15 Aralık 2017 Cuma

ULUSLARARASI TARİH EĞİTİMİ SEMPOZYUMU 2016, Türkistan’da Eğitim Reformu Üzerine BÖLÜM 1

ULUSLARARASI TARİH EĞİTİMİ SEMPOZYUMU 2016, Türkistan’da Eğitim Reformu Üzerine BÖLÜM 1



(Ceditçilik Hareketinin Ortaya Çıkışı ve Türkistan Âlimleri Üzerindeki Etkisi: Mahmud Hoca Behbudi ve Münevver Kâri Örneği)
Dr. Öğr. İzzetullah Zeki 
Necmettin Erbakan Üniversitesi,
izzetullahzeki@yahoo.com 

Özet 

Ceditçilik hareketi 19. Yüzyılın ikinci yarısında Müslüman Türkistan halkının başlattığı eğitimde ve dini düşüncede yenileşme ile birlikte siyasal ve kültürel bir hareketten ibarettir. Dini düşüncede yenileşme fikri üzerinde çokça duran Tatar ceditçileri Abdurrahim Otuzimeni, Abdunnâsir Kursavi, Şehâbeddin Mercâni iken, eğitimde yenileşme fikri üzerinde kafa yoran ise Kırım Tatarı İsmail Bey 
Gaspıralı olmuştur. Gaspıralı, 1884 yılında Kırım Bahçesaray’da açtığı ilk Usûl-i cedit okuluyla ceditçilik hareketinin ilk somut adımını atmıştır. 

Gaspıralı, daha sonra çıkarttığı “Tercüman” gazetesiyle ceditçilik düşüncesini Rusya dışındaki ülkelere yaymaya çalışmıştır. Bunun için Türkistan’a öğrencileri ni göndermiş ve daha sonraları ise bizzat kendisi Türkistan seyahatleri çerçevesinde Buhara emirliğine uğramış, Buhara emirine usûl-ı cedit okullarını anlatmış, Buhara emirini Tercüman’a abone yapmıştır. 

Gaspıralı’nın Türkistan seyahatleri, ceditçilik hareketinin Türkistan’a yayılması ve Türkistan âlimlerinin bu düşünceden etkilenmesinde önemli rol oynamıştır. Gaspıralı, Türkistan seyahati sırasında Mahmud Hoca Behbudi ile karşılaşmış, daha önceden de Tercüman üzerinden ceditçilik fikrine aşina olan Behbudi, İsmail Bey Gaspıralı’nın yenilikçi fikirlerinden derinden etkilenmiş, 1903 
yılında Semerkant’ta ilk cedit okulunu açarak Türkistan ceditçilerinin öcülerinden olmuştur. 

Semerkant’ta eğitim faaliyetlerini sürdüren Behbudi, eğitim faaliyetini tüm Türkistan’a yaymak için Semerkant, Buhara, Taşkent âlimleriyle irtibat halinde olmuştur. Bu sırada daha önceden de Tercüman’ı sürekli takip eden, 1901 yılında Taşkent’te ilk cedit okulunu açan Taşkentli Münevver Kâri ile yakından irtibat kurmuştur. Türkistan ceditçilerinin iki önemli siması olan Mahmud Hoca 
Behbudi ve Münevver Kâri sadece okul açmakla yetinmemişlerdir. Bunun yanı sıra, bu okullarda okutulmak üzere eser ve makale yazmışlar, gazete ve dergi çıkartmışlar, matbaa ve şirket açmışlar, Türkistanlı öğrencileri ücretsiz okutmak ve yurtdışına göndermek için dernek ve vakıflar kurmuş ve hatta Türkistan Özerkliğini ilan etmişleridir. 

Anlaşıldığı üzere eğitimle faaliyete başlayan Türkistan ceditçileri daha sonraları siyasi bir yapıya dönüşmüş, çok geçmeden 1938 yıllarında Sovyetler tarafından bastırılmış ve faaliyetleri durdurulmuştur. 1980’lere kadar vatan haini ilan edilen ceditçiler bu yıllardan Sovyet Özbek cumhuriyeti tarafından sonra aklanmış, “İstiklal Kahramanları” unvanı verilmiştir. 

Anahtar Kelimeler: ceditçilik, kadimcilik, Türkistan, Gaspıralı, Behbudi, Münevver Kâri) 

Giriş 

Medeniyet ve ilim beşiği olma şerefini tarihe mal eden Türkistan, 18. Yüzyılın ilk yarısında hanlıklara bölünmüştür.45 Türkistan, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Timurlular döneminde altın çağını yaşamış, büyük Türk düşünürleri, âlimleri, şairleri, mucitleri bu dönemde yetişmiştir. Örneğin Kaşgarlı Mahmud, Ali Şir Nevai, Uluğ Beg, Harezmi, Ali Kuşçu bu dönemlerde yetişmiştir. Dolaysıyla bunlar, dil, kültür, siyaset, bilim öncüleri olmuş ve ilim, medeniyet zirveye çıkmıştır. Ne yazık ki Timurlulardan sonra, özellikle Şeybânilerin son dönemlerin de bu faaliyetlerden bahsetmek neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Artık o bilim üreten medreselerde tasavvuf hâkim olmuş, inzivaya çekilme dönemi başlamıştır.46 

Özellikle 1868’li yıllara gelindiğinde Türkistan hanlıkları işgale uğramış,47 hanlıklara bölünmüş ülkenin medreseleri de tamamen bilim yapma üreticiliğini kaybetmiş, sadece var olan şerh edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra kendisinden ayrıntılı olarak bahsedeceğimiz Musa Cârullah bu durumu ağır bir şekilde eleştirmiş, selef dönemine dönüp bakmamız gerektiğini vurgulamıştır. İslam’ın, ilk dönem Müslümanlarınca anlaşıldığı şekliyle algılanmasını amaçlar ve bunun için sık sık selef geleneğine atıf yapar. Çünkü Kur’ân’ın mesajını en iyi anlayan onlar ve Hz. Muhammed (s.a.v) den sonra Kur’ân’ı en iyi yorumlayanlar onların olduğunu ifade eder.48 

Rus Çarlığının oyununa gelen Kadimciler, eski hece metodundan ses metoduna geçen Usul-ı Ceditçileri ağır bir şekilde eleştirmişler bunu Kur’ân-ı Kerîm harflerine ters olduğunu dile getirmişlerdir.49 Sadece hece değişikliği konusunda değil aksine Usul-ı Ceditçilerin tüm faaliyetlerini eleştirmişler ve hatta tekfir noktasına kadar gitmişlerdir. Daha beteri Ruslara şikâyet bile etmişler.50 

Usul-ı Ceditçilere geçmeden, Usul-ı Kadimciler ve dönemleri hakkında çalışmamıza ışık tutacak olan Tatar Ceditçisi Muhammed Zahir Bigi’nin “Mâverâünnehir’de Seyahat” adlı izlenimlerinden yola çıkarak açıklık getirmek istiyoruz. 1893 yılında Kazan’dan kalkıp Mâverâünnehir’a seyahate çıkan 
Bigi, adım adım Mâverâünnehir’i gezmiş, izlenimlerini bir kitap haline getirmiştir. O, özet olarak o dönemi şöyle tasvir eder: Türkistan adetleri Rusya topraklarındaki Kazan adetleri gibi değilmiş, orada dini yaşam çok güzel, hanımlar örtülü, âlimler ise değerliymiş. Medreselerde Arapça okutuluyormuş, 
Buhara’da ehl-i ilme Damla (Mele) ile kâtip deniliyor, en aşağı rütbelisi beş vakit namaz kıldırabiliyormuş. Buhara imamlarının ekseriyeti cahilmiş. Nahiv bilgisi biraz fazla olanı varsa kadı, müderris oluyormuş. Buhara Medreselerindeki odalar para ile satılıyor, zengin olan talebe daha güzelini alabiliyor, bu vakıf mallarını kontrol eden herhangi bir merciin olmadığı belirtilmektedir.51 

Bigi, başka bir gözlemini şöyle aktarır: pazarda gezerken “Yol Verin” “Ayağa Kalkın” diye bir ses duydum. Çayhanede oturanlar ayağa kalktılar ve el bağladılar. Bir dakika sonra araba ile bir Rus geldi geçti gitti. Bu duruma vakıf olmamıştım. Oradaki halka bunu sordum. Onlar bana, biz şeyhlerimize 
karşı böyle saygı duruşu yapıyoruz. Bunu gören Ruslar da kendileri için bunu talep etmişler diye cevap verdi.52 

Ceditçilik öncesi dönemle ilgili ceditçilik hareketinin öncüsü İsmail Bey Gaspıralı’nın da 1909 yılında kaleme aldığı “Kadimcilik-Ceditçilik” adlı yazıları Muhammed Zahir Bigi’nin seyahat izlenimlerini destekleyici bir nitelik taşımaktadır. Gaspıralı bu dönemle ilgili gözlemlerini şöyle betimler: “Bizim 
Kırım ve vilayetlerimizde yaylı açık fayton, ökçeli potin veya bot, demiryolu vagonu görüldüğünde “Kadimciler” muhalefet göstermeye başlayınca bunlara bizim “Ceditçiler” de tek tük karşı çıkmaya başladı. Yani “Kadimcilere” göre hanım ve hacıların kilim veya keçe örtülü mugedek araba (üstü örtülü araba) ile gezmeleri edebin; açık faytona binmeleri bozukluğun alametiydi. Dahası sarı mest ile sarı pabucu terk edip bot giymiş bir kadın yolda görülürse, mutlak fenalardan sayılırdı. Kadimciler on- on beş sene işlemeli bota, demiryolunda yürüyen trenlere yaklaşmadılar. Tâ ki, İstanbul’dan işlemeli botlar gelene kadar. Bundan sonra İstanbul’da giyer diye botu giymeye, İstanbul’da binerler 
diye trene binmeye başladılar”53. 

19. yüzyılda Türkistan’da bu vaziyet devam ederken işgalci Rus devleti bölgenin süper gücü haline gelmiş günden güne Türkistan topraklarını bilfiil işgal ediyordu. Çar hükümeti Türkistan’daki emirleri baskısıyla kendi egemenliği ve hegemonyası haline getirmiş, Türkistan halkını koyun gibi yönetebilmek için dünyaya göz açtırmıyordu. İlim yuvası medreseleri eğlence yerine, halkın rehberi olan müderrisleri at gözüyle bakan birer robot haline dönüştürmüştür. Kısacası bu hareket kadimcilere bir tepki olarak, 19. yüzyılın başlarında din, eğitim ve siyaset alanlarında bir uyanma dönemi başlamıştır. Bu uyanışa “Usul-ı Cedit” veya “Ceditçilik” adı verilmiştir. Kökleri her ne kadar geriye gitse de pratik olarak ilk defa İsmail Bey Gaspıralı’nın Kırım Bahçesaray’da açtığı “Usul-ı  Savtiye” yani “Usul-ı Cedit” mektebinin açılmasıyla duyulmaya başlanmıştır.54 Bu hareketin temel ilkeleri, okulu medreseden ayırmak, ilkokullara ayrı öğretmenler tayin etmek, öğretmenlere maaş bağlamak, okuma, yazma öğretmek, kız çocukları için ayrı ilkokullar açmak, belli bir programa göre 
öğretim yapmak gibi konulardan ibarettir.55 

Cedit hareketi her ne kadar başlangıçta eğitimde bir reform olarak görünse de çok kısa bir sürede toplumun tüm kesimini etkilemiş ve eğitim, din, siyaset gibi alanlarda yayılmıştır. Hatta o kadar ileri gidilmiş ki klasik medreselerde eğitim görmüş, kadimci dediğimiz ulemanın içinden, Türkistan Ceditçiliğinin öncüleri olacak Müftü Mahmud Hoca Behbudi, Hafız Münevver Kâri gibi büyük zatlar 
yetişmiştir. Bunlar Türkistan’da Cedit okulları açmış, Cedit öğrencileri yetiştirmiş, Cedit gazete ve dergileri çıkartmış, Türkistan’ın özgürlüğü için mücadele vermiş, bu şekilde Müslüman Türk kültür ve medeniyetini koruyarak, başta Özbekistan olmak üzere, bugünkü Türk Cumhuriyetlerinin temel taşlarını atmışlardır.56 

Cedit Kavramı Ve Cedit Hareketinin Ortaya Çıkışı 

Cedit kelimesi, lügat anlamı itibarıyla; eskinin zıddı olarak, yeni anlamına gelmektedir. Aynı kelimenin bir başka türevi olan tecdit ise; yenilenmek, bir şeyi eki haline kavuşturmak gibi anlamları içermektedir.57 Usûl-i Cedit, eğitimde yenleşme veya diğer bir tabirle maarif reformu ile ilgili bir kavramdır. Her ne kadar kavram olarak Usûl-i Cedit , önceleri Osmanlı ıslahat hareketleri 
çerçevesinde kullanılmış ise de İsmail Bey Gaspıralı ile birlikte, Kırım, Rusya, Sibirya ve Türkistan’da yaşayan Müslüman Türklere mal edilmiştir.58 

Daha sonra Usûl-ı Cedit hareketi Türkistan Müslüman Halkının özgürlükçü, reformcu, ilerlemeci hareketinin ismi olup, 19. yüzyılın sonlarında bugünkü Türk Cumhuriyetlerinin coğrafyası olan Türkistan’da ortaya çıkmıştır. 20. yüzyılın başlarında şekillenip çok kısa bir zamanda yüksek seviyelere ulaşmış, 1917 yılında Bolşevik devrimi sonrasında daha da güçlenmiş, kendi mevki ve yönelişini korumuş mücadeleci, özgürlükçü, yenilikçi, siyasal ve sosyal bir hareket haline 
dönüşmüştür.59 

Ceditçilik hareketinin çıkış noktasını daha geriye götürüp aslında 1828–1866 yılları arasında Mercânî’nin talebesi ve meslektaşı Hüseyin Feyizhani’nin “Islah-ı Medaris” adlı eserinde tartışıldığı fikrini savunanlar da bulunmaktadır.60 Her ne kadar anlam olarak yeni ve yenilik manalarına gelse de sadece yenilik 
taraftarı değildir. Yeni tefekkür, yeni insan, yeni evlat gibi geniş anlamları da içermektedir. Cedit hareketi, eski kültürel değerlerini koruyarak ve bu değerlerin kalıcı olmasını sağlamak için güncel gelişmeleri, siyasal olayları da takip eden bir harekettir. 

Kısacası bu terimin sistemli olarak ortaya çıkışı İsmail Bey Gaspıralı’nın 1884 yılında Bahçesaray’da “Usul-i Cedit” adında yeni bir okul açmasıyla başlamıştır. Bu bir eğitim faaliyetinin başlangıcı olmakla beraber bir hareketin de ilk kıvılcımı olmuş, faaliyet alanı genişlemiş, engelleri aşmış, bir hareketten öte bir ideolojiye dönüşmüştür. Uyuyan halk arasında yeni-eski fikirlerini doğurmuş, fikir hürriyeti, düşündüğünü ifade edebilme kabiliyeti kazandırmıştır. 

Bu dönemde eski geleneğin temsilcileri olan mollalar, kendileri gibi düşünmeyen leri, yani gazete okuyan ve yeni usulde eğitenleri ceditçilikle itham etmiştir.61 Ceditçiler Osmanlı yurdundaki siyasi oluşumlar (Genç Osmanlılar, Genç Türkler) etkisiyle Genç Buharalılar, Genç Hiveliler, Genç Türkistanlılar diye siyasi ve özgürlükçü oluşumlar içine girmişlerdir. Bu konuyla ilgili 1919 yılında 
Türkistan ceditçilerinden ve tiyatro yazarı Abdullah Badri’ye kim bu Genç Buharalılar sorusuna şöyle cevap vermiştir: “ Onlar fikirleri, hayalleri ve arzuları biz zavallı ve garipleri emirler, beyler ve zenginlerin zulmünden azat etmek üzere kurulmuş bir harekettir.”62 

Yukarıdaki ifadelerden açıkça anlaşılmaktadır ki, genel olarak cedit hareketi ve özel olarak Genç Buharalılar, Genç Türkistanların asıl hedefleri zorbacıların zulmünden kurtulmak ve özgürlüklerine kavuşmaktır. Tarihi verilerden edinilen bilgilere göre ceditçilik bir akım değil, bir harekettir. Hem de sosyal, siyasal ve kültürel bir harekettir. Son zamanlara kadar bu hareket sadece eğitim hareketi 
olarak gösterilmiştir.63 

Ceditçilik, XIX. yüzyılın sonuna doğru Rusya Müslümanları arasında eğitim ve kültür alanında başlayan yenileşme hareketidir.64 Tabii ki bu hareketin gelişme sürecinde bahsi geçen İsmail Bey Gaspıralı’nın “usul-î cedit” okulu başrolü oynamıştır. Bu okullarda okumuş cedit adamları çoğalmış, başta Kırım Bahçesaray olmak üzere Semerkant, Taşkent, Buhara, Kazan gibi birçok Türkistan illerinde yeni cedit okulları açılmış, buna tepki olarak usul-î kadimciler de sesiz kalmamış, bu okullarda okuyan ceditçileri tekfir etmiş ve idam sehpalarına götürmüşlerdir.65 

“ Milli Uyanış ” adlı eserin sahibi Begali Kasımov, ceditliğin tarihsel gelişimi ve aşamaları hakkında şu tarihleri bize sunmaktadır: Ceditçilik fikri esasen 1900–1925 yılları arasında ortaya çıkmış ve bu yıllar arasında da gelişmiş, genişlemiş, özellikle 1917 yılı Bolşevik devriminin gerçekleşmesiyle biraz derin nefes almaya başlamıştır. 1920’lere kadar bu hareket hakkında gözle görünen bir çalışma 
yapılmamıştır. 1920 yılında neşredilen “Buhara İnkılâbı Tarihinde Materyaller” ile Feyzullah Hocaev’in “Buhara İnkılâbına Dair” eseri, bu konuda yapılan ilk temel eserlerdir.1929–1937 yıllıları arası ceditçilerin karanlık yılları denilebilecek yıllardır. Bu yıllarda ceditçilerin liderlerinden Münevver Kari ve gurubu hakkında tutuklama kararı çıkartılmış, 1931 yılında OGPU’nun kararıyla 56 ceditçi mahkemeye çıkartılmış, 18’i idama mahkûm edilmiştir. 1937 yılına gelindiğinde ceditçiler hakkında toplu tutuklama emri çıkartılmış, millet, vatan diyen herkes hainlikle suçlanmış ve bu suçlamalarla katledilmiştir.66 

1938–1956 yıllar arasında cedit hareketi ve mensuplarına acımazsızca karalama propagandası başlatılmış, cedit hareketi temsilcileri halkın ve yeni neslin gönlünden silinmeye çalışılmıştır. Ancak 1956 yılı sonrası zalim Stalin tutuklama siyasetini yumuşatmış ve bazı cedit önderleri temize çıkartılmış ve halk, vatan, millet düşman suçlamalarından kurtulmuş, “Ötken Künler” gibi en meşhur  romanlar sansürlenerek yayınlanmaya başlamıştır.67 

1960-1970’li yıllarında yine her şey eskisi gibi olmaya başlamış, yine tutuklamalar, yine suçlamalar ve yine karamalar devam etmiştir. Cedit temsilcileri marifetçilikle suçlanmıştır. Bu durum 1985 yılı demokratik uygulamalar çerçevesinde, yeniden yapılanma ve açıklık politikası başlayana kadar devam etmiştir. Gorbaçov’un bu yeni açılımı, ceditçileri bir nebze olsun rahatlatmış ve ceditçiliği ilmi yollarla ve planlı bir şeklide öğrenme zeminini yaratmıştır.1987 yılında Özbekistan’da ceditçilere ithaf edilen bir toplantı yapılmıştır.68 

1995 yılında Özbekistan’ın Fransa elçiliği binasında “Merkezi Asya’yı Öğreniş İlmi Tetkikat Enstitüsünde bu konu ile ilgili bir sempozyum yapılmıştır. bu Fransa’daki bir ilmi dergide yayınlanmıştır. Yine aynı şekilde 1999 yılında Özbekistan’da Almanya Konrad Adenauer Derneği işbirliği ile cedit hareketinin ortaya çıkışı, şartları, milli bağımsızlıkla ilişkisi, kadın hakları ve özgürlüğü gibi konuları kapsayan “XIX. Yüzyılın başında Merkezi Asya: Ceditçilik, Muhtariyet çilik, İstiklalcilik ” adı altında bir uluslararası toplantı yapılmıştır.69 

Kısacası Cedit hareketinin tarihsel gelişm sürecine baktığımızda birçok olumlu ve olumsuz olaylar ve gelişmeler gözümüze çarpmaktadır. Cedit hareketi 1920’li yıllara kadar faaliyetlerine devam ettirmiştir. Ancak 1930’den 1980’lere kadar ciddi bir duraklama yaşamış, 1917 yılında ilan edilen 
Türkistan Muhtariyeti ortadan kaldırılmış, Mahmud Hoca Behbudi, Münevver Kâri gibi büyük liderleri şehit edilmiştir. Bu dönemlerde ceditçiler hep karalanmış, halkın gönlünden çıkartılmaya çalışılmıştır. Daha önce bahsettiğimiz gibi 1980’li yıllara gelindiğinde yumuşama dönemi başlamış, Gorbaçov’un göreve gelmesi ve açıklık şeffaflık politikasıyla daha da perçinleşmiştir. Bu dönemde az da olsa Sovyet işgali altındaki milliyetlere bazı haklar tanınmıştır. Bu çerçevede Ceditçiler aklanmış, istiklal kahramanları unvanını almışlardır. Bu da doğal olarak, her siyasal ve sosyal hareketin gerçekte kat etmesi gerekken merhalelerdendir. Burada önemli olan sosyal ve siyasal hareketin temel 
görüşlerinin baki kalması, gözle görünebilecek sonuçlar elde etmesidir. 

Cedit hareketinin tarihine baktığımızda şu noktaya şahit oluruz ki cedit hareketi ilimden, fenden yana özgürlükçü bir hareket olmuş ve bunu şiddete başvurmak sızın başarmaya çalışmıştır. Türk cumhuriyetlerinin bağımsız devletler olarak kurulması bunu açıkça kanıtlamıştır.70 Netice olarak şunu söyleyebiliriz ki, gerçekten Ceditçilik hareketinin Sovyetler dönemindeki milli uyanış ve aydınlan ma hareketi, milli istiklal için önemli bir girişimdir. Bu yönü ile Türkistan tarihinde önemli izler bırakmıştır. 

BU BÖLÜM DİPNOTLARI;


45 Abdullah Recep Baysun, Türkistan’da Milli Hareketler, İstanbul, 1945, s. 5. 
46 Muhammed Zahir Bigi, Mâverâünnehir, Basıma haz.: Ahmet Kanlıdere, İstanbul, 2009, s. 92. 
47 Ahad Andican, Cedidizmden Bağımsızlığa Hariçte Türkistan Mücadelesi, İstanbul, 2003, s. 70. 
48 Ahmet Kanlıdere, Kadimle Cedit Arasında Musa Cârullah, İstanbul, 2001, s. 204. 
49 Yavuz Akpınar, İsmail Gaspıralı Seçilmiş Fikri Eserleri, İstanbul, 2008, s. 279. 
50 İbrahim Maraş, Türk Dünyasında Dini Yenileşme (1850-1917), İstanbul, 2002, s. 93. 
51 Bigi, s. 95. 
52 Bigi, s. 287. 
53 Akpınar, İsmail Gaspıralı Seçilmiş Eserleri s. 278. 
54 Begali Kasımov, Milli Uyanış, çev: Fatma Açık, Ankara, 2009, s. 161. 
55 Nadir Devlet, İsmail Bey Gaspıralı, Ankara, 1988, s. 67. 
56 Böri Bey Ahmedov, Zahidullah, Münirov, el-Arab ve’l- islâm Fî Özbekistan, Beyrut, 1996, s. 417. 
57 Maraş, s. 31. 
58 Maraş, s. 39. 
59 Begali Kasımov, Milli Uyanış, çev: Fatma Açık, Ankara, 2009, s. 1. 
60 Nadir Devlet, 1917 Ekim İhtilali ve Türk-Tatar Millet Meclisi, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1998, s. 45. 
61 Abdullah Avlani, Seçilmiş Eserler, II. Taşkent, 1988, s. 288. 
62 Abdullah Badri, Yaş Buharalılar Kimler?, Moskova, 1919, s. 3. 
63 Erşahin, s. 2. 
64 Taha Akyol, “Cedîdcilik”, DİA, İstanbul, 1993, VII, 211. 
65 Coşkunaslan, s. 121. 
66 Kasımov, s. 7. 
67 Abdullah Kadiri, Ötken Künler, Taşkent, 1958, s. 30. 
68 Alâeddin Yalçınkaya, Sömürgecilik Pan-İslamizm Işığında Türkistan 1856’den Günümüze, Ankara, 2006, s. 393. 
69 Kasımov, s. 13. 
70 Altaylı, s. 439. 
71 Kasımov, s. 160. 
72 1857'de, Rus Kafkasya Ordusu Kurmay Başkanı General Milyutin. 
73 Kasımov,s.163. 
74 İvan Sergeyeviç Turgenev (1818-1883) Rus şair, oyun yazarıdır. 
75 Kasımov, s. 164. 
76 Kasımov, s. 165. 
77 Akpınar, s. 86. 

2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR



***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder