21 Ocak 2018 Pazar

PANZER VE KÜRT İSYANI - ALMAN DERİN DEVLETİ KILIÇ! BÖLÜM 4

PANZER VE KÜRT İSYANI - ALMAN DERİN DEVLETİ KILIÇ! BÖLÜM 4




Gazete kamu oyunun vicdanıdır, Doğruları yazmazsa vicdan iflas eder. Erdoğan, toplum vicdanını satın aldı, kirletti, bunun vebali büyüktür. Zeki, donanımlı, iyi eğitimli polis yerine köle ve eğitimsiz polis sistemine geçildi. Emekli edilen emniyetçiler, kapatılan Polis koleji ve 1 yılda yetiştirilmek 
istenen Komiser yardımcıları bu kumpasın birer parçasıdır. Ülkemizdeki bir iktidar kavgası milletimiz ile mezkûr güçler arasındadır aslında. Ancak, bizler sahnedeki figüranları görebiliyoruz sadece... 

Derin devlet operatörü ÖKK eski başkanı Sabri Yirmibeşoğlu, "kirletiriz ve kullanırız" demişti. Erdoğan ve AKP'nin kirlendiği çok açık, kullanıldığı da! Haram kasayla Havuz medya oluşturma sürecini görüpte Erdoğan'ın Başkanlık sistemi ile Firavunluğa özendiğini anlamak için gazeteci olmanıza gerek yok. Erdoğan'ın ülkeyi neden soyduğu net belliydi, Suudi ve Katar krallarına özeniyordu. 

Ne Kürt sorununda nede İslam dünyasındaki derin devlet eksenli şiddet sorunlarında, Hizmet hareketi ve manevi yol göstericisi Fethullah Gülen Hoca Efendi dinlenmeden başarılı olunması mümkün değildir. Kardeşlik ve barış projesi baltalandı, AKP 3 yıldır barış süreci diye kamuoyunu uyuturken, 
PKK tarihinin en güçlü konumuna derin devlet Ergenelon tarafından getirildi. Global kumpascılar, MİT ve TSK’da yerli Gladyo ile yeniden dirsek temasında çalışıyorlardı. Erdoğan, 2010’dan beri bu ekibe tam biat etmişti. Erdoğan'ın Yeni Osmanlı ve Hilafet hayalleri ile Ortadoğudaki ateşe benzin taşındı ve şimdi o ateş Allah korusun her eve sirayet ediyor, ülkemizi yakıyor. Kimin İslam’a ve 
ülkesine ihanet ettiği ve hangi yabancı güçlerin oyuncağı olduğu ortada. Kan politikası ile iktidarda kalmaktan başka AKP’nin bir düşüncesi kalmadı, ülkemize vereceği herhangi bir vizyonu olmadığı da ortaya çıktı. 

BD ve İngiltere ile Türkiye Özgür Suriye Ordusu çatısında Suriyeli muhalifleri eğit donat programında ortaktı. Peki neden şimdi kızıyorlar? ABD 2. Başkanı Joe Biden ise açıkca "Erdoğan Al Nusra ve Ahrar Al Şam'a silah satıyor, militan gönderiyor" dedi. Bu aslında bir suç duyurusuydu. ABD Başkanı Obama, Mayıs 2013'de Erdoğan'ın önüne Al Nusra ve Ahrar Şam'la yaptığı silah, militan petrol ticaretini ve edindiği serveti masaya koydu. ABD'de Seymour Hersh gibi gazeteciler zaten CIA'nın Vietnam'dan başlayarak terörü finanse etmesini ortaya çıkartarak Pulitzer ödülü aldı. Kimse vatan hainliği safsatası yapmasın. Yanlış olarak gördüklerimi kimseden çekinmeden yazıyorum. 

Eğer CIA, El Kaida teröründen elde ettiği karanlık paraları Reagan, Bush, Clinton veya Obama’a verseydi, onlarda kendi seçim kampanyalarında bunları kullansaydı, büyük bir skandal ve ulusal güvenlik sorunu olurdu. Erdoğan işte bunu yaptı. CIA'nın terör ticaretiyle Amerikan silah sanayisini ayakta tuttuğu ve karanlık işler için ekstra bütçe oluşturması yeni bir bilgi değil. Size bununla ilgili yazılmış belgeli kitaplar, akademik makaleler, filmler ve belgeseler önerebilirim. Ancak Erdoğan'ın MİT'i IŞİD terörüne bulaştırması ile CIA'nın El Kaida'yı finanse edip, uyuşturucu üzerinden derin faaliyetleri ile Erdoğan’ın selefi teröründen edindiği büyük şahsi servet aynı mıdır? CIA, arada karakoyunlar çıksa da Amerikan çıkarları için çalışıyor. Kirli işlerini bile dünyaya Hollywood filmlerinde güç gösterisi olarak kendisi pazarlıyor. Erdoğan’ın edindiği şahsi servet peki Türkiye çıkarları için mi kullanılıyor? 
AKP iktidardan düştüğünde bu servete ne olacaktır, devlet hazinesine mi, TSK ve MİT’e mi devredilecektir? Zaten sorunda burada ya! Erdoğan, madem CIA terör ihracı ve ticaret ile güçlü istihbarata sahip, neden MİT'i kullanıp bende yapmayayım dedi. 

Amerikalılar PYD kartını kullanarak Erdoğan'ı IŞİD ve El Nusra'ya destek inadından yıldırmaya çalıştı. KKK komutanı anlıyordur ne dediğimi! PYD'ye güvenen Amerikalılar neden şimdi TSK ile anlaşma yaptı? IŞİD'e operasyonla ilgili TSK ile anlaşmayı Ocak 2015'de yapmıştı. Erdoğan buna 7 ay direndi. Şimdi yelkenleri suya indirmek zorunda kaldı. Zira ordudaki 3. güçte harekete geçti. 
Erdoğan'ın izlediği dış politika iflas etmekle kalmadı, resmen Türkiye'yi yerin dibine batırdı. IŞİD, Sünni İslam'a global saldırı projesidir. Bir konsorsiyumdur. Erdoğan'ın Türkiye'nin imajına vurduğu darbe sanıldığından çok daha büyük. Çakma ve göstermelik PKK ve IŞİD operasyonuyla ülkenin ulusal güvenlik sorunu düzeltilemez. Ne zaman Kandil’i vurarak PKK sorunu çözüldü ki! Eşkiyaya dağdan obaya şehre indiren sizsiniz. Polis ve askerin elini kolunu bağlamıştınız. PKK'yı yönlendiren ve yöneten derin MİT, ÖKK, MAK ekipleri, ateşle oynuyor. Oysa Kürt kardeşlerimiz, kan değil barış ve huzur istiyorlardı. 

13 yıldır AKP’liler dün de yanılmaz, hata yapmaz, kusurdan azade, çok bilmiş şaşmazlardı… Bugün de yüzde 100 her zaman haklılar ve öyle de olmalıdır! Milleti aptal yerine koyuyorlar ve yüzde 41 bundan razı olduğunu sandıkta deklare ediyor. AKP demokratik yollarla asla iktidarı bırakma gibi bir 
düşünceyi taşımıyor. AKP, 7 Haziran seçim yenilgisinde faturayı HDP'ye kesti. 30 Mart’daki gibi bu defa sandığa sokamadığı kedilere cezayı kesse daha mantıklı olurdu! Gazeteci Deniz Zeyrek bam teline dokunmuş: 13 yıldan beri ülkeyi yöneten AKP Hükümeti ne zaman olumsuz bir durum olsa, hemen mağdur ayağına yatıp "kandırıldık" diyor. Bindik Erdoğan’ın kıyamet gemisine, hızla Alman Gladyosu, İsrail ve Amerikan Neoconların Suriye’de kurguladığı Armagedon savaşına doğru ilerliyoruz. Henüz her şey bitmedi. TSK, bu hain planlara dur diyecektir. 

Allah, ülkemizi hainlerden, hırsızlardan, yolsuzluk yapanlardan, PKK ve selefi terörüne destek verenlerden korusun. Global şebeke ile yatağa girenlerin devleti temsil ettiğini düşünmüyorum. AKP projesi ve hikayesi bitti! Kitabımda Alman Gladyo’sunun faaliyetleri ile ilgili pek çok soruya yanıt vermeye çalıştım. Almanya’nın gezi olayları ile nasıl, neden ve hangi yollarla kılıç çektiğini okumaya var mısınız? Çünkü büyük çözülme aslında Gezi’de başlamıştı? George Soros’un Açık Toplumu ve Alman Gladyosu neden Gezi’de bir devrim peşindeydi? 

GÖKTÜRK GLADYOSUSU 2011’DE DEVREYE SOKULDU 

Türk kamuoyu Ergenekon ve Balyoz yargı dalgaları ve davaları ile uğraşırken, Göktürk Gladyosu çoktan kurulmuştu. Yeni Gladyo’nun Süfyan lideri Erdoğan ve askeri lideri saldıray Berk oldu. Sivil yapılanmada başkanlığa TBMM Başkanı İsmail Kahraman getirildi. Mason Büyük Kulüpte Rizeli avukat İsmail Kahraman’ın başkan yapılması çok ilginçti. AKP ve Masonik yapı işbirliği yapınca 
Ergenekon ve Balyozcular Silivri’den salındı ve Yargıtay onanmış cezaları bozdu. Saldıray Berk’in 13 Kasım 2015’de Yargıtay’da beraat ettirilip itibarının iade edilmesinden sonra 15 Temmuz 2015’den beri 5 aşamalı darbe planına sivil görünümde girildi. Düğmeye basıldı. Erdoğan darbenin komutanı oldu. Kamuoyuna cemaat öcüsü yemi sunuldu. Kirlenen AKP’liler bu yemi çok sevdiler. 

Hilafet, 1924'de resmen Atatürk tarafından kaldırıldı. Müslümanların tek bir merkezi sesi olmaması Neocon ve İngiliz projesine uymuyor artık! British akademisyen mantığı, Müslümanlar kendilerini nasıl tarif ediyorsa biz onu esas alırızdır. IŞİD ile radikal fundamentalist kimliği oluşturdular. Buna yatkın müslüman tipini bulmak zor olmamıştır. 

IŞİD ile akademik bir tezin pratik uygulaması proje halinde Neoconlar tarafından deneniyor. Obama, bu nedenle, ISIS, ISIL yerine artık IS diyor. Neden acaba? Ben orada bir İslam devleti göremiyorum, hapishane kaçkını bir caniler güruhu görüyorum. IŞİD ile ilgili akademik bir makale yazdığımı anlamışsınızdır. Evrensel İslam, lafzı Kuran yorumu, çakma Hilafet ile IŞİD, sosyal inşaattır. Bu çakma örgütle İslam üzerinde 11 Eylülden daha feci büyük bir oyun oynanıyor. Müslümanlarla kedinin fareyle oynadığı gibi oynamalarına dayanamıyorum. 

IŞİD'in ardındaki Irak Baascıları Obama ile pazarlık yapıp Şii Nuri El Malik'i devirip, zaten yüzde 40 oranında parsayı, yani devlet kurumlarında mevki elde ederek ganimeti topladı, Ankara ise avcunu yaladı. Irak genelinde 14 askeri üs kuran ABD isterse IŞİD'i 3 günde temizler. Peki kim tüm dünyaya bakın direk Kuran’dan saf lafzı yorumla ‘İslam barbarlıktır’ mesajı verip, bir enerji güzergahı alıyor? 
IŞİD'in başarılı olmasının temel nedeni Saddam'ın eski ordu generalleri ve elit Sünni aşiretlerinin izin, yol vermesi ve tabi ki bir Bağdat pastası pazarlığıdır. Uyanalım. 

IŞİD'in 1700 Şii polisi Tikrit'de öldürdüğü katliamda tetiği çekenler Peştun Taliban Afganlardı. IŞİD, müslüman olmuş yabancılar ile gurbetçilerin 2. ve 3. neslinden 1700 elemanı Avrupalı Müslümanlardan arasından topladı. Evimizde büyüyen terörizm tehditi tartışılmaya açıldı. IŞİD içinde çok sayıda İngiliz ajanı bulunuyor, yüzleri kapalı olanlar büyük ihtimalle ajanlardır. 1500 eleman Suudi, 3000 Irak, 2000 Suriye hapishanesinden toplanan idam kaçkınlarıdır? Bu mahkumları kim saldı? ABD Savunma Bakanlığı'nın IŞİD ile 30 yıl savaşmak gerek açıklaması tam bir komedidir. Yani 30 yıl bölgeyi sömürmek için gerekçe çıkartıyorlar. Aceleleri yok. 

2 yıldır Ürdün hapishanesinde yatan 11 Eylül 2001 terörizmi planlayıcılarından Muhammed Atta'nın hocası Ebu Katade'yi Neoconlar çıkarttırdı! Hani El Kaida tehlikeliydi? Kur'an'dan şiddet, cinayet, tecavüz, gasp, haksızlık, hukuksuzluk yorumu çıkartan El Nusra, ÖSO ve IŞİD ile Türk müslümanlarının işi olamaz. Bu oyunla müslümanların başına çorap örmelerine izin veremeyiz. El Nusra ve 
ÖSO, Esad'ın Nusayri Alevilerini öldürün fetvasını Yusuf Kardavi'den ve IŞİD ise fetvaları, Ebu Katade ve Zevahiri'den aldılar. Nedense kimse bunlara laf söylemedi. 

El Nusra, ÖSO ve IŞİD, Şii, Hıristiyan, Kürt, Marudi, Dürzi ve Alevi Türkmenleri öldürerek İslam şeriatının ne olmaması gerektiğini gösterdi. El Nusra ve ÖSO'nu Irak ve Suriye İhvanı Müsliminden kuran Tiran, IŞİD'in Vehhabi atı olmasına göz yumarak İslam'ın adını tüm dünyada kirletiyor. El Nusra ve IŞİD'e ortak Politik İslam'ın temsilcileri, Tiran ile Hizmet cemaatının aynı olmadığı son 10 aylık ayrışma ile net ortaya çıktı. Buna ne kadar hamd ve şükredilse azdır. 

Ancak Politik İslam'ın temsilcileri ve Tiran'ı tepe tepe kullanan Şamanist ve Nusayri Baas tipi Göktürk yapılanması, TSK'nın sabrını taşırmıştır. Göktürk yapılanmasına hep karşı çıkmış aydın ordu kurmayları Müslüman Türk milliyetçisidir, sanırım sonunda hak ettikleri tokadı zalimlere vuracaktır. 
Yakoben, diktacı Baas tipi Göktürk yapılanması ülkemizi Suriyeleştirdi. Suriye gibi Afganistan laştırabilir, hatta Yaşar Büyükanıt’ın genelkurmay başkanı iken dediği gibi Kürdistan'la belki Filistinleş tirebilirler de. Zaten süreç bu noktaya doğru gidiyor. PKK’nın tek umudu ve beklentisi, bölgeye uluslararası bir hakem askri güç getirebilmekti. HDP’lilerin tutuklanması ile bu süreç başladı. 

Şamanist ve Nusayri Baas tipi Göktürk yapılanması, Hocaefendi'nin 20 milyon insandan özür dile-mezlerse cehenneme giderler mesajını umarım net olarak almıştır. Göktürk yapılanması içindeki dinsiz Çerkezler ve Gürcüleri tek tek yazabilirim ama Müslüman Çerkezleri ve Gürcü kökenli halis dindaşlarımızı üzerim. Göktürk yapılanmasına bağlı ÖKK, MAK ve MİT elemanlarının Hizmet'e daha fazla yapabileceği bir kötülük kalmadı. 12 Eylül’deki gibi 500 bin kişiyi toplar, işkence yaparız diyen bir savcı bozuntusu, belirlenen 442 kişiyi bile gözaltına alamadı. Darbe yaptı diye mağdur edilen polislerin hepsi serbest kaldı, Metris’dekilerde çıkar. 

Aslında Göktürk yapılanmasında ayrışma süreci hızlandı. Hizmet'i bitirme planları çatlak meydana getirdi, ve çok şiddetli biçimde bir kaç parçaya bölündüler. Toplum henüz bunu hissetmiyor, ancak yakında emareleri görülecektir. Vatanı satmış bir kesimin global amirleri Neoconların dediklerini yapan MAK, ÖKK ve MİT birimleri Tiran projesiyle de Hizmet'i bitiremezse, eninde sonunda pes edip, 
teslim bayrağını çekerler. Saç baş yolmaya başladılar. 

Bu satılık kesimin Hizmet'in tüm dünyada dimdik ayakta durmasına şaşırma maları gerekirdi. Allah'ın izin ve inayetiyle yürüyenleri durduracak sadece Allah'tır. Bir köy muhtarını bile yerinden oynatmak güç. Tiran'ı ellerinde oynatanlar, Hizmet'in bir birimini bile sallayamadı, kolay mı yok etmek veya ele 
geçirmek? Artık cemaat piramidinin üst tavanı kötü, alt tabanı masum iyi diyen kalmadı. Birileri Tiran’ı çok fena kandırmış, kendi taraflarına masal anlatıp uyuttuğu gibi netice alacağını sandı. Şakirdler, bu kadar aptallığa çok gülmüştür eminim! 

Zalimin zulmü zirveye çıktığında yere çakılma süreci başlar. ÖKK, MAK ve MİT, Tiran'ı kullanarak Hizmet'i bitirmek için son kurşunlarını da attılar. Cephane tükendi, bu onların bittiklerini resmediyor. ÖKK, MAK ve MİT'in Hizmeti bitirme umudu bittiğine göre artık şapkayı kelden çıkartıp düşünseler iyi olur. Zira çoğu Türk, hatta müslüman bile olmayan 20 milyonluk gönüllü takipçiyle savaşılmaz. 
Keskin sirke kübüne zarar, çatlayarak çözülürsünüz. 

Yok edeceğini, defterini düreceğini sananların defteri elbette dürülecektir. IŞİD aracı ile kirli çamaşırları ortaya çıkan global ve yerli çete ava giderken avlanacaktır. IŞİD belası hepsinin defterini dürmeye yeter. Bu kara belaya bulaşanlara Ebola virüsü çarpmış kabul ediyorum. Bağıra bağıra, böğüre böğüre, yara bere içinde öldürüyormuş. Kötü niyetle haset ve kinlerini kusanların bedenine Ebola bulaşmıştır, boyut değiştiren mikrop hızlı kindar defteri dürüyor. 

Özetle, IŞİD ile Neoconlar, ingilizler ve İsrail’in amacı bir halifet merkezi oluşturup tüm Müslümanları ve İslam’ı zan altında bırakmaktı. Halife olacağım diye çok umutlanan BOP projesi eşbaşkanı Tiran havasını alacağını çok geç anladı. Umarım yeni Osmanlı kuracağım, tarihe şanlı biçimde geçeceğim diye Türkiyemizi sürüklediği maceraya TSK izin vermez. Ancak Rakka’ya kadar gidecek TSK’nın batırılması süreci Kasım 2016’da başladı. Sivil toplum öldürüldüğü, medya susturulduğu, polis, savcı, hakim sindirildiği, akademisyen, gazeteci, yazar ve aydınlardan gür ses çıkmadığı için umutsuzluğa kapılmayınız. Mutlu yarınlar yakındır. 

Ergenekon olmadı, Göktürk verelim! 

Ergenekon yapılanmasının kabuk değiştirdiğini ve yeni bir isim aldığını ilk defa bu kitapda okuyacaksınız. Patent hakkını tescil ettirmek için açıklıyorum: Ergenekon’un yeni adı Göktürk’tür. Deşifre olmamış yeni isimler ve kadrolarla donatılan yeni derin devlet, yapısı içine artık alnı secdeye gelen muhafazakarları ve Kürtleri de alıyor. Çerkezler yine işbaşında! Dinle, azınlık ve etnik yapıyla 
barışık yeni sistem, Silivri’de yatanları terhis ve tahliye konusunda 2011’den beri hükümetle pazarlık yürütüyordu. 2014’de emellerine kavuştular, her şey tersyüz edildi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Süfyanizm Oligarşisi tarafından zafiyetlerinden yakalandı ve cemaat ile savaşması için ikna edildi. 
Yeni ismin babası ve teorisyeni Encümeni Daniş-i ve projeyi onaylanan Milli Birlik Komitesi’ni kutlarım. İktidar ve muktedir devlet olduğuna kendisini kaptıran AK Parti’ye de “çakma Göktürk”le uğurlar dilerim. 

Neden Göktürk ismi tercih edilmiş olabilir? Biraz tarih anlatayım: Göktürk devleti, Türk ifadesini ilk defa kullanan milli devletimizdi. Saka veya Yakuti Türklerinin kurduğu İskit İmparatorluğu ve hemen ardından kurulan Hun İmparatorluğu mirası üzerine şekillenmişti. Ergenekon destanında küllerinden 
doğan Türk milletinden hemen sonra Çin kültür ve medeniyeti etkisinde Hunlaşması vardır. Çinlilerin Çin seddi yapmasına sebep olan Hunlarda Türk töresi anlayışı sağlam yerleşmiş iken güçlülerdi, halen kullandığımız onlu, yüzlü, binli ordu sistemi oturmuştu. Çinli prenseslerle Hun hakanlarının evlenmesi İle başlayan yıkılış sürecinden sonra kurulan üç ayrı Hun devleti, kardeş kavgası ve 
tefrikalarla yıkılırken, yerini 1. Göktürk Hakanlığı’na bıraktı. Ancak Türk töresini uygulamayan Kara Han, Çinli eşinin ve Çin’in devletin iç işlerine karışmasını engeleyemedi. Kara Han, kendi kılıcı ile kendini öldürerek ihanetine son verdi. Rahmetli Azeri şair Bahtiyar Vahapzade’nin ‘ Özümüzü Kesen Kılıç’ tiyatrosu bu gerçeği çok güzel anlatır. 

Orta-Asya'da birçok Türk Boyu'nun "Asena" Boyu önderliğinde birleşmeleriyle oluşmuş ve 552-742 yılları arasında (180 yıl) hüküm sürmüş ve tarihte ilk kez, adında "Türk" kelimesini bulunan devlettir. 38 harften müteşekkil, ilk Türk alfabesini oluşturmuşlardır. "Gök" adı, Türkler'in o zamanki inanışlarına göre taptıkları "Gök Tanrı"dan gelir. Göktürkler'in siyasi, idari ve toplumsal alanda 
yarattığı geleneğin izleri; daha sonraki Türk Devletlerinde de görülür. Göçebe topluluklarından oluşan Göktürkler'in bir bölümü; devletin kurulduğu dönemde köyler ve kentler kurarak yerleşik hayata geçtiler. Göktürkler, çoğunlukla tarım ve hayvancılıkla geçinirdi. Bir bölümü de demircilikte çok ileriydi. Altay ve Sayın Dağları'ndan çıkarılan demir cevheri işlenerek, savaş ve tarım aletlerini 
yapıyorlardı. 

552' de başkenti Ötüken yaparak Göktürkler devletini kuran Bumin Kağan'ın oğlu Tapo zamanında Göktürkler Budizm dinini seçti. Tapo, Çin'den bazı tavizler elde ederek, onların içişlerine de karıştı. Ancak, onun 581 yılında ölümünden sonra, ağabeyi Kolo'nun oğlu İşbara hükümdar olarak ilan edildi. Bu kez Çinliler, Göktürkler'in içişlerine karışmaya başladılar. Çinliler, Bumin Kağan'ın küçük 
oğlu Muhan'ın oğlu ile Tapo'nun oğlunu hakimiyeti ele alması için kışkırttı. Ülkede büyük bir karışıklık çıktı, Çinliler'in etkisi giderek arttı.İşbara'nın 587 yılında ölümünden sonra, Göktürkler Devleti'nin yeni hükümdarını Çinliler belirledi. 630-680 yılları, Göktürkler'in karanlık dönemidir.Bu yıllarda, Çinliler'in başa geçirdiği Göktürk hükümdarları göstermelik birer kişi olmaktan öteye geçemediler. Sarayın koruma birliğinde görevli olan Kürşad, 639 yılında Çin hükümdarına suikast düzenlediyse de başaramadı ve öldürüldü.Vezir Tonyukuk ile Kutluğ (İlteriş) Han birleşerek, Çin'den bağımsızlığını tekrar elde etti. Kırgızları yenerek genişlediler. En son hükümdar olan Bilge Kağan yönetiminde vezir olan Tonyukuk'un ölümünden sonra, istikrar bozuldu. Bilge kağan 734'te 
öldürüldü. Yönetim, 8 yıl annesi Pofu'nun elinde kaldıktan sonra, Basmıl Başbuğu Kağan olarak ilan edildi ve Göktürkler Devleti'ne son verildi. (Kaynak Temel Britannica Hürriyet 7. Cilt 198-200. Sayfa) Türk dilinin en eski ve ilk yazılı örnekleri sayılan Orhun ve Yenisey Yazıtları, bugünkü Moğolistan'ın bu adla anılan ırmakları yöresinde ve geniş bir alanda yer alır. Bu yazıtlar, Türk Tarihi, toplum hayatı ve kültürü üzerinde ilginç bir tarih belgesidir. Yazıtlarda Türklük Bilinci oluşturularak, Türk Birliği'nin sağlanması teması işlenmiş, toplumsal dayanışma ve devletin sürekliliği siyasi mesaj olarak verilmiştir. Kuzey Moğolistan'da Orhun, Tola ve Selenga ırmaklarının bulunduğu yöredeki yazıtların başlıcaları: Kültigin (gültekin) Yazıtı, Bilge Kağan Yazıtı, Vezir Tonyukuk Yazıtı, Orgin Yazıtı, Kuli-Çur Yazıtı, Selenga Yazıtı, Karabalsagun Yazıtı ve Suci Yazıtı'dır. (Kaynak Temel Britannica Hürriyet Ans. 13. Cilt 199-201. Sayfa) 

Bilge Kağan'ın ölümünden sonra oğlu tarafından diktirilen anıtlar ilk yazılı tarihi eserimizdir. Bilge Kağan'ın asırlar önce Orta Asya bozkırlarındaki taşlara kazınmış vasiyetini, önce kafalarımıza ve kalplerimize, sonra da büyük mermer kaidelere kazıyarak yurdumuzun her yanına dikilmelidir. Çünkü vasiyetlerdeki fikirler, sadece Bilge Kağan'ın, Atatürk'ün değil; topyekün bir milletin duygu ve 
düşüncelerini aksettirmektedirler. 

"Tanrı Türk milletinin adı yücelsin ve yok olmasın diye, babam Kutluğ Kağan ve anam Hatun'u yükseltmiş, şimdi de beni tahta çıkarmıştır. Ben hali vakti yerinde bir millete hükümdar olmadım. Aç ve çıplak halkın hanı oldum. Türk Milleti için gündüz oturmadım, gece uyumadım. Öylesine çalıştım. Başka yerlere göçmüş halkı tekrar yurtlarına topladım. Milletin belini doğrultayım diye, kuzeyde 
Oğuz eline, doğuda Kıtaylara, Osnup'ta Çinlilere karşı oniki sefer yaptım. Tanrı yardım ettiği için ölgün milleti dirilttim. Çıplak halkı giydirdim. Yoksul halkı zengin ettim. Nüfusu azalmış milleti çoğalttım. Türklerin başka milletler arasındaki mevkiini yükselttim" Göktürk kitabelerinden öğrendiğimize göre, Türk milletine devletini ve Töreyi veren koyan Tanrı'dır. 

Töre, Milletleri yaşatan, yüzlerce yıl ayakta tutan töreleri, gelenek görenekleri ve atalarından kalan vasiyetleridir. Töre ve devlet öylesine yıkılmaz ve yük olmaz mukaddes varlıktır ki,  "Üste gök, aşağıda yağız yer yıkılmadıkça Türk Milletinin devletini ve töresini kimse bozamaz ve yıkamaz." 

Göktürk Kitabelerinden öğrendiğimiz bir diğer hakikat ise, Göktürklerin yabancı kültürlere karşı çıktıkları ve kültür emperyalizmiyle mücadelenin önemini kavramış olmalarıdır. Göktürk yazıtlarında dikkati çeken en önemli noktalardan birisi de, devletle halk arasındaki ilişkilerdir. Eski Türk töresine 
göre, beylerle halk, yani idare edenlerle edilenler anlaşma, uyum içerisinde, yani "Tüz olmak, düz olmak" zorundaydı. Türkler çok eski çağlardan beri "Devlet, millet", "Aydın halk" kaynaşmasının önemini biliyorlar ve idare edenlerle idare edenlerin zıtlık içinde olmasını istemiyorlardı. "Ölümsüz, ebedi anlamındaki "Mengü" veya "Bengü " kelimeleri kullanılarak "Mengü Taş / Bengü Taş" şeklinde adlandırılan bu yazıtlar, gelecek nesillerin ders alması amacıyla, dikilmiştir. 
Ergenekon Destanı veya Bozkurt Efsanesi, derin devletin psikolojik kodlarında vardır. "Ergene" dağ kemeri, ""Kon" da dik demektir. Ergenekon'un kelime anlamı Dik dağ kemeri oluyor. 

Bu destanda, Tatarlar tarafından soykırım uygulanan Göktürkler'in korunaklı bir yer olan Ergenekon'a sığınmaları ve burada bir süre yaşadıktan sonra, dar geldiği için, 70 yerden dağdaki demir cevherlerini eriterek çıkması anlatılır. Dilimize, Bozkurt Efsanesi olarak ta yerleşen bu efsane, 13. Yüzyıl tarihçilerinden Reşideddin'in "Camiüt-Tevarih" (Tarih Mecmuası) ile 17. Yüzyıl tarihçilerinden Ebul Gazi Bahadır Han'ın "Şecere-i Türki" (Türkler'in Soyağacı) adlı eserlerinde yer alır. 

Destan bize neler anlatıyor? Destan, Göktürkler'in çok güçlü olduğu, diğer kavim ve boylara korku saldığı bir dönemde başlar. O sırada, Türkler'in başında İl Han, Tatarlar'ın başında da Sevinç Han bulunuyordu. Aralarındaki savaşları İl Han kazanıyordu. Sonunda, Sevinç Han, öteki kavim ve boyları Göktürkler'e karşı birleştirerek, İl Han'ın üzerine yürür. 

Savaş hazırlığı yapan Türkler, çadır ve sürülerini bir araya toplayarak, çevresine bir hendek kazar. Tatarlar, 10 gün süren bu savaşta yenilerek, geri çekilir. Göktürkler'i ancak hileyle yenebileceğini anlayan Tatarlar, Hükümdarları Sevinç Han'ın başkanlığında savaş stratejisini belirlerler. Buna göre, Tatarlar kaçmış gibi yaparak, çadır ve bir kısım mallarını bırakıp-giderler. Göktürkler de onları kovalamak için peşlerine düşer. Ancak, b,r süre sonra tekrar geri dönen tatarlar, savaşa girişir. Türklerden büyük olanlar kılıçtan geçirilir, küçük yaştakiler ise esiralınır. Nitekim, Göktürk Hakanı İl Han ve çocukları öldürülür. Küçük oğlu Kıyan ile yeğenlerinden Negüs esir olarak alınır. 10 gün sonra, eşleriyle birlikte kaçan bu iki kişi; yurtlarına dönerek, deve- at - koyun ve öküzleri de 
alarak, düşmanlardan korunabileceği; bir yanı uçurum olan, ancak yabani koyunların yürüyebildiği dik ve yüksek bir dağın boğazına ulaşırlar. 

Çukur kısma girdiklerinde, akarsular çayırlar ağaçlar ve av hayvanlarının bulunduğu ve düşmanlarının ulaşması imkansız olan bu yere Ergenekon adını vererek, yaşamaya başlarlar. 400 yıl sonra, çoğalıp nüfus kalabalıklaştığı için, dışarıya açılmaya karar verirler. Ancak, önlerine dikilen dağı aşmaları gerekiyordu. Bir yol da bulamamışlardı. Sonunda, bir demirci ustası; dağda 
demir madenini gördüğünü, demiri eritirlerse, yol açabileceğini söyler. Bunun üzerine, dağın 70 yerine; yerleştirilen 70 körükle odun ve kömürler yakılmaya başlanır. Bu güçlü ateş, sonunda demiri eritir ve yüklü bir devenin geçebileceği kadar bir yol açılır. Göktürkler de, başlarında Börte Çene olduğu halde, buradan eski vatanlarına geri dönmek üzere yola çıkarlar. (Kaynak: Ana Britannica Hürriyet 6. Cilt,167-168. Sayfa) Strateji ilminin babası Çinli Sun Tzu, savaşta yenme ve yenilmeyle ilgili olarak şunu söylemişti: 
"Düşmanı tanımıyor, kendinizi tanıyorsanız, giriştiğiniz savaşların yarısını kanır, yarısını kaybedersiniz. Hem düşmanı hem de kendinizi tanıyorsanız, girdiğiniz savaşları kazanırsınız. Ne düşmanı ne de kendinizi tanımıyorsanız, girdiğiniz tüm savaşları kaybedersiniz.” 

 Ünlü Kartaca komutanı Anibal, çıktığı savaşta karşısında büyük bir dağın engel olarak durduğunu gören ve kendisine ne yapacaklarını soran komutanlarına cevabı şu olur: "Ya bir yol bulacağız, ya da yeni bir yol bulacağız!" 

 Mısır'ın fethinden sonra esir Memluk kumandanlarından Kayıtbay Yavuz Sultan Selim'in huzuruna getirilmişti. Aralarında şöyle bir konuşma geçti: 
"- Söyle bakalım Kayıtbay, cesaret ve kahramanlığın ne işe yaradı?" 
"- Cesaret ve kahramanlığım hâlâ var ey Sultan! Yalnız, bize ne yaptıysa ordunuzdaki toplar yaptı!" 
"- Anlamadım!.." 
"- Berberilerden biri, Venedik'ten top getirerek bize satmak istemişti de, Peygamberimizin, "ok ve kılıç kullanın" şeklindeki emrine aykırıdır diye satın almamıştık. O satıcı bize, "Yaşayan görecektir ki, memleketiniz top yüzünden elinizden çıkacaktır" demişti. Meğer doğruyu söylemiş!" 
"- Din kaidelerine böylesine bağlı idiniz de, Allah'ın, "Düşmanın silahına aynı silahla karşılık veriniz" emrine neden uymadınız? 
Bilmez misiniz ki, "Ok ve kılıç kullanın" demek "Başka silah kullanmayın" demek değildir. 
O zaman o silahlar varmış, şimdi de bu silahlar var!" 

Kayıtbay başını önüne eğdi ve sustu


5 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR


***