31 Ocak 2018 Çarşamba

ALMANYA’NIN KÜRT POLİTİKALARI VE TERÖRDEN SİYASİLEŞMEYE PKK İSYANI BÖLÜM 9

ALMANYA’NIN KÜRT POLİTİKALARI VE TERÖRDEN SİYASİLEŞMEYE PKK İSYANI BÖLÜM 9


PKK/VEJİN Muhalif Grubunun Meydana Çıkışı 

Kuveyt işgaline ait gelişmelerin yaşandığı ve örgütün yeni durum karşısında açılımlar yapmaya çalıştığı bu zamanda, PKK içerisinde yeni bir muhalif grup ortaya çıkmıştır. PKK içerisindeki muhalif hareketlerin ortak noktası, daima küçük grupların kopmasıyla meydana gelmiş olmasıdır. 

Örgüt içerisinde yaşanan hizipleşme birçok kez daha büyümeden bastırılmış ve büyümesi engellenmiştir. Fakat bu defaki kopuş ise örgütte kaygıyla karşılanmıştır. Ahmet Kod Mehmet Cahit Şener’in liderliğini yaptığı grup örgüt içerisinde saygınlığı olan kişilerden oluşmaktadır. 

Cahit Şener’in örgütten kopuş süreci aslında Öcalan ile arasındaki mücadele anlayışının farklılığından kaynaklanmaktadır. Öcalan, Cahit Şener’le ilgili olarak; ”… Şener batı müziği dinleyerek dans ediyor, bu biçimde militan ların ahlakını bozuyor, zihinsel lümpenizmi geliştiriyor. Bu özel savaşın en son taktiğidir…” şeklinde beyanlarda bulunarak, aslında bilinçaltında ki kıskançlık duygularını ideolojik savaşa dönüştürmüş, neticesinde de bu kişisel çatışmalar ve metot sorunu kopuş sürecini ortaya çıkarmıştır162. Cahit Şener Öcalan’ı derin güçlerin adamı olmakla suçlamış ve onun bu oyununa uymayanların zaman içerisinde bertaraf edildiğini belirtmiştir. 

1991 yılında PKK içerisinden kopan bu muhalif hareket PKK/VEJİN olarak adlandırılmıştır. Şener, Öcalan’ın konumunu, O’nun Merkez Komitenin haberi olmadan pazarlıklar yapmasını, örgütün gelirinin denetlenmesine müsaade etmemesini ve PKK-ABD-Suriye ilişkilerini eleştirdiğinden, örgüt tarafından hain ilan edilmiştir. 

PKK/Vejin grubu ABD’nin Irak’a müdahalesinin Irak içerisinden bir Kürt devletinin çıkması için önemli olduğunu, bu dönemde KDP ve KYB’ye desek verilerek, bağımsızlık çalışmalarına ortak olunmasını, sınıra göç eden halkın iyi organize edilerek Irak rejimine karşı ayaklanma başlatılmasını, PKK’nın Saddam rejimini desteklemekle Kürt devleti oluşumuna ihanet ettiğini ifade etmiştir. Vejincilerin bu açıklamaları yaptığı sırada PKK’lılar ise Barzani’ye ait KDP güçleri yönelik saldırılara geçerek, onların güçlerini kırmaya başlamışlardır. 

Mehmet Şener, PKK ve onun lideri Öcalan’ın pratiğini açıkça eleştirmesi nedeniyle hemen gözaltına alınmıştır. Örgüt tarafından hakkında hemen İnfaz kararı verilen Şener, tutuklu kaldığı mağarada kendine yakın 
isimlerden Faik Kod Abdurrahman Kayıkçı ve Sarı Baran Kod Cihangir Hazır’ın yardımı ile kaçarak, kurtulmayı başarmıştır. 

Vejinciler, KDP-B’nin desteği ile Duhok bölgesinde iki ayrı kamp oluşturul muş ve PŞ-KAWA örgütü ile de ittifak yapılarak ortak mücadele kararı almıştır. Ayrıca VEJİN’ciler İstanbul, Ankara, İzmir, Batman illerinde de örgütlenmeye giderek oluşumlarını tamamlamaya çalışmışlardır. Avrupa örgütlenmesine ise Cahit Şener’in kardeşi ilhan Şener getirilmiş ve örgüt İsveç’i üs olarak kullanmaya başlamıştır. 

Öcalan ortaya çıkan yeni durum karşısında hemen Suriye istihbaratı ile ilişkiye girerek, Kasım 1991 tarihinde Avrupa’ya kaçma hazırlığı içerisinde olan M. Cahit Şener’i Suriye’nin Kamışlı ilinde yakalattırarak öldürtmüştür. 
Şener’in ölümünden sonra VEJİN hareketinin başına Sarı Baran Kod Cihangir Hazır geçmiştir. 

Fakat diğer muhalif hareketlerin akıbeti gibi VEJİN hareketi de örgüt içi bölünmeyi sağlayamamış, oluşumunun akabinde Türkiye sorumlusu Faik Kod Abdurrahman Kayıkçı’nın yakalanması ile yurt içi örgütlenmesi 
çözülmüştür. PKK-VEJİN gerekli atılımı sağlayamamış ve zamanla marjinal bir konumda erimiştir. 

Bu dönemde infaz edilen bir diğer isimde Ali Rıza Kod adlı Mehmet Çimen’dir. Çimen on bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliyesinin ardından kaldığı yerden tekrar örgüt faaliyetlere devam eder. Akabinde de 1992'nin 
ortalarında Avrupa örgütünün koordinatör yardımcılığına getirilir. 

Cezaevinden çıktıktan sonra PKK’nın tamamen despotik bir yapıya büründüğünü ve örgüt içi demokrasinin kalmadığını görerek, bu sorunun çözümü için çaba sarf etmek ister. Bu çabalarını kendi sonunu da hazırlar. PKK Avrupa yönetimince tutuklanır ve uygulamaya alındığı 1993 yılında Hollanda’da bir evde öldürülür. Cesedi banyo küvetine yerleştirilir ve üzerine asit dökülerek tüm cesedi ortadan kaldırılır 163. 

Dönem İçerisinde PKK-Rusya İlişkileri 

PKK ve Ruslar arasındaki işbirliği örgütün sosyalist stratejisi nedeniyle S.S.C.B. dönemine kadar uzanmaktadır. Sovyet hükümeti her dönem örgütün ülkesindeki faaliyetlerine izin vererek, topraklarında önemli 
bir güç haline gelmesine neden olmuştur. Avrupa’dan kırsala çıkan kişiler Moskova üzerinden Ermenistan’a oradan da İran üzerinden Kandil’e gitmişlerdir. Ogün için PKK’nın kırsal faaliyet alanına en güvenli geçiş 
güzergâhı bu hat olmuştur. 

S.S.C.B. döneminde başlayan ilişkiler Rusya’nın kurulmasından sonrada devam etmiş ve Bağımsız Devletler Topluluğunun hüküm sürdüğü ülkelerde aynı hızla yürütülmüştür. Bu kapsamda Temmuz 1993 tarihinde Rus resmi yetkilileri ve PKK temsilcileri arasında yapılan anlaşmadan sonra, Rusya, PKK’ya doğrudan destek vermeye başlamış ve Rusça Kürdistan Report Dergisi legal olarak yayınlanmaya başlamıştır. Toplantıdan bir yıl sonra 20 Şubat 1994 tarihinde PKK’nın Rusya sorumlularının yanı sıra, Rusya Ulusal ve Bölgesel Politika Sorunları Bakan Yardımcısı da katıldığı üç gün süreli bir konferans gerçekleştirilmiş ve sonuç bildirgesinde, Rus Devletinin PKK’yı uluslararası düzeyde tanıması için çağrı yapılmıştır. 

Bu konferansın akabinde 28 Ekim 1994 tarihinde yapılan “BDT Kürleri Kurultayına” PKK temsilcileri resmi olarak davet edilirken, Türk gazetecilerin konferansı seyretmesine dahi izin verilmemiştir. Bu toplantı paralelinde 
24-25 Kasım 1994 tarihinde Moskova’da yapılan ikici bir toplantıda ise, Öcalan’ın “Kürt sorunun sonlandırılması için AGİK’in müdahale etmesi” çağrısına destek verildiği belirtilmiş ve Rusya’nın bu süreçte arabulucu olabileceğini belirtmiştir. 

Rusya’nın bu zamanda Kürt kartına sarılmasında ana etkenlerden en önemlisi, S.S.C.B’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan Türki cumhuriyetler ve Rusya’da yaşayan milyonlarca Türk’ün varlığıdır. Rus devleti, Türkiye’nin Orta Asya ve Kafkaslardaki etkinliğini kırmak için ülkesinde yaşayan Kürtleri ve PKK’yı kullanmaya çalışmıştır. 

Bu dönem içerisinde gündemde olan diğer bir konuda Kafkas petrollerinin Avrupa aktarımı için petrol boru hatlarının geçeceği güzergâhın belirlenmesi meselesidir. Ruslar bu petrolün kendi ülkelerinden geçerek Avrupa’ya gitmesini isterken, Türkiye ise Anadolu üzerinden Balkanlara ve oradan Avrupa’ya aktarılmasında ısrar etmektedir. Tamda bu tartışmaların yaşandığı zamanda Öcalan Alman ARD televizyonuna verdiği bir demeçte, “Kafkas petrollerinin Güneydoğudan geçmesi konusunda ilgili tarafların PKK’yı da hesaba katmasının gerektiğini ve bu planı işlevsiz kılabileceğini” belirtmiş ve Rusya’nın isteği doğrultusunda hareket edeceğini ima etmiştir. 

Kafkas petrollerinin Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınma konusunun konuşulduğu bu günlerde, PKK’nın Karedeniz Bölgesine grup gönderdiği ve eylem hazırlığı içinde olduğu tespit edilmiştir. Bu zamandan sonra Gümüşhane, Erzurum, Erzincan, Bayburt ve Ardahan bölgelerine küçük gruplar gönderilmiştir. Örgüt Ruslardan ve onların yandaşı İranlılardan aldığı talimat gereğince, petrol boru hattının yapılması planlanan 
güzergahın çevresindeki tüm alanlarda eylemlere girmiş ve güzergahın güvensiz olduğu tezinin işlenmesini sağlamıştır. 

Rusya yıllarca PKK’yı Türkiye’ye karşı kullanmasına karşın, 1999 yılında kendisine sığınan Öcalan’ı ülkesinden apar topar kovmuştur. Bu gerçekler; Kürtlerin Ruslar ya da diğer Avrupalı devletler tarafından umursanmadığı, Güneydoğu sorunu adı verilen konunun istismar edilerek, ülkeleri lehine kazanç sağlanmaya çalıştıkları görülmüştür. Bu devletler için Kürtler sadece uluslararası stratejide koz olarak kullanmak için değerlidir. 

PKK’nın Türk Turizmine Yönelik saldırıları 

1990’lı yılların başlarından itibaren örgütün farklı bir eylem tarzı olarak turizm faaliyetlerine yöneldiği, bu amaçla da Avrupalı turistlerin Türkiye’ye gelmemesi için propaganda yapıldığına şahit olmaktayız. Avrupa’daki seyahat acentelerine örgüt militanları tarafından bire bir yada mektup aracılığıyla bilgilendirmeler yapılarak, Türkiye’deki sözde savaşın finansmanını yapmamaları ve müşterilerini diğer ülkelere yönlendirmeleri 
istenmiş, aksi halde ise Türkiye’ye gidecek turistlere eylem yapılacağını, sorumluluğun ise, firmalara ve kişilere ait olacağı ifade edilmiştir. 

Bu konudaki iddialara göre PKK’yı turizme yönelik eylem yapmaya zorlayan ülke Yunanistan’dır. Yunanlılar Akdeniz turizminde Türkiye ile yarış halinde olduklarından, örgütün özellikle Ege ve Akdeniz sahillerinde yabancı turistlere eylem yapmasını istemiştir. Bu eylemler karşılığında ise örgüte finans ve barınma desteği verilecektir. 

Diğer bir iddia ise bu eylemlerin Yunanlılar ile sınırlı olmadığı, Alman ve Fransızlarında konu ile ilgili olarak ittifaka dahil olduğu, bu ülkelerin ülkelerindeki Türk nüfus nedeniyle güçlü bir Türkiye yerine kendilerine 
bağlı geri bir Türkiye istedikleridir. 

Özellikle Almanya ve Fransa merkezli devam eden örgüt faaliyetleri kapsamında Almanya’daki Türk temsilciliklerine, iş yerlerine, evlerine ve Türklere ait turizm acentelerine saldırılar başlamıştır. Bu saldırıların 

bahse konu ülkelerin kamuoyunda olumsuz etkiler meydana getirmiştir. Alman halkı ucuz ve kaliteli hizmet sunması, ülkelerine yakın olması, Alman halkı ile Türk halkı arasında alışık olmaktan kaynaklı meydana gelen 
bir yakınlaşma ve bir bölümünün de Türkiye’de mülk edinmiş olmaları nedeniyle Türkiye’yi tercih ettikleri bilinmektedir. 

Türkiye’nin Kuzey Irak politikaları ile Alman politikalarının çatıştığı bu yıllarda PKK hemen devreye girmiştir. Öcalan’ın 25 Şubat 1996 tarihinde Med-tv yaptığı bir açıklamada “…Alman kamuoyuna diyorum ki, lütfen bu 
gibi haksızlıkları görün ve karşı tavır alın. Yoksa yarın 50 tane turist cenazesi Almanya’ya gelirse buna şaşmayacaksınız. Çünkü orada kocaman haksızlıklar var. Almanya’yı ciddi uyarıyorum…biz ekonomik hedefe yönelirken ne kadarı Alman, ne kadarı diğer ulustan ayırt etmeyeceğiz. Şu anda savaşı finanse eden kaynak turizmdir” ifadeleri, Alman kamuoyunda kullanılarak Turist gelişini konusunda Türkiye aleyhinde sonuçlar meydana gelmesi sağlanmıştır. 

Örgütün eylemleri neticesinde meydana gelen rezervasyon iptalleri dolayısıyla Turizm gelirlerinde önemli azalma olması nedeniyle Türk tarafından politik baskılar başlanmıştır. Neticesinde önce Fransa akabinde 
ise Kasım 1993 tarihinde Almanya Hükümeti, ülkesinde PKK faaliyetlerini yasaklayan kararlar almıştır. Yasakların genel olarak aşırılığa ulaşan şiddet faaliyetlerini kapsadığını, fakat örgütün siyasal faaliyetlerinde her hangi bir sınırlamaya gidilmediği görülmüştür. Almanlar PKK faaliyetlerini yasaklama ile Türkiye’ye jest yaptıklarını ima etseler de, akabinde terörle mücadele faaliyetlerinde kullanıldığı bahanesiyle Türkiye’ye karşı silah ambargosunu uygulamaya başlamıştır. 

KUM (Kürdistan Ulusal Meclisinin) Kurulması 

Terör örgütünün 26-31 Aralık 1990 tarihleri arasında gerçekleştirdiği IV. konferansında Ulusal Meclis oluşturulması yönünde karar alındığından, 1992 yılından itibaren bu çerçevede çalışmalara hız verilmiştir. KUM’un 
kurulmasıyla; yurt içinde ve yurt dışında faaliyet gösteren kurumsal çevreleri etkilemek, örgütün terörist imajını ortadan kaldırmak ve savaşan taraf statüsünü kazandırarak, FKÖ tarzında uluslararası bir nitelik kazanmak amaç edinilmiştir. 

Buna göre KUM, Filistin modelinde olduğu gibi sürgünde bir ulusal meclis olarak tertip edilecektir. Örgütün hedeflerine göre, öncelikli olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da federatif bir yapının alt temelleri oluşturulacak, akabinde Suriye, İran ve Irak’ta da benzer tarzda federe yapılar meydana getirilerek, zamanla bu federe yapıların birleşmesiyle Bağımsız Birleşik Kürdistan’a geçiş yapılacaktır. 

Öcalan’ın kurmayı hedeflediği devlet Kürdistan olarak isimlendirilse de devletin gerçek mahiyetinin Öcalanistan şeklinde planlandığı görülmektedir. Öcalan Ortadoğu’nun baskıcı rejimlerini de aşan tek lider etrafında 
şekillenen, anti demokratik bir yapı meydana getirmek istemektedir. 

Öcalan 1992’ki bir konuşmasında “…yeni yılda hedefimiz, halkımızın irade ve ulusal birliğinin ifadesi olan Ulusal Meclis kuruluşunu gerçekleştirmektir. Parti Önderliğinin çalışmaları tüm halkımıza örnek olmalıdır… ” diyerek 
hedeflerini ortaya koymuştur164. KUM kurulduktan sonra Avrupa bünyesinde seçimler yapmak dışında herhangi önemli bir netice elde edilmese de, KUM’un bazı Avrupalı Milletvekilleri ile temasları bu çatı altında gerçekleşmiştir. Fransa, Belçika, İsveç ve Danimarka basını KUM’un kuruluşunu kendi yayın organlarında işleyerek bu konuyu kamu oylarına duyurmaya çalışmışlardır. 

20-22 Kasım 1992 tarihinde KUM ile ilgili olarak seçim yapılan ülke ve şehirler şu şekildedir. 

Almanya: Freiburg, Mannheim, Bremen, Frankfurt, Hanburg, Münih, Stutgart, Bonn, Köln, Diesburg, Hagen, Hannover, Bielefeld, Berlin ve Kassel 
Fransa: Paris, Lyon, Montpellier, Marsilya 
Avusturya: Graz, Viyana ve Linz 
Hollanda: Den Hang, Roterdam ile 
Belçika, İngiltere, Danimarka, İsveç, İsviçre, Norveç ve Finlandiya’da tek Merkezde oy kullanma işlemleri yapılmıştır. 

Bu dönemde PKK’nın siyasal faaliyetlerinin artmasında ve KUM’un bürolarının açılmasında Alman devletinin verdiği destek gözden kaçmamıştır. 1992 yılında Mesut Yılmaz Almanya ile ilgili olarak “…Almanya özellikle Türkiye’nin bölgesel güç olmasını istemez, bunun için insan haklarını destekleyip Türkiye’yi oyuna getirmek istemektedir. Çekoslovakya ve Yugoslavya’yı da bölen Almanya’dır. Bu arada Kürt devleti kurdurmakta işlerine geliyor…”165 şeklinde ki beyanı devlet yetkililerinin o dönem Almanya’nın teröre verdiği desteği bildiklerini göstermektedir. 

KUM’un oluşturulmasının akabinde, Bonn konferansında ki kararlar doğrultusunda PKK ve PSK arasında “İşbirliği Protokolü” adlı altında bir anlaşma imzalanmış ve sonradan PDK-BAKUR’da olmak üzere, diğer 
bazı etnik Kürtçü örgütlenmelerde bu işbirliğine davet edilmiştir. 

Örgüt Avrupa’da gerçekleştirdiği ittifaklar sonrasında kendini faaliyet yürütme ve eylem yapmada daha yetkin görmeye başlamıştır. Bu çerçevede 21 Mart (nevruz) başlayan eylemler 4 Eylülde Frankfurt’ta ki festivale 
kadar devam etmiştir. 1993 yılında Serxwebun dergisinde çıkan habere göre “…1993 yılının ilk aylarında Brüksel’deki kitlesel açlık grevi ile başlayan ve yaklaşık üç ay süren nevruz kutlamaları ile devam eden Avrupa’daki kitlesel eylemlilik, 29 Mayısta Bonn ‘da yapılan büyük ulusal birlik ve özgürlük yürüyüşü ile yeni ve gerçek bir zirveye ulaştı… “ denmiştir 166. 


Örgütün bu süreçte faaliyetleri siyasal olmanın yanında askeri yönde de artmış ve ihtiyaçların karşılanması amacıyla gereken mali kaynak gurbetçilerden zorla alınmaya çalışılmıştır. Kampanya adıyla oluşturulan faaliyetlerde vergi şeklinde adlandırılan paraları ödemeyen kişiler cezalandırılmaya başlanmıştır. Bazı değerlendirmelere göre 1995 yılı itibariyle örgütün yıllık geliri 86 milyon dolardır. Bu paranın önemli bir bölümü ise insan kaçakçılığı, haraç alma ve uyuşturucu ticaretinden elde edilmiştir 167. 

PKK’nın gerek Türkiye’de meydana getirdiği şiddet sarmalı, gerekse de Avrupa’daki şiddet eylemleri Batılılarca da kabul edilir boyutu aştığından çeşitli Avrupalı grupların tepkisiyle karşılaşmıştır. 

Bu eylemler Avrupa’da hissedilir duruma ulaşınca Türk devletinin baskıları başlamış ve daha önceki bölümde de ifade ettiğimiz gibi Almanya 26 kasım1993 tarihinde PKK’nın faaliyetlerini ülkesinde yasaklamıştır. 
Bunun akabinde Fransız polisince PKK’nın alt kolları olan Fransa Kürdistan Komite ve Fransa Kürdistan Yurtsever İşçiler Kültür Dernekleri Federasyon una baskın düzenlemiştir. Bunun yanında Belçikalı Sorgu Savcısı J. Brum da yaptığı bir açıklamayla ülkesinde PKK faaliyetlerinin izlenmeye başladığını ifade etmiştir. 

Dünya kamuoyunda meydana gelen PKK karşıtı irade dolayısıyla örgüt tarafından Bonn kararlarına uyacağı ifade edilerek, ateşkes ilan etmiştir. Bu ilanların her dönem Kış aylarına yaklaşırken yapılması ve bahar ayları 
gelince bozulması da gözlerden kaçmayacak bir ayrıntıdır. Örgüt bu ateşkes ilanı ile Avrupa zemininde rahat siyasal çalışma yapma fırsatı elde ederek, dönemi toparlanma süreci olarak kullanmayı hedeflemiştir. 

Örgüt 1993 yılındaki ateşkesten sonra bu şiddet karşıtı Avrupalı güçlerinde desteğini de alarak Avrupa’da geniş katılımlı kitle eylemleri organize etmeyi ve kendini Kürt meselesinde tek muhatap göstermeyi başarmıştır. 

Almanya ve Fransa’da bu gelişmeler olurken, Yunanistan hükümeti Atina yakınlarında bulunan Lavrıon, Lamıa ve Euboa (Eğriboz) gibi mülteci kamplarını, Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren teröristlerin ikamet, 
eğitim ve diğer lojistik ihtiyaçlarının karşılandığı bir kamp haline getirilmiş tir 168. 

Aslında Alman Devletinin sürekli olarak PKK’yı yasaklamak ve desteklemek şeklinde değişen stratejisi kaba bir politik manevralar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hamlelerle zaman zaman iki tarafı hem cezalandırmış hem de ödüllendirmeye çalışmıştır. 1993’deki bu gelişmeler sonrasında Örgütün Avrupa’daki silahlı Kadroları Almanya’dan Yunanistan’a aktarılmıştır. Gerçekte değişen sadece ülke adı olup planlı biranlaşmanın uygulamasından başka bir şey değildir. 


Bu gelişmeler Öcalan’ı o kadar pervasız hale getirmiştir ki, Hasan Cemal aracılığı ile Türkiye’ye mesaj vermekten uzak durmamıştır. Öcalan 14 Nisan 1993 tarihinde Hasan Cemal’e ;”…Ankara bizi görmezlikten geliyor, Batı 
hükümet kapıları, devlet kapıları PKK’ya yardım için açılıyor. Başlangıçta Batıda bize böyle davrandı. PKK’nın kesin güç kazandığını gördüler. Finlandiya Başbakanı görüştü. Belçika görüşüyor, İngiltere parlamento sunda görüşülüyor. Amerika’ya gidiyor bizim temsilciler…”169 şeklinde ifadelerde bulunarak diğer ülkeleri referans göstermiştir. Öcalan’ın Batılı 
Ülkelerden aldığı cesaretle yukarıdaki ifadeleri kullandığı ve sözde ateşkes ilan ettiği 1993 yılı, örgütün en kanlı eylemlerini yaptığı, köyleri yaktığı, insanları acımasızca öldürdüğü dönemdir. 

Bu yıl Avrupa’daki cephe faaliyetlerine katılan Almanların yanı sıra, kırsal alana geçerek silahlı kanat içerisinde de görev alan Alman kökenli militanlar da karşımıza çıkmaya başlamıştır. 1993 yılında Kani kod Eva Juhnke, Medya Kod Vera Heesne, Çektar kod Ulrich Maichle ve Jorg Ulrich adlı kişiler kamplarda eğitim görüp, örgüt içerisinde kadro düzeyinde görev almışlardır 170. 

Alman istihbarat örgütü (BND) ne göre 1990’dan beri en az 30 Alman vatandaşı sıhhiyeci, eğitmen ve militan olarak PKK ya katılmışlardır. Bunların birçoğu Beka Vadisinde bulunan Mahsum Korkmaz Akademisinde 
eğitimden geçmişlerdir. Örgüte Almanya’dan sonra en fazla desteği Yunanlılar vermiş olup, 1997 yılında TSK’nın örgüte yönelik yapılan operasyonlarında ölen militanlar arasında bazı Yunanlıların da olduğu gözlenmiştir171. 


BU BÖLÜM DİPNOTLARI;


116 Fuller G., Kürtlerin Kaderi, Avrasya Dosyası, Cilt:1/1, s.138-146. 
117 Çandar C., Medeni Hakları Kabul Edildiği Ölçüde, Kürtleri Türkiyeye Entegre Edebiliriz, Demokrasi Kuşağı, Ankara, Ocak-Şubat 1995, s.32. 
118 Foucher M., Fronts et Frontiers, Paris, 1991. s. 308. 
119 Turan Yavuz, a.g.k., s.141, 147. 
120 Aydınlık Dergisi, 8 Nisan 1995, no: 404, s.10. 
121 TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanlığı: Faaliyet Raporu, Ankara, 1992, s.39-41. 
122 Kendal N., Les Choix de I’Occident, 1994, s.11. 
123 Gunter M., Kuzey Irakta Fiili Kürt Devleti, Avrasya Dosyası, cilt: 1/4, s. 184. 
124 Serxwebun Dergisi, Ocak 1991, s.109. 
125 Öcalan A., Sosyalizm ve Devrim Sorunları, İstanbul, 1992, s.245. 
126 Tavlaş N., “Terörü Tanımlamak”, Strateji Dergisi, s.40 
127 PKK/PAK, 8 Haziran 1991’de Abdullah Öcalan’ın talimatıyla Osman Öcalan ve 90 Irak’lı militan tarafından 
kurulmuştır. Bu örgüt 2000’li yılların sonuna doğru adını PÇDK olarak değiştirmiştir. 
128 Dağlı, a.g.k., s.124. 
129 Ersever C., Üçgendeki Tezgah, s.60-66. 
130 Serxwebun Dergisi, ”PKK 2. Ulusal Konferans Kararları”, Temmuz 1990, s.178. 
131 Serxwebun Dergisi, Mart 1991, s.13. 
132 PKK-GS, “4. Kongre Sonrası Çözümleme, Planla, Perspektif ve Talimatlar”, Ağustos 1991 
133 Ecevit B., TBMM Tutanak Dergisi, Dön:19, Yasama Yılı:1, cilt:4, 1992, s.213. 
134 Eymür M., Analiz, İstanbul, 1991, s.155. 
135 Cemal., a.g.k., s.215. 
136 Pelletiere S. C., “Orta Doğuda Türkiye ve Amerika: Kürt Bağlantısı”, Avrasya dosyası, cilt:1/3, s.170. 
137 Tavlaş, a.g.e, s.66. 
138 Bölügiray N., Özal Döneminde Bölücü Terör, İstanbul, 1993, s.91. 
139 Yavuz, a.g.k., s.231-272. 
140 Avrasya Dosyası, “ABD’nin Türkiye İnsan Hakları Raporu”, cilt 1/3, s.198-220 
141 Ersever, a.g.k. s. 182-194. 
142 Dağlı, a.g.k., s.103. 
143 Ballı, a.g.k., s.455. 
144 Ballı, a.g.k., s.405. 
145 Karer B., Bir Sosyoşog, Bir Örgüt ve Kürt Yıkımı, s.150 
146 Demirkıran, a.g.k., s.110. 
147 www.belgenet/ayrinti.php?yil-id=11 
148 Gün, Faili Bilindik Meçhul Ape Musa, İstanbul, 2011. 
149 Yavuz, a.g.k., s.324. 
150 Öcalan A., “Ayaklanma Taktiği Üzerine Tezler Ve Görevlerimiz Başlıklı” Broşür, 17 Ocak 1992. 
151 Ersever, Üçgendeki Tezgâh, s.151-164 
152 Öcalan, a.g.k., s.259 
153 Stockholm Kürt Konferansı, 1992, s.177. 
154 Stockholm Kürt Konferansı Sonuç Bildirgesi (15-17 Mart 1991), 1992, İstanbul 
155 Ballı, a.g.k., s.106. 
156 Qasımlo E., İran Kürtleri, Uluslararası Kürt Konferansı, İstanbul, 1992, s.64. 
157 Galtung J. “ 15 Mart 1991 Stockholm, 27 Eylül 1991 Bonn”, Deng dergisi, sayı 21, 1992 
158 Demirkıran, a.g.k., s.115. 
159 Öcalan A., Sümer Rahip Devletinden Demokratik Halk Cumhuriyetine Doğru, istanbu, 2001, c-II, s.19. 
160 Emniyet Genel Müdürlüğü TEMÜH Dairesi Başkanlığı Bölücü Terör Şubesi, 1984-1997 Tarihleri arasında 
Türkiye Geneli PKK Terör olayları istatistiği, Ankara 1996 
161 Akçora, a.g.m., s.275. 
162 Sakık, a.g.k., s.81. 
163 Çürükkaya S., Aponun Ayetleri, s.194-197 
164 Serxwebun Dergisi, Ocak 1992, s.13. 
165 Cemal, a.g.k., s.309. 
166 Serxwebun Dergisi, Ocak 1993, s.144. 
167 Mümtaz A., PKK terörünün Belçika boyutu, s.20. 
168 http://www.byegm.gov.tr/yayinlarimiz/ANADOLUNUNSESI/151/AND5.htm 
169 Cemal, a.g.k., s.38. 
170 Köknar, a.g.m., s.202. 
171 Köknar, a.g.m., s.203. 


***