9 Haziran 2019 Pazar

Zabit ve Kumandan ile Hasbihal., Mustafa Kemal, BÖLÜM 12

Zabit ve Kumandan ile Hasbihal.,  Mustafa Kemal,   BÖLÜM 12



SUBAY VE KOMUTAN 

Çeşitli sınıflarların üstleri, subayîarı ile askeri okul öğrencilerimin ve konuyla ilgili herkesin okuması için; 1913 kış döneminde Birinci Tümen üstleri ve subaylarına verilmiş konferansların derlenmesi ve genişletilmesiyle yazılmıştır. 
İstanbul - Tanin Matbaası 1914 

Söze Başlamadan Önce 

Bu kitap subayın acemi erleri talim ve terbiyesinden, atış kurallarından, talim ve eğitim programı hazırlanmasından, bölüğün yetiştirilmesinden, taburun açılmasından, alay ve tabur manevrasından, harita başı çalışmalarından, taarruz ve savunma yöntemlerinden söz etmeyecektir. 

Bu kitap, bir subayın, bu saymış olduğum ve benzeri görevleri savaşta uygulama ve yerine getirmekle yükümlü olan çeşitli rütbelerdeki komuta ve sorumluluk 
sahibi askerlerin, zaferi ve galibiyeti elde edecek biçimde görevlerini yapmaları için sahip olmaları gerek ve şart olan nitelikler ve ayırıcı özelliklerinden, askeri yetenek ve karakterden söz edecektir. 

Bu kitapta tüfek ve top gümbürtülerinin ufku inlettiği, bu gürültülerin kulakları geçici olarak işitmekten yoksun bıraktığı, gözleri duman kapladığı ve bu patlayanlardan bir veya bir kaçının isabetiyle olduğu yerde kalmak olasılığının her an bulunduğu; bununla beraber subayın en fazla görmeye ve işitmeye ve düşünmeye ve göstermekle işittirmeye- ve düşündürmeye zorunlu bulunduğu zamanlarda subay ruhunun moralini beslemeye hizmet edecek nokta ve durumların araştırılması ve sınanmasıyla uğraşılacaktır. 

Yalnız kendi silahının yerinde kullanılma göreviyle savaşa katılacak askerlerin kararlılık ve cesaretle kavga edebilmeye elverişli bir halde yetiştirilmeleri için erlere aşılanacak manevi dersler de söz konusu edilecektir. 

Ancak astlar üzerinde bu kriz zamanlarında etkide bulunmakla adına yaraşır düzeyde şiddetli ve gayet sıkı bir otorite kurmak gibi üstün bir başarının barış zamanında kazanılması ve bunun için gereken önlemlerin alınma yöntemlerini göstermek de bu kitabın içeriğinde bulunacaktır. 

Kısaca bu kitap subay ruh ve kalbinin, subay kurallarının, subay karakterinin; askerlik sanatı açısından bakıldığında subayın en önemli yeteneklerinin aynası olmaya çalışacaktır. Bu çerçevede açıklanacak düşünceler ve yapılacak tartışmalar sonucunda varılacak kararların, savaş kuralları olan talimname ve yönergelerin hüküm ve metinlerine ve geçmişteki savaşlara dayanacağı için, kişisel ve keyfi kabul edilmekten daha üst düzeyde bulunacağı inancı, iyi niyet çerçevesindeki isteklerin hayata geçirilmesine ve hiçbir zaman hataya düşmeyeceği zannedilmeyen kalemin, kağıt üstünde gezinmesine cüret ve cesaret /ermiştir. Düşünce ve kültür insanları tarafından eleştiriye layık bulunursa, büyük takdire kavuşmuş olur. “Ve başarı Allah’tandır.” 

Önsöz 

Önümüzde, acılarım gözümüzle gördüğümüz ve kalbimizle hissettiğimiz, felaketle sonuçlanmış bir savaş vardır. Öyle bir savaş ki, zarara uğrattığı 
memleketin evladı olmak itibarıyla, biz askerlerin de payımıza düşen ibret derslerinin, gözü açıklık ve farkında olma derecelerimizin, aradan zaman 
geçtikçe artması gerektiği gibi; tarihi eskidikçe meslek adına bundan çıkaracağımız yararların da çeşitleneceği ve kuvvet kazanacağı şüphesizdir. 
Çünkü savaş deneyimlerinden beklenen gerçek yararların elde edilmesi ve tam anlamıyla ortaya çıkışı, savaşa ait belge ve bilgilerin sağlıklı şekilde 
toplanmasına ve savaşta uygulama yetkisine sahip olanların eylem ve hareket sahasından ve bu dünyadan çekilmelerine bağlıdır ki, bu da ancak zamanın 
geçmesiyle olur. Şu halde, zaman geçtikçe, savaş tarihinin askerlere yarar sağlama bakımından değerinin artması doğaldır. 

Savaş, askerlik sanatının öğrenilmesine yardımcı olacak araçların en kusursuz, en gerçeğidir. Savaşa hazırlanmaktan ibaret olan ve bu nedenle askerlerce savaşın ateşsiz olarak devamından başka bir şey gibi anlaşılmaması gereken barış zamanında, çeşitli rütbelerdeki komuta sahiplerine savaş iktidar ve yetkinliğini kazandırmak üzere yürütülen; harita üzerinde askerin konumlanması sorunlarının çözümü, bu amaçla atlı subayların seyahatleri, savaş oyunları, müfreze tatbikatları, kurmay heyetinin seyahatleri ve en sonunda büyük manevralar, içerik olarak gerçek savaş durumuna yaklaşma hedef ve amacını rütbe ve derecelerine göre izlemekte iseler de, bunların hiçbiri savaşın bi- linen o kendine özgü sıkıntılarını, özellikle de düşman ve ölüm tehlikesi içermediklerin den; savaşacak kişileri savaşı bilir hale getirmekte, savaşa katılmış olmak kadar yararlı olmaz. 
Bunlar ne kadar olsa nitelik açısından birer savaş taklidi olmaktan ileri varamazlar. 

Sefer Hizmetleri Kanunnamesi - Giriş - Madde 37: 

Çok fazla etkili ve önemli olan; ve düşman yenilinceye kadar hesaba katılması gereken düşmanın kararlılık ve kuvveti, barış zamanındaki talimlerde bulunmayıp tümüyle varsayımdan ibaret kalır. Bu nedenle savaştaki olayların ve harekâtın genellikle barış zamanındaki talimlerde rastlanmayan çeşitli durumlar altında oluşacağı asla dikkatten kaçırılmamalıdır. Savaş, özellikle moralin dayanıklılığını, barış zamanıyla kıyas götürmez düzeyde şiddetli bir sonuçla karşı karşıya bırakır... 

Biz ise şimdi savaş tatbikatının en ciddisi ve gerçeği olan bizzat kendisini, savaşı uygulamış bulunuyoruz. Bundan dolayı bu savaşta kazanılmış deneyimlere dayanarak yukarıda yarar ve öneminden az da olsa söz edilen savaş tarihlerini ve talimnameleri ve savaş sanatına bağlı eserleri okuduğumuz zaman daha iyi anlayacak; ve yapacağımız simülasyonları savaştaki durumlara daha uygun ve benzer hale getirme fırsatlarını elde etmiş bulunacağız. Zamanımızda doğrudan savaşmak, yaşamı boyunca her askere nasip olmaz. Hele askerlik hizmeti esnasında iki savaşta birden bulunabilmek fırsatı pek az askere nasip olur. Savaşta hiç bulunmamış olan askerlerin bu bakımdan elde edecekleri yararlar ise çeşitli savaşların tarihlerini okumakla sınırlı kalır. 

Bir olayın bizzat tanığı ve öznesi olmak ile bunu, olayın ortaya çıkış şeklini anlatan bir kitaptan okumak arasında bulunan dağlar kadar fark, savaşa bizzat katılanla savaşı tarihinden okuyan arasında da aynı olduğundan; ordumuz subaylarının büyük kısmının savaşta bulunmuş olması dolayısıyla, bunca ateşleri kalbimizi yakmış olan geçirdiğimiz bu son savaşın bize mesleki açıdan yarar sağlamış olduğu kanıtlanmış olur. 

Hatta Almanya ordusunda savaş yeteneğinin canlı tutulması ve korunması ve yeni bir savaşta, savaş görmüş subay ve komutanlardan yoksun kalmamak için kırk yılı aşkın bir süredir savaşmamış olan or- duyu savaştırmak, daha önce savaşanların akıllarını meşgul etmektedir. Çünkü bundan önceki savaşta (1870) bulunmuş olanlar yavaş yavaş ordudan çekilerek ordunun tümüyle savaşı tanımayan unsurlar elinde kalması ve çıkacak bir savaşı, savaşta deneyimsiz olanlarla yürütme konusundaki sakınca göze çarpmaktadır. Hiç unutmam. Kurmay Okulu sınıflarında bir gün, o zamanlar devlet hizmetinde görevli bulunan Tümgeneral von Dtifort Paşa ile harp oyunu yaparken, arkadaşlardan biri muharebeyi henüz bitiren bir bölüğü derhal toplayıp başka tarafa göndermiş ve orada başlamış bulunan muharebeye katılmaları yönünde karar ve emir vermek istemişti. Paşa buna karşı, “Bu bölük, sabahtan beri sürdürdüğü yürüyüşün ardından girdiği bu muharebeden sonra, artık o dediğiniz yere gidemez; çünkü bu erlere, karşı koyması ve katlanması mümkün olmayan bir hizmet önerisi olur. 

Ben (1870) Fransız Seferi’ne bizzat er olarak katılmıştım ve böyle bir hareketin erler tarafından yapılamayacağını kendim tecrübe ettim” demişti. 

Paşa’mn savaş deneyimleri hepimizinkinden kuvvetli ve esaslıydı. Çünkü o, daha sonraları subaylığa yükselecek olan, erlik rütbesiyle savaşmış. 

Bu koşul çerçevesinde, bir savaşa er olarak girmek ile subay olarak girmek arasında; sıkıntıları, güçlükleri ve savaşın kendine özgü niteliklerini tam 
anlamıyla kavramışlık bakımından elbette büyük farklar vardır. 

Savaş dahisi olan büyük Napoleon’un savaşlarda birbirini izleyen başarılarını etkileyen nedenlerden biri de savaşlarını daima art arda birkaç savaşta bulunmuş deneyimli askerlerle yapmış olmasıdır. Savaş, en iyi, savaşta öğrenilir. Şimdi her subayın savaştaki yeterliği ve yeteneklerine göre durumu ve ünü değişmiştir. Balkan Savaşı’ndan askerlik sanatı adına pek kolay ayırt edemeyeceğimiz ve hissedemeyece- ğimiz yararlı deneyimler edindiğimize şüphe edilmemelidir. Savaş sonrası demek olan şu günlerde; ve bundan sonra erlerimizin talim ve eğitiminin, kendi komutanlık sanatımızın talim ve eğitiminin, kendi komutanlık sanatımızın ilerlemesi yolunda harcanacak emek ve çabaların daima gerçek savaş koşullarına göre yönlenmesi ve yönetilmesinin gereği ve önemi buraya kadar anlattıklarımızın özeti olmuş olur. 

13. CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder