31 Ocak 2018 Çarşamba

PANZER VE KÜRT İSYANI, PKK NIN AVRUPADA SİYASALLAŞMA ÇABALARI BÖLÜM 7

PANZER VE KÜRT İSYANI, PKK NIN AVRUPADA SİYASALLAŞMA ÇABALARI BÖLÜM 7


 PKK Faaliyetlerinin Değişim Süreci 

Abdullah Öcalan, yakalanmasının akabinde örgüt militanlarının Türkiye’den K. Irak ve İran’a çekilmesi talimatını vermiş ve avukatları aracılığıyla 1 Eylül 1999 tarihinden itibaren de sözde tek taraflı ateşkes ilan ettiğini kamu  oyuna duyurmuştur. 

Sözde ateşkes ilan edildiği 1 Eylül 1999 tarihinde yurt içinde örgüt elemanlarında bariz anlamda bir başıbozukluğun ortaya çıktığı görülmüştür. Fakat A. Öcalan’ın avukatları vasıtasıyla örgüt yönetimiyle temas kurması ve mahkeme safahatından itibaren şekillendirmeye başlayan yeni dönem stratejisini kabul ettirmesiyle, örgüt açısından belirsizlikler giderilmeye başlamıştır. 

1 Eylül 1999'dan itibaren silahlı mücadeleye son vererek mensuplarını sınırların dışına çekme çağrısı akabinde, örgütün sözde üst düzey yöneticileri teröristbaşı A. Öcalan’ın yapmış olduğu çağrıyı bütünüyle kabul 
ettiklerini belirtmişlerdir. Bu durumda hareket tarzı; yurt içerisinde faaliyet gösteren kadroların geri çekilmesi ve bazı bölgelerde sınırlı sayıda da olsa ilişkileri devam ettirecek örgüt mensuplarının bırakılması şeklinde 
benimsenmiştir. Geri çekilmeyle birlikte örgüt içerisinde bazı bölgelerde Öcalan karşıtı hareketlerde belirmeye başlamıştır. 

A. Öcalan tarafından ortaya konan yeni strateji hem bölgede hem de Avrupa’daki kadroların önemli bir bölümünce hemen benimsenmiştir. İlk günlerde şiddet içerikli taşkınlık hareketlerinde bulunan Avrupa'daki 
örgüt taraftarları, daha sonra faaliyetlerini yeni stratejiye uyarlamışlardır. Başlatılan sözde barış girişimi kapsamında, örgütün cephe örgütlenmesi olan bünyesindeki sorumlu kadroların katılımı ile Avrupa alanında, döneme uygun politikaların tespiti ve eğitim amaçlı bir toplantını gerçekleştirilmiştir. Toplantıda, Avrupa ülkelerinde etkin faaliyet yürütecek "Barış İnisiyatifi" adı altında bir oluşumun faaliyete geçirilmesi veya bu konu üzerinde yoğunlaşacak bir etkin kadronun oluşturulması planlanmıştır. 

Dönem içerisinde, terör örgütü adına Avrupa ülkelerinde faaliyet gösteren çeşitli organizasyonlar tarafından, terörist başının "Demokratik Çözüm" çağrılarına destek vermeyi hedefleyen konferans, toplantı vs. etkinliklerin yapıldığı gözlenmiştir. Yeni strateji temelinde SKP (Sürgünde Kürdistan Parlamentosu) isimli oluşum, 26 Eylül 1999 tarihinde Belçika-Brüksel kentinde yaptığı 11. Genel Kurul Toplantısı'nda, kendisini feshederek, yine örgüt güdümünde oluşturulan sözde KNK (Kongra Netavviya Kürdistan-Kürdistan Ulusal Kongresi) isimli oluşuma dahil olmuştur. 

KNK, PKK himayesinde bir sözde Kürt iradesi oluşturmak ve yine PKK adına diplomatik faaliyet yürütmek amacıyla Nisan 1999 ayında kurulmuş olup, sözde Kürt Milli iradesi misyonu üslenmiştir. Kendi ifadelerine göre KNK, Ulusal Birliğin kurumsal ifadesi rolünü temsil etmektedirler. 

Bu açılımlardan sonra planlamalar doğrultuda 04 Eylül 1999 tarihinde Norveç’in Oslo kentinde "Öcalan'a özgürlük ve Kürdistan'a Barış Festivali" adı altında bir etkinlik düzenlenmiş, Festivale, İskandinav ülkelerinde 
faaliyet gösteren PKK yandaşlarının yanı sıra, Norveçli bazı İnsan Hakları Savunucuları da katılmıştır. 
Yine, 18–19 Eylül 1999 tarihlerinde İtalya’nın Ancona şehrinde, İtalyan sivil toplum örgütlerinin organizesinde, "Şimdi Değilse Ne Zaman" adıyla bir konferans düzenlenmiş, Güneydoğu sorununun barış içinde çözüme kavuşturulması talepleri dile getirilmiş, konferansa PKK mensupları ve İtalya'da PKK'ya yakınlığı ile bilinen Sosyalist-Komünist çevreler iştirak etmiştir. Ayrıca 23-24 Eylül 1999 tarihleri arasında, PKK mensupları ve yandaşlarının da iştirakiyle, İtalya’nın Perugia şehrinde "3. Halklar Asamblesi" adı altında bir konferans daha düzenlenmiştir. 

Öte yandan, İngiltere’nin Başkenti Londra'da faaliyet gösteren PKK yanlısı DAY-MER (Türkiye ve Kürdistan Toplumu Dayanışma Merkezi) tarafından, ülkemizdeki depremzedelere yardım amacıyla bir kampanya düzenlenerek, PKK’nın değiştiği, insani bir yüzünün de olduğu vurgulanmaya çalışılmıştır. 

Öcalan’ın talimatıyla 1 Ekim 1999 tarihinde biri kırsal alandan diğeri Avrupa’dan olmak üzere PKK mensuplarından oluşan sözde “barış grubu“ adıyla iki grup Türkiye’ye gelerek, güvenlik güçlerine teslim olmuştur. İkinci grup ise 29 Ekim 1999 tarihinde ülkemize giriş yapmıştır. 

Almanya'da yayımlanan Özgür Politika Gazetesi'nde, 16-17 Ekim 1999 tarihleri arasında, Almanya’nın Oldenburg şehrinde, PKK mensup ve yandaşlarının organizesinde, "13. Kürdistan Halk Oyunları ve Müzik 
Yarışması" adıyla bir etkinlik düzenleneceği şeklinde haberler yer almıştır. Genel anlamıyla bu dönem daha çok silahlı şiddet hareketlerin duraksama gösterdiği, bunula beraber diğer propaganda türü faaliyetlerin hızla 
yükseldiği bir dönem olmuştur. 

Yeni dönemde Avrupa'ya Biçilen Rol 

Yukarıdaki başlıklarda da ifade edildiği gibi 1999 yılından sonraki dönem sözde barışçıl çabalara hız verilen bir dönem olmuştur. Öcalan 21. yüzyılda silahlı mücadele ile sonuç almanın yenidünya düzeni ve onun yürütücüsü güçlü ülkeler tarafından kabul edilemez olarak nitelendiği gerçeğinden hareketle, salt silahlı faaliyetlerin başarısızlığa yol açacağı, bu nedenle silahlı faaliyetlerin siyasal taleplerle gizlenmesinin akıllıca olacağını vurgulamıştır. 

Bu kapsamda, bugüne kadar emperyalizmin öncüsü olarak nitelenen ABD'nin onayı olmadan bölgede yeni bir oluşumun mümkün olmadığı tespitini yapan terör örgütü, Batı ülkelerinin vurguladığı talepleri 
gündeme getirmeye çalışmıştır. 

Örgütün sözde barış çabaları tamda ülkemizin AB'ne üyelik sürecinin başlamasına denk geldiğinden, yönetim "Kopenhag Kriterleri" çerçevesinde Türkiye’yi sıkıştırmayı amaçlamıştır. Alınan karara göre Türkiye’nin 
AB üyeliği görünüşte desteklenecek ve Güneydoğu sorunu AB'nin sorunu haline getirilecektir. 

Bu tespitten hareketle örgütün; Batılı ülkelerin, örgütün silahlı faaliyetleri azalttığına inanmaları/güvenmeleri ve Türkiye Cumhuriyeti'ni insan hakları ve demokratikleşme konularında sıkıştırmalarını istediği anlaşılmıştır. AB sürecinde ilgili birlik tarafından ileri sürülecek insan hakları ve demokratik adımlar meselesinde Türkiye’nin atacağı adımların PKK’nın amaçladığı politikalar paralelinde olması hedeflenmiştir. 

Başka bir ifadeyle, AB kriterlerini kabul eden bir Türkiye'nin değişik kültürlerin ülke içinde kendini ifade etmesine imkân tanımak zorunda kalacağı, ayrıca örgütlenme ve ifade özgürlüğünün gelişeceği belirtilmiştir. 
"İfade Özgürlüğü" tabirinden, bir halkın dil ve kültür özgürlüğünün anlaşılması gerektiği izah edilmiştir. 
Bu özgürlüklerle o halkın kendini güç haline getireceği, ancak şiddete başvurulmayacağı ve sınırlara  dokunamayacağı izah edilerek, bunun Öcalan tarafından örgüte sunulduğu ve kabul gördüğü, ancak henüz 
Türkiye'de tam anlaşılamadığı iddia edilmiştir. 

Örgütün, dil ve kültür talebinin ön plana çıkarılması amacıyla organize ettiği gösterilerde işlenen konular ve atılan sloganlarda dil, kültür ve Kürtlük adına bir ifade kullanılmaması, bunun aksine; “Biji serok Apo, Şehid na 
mırın/şehitler ölmez, dişe diş kana kan seninleyiz Öcalan, özgürlüğü özgürlüğümüzdür, Öcalan’ız dünyayı başınıza yıkarız…” diye uzayıp giden ifadelerin hiç birin Kürt, Kürdistan, Kürtçe ve gelenek kelimeleri kullanılmamıştır. PKK’yı bilen uzmanlarında tespit ettiği gibi örgüt bir Kürt örgütü değil Öcalan örgütüdür. Öcalan, kendisinin var olması halinde bir Kürt meselesinin devam etmesini, değilse Kürtlerin ve hedeflerin olmasına gerek olmadığını defalarca ifade etmiştir. 

Bu nedenle örgüt, Türkiye’nin AB sürecinde atacağı adımlardan, Kürtler adına bir kazanım değil Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması adına beklenti içerisine girmiş, düzenlenen tüm kampanyalarda da Öcalan eksenli projeler dillendirilmiştir. 

Diğer yandan bu dönemde Öcalan tarafından ortaya atılan legalleşme projesinin bir saptırmaca olduğu hedefin örgütü toparlamak olduğu da izlenmiştir. Örgüt 1998 yılından beri ciddi bir yenilgi durumunda olup, iki 
yıldan beri bir ateşkes sürecini Türkiye’ye kabul ettirmek istemektedir. Öcalan’ın yakalanmasıyla bu yenilgi ve moral çöküntüsü daha da derinleşmiştir. 

PKK terör örgütü yönetimince AB ile ilgili olarak alınan kararlarda; Türkiye’nin AB üyeliğinin sözde desteklenmesi, bu süreç içerisinde atılacak demokratik adımlar çerçevesinde PKK lehine bazı kazanımların sağlanması şeklinde hedefler tespit edildiği belirtilirken, gerçekte ise Türkiye’nin AB’ye üye olmasını engellemek için tüm Avrupalı kurum ve kuruluşlar nezdinde görüşmeler yapılması kararlaştırılmıştır. 

PKK terör örgütü bu süreç içerisinde Türkiye’nin AB üyeliğini engellemek için elinde gelen her şeyi ortaya koymuştur. Çünkü Türkiye’nin AB üyeliği ve bu süreçte atacağı adımlar, terör örgütünün ideolojik beslenme kaynaklarını ortadan kaldıracağından, üyelik örgüt tarafından istenmeyen bir konu haline gelmiştir. Bu çerçevede yapılacak pazarlıklarda örgütün gücünün gösterilmesi için, kitlenin dinamik tutulması amacıyla; 

09 Ekim 1999 tarihinde PKK yanlısı derneklerin organizesinde Frankfurt şehrinde "İdama Hayır-Barış Hemen Şimdi" adı altında gerçekleştirilen yürüyüşe örgütün kaynaklarına göre (20.000) civarında kişi katılmıştır. 
Ayrıca, Avustralya, Danimarka, Ermenistan, İngiltere ve İsveç'te de benzer taleplerle, az sayıda örgüt mensubu ve yandaşının katılımıyla gösteriler düzenlenmiştir. 

Öte yandan, A. Öcalan’ın İtalya’nın Başkenti Roma'da bulunduğu dönemde, Roma İstinaf Mahkemesi'ne iltica talebiyle ilgili İtalyan avukatları aracılığıyla yaptığı başvurunun, 08 Ekim 1999 tarihinde kabul edildiği açıklanmıştır. Roma İstinaf Mahkemesi'nin bu kararının pratikte bir bağlayıcılığı bulunmamakla birlikte, örgüt mensuplarına moral destek sağlamıştır. İtalyan hükümeti bu kararla kendini örgüte sempatik göstermeye  çalışmış tır.     

Bu yıl örgütün askeri kanat sorumlusu Murat Karayılan Irak’tan Hollanda’ya geçmiş, bir süre çeşitli ülkelerde faaliyetlerin düzenlenmesine yardımcı olduktan sonra Hollanda ülkesine siyasi sığınma talebinde 
bulunmuştur. Karayılan’ın Avrupa’da birçok isimle görüştüğü bilinmektedir. 8-21 Aralık 1999 ve 5-15 Şubat 2000 yılları içerisinde iki defa Almanya’ya giriş yaparak Almanya’da da görüşmelerine devam etmiştir. Bu faaliyetleri 
takip etmekle görevli Türk istihbarat elemanları ise Yeşillerin uhdesinde olan Dışişleri Bakanlığı görevlilerince engellenmiş ve Almanya’da yasaklı olan bir terör örgütünün liderinin rahat faaliyet göstermesi sağlanmıştır. 

Avrupa'da faaliyet gösteren PKK mensupları ve yandaşlarınca, "Öcalan’ın idam edilmemesi" talepleriyle düzenlenen etkinliklere Kasım 1999 tarihinde de devam etmiştir. Düzenlenen etkinlikler şu şekildedir. 

. 01 Kasım 1999 tarihinde, Almanya/Ulm şehrinde, yaklaşık 300 kişinin katılımıyla bir miting, 
. 05 Kasım 1999 tarihinde, Avusturya/Viyana'da, Avusturya Kürt Dernekleri Federasyonu (FEY-KOM) organizesinde, "İdama Hayır, Barış Hemen Şimdi" adı altında bir yürüyüş, 
. 20 Kasım 1999 tarihinde, Almanya/Frankfurt şehrinde, YEK-KOM organizesinde, 1.000 civarında PKK mensubu ve yandaşının katılımıyla bir gösteri, 
. 20 Kasım 1999 tarihinde, Almanya/Hannover şehrinde, "Hannover ve Çevresi Yezidi Kültür Derneği" bünyesinde faaliyet gösteren PKK yandaşlarının organizesinde, yaklaşık 400 kişinin katılımıyla, 
"Öcalan'a Özgürlük" konulu bir gösteri yürüyüşü düzenlenmiştir. 
. Öte yandan PKK yanlısı kurum ve kuruluşlarında Avrupa faaliyetlerine biçilen misyon gereğince çeşitli etkinlikleri söz konusu olmuştur. Terör örgütü PKK'nın alt örgütlenmelerinden Kürdistan İslam 
Hareketinin (KİH), 27-28 Kasım 1999 tarihlerinde, Almanya/Hagen şehrinde altı ayda bir yapılan merkez toplantısını gerçekleştirilmiştir. Toplantıda, Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sözde demokratikleşme ve barış sürecine destek verildiği, Öcalan'a verilen idam cezasının Yargıtay'da 
onaylanması protesto edilmiştir. 

. Yine, YEK-KOM tarafından, Almanya'da yaşayan Kürtlerin haklarının tanınması amacıyla bir imza kampanyası başlatılmıştır. 15 Mart 2000 tarihine kadar devam edecek kampanya neticesi toplanacak 
imzaların, Alman Federal Parlamentosu'na iletilmesi hedeflenmiştir. 
. PKK sözde 6. Kongresi sonrasında faaliyete geçirilen PJKK (Kürdistan İşçi Kadınlar Partisi)'nin cephe aparatı olarak faaliyet gösteren EJAK (Kürdistan Özgür Kadınlar Cephesi) tarafından Almanya/Hannover şehrinde, 26 Aralık 1999 tarihinde "Barış Sürecinde Kadının Rolü ve Görevleri" bir 
toplantı düzenlenmiştir. 
. 10 Aralık 1999 tarihinde, Belçika'da, Brüksel Kürt Enstitüsü ve Kürt Pen Kulübü tarafından, "Kürt halkının dili, edebiyatı ve kültürü" konulu bir konferans düzenlemiştir. 
. 10-11 Aralık 1999 tarihleri arasında Finlandiya/Helsinki'de düzenlenen Avrupa Birliği Toplantısı Avrupa’da faaliyet gösteren örgüt mensupları ve yandaşlarınca propaganda amacıyla değerlendirilmek istenmiştir. Nitekim toplantı öncesinde ve toplantıyla eş zamanlı olarak Helsinki'de örgüt mensupları ve yandaşlarınca çeşitli gösteriler düzenlenmiştir. Gösterilerde Öcalan'a verilen idam cezası ile bağlantılı olarak ülkemizin Avrupa Birliği'ne alınmaması yönünde bir tutum takınılması dikkat çekici olmuştur. 

Türkiye'nin AB'ye adaylığının ilanı ile örgüt mensupları ve yandaşlarının Avrupa'nın çeşitli kentlerinde düzenledikleri etkinliklerde genel olarak “Abdullah Öcalan’ın idam cezasının kaldırılması, düşünce suçlularının ve 
siyasi mahkûmların serbest bırakılması, PKK militanlarına yönelik askeri harekâtın durdurulması" taleplerini dile getirilmiştir. Örgütün, özellikle dönem itibarıyla, terörist yüzünü gizleyerek siyasi bir hareket imajı kazanma yönündeki gayretinin arttığı görülmüştür. 

Örgütün Avrupa’da faaliyetlerini hızlandırdığı bu süreçte yalnızca 20 Nisan 1999 günü Alman polisi tarafından Frankfurt ve Darmstat’ta bazı örgüt evlerine baskın yaparak 17 örgüt mensubunu gözaltına almış, bu operasyon da göstermelik olmaktan ileri gitmemiştir. 

Yönetimde, Başkanlık Konseyinden Avukatlar Konseyine Geçiş 

Teröristbaşı Abdullah Öcalan, yakalanmasının akabinde daha uçakta iken, yeni stratejisinin çerçevesini ve istikametini belirlemiştir. Bu nedenle ilk işi, kendisiyle yasal olarak sürekli temasta olacak ve dışarıyla bağlantılarını sağlayacak olan avukatlarını seçmesi olmuştur. 

Nitekim savunmasını üslenecek olan birçok avukatı geri çevirirken, kendisiyle sanık müdafi ilişkisinden ziyade teröristbaşı örgüt elemanı ilişkilerini sürdürecek avukatları seçmiştir. Böylece, avukatları aracılığıyla, kısa sürede örgütü düşündüğü istikamete doğru yönlendirmiştir. 

Öcalan, avukatlarına birçok çeşitli görevler vermiştir. Kimisini AİHM'de dava açmaya yönlendirirken, bir bölümünü Yunanistan'a göndermiştir. Bir kısmını kendine yardım edebileceğini düşündüğü bazı kesimlerin desteğini sağlamaya görevlendirirken, diğer bir kısmını örgütle ilişkilerde kurye olarak kullanmıştır. 

Öcalan’ın konumu ile ilgili olarak, Batılı ülkelerin Türkiye'ye karşı yaptırımcı bir tutum izlemelerini sağlanmak amacıyla yargılanma aşamasında beş avukat Avrupa’ya gönderilmiştir. Öcalan, bu avukatlardan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Konseyi İşkenceyi İzleme Komitesi, Uluslararası Af Örgütü, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Sınır Tanımaz Doktorlar ve Barolar başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkeleri parlamento ve kuruluşları ile temasa geçmelerini veya mektupla başvuru yapılarak, "tutukluluk şartlarının kötü olduğu ve izolasyona tabi tutulduğu" şeklinde kamuoyu oluşturmalarını istemiştir. 

İmralı Kapalı Cezaevi'nde kendisini ziyaret eden Avrupa Konseyi İşkence İzleme Komitesi'nin ikinci kez tekrar adaya gelmesi ve yargılama süreci boyunca Avrupalı bir grup avukatın Türkiye'ye gelerek kendi avukatlarına destek vermesinin sağlanması istediği bir diğer husus olmuştur. 

Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) sürecinde yakalanmasında var olduğu öne sürülen uluslararası komplonun ortaya çıkarılması için çaba gösterilmesi, bunda payı olduğu değerlendirilen ABD, İngiltere, Rusya Federasyonu, Yunanistan ve Kenya ile Türkiye aleyhine tek tek dava açılmasını istemiştir. Girişimlerde avukatlarının fiilen gelişmelerin içerisinde yer almaları, böylece örgüt yönetimi ile görüşmeleri dolayısıyla devlet nezdinde muhatap alınmalarının sağlanmasını istemiştir. 

Avukatlarının içerisinde yer alacağı "Diyalog ve Uzlaşma Grubu" veya "Ulusal Barış Girişimi/Platformu" isimli bir arabulucu grup oluşturulması, bu grubun doğrudan muhatap kabul edilmese de fiili bir diyalog başlatması, Bu kapsamda, İngiltere’de faaliyet gösteren terör örgütü İRA'nın siyasi kanadı Sinn Fein'in olduğu gibi kendi avukatlarının da devletin muhatap kabul edebileceği bir misyonu yüklenmeleri, bu grubun devletin kurumları ve çeşitli çevre ve şahıslarla sürekli temas etmesini öngörmüştür. Ayrıca bu grup tarafından devlete karşı af konusu, demokratikleşme, Kürtçe TV ve radyo yayınları, kültürel kimlik ve buna uygun örgütlenmelere izin verilmesi gibi hususlarda sürekli öneri götürülmesini istemiştir. 

Bu doğrultuda PKK Avrupa yönetimi, Almanya Dışişleri Bakanı'nın 21-22 Temmuz 1999 tarihlerindeki Türkiye ziyaretinden önce, Claudia Roth görüşmüş ve kendisinden Öcalan’a verilen ölüm cezasının uygulanmaması için Türkiye’ye baskı yapılmasını istemişlerdir. 

1999 Ağustos ayı içerisinde; güvenlik kuvvetlerinden şehit olan ve PKK mensubu iken ölen şahısların annelerinin buluşturularak, örgüt güdümünde ve başlatılan sözde barış girişimleri paralelinde kamuoyuna yönelik görüşme yapmaları ve propaganda unsuru olarak kullanılmalarına yönelik bir etkinlik planlanmıştır. Bu etkinliğe, Avrupa ülkelerinden birinde gerçekleştirilecek 'Barış Anaları' isimli bir festivalde yer verilmesi planlanmıştır. 

Abdullah Öcalan’ın avukatları tarafından oluşturulan Asrın Hukuk Bürosu tarafından, teröristbaşına uygulanan sözde tecrit koşullarının iyileştirilmesi amacıyla AİHM'ne ek başvuru yapılmıştır. Asrın Hukuk Bürosu organizesinde KHRP (Kurdish Human Right Project-Kürdistan insan Hakları Projesi) sorumlusu Kerim Yıldız ve KHRP ile iltisaktı Avam Kamarası İnsan Hakları Sözcüsü Av. Mark Muller tarafından yukarıda belirtilen hususlara ilave olarak AHİM'ne "Teröristbaşının cezaevi koşullarının düzeltilmesi ve sözde sağlık problemleri nedeniyle başka bir cezaevine naklinin gerçekleştirilmesini" sağlamak üzere başvuruda bulunulmuştur. 

Yine, A. Öcalan’ın AİHM'deki davasına ilişkin çalışmalar; Asrın Hukuk Bürosu'nun yanı sıra Suriye'den ayrıldıktan sonra avukatlığını üstlenen Brita (Britta) Böhler'in de ortağı olduğu Böhler-Prakken isimli avukatlık bürosu ile PKK güdümünde İngiltere’de faaliyet gösteren KHRP (Kürdish Human Rights Project-Kürdistan insan Hakları Projesi) avukatları ile birlikte yürütülmüştür. 

Konu ile ilgili S. C.’nin bilgileri hayli ilginçtir. “…Brüksel'de Av. Botier isimli şahsın bürosunda bu tarihten bir yıl kadar önce tercüman olarak işe başladım. Büroya genel olarak' iltica talebinde bulunan ve Türkiye'den bu Ülkeye gelen kurt kökenli şahıslar gelmekte idi. Avukattan bu Ülkeye İltica etmek için gerekli yasal işlemlerin yapılmasını istiyorlardı, bende avukat ile gelen şahıslara tercüman olarak yardımcı oldum. 

Mart 1999 ayı başlarında Av. Botier Fransız sendikasına bağlı (9) kişilik Avukat grubunun Türkiye'ye çalışma yapmak için gideceklerini… 20 Mart 1999 günü Claudie ve Benoit Hubert ve isimlerini hatırlamadığım diğer avukatlarla birlikte İstanbul'a geldik kendilerinin programı dahilinde Taksim'de bulunan Asrın Hukuk Bürosuna gittik burada Abdullah Öcalan'ın avukatlarından Ahmet Zeki Okçuoğlu, Niyazi Bulgan ve diğer avukatlarla Abdullah Öcalan'ın nasıl yargılanacağı, İdam olup olmayacağı ve sağlık durumu hakkında görüşmeler yaptık. Daha sonra şu anda hatırlamadığım bir HADEP teşkilatım ziyaret ettik buradaki görüşmede HADEP'in seçimlere katılıp katılmayacağı, Demokratik bir seçimin yapılıp yapılamayacağı hususunda görüşmelerimiz oldu. Daha sonra günde İstanbul Barosunu ziyaret ederek Türkiye'deki Avukatların sorunları ile ilgili bilgi aldık, DGM yasaları üzerinde görüş alış verişinde bulunduk, Abdullah Öcalan davasını 
yürüten savcıdan randevu almak ve davanın seyri hakkında bilgilenmek için Fransa’dan faks çekildi konu ile ilgili Bakanlıktan izin almamız gerektiğinden bu sonuca ulaşamadık, daha doğrusu savcı ile görüşemedik, bu görüşmelerden soma 29 Mart 1999 günü İstanbul'dan Uçakla Fransa'ya gittik; 

Fransa'dan 04.04.1999 tarihinde Lyon barosundan bir avukat ve iki İnsan Haklan savunucusu ile birlikte tekrar İstanbul'a geldik yine Asrın Hukuk Bürosuna giderek Ahmet Zeki Okçuoğlu ve Niyazi Bulgan ve ismini bilmediğim avukatlar ile Abdullah Öcalan’ın davasını savunan avukatlara Türkiye'de yapılan baskı ve İnsan Haklan İhlalleri ile ilgili görüşmelerde 
bulunduk ve ertesi günü Diyarbakır'a giderek IHD üyesi avukat Osman Baydemir ve diğer İHD mensuplarının DGM'deki duruşmalarına katıldık, 06.04.1999 günü tekrar İstanbul'a döndük ve İstanbul'da Turistik yerleri ziyaret ettik. 07.04.1999 günü birlikte geldiğimiz Avukat ve İHD mensupları Fransa'ya döndü ben ise Asrın Hukuk Bürosunda çalışmaya başladım. 
Fransa’dan ve diğer Avrupa Ülkelerinden gelen Abdullah Öcalan ile ilgili sütunlan bu büroda bulunan avukatlara tercüme ediyordum. Hatırladığım kadarı ile Fransa'dan gelen Libelation isimli gazetede Abdullah Öcalan'ı savunan Ahmet Zeki Okçuoğlu, Niyazi Bulgan ve diğer avukatların Türkiye’de saldırıya uğradıklarını yazıyordu. Bu ve buna benzer gazete 
yazılarını Asrın Hukuk Bürosunda bulunan avukatlara tercüme ettim, ayrıca burada çalıştığım süre içerisinde Avrupa’dan çok sayıda gelen Heyet ve Basın mensupları geldi…” 

Bunlara da Abdullah Öcalan'ın Türkiye'deki durumu ile ilgili bilgi verdim. Hatta Fransa’dan telefon açan ve Öcalan'ın durumu ile ilgili bilgi talebinde bulunan gazetecileri görüştürdüm daha doğrusu her iki grup arasında tercümanlık görevi yaptım. Yukarıda şunu söylemeyi unuttum, (9) kişilik avukat grubu ile Taksimde bulunan Mezepotamya Kültür Merkezinede (MKM) gittik burada yapılan faaliyetlerle ilgili bilgi alış verişinde bulunduk…” şeklindeki söylemleriyle Öcalan’ın avukatların Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden destek aldığını ifade etmiştir. 

8 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,


***