfatıyla gönderildi. Orada iki sene vazife gördükten sonra 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi İkinci Devresine Kütahya’dan mebus seçildi. 1930’da teşekkül eden Serbest Fırka’nın Kâtibi Umumisi [genel sekreteri] oldu. 1931 seçimlerinde Gaziantep’den mebus oldu. 8 Şubat 1935’te Atatürk kendisine Conker soyadını verdi. Aynı sene Türkiye Büyük Millet Meclisi Reis Vekili oldu. 

11 Ocak 1937’de Ankara’da vefat etti. Atatürk’ün arzusu ile Ankara Şehitliği’ne defnedildi. 

Nuri Conker, Atatürk’le Selânik’te aynı mahallede büyümüşler, Selanik Askerî Rüştiyesinde, Manastır Askerî İdadisinde, İstanbul’da Harbiye Mektebinde, Harp Akademisinde, Selânik’te 3. Orduda, Hareket Ordusunda, Arnavutluk Harekâtında,  Afrika’da Trablus- garp, Bingazi ve Tobruk muharebelerinde, Çanakkale’de Anafartalar ve Conk Bayırı muharebelerinde (Conk Bayırı’nda Mustafa Kemal’in göğsündeki saate kurşun isabet ettiği anda yanındaydı.) Do- ğu’da Muş Cephesi’nde, İstiklal Harbinde, daima beraber bulunmuşlar ve arkadaşlıklarını fasılasız [kesintisiz] devam ettirmişlerdir. Cumhuriyet Devrinde ve inkılâplarda, Çankaya’da, Dolmabahçe, Yalova ikametlerinde ve bütün yurt gezilerinde her zaman onun beraberinde bulunmuştur. Atatürk, Nuri. Conker’in arkadaşlığını daima aramış, kendisini sevmiş ve her iki dost birbirlerine her zaman vefalı kalmışlardır. 

Atatürk, sofrasında her vakit ona özel bir dikkatle yer vermiş, eski arkadaşı Nuri Conker’le lâtife etmekten [şakalaşmaktan], onunla konuşmaktan zevk almıştır. Bunu Atatürk’ü tanımak ve çevresinde bulunmak bahtiyarlığına ermiş olanlar pek iyi bilirler. Ayrıca, bugün birer tarihî belge değeri kazanmış olan mektuplarında da bu duyguların yazılı ifadesini buluyoruz. 4 Ekim 1327 [1911] tarihinde Rus vapuru ile Trablusgarp’a giderken Urla’dan rahmetli Salih Bozok’a yazdığı mektupta ona iki yakınından söz ediyor: Biri annesi, İkincisi Nuri Bey’dir. Onun için şöyle diyor: 

“Başka kâğıdım yok. Nuri’ye ayrıca mektup yazamayacağım. İstersen bu mektubumu aynen gönder veyahut bahisle bir mektup yaz ve o kıymetli 
kardeşimize de ki: Benim için hatırası kalp ve vicdanımdan bir an çıkamayan bir öz kardeş varsa Nuri’dir. Bu muzlim seferi onunla yapmak isterdim. 

Allah nasip ederse saha-i mücadelat- ta birleşiriz, eğer mukadderse ahirette buluşuruz. ”2. 

2. Başka kağıdım yok. Nuri’ye ayrıca mektup yazamayacağım, istersen bu mektubumu aynen gönder ya da bundan söz eden bir mektup yaz ve değerli 
kardeşimizde de ki: Benim için anısı kalp ve vicdanımdan bir an çıkmayan bir öz kardeş varsa Nuri’dir. Bu karanlık seferi onunla yapmak isterdim. 

Allah nasip ederse savaş alanında birleşiriz, eğer yazgıda varsa ahirette buluşuruz. 

Şimdi Ahirette buluşmuş olan bu iki arkadaş, o zaman Trablus- garp’ta vatan savunmasında birleşmişlerdi. Bütün mektuplarında ona hitabı ‘azizim 
Nuri’, ‘kardeşim Nuri’dir. 

Nuri Conker, elli beş yaşında öldüğü zaman, Atatürk’ün bu sevgili arkadaşını kaybetmekten duyduğu elemi, o sırada Cenevre’de tahsilde bulunan Prof. Âfet İnan’a yazdığı mektuptan açıkça anlıyoruz: “16/1/1937 - Hatay üzüntüsüne, Conker’in ölümü acısı karıştı; bu acının açtığı yaranın derinliğini tahmin edersin...” diyor. 

Doğum yıl ve yeri bile müşterek olan bu iki arkadaşın vatan ve millet sevgileri, askerlik mesleğine karşı bağlılıkları da birbirine yakındı. Metnini olduğu gibi verdiğimiz bu küçük kitap, Nuri Conker’in, bize Rumeli’yi kaybettiren Balkan Bozgununda nasıl derin bir millî eleme düştüğünü, fakat bu dehşetli olaya ve kayba rağmen tıpkı Mustafa Kemal gibi- bir an Türk milletinden ve Türk Ordusundan ümidini kesmediğini gösterir. 

Bu kitabın belki meslekî mahiyeti, aradan geçen yarım asra yakın zaman içinde eskimiştir. Fakat vatan savunması, millete karşı görev duygusu bakımından kıymetinin bir zerresini kaybetmemiştir. Çünki vatan o vatan, millet o millet. Kitap, bugün tarih olmuş o acıklı devrenin ordu bakımından bir tenkididir [eleştirisidir]. O kadar ki, Balkan harbine giren Osmanlı Ordusunun talim ve terbiye, taarruz ruhu bakımından çok zayıf olduğunu en sert hükümlere bağlamaktan çekinmemiştir. Siyasî hiçbir işaret bulunmamakla beraber kitap, okuyucuya millî-siyasî bir ruh aşılama yönünden çok uyandırıcı ifadesiyle yüksek bir terbiye önemi taşımaktadır. Dili, hattâ devrine göre bile lûgatlı [ağır] ve ağdalı olmakla beraber söylemek istediği fikirleri kesin ve seçik bir üslûpla açıklamaktadır. Balkan bozgununu takip eden günlerde yazılmış olması, yazarın kalemine hissi bir titreklik vermiş, şanlı tarihimizden alınmış sahıfaların o günkü acı durumla mukayesesi, ciddî bir askerin saklamaya muvaffak olduğu hıçkırıkları satırların arasına gizleyerek okuyucuya intikal ettirmiştir. Fakat bu acı duygular, onu hiçbir zaman kötümser etmemiştir. Çanakkale harplerindeki 
kahramanlıklarını sayın ailesine ve biz vatandaşlarına soyadile miras bırakmış olan rahmetli Nuri Conker, tıpkı arkadaşı Atatürk gibi milleti tenkid etmiş, ama her zaman ona inanmış, onun istikbalinden ümitli kalmıştır. 

Bu kitap Okunduktan sonra, Zâbit ve Kumandan ile Hasbihal daha iyi anlaşılacaktır. 

1 Temmuz 1959 
Haşan Âli Yücel
Birinci Tümen Kurmay Başkanı 
Binbaşı Mehmet Nuri 
Nisan 1914 

12. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder