7 Aralık 2019 Cumartesi

TÜRKİYE’NİN DOĞU ASYA POLİTİKASI 2009., BÖLÜM 1

TÜRKİYE’NİN DOĞU ASYA  POLİTİKASI 2009.,  BÖLÜM 1



Selçuk Çolakoğlu*, Cemal Alpgiray Bölücek**, 
Yunus Can Polat*** 

# Bu makale, SOBAG -109K238 nolu proje çerçevesinde TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir.
* Doç.Dr., Adnan Menderes Üniversitesi Nazilli İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü.
** Araş.Gör., Adnan Menderes Üniversitesi Nazilli İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü.
*** Adnan Menderes Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi.

ÖNSÖZ

“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya” son verme konusunda üzerimize düşeni yapmak kaygısıyla serüvenine başlayan Türk Dış Politikası Yıllığı ülkemizde uluslararası ilişkiler literatüründe halen daha var olmaya devam eden büyük boşluğu doldurma konusunda katkı sunmayı amaçlamaktadır. Gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’de, özellikle Türkçe yazılmış uluslararası ilişkiler konulu eserlerin gerek sayı ve gerekse içerik olarak ciddi eksiklikleri olduğu ilgili alanın uzmanları tarafından sürekli olarak dile getirilmektedir. 
Mevcut eserlerin nicelik olarak yetersiz olmalarının yanında uluslararası ilişkiler alanında Türkiye’nin yaşadığı en temel problem, konunun uzmanları tarafından yazılmamış, bilgi üzerine inşa edilmeyen, dayanaksız analiz ve yorumlar ile komplo teorileri ve spekülatif varsayımlardan oluşan kitapların sayısının her geçen gün artmasıdır. 

Türk Dış Politikası Yıllığı, Türkiye’nin dış politikasının değişik alanlarına ilişkin verilerin, konunun uzmanları tarafından belirli bir sistematik içerisinde ve olayların anlaşılmasını kolaylaştırıcı bir biçimde okuyucuya aktarılmasını sağlama yı hedeflemektedir. Aktarılan bu verilerin analizi konusunda okuyucuya yol gösterilmekte, ancak aktarılan bilgilerden okuyucunun kendi analizini yapmasına da fırsat tanınmaktadır. Bunun yanında, yıllığın ikinci bölümünde yer alacak olan Türk dış politikasına ilişkin bağımsız makaleler daha çok analiz ağırlıklı olacaktır.

Türkiye gibi, giderek artan bir şekilde bölgesinde önemli roller üstlenen bir ülkenin dış politikasını inceleyen düzenli bir yıllık çalışmasının bugüne kadar yapılmamış olmasının ciddi bir eksiklik olduğu düşüncesiyle 2009 yıllığıyla başlayan bu projenin sürekli olacağını, her yılın ortasında, bir önceki yıla ilişkin Türk dış politikası gelişmelerinin inceleneceği yeni bir kitabın yayınlanmasının planlandığını ifade etmek istiyoruz. Bu şekilde, Türk dış politikasına ilgi duyan okuyucuların, öğrencilerin ve araştırmacıların faydalanacağı bir çalışmanın Türk uluslararası ilişkiler literatürüne kazandırılması temel amacımızdır.

Söz konusu olan bir yıllık olduğu için, atıflar ve kaynakça konularında farklı bir yöntem izlenmiştir. Okuyucuyu sıkmamak amacıyla, yararlanılan gazetelerin ve haber ajanslarının önemli bir kısmı internetten alınmasına rağmen, internet adresleri verilmemiş, sadece haberin ismi, hangi gazete ya da haber ajansından alındığı ve haberin yayınlandığı tarih bilgileri yazılmıştır. Söz konusu haberlerin asıllarına ulaşmak isteyen okuyucuların, ilgili gazete ya da haber ajanslarının internet sitelerinden, haber başlığı ve tarihini yazmak suretiyle arama yapmaları yeterli olacaktır.

Bu kitabın ve Türk Dış Politikası Yıllığı’nın bundan sonraki sayılarının okuyucuya faydalı olmasını diliyoruz.

Burhanettin Duran
Kemal İnat
Muhittin Ataman

Giriş

Türkiye, bölgesel bir güç olmanın yanısıra geliştirdiği çok yönlü dış politika anlayışıyla, coğrafi olarak kendisine uzak bölgelerle de yakın siyasi ve ekonomik işbirliğini hedefleyen bir ülke konumundadır. 2009 yılında Doğu Asya ülkeleri ile ilişkiler mevcut dostane ortamın geliştirilmesi ve bu ortamın siyasi ve ekonomik işbirliğine dönüştürülmesi ekseninde gerçekleşmiştir. Gerek üst düzey ikili ziyaretler gerekse yapılan anlaşmalar Türkiye’nin bölgeye yönelik politikasında 
daha aktif bir rol alma isteğini vurgulamıştır. 2009 yılının Ocak ayından itibaren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) geçici üye olarak bulunan Türkiye; dış politikasını küresel bir aktör olma hedefine bölge dışı ülkelerle yakın ilişkiler kurarak yaklaşacağının bilincinde olarak yürütmüştür. Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ile ilişkilerinde ‘Tek Çin’ ve ‘Çin’in iç işlerine ve toprak 
bütünlüğüne saygı’ politikasını devam ettirirken aynı zamanda Çin’den insan hakları standartlarında bir azınlık politikası talebinde bulunmuştur. Japonya, Güney Kore ve ASEAN ülkeleri ile ilişkiler de ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi nin siyasi ve kültürel ilişkilerin artmasıyla destekleneceği anlayışıyla gerçekleşmiştir.

Türkiye’nin bölgeyle ticari ilişkileri ülkemizin toplam dış ticaretinde önemli bir yer tutmaktadır. Çin, Güney Kore, Japonya ve ASEAN ülkelerinin 2008 yılında Türkiye’nin genel ihracatındaki payı %2,7 iken 2009 yılında mütevazı bir artışla %3,2 olmuş; bölge ülkelerinin Türkiye’nin genel ithalatındaki payı ise 2009 yılında %15,2’den %16,7’ye çıkmıştır. Bu tablodaki genel sorun Türkiye’nin ithalatının %16,7’sini Doğu Asya ülkeleri oluştururken bu ülkelerin, Türkiye’nin 
ihracatının sadece %3,2’sini oluşturmasıdır. Bu anlamda 2009 yılı dış ticaret dengesini Türkiye lehine değiştirmek için siyasi ve ekonomik düzeyde çaba harcanan bir yıl olmuştur.

Çin Halk Cumhuriyeti ile İlişkiler.,   

Siyasi İlişkiler

Türkiye resmi olarak Tayvan ve Doğu Türkistan/Şincan konularında ÇHC’nin tezlerine destek verir bir politika izlemektedir. Türkiye, ÇHC’yi tüm Çin’i temsil eden tek yasal hükümet olarak tanımakta, Tek-Çin politikasını onaylamakta ve Çin’in egemenliğini ve toprak bütünlüğünü desteklemektedir. Bu noktada Türkiye Çin’i ekonomik gücü, devasa nüfusu ve BMGK’da daimi üyeliği dolayısıyla çok önemli bir stratejik ortak olarak değerlendirmektedir.

2009 yılında ilişkiler bu çerçevede üst düzey resmi ziyaretler ve imzalanan ikili anlaşmalarla devam etmiş, 5 Temmuz’da Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de meydana gelen olaylar ise Türkiye-Çin ilişkilerinin ciddi bir sınavdan geçmesine neden olmuştur.

2009 yılının ilk resmi ziyareti Nisan ayında Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Çin Sağlık Bakanı Chen Zu’nun daveti üzerine Çin’e gitmesiyle gerçekleşmiştir. Ziyaret kapsamında iki ülke arasında sağlık alanında işbirliği imkânlarını değerlendiren Sağlık Alanında İşbirliği Anlaşması imzalanmıştır. 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Haziran ayı sonunda beraberinde İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, milletvekilleri, bürokratlar, işadamları ve basın mensupları ile Çin Cumhur başkanı Hu Jintao’nun daveti üzerine gerçekleştirdiği resmi ziyaret ise gerek siyasi gerekse ekonomik anlamda ikili ilişkilerin geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. 

   1995 yılında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in resmi ziyaretinin ardından 15 yıl sonra cumhurbaşkanlığı düzeyinde Çin’e gerçekleştirilen bu ilk ziyaret sırasında Cumhurbaşkanı Gül, Pekin dışında Şian, Shenzhen ve Urumçi şehirlerini ziyaret etmiş ve yerel yöneticilerle görüşmüştür. Ziyaret için tercih edilen şehirlerden Pekin’in siyasi işbirliğinin geliştirilmesini, Şian’ın tarihi ve kültürel mirasta işbirliğini, sanayi şehri Shehznen’in ekonomik işbirliği arzusunu 
ve Urumçi’nin ise Doğu Türkistan sorunu hususunda karşılıklı bir yumuşamayı sembolize ettiği söylenebilir.1

Ziyaret sırasında üst düzey temaslar sonucunda Devlet Bakanı Zafer Çağlayan; Enerji Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı; Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ertuğrul Apakan, Türkiye ve Çin Dışişleri Bakanlıkları Arasında Ortak Çalışma Grubu Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptı; Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı İsmet Yılmaz, Kültür Varlıklarının Korunması, Yasa Dışı Yollardan Yurt Dışına Çıkarılması ve Satılmasının Önlenmesi Anlaşması’na imza atmışlardır. 

Cumhurbaşkanı Gül’ün Çin ziyaretini tamamlayıp ülkeye dönmesinden sadece altı gün sonra Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de meydana gelen şiddet olayları gerek hükümet gerekse kamuoyu tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Gül’ün ziyareti sırasında Uygur Türkleri ile ilgili bir soruya verdiği yanıt Türkiye’nin tutumunu da özetler nitelikte olmuştur: “Uygur Türkleri, tabii ki Çin’in vatandaşları. Ama onlar, Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesinde köprü 
görevi yapıyorlar. Uygur Türkleri ile aynı kökten geliyoruz, aynı dine inanıyoruz. Bunu, Çin yönetimi dâhil kimse inkâr etmiyor. Çin, çok etnik kökenli ve çok dinli. Ama önemli olan, herkesin olduğu yerde ülkesiyle bütünleşmesi, hem de bulunduğu yerden Türkiye ile dostluk ve işbirliğine köprü vazifesi görmesidir.”2 Bu durumda Türkiye, bir yandan Uygur Türkleri’ne eşit davranılmasını isterken diğer yandan da Çin’in iç işlerine ve toprak bütünlüğüne saygılı bir politika izlediğini göstermektedir. Ancak 5 Temmuz’da Urumçi’de Uygurların gösterisinin çok kanlı bir şekilde bastırılmasının ardından ikili ilişkiler Doğu Türkistan merkezli bir hale gelmiştir. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “5 Temmuz’da Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de meydana gelen olaylar ülkemizde ve kamuoyunda derin bir üzüntü ve endişe yaratmıştır. Türk 
halkı, akrabalık bağları bulunan Uygur halkına kendini çok yakın hissetmekte, onların acılarını paylaşmaktadır” denilmiştir.3 Çin’in Ankara Büyükelçilik Maslahatgüzarı Şiao Cüncıng, Temmuz ayında Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmış ve olaylardan duyulan rahatsızlık dile getirilerek Sincan bölgesinde Uygur Türkleri ’nin yaşadıkları hakkında bilgi vermesi istenmiştir. Şiao Cüncıng Sincan bölgesinde yaşananların soykırım veya etnik ve dinsel bir çatışma olmadığını 
belirtmiştir.4 Ancak bu açıklama Türk kamuoyundaki tepkinin azalması için yeterli olmamıştır.

İstanbul’da gerçekleştirilen Türkiye-Körfez İşbirliği Konseyi Dışişleri 
Bakanları toplantısı sonunda yayınlanan ortak bildiriye, Ankara’nın girişimleri sonucu Temmuz ayında Doğu Türkistan’da yaşananlardan duyulan endişeler de dâhil edilmiştir. Ayrıca Türkiye, bölgede şiddetin son bulması için konuyu 2009 Ocak ayından itibaren geçici üye olduğu BM GK’ya taşıyacağını açıklamıştır.5 Pekin yönetimi ise, Sincan’daki olayların Çin’in iç işi olduğunu söyleyerek, 
Türkiye’nin bu olayları BM GK’ya taşımasına karşı çıkmış, Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Qin Gang, konuya ilişkin açıklamasında, Çin’in kararlı önlemlerinin yasalara uygun olduğunu söylemiştir.6

Gerilen ilişkilerin yumuşatılması için 12 Temmuz’da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile telefon görüşmesi yapan Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi, Çin’in Ankara eski Büyükelçisi Aiquo Song’u özel temsilci olarak Ankara’ya göndermiş tir. Görüşmede Şincan’daki olaylar hakkında bilgi veren özel temsilci, Türkiye’nin Çin için “Stratejik Ortak” olduğunu vurgulamış ve Türkiye ile ilişkilerin bozulması nı istemediklerini iletmiştir. Ayrıca Türkiye’de basının aksettir diğinin aksine Şincan’da ölenlerin büyük kısmının Han Çinlisi olduğunu da öne süren özel temsilci, konunun araştırılmakta olduğunu faillerin yakalanacağını belirtmiştir.7 Bu arada Türkiye’de artan protesto gösterileri ve resmi düzeyde gösterilen tepkiler nedeniyle Türkiye’nin Pekin Büyükelçiliği’nin sitesi saldırıya uğrayarak “İç işlerimize karışmayın” mesajı bırakılmıştır.8 Gerginleşen siyasi ortamda, 
Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Zay Cün, Türkiye-Çin ilişkilerinin 5 Temmuz’da Urumçi’de meydana gelen olaylardan etkilenmemesini istediklerini belirtmiştir.9 Bir hafta sonra ise Türkiye’nin Pekin Büyükelçisi Murat Salim Esenli, Çin devlet televizyonunda konuk olduğu bir programda Urumçi’de meydana gelen olaylarla ilgili soruyu yanıtlarken, “Türkiye’nin bunu Çin’in iç işi olarak gördüğünü 
ve Çin makamlarının sorunu kendi anayasalarına ve taraf oldukları uluslararası sözleşmelere bağlı kalarak çözeceklerine inandığını” söylemiştir.10

Ekonomik İlişkiler

Çin, dünyada Rusya ve Almanya’dan sonra Türkiye’nin 3. büyük ticari ortağıdır. 2009 yılında yaklaşık 1,6 milyar dolar ihracat ve 12,6 milyar dolar ithalat ile toplam 14,2 milyar dolarlık ticaret hacmine sahip olan iki ülke ekonomik ilişkilerindeki en büyük sorun ise dış ticaret dengesizliğidir. Çin, Rusya’dan sonra en çok dış ticaret açığı verdiğimiz 2. ülke konumundadır. İhracatımızdaki başlıca maddeler krom, bakır, borat, mermer ve traverten gibi maden cevherleri 
(% 66), kimyasallar (% 11), makineler ve ulaşım araçlarıdır (% 9).  İthalatımız daki başlıca maddeler ise makine ve ulaştırma araçları (% 48), tekstil (% 11) ve yarı mamul mallardır (% 8). Ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için iki ülke resmi makamları arasında görüş birliği mevcuttur. Ekonomik ilişkilerin yasal çerçevesi Ticaret Anlaşması, Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi (ÇVÖ) Anlaşması, Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması (YKTK) Anlaşması büyük oranda 
tamamlanmıştır. Ülkemizde halen 330’un üzerinde Çinli firma faaliyet göster mekte dir. Bu firmaların yatırımlarının toplamı 63 milyon dolardır. Türkiye’nin Çin’deki yatırımları 100 milyon doları aşmıştır.

Her ne kadar Türkiye’nin Çin’e ihracatı 2005 yılından bu yana yaklaşık 
%300’lük bir artış gösterdiyse de 2009 yılı itibariyle 11 milyar dolarlık dış ticaret açığının kısa vadede kapanması mümkün görünmemektedir. 

Bu nedenle, Cumhurbaşkanı Gül’ün Haziran ayındaki Çin ziyaretinin en önemli gündem maddesi olan ekonomik dengesizliğin giderilmesi noktasında Çinli firmaların Türkiye’ye yatırım yapması ve Çin’e yapılan ihracatın arttırılması için somut adımlar gelecek yıllardaki ekonomik işbirliği açısından önemli olacaktır. Bu anlamda ziyaretin özellikle iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler açısından 
bir dönüm noktası olması beklenmektedir. 




Kaynak: Dış Ticaret Müsteşarlığı istatistiklerinden derlenmiştir.




Kaynak: Dış Ticaret Müsteşarlığı istatistiklerinden derlenmiştir.

Çinli firmalarının Türkiye’ye doğrudan yatırımı için özellikle madencilik, sanayi ve enerji sektörlerinin cazip olduğunu gösteren ve 7 Temmuz’da İstanbul’da gerçekleştirilen Türk-Çin İş Forumu’nda imzalanan anlaşmalar şöyledir 11:

- Türk- Çin İş Konseyi ve Zhejiang Eyaleti Ticaret Ofisi arasında işbirliği anlaşması,
- Zhejiang Material Industry International Co. ve Habaş firması arasında 10 milyon dolar tutarında özel çelik alaşımı anlaşması,
- Zhejiang Orient Engineering Co. Ltd.ve Gülsan arasında 5 milyon 150 bin dolar tutarında hidroelektrik santrali anlaşması,
- Zhejiang Orient Engineering Co. Ltd.ve ARC arasında 5 milyon dolar tutarında hidroelektrik santrali anlaşması,
- Zhejiang Metals & Minerals Imp. & Exp. Corp. ve KCIC firması arasında 20 milyon dolar tutarında maden ihracatı anlaşması,
- Zhejiang Orient Engineering Co. ve Bereket Enerji arasında 16 milyon dolar tutarında hidroelektrik enerji santrali anlaşması 


Türkiye’nin özellikle enerji alanında yatırıma ihtiyaç duyduğunu belirten Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, yapılan hesaplamalar sonucu Türkiye’de önümüzdeki 10 yılda 130 milyar dolarlık enerji yatırımına ihtiyaç duyulduğunu, Çinli firmaların başta nükleer santraller olmak üzere Türkiye’de enerji yatırımıyla ilgilendiklerini belirtmiştir.12 
Türkiye’nin hızla gelişen bir ülke olduğunu ve stratejik konumu açısından, Çin firmaları için çok önemli bir yatırım merkezi olduğunu belirten ÇHC Zhejiang Eyalet Valisi Lu Zushan, Türkiye ile Çin’in dünyada yaşanan ekonomik krize karşı beraber hareket ederek üstesinden gelebileceklerini dile getirerek, sadece Türkiye ile Çin arasındaki mevcut ilişkileri geliştirmek istemediklerini, yeni potansiyel iş alanlarında da iş birliği yapmak istediklerini kaydetmiştir.13 

Yine ziyaret kapsamında Türk Telekom, İş Bankası ve Akbank yöneticileri 
de Çin Eximbank ile Ticaret Finansmanı ve Kredi Limiti Çerçeve Anlaşması imzalamışlardır.14 Her ne kadar Çin Eximbank ile imzalanan düşük faizli ve uzun vadeli kredi anlaşmaları ikili ticari ilişkilerin güvene dayalı bir zeminde ilerlediğini gösterse de, Türk şirketlerinin Çin ile ticaret yapmasını teşvik etmesi nedeniyle kısa vadede ithalatı ve dolayısıyla Çin ile olan dış ticaret açığını arttırması 
beklenebilir. Ancak Çinli firmalara Türkiye’deki yatırımları için verilecek kredilerin dış ticaret açığının orta vadede dengelenmesi adına olumlu sonuçlar doğurması beklenmektedir.

2009 yılının son beş ayında, Cumhurbaşkanı Gül’ün resmi ziyareti sonrası gelişen işbirliği ortamının Urumçi’deki olaylar sebebiyle zarar görmesini önlemek adına ikili temaslar bakanlar düzeyinde devam etmiştir.

Çin Dışişleri Bakanlığı’nın davetlisi olarak Ağustos ayı sonunda Çin Halk Cumhuriyeti’ni beraberindeki iş adamları heyeti ile ziyaret eden Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, ziyaret kapsamında Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşmeler yapmış ve Urumçi Dış Ekonomik İlişkiler ve Ticaret Fuarının açılışına katılmıştır. Ziyaretin amacını Urumçi’de yaşanan 
olaylar sonucu olumsuz etkilenen ticari ilişkileri geliştirmek olarak tanımlayan Çağlayan, iki ülkenin siyasi ilişkilerinin de gelişmeye devam edebilmesinin anahtarının ticaret ve ekonomiden geçtiğini söylemiştir.15 Eylül ortasında ise Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çin Maliye Bakanlığı’nın davetlisi olarak gerçekleştirdiği ziyarette Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin artırılması konusunun ve Çinli firmaların Türkiye’de yapacakları yatırımların 
ele alındığını belirtmiştir. Ayrıca, Bakan Şimşek başkanlığında Pekin’de temaslarda bulunan Türk heyeti; Çanakkale Boğaz geçişi, Kuzey Marmara ve Ankara-İzmir otoyolu, Bursa-Osmaneli hızlı tren projesi, hızlı tren garları ve yat limanlarının da aralarında bulunduğu projelerde Çinli yatırımcılara yap-işlet-devret yöntemiyle yer alma çağrısında bulunmuştur.16

Eylül ayı sonunda Pekin’de düzenlenen ve iki ülke arasında düzenli istişare mekanizması işlevi gören Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti Karma Ekonomik ve Ticaret Komitesi 16. Dönem Toplantısı Protokolü ile “Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında Altyapı, İnşaat ve Teknik Danışmanlık İşbirliği Protokolü”, Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti Karma Ekonomik ve Ticaret Komitesi Eşbaşkanı 
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan tarafından imzalanmış, “İkili Ticari ve Ekonomik İşbirliğinin Genişletilmesi ve Derinleştirilmesine İlişkin Çerçeve Anlaşması” ise parafe edilmiştir. İkili ticaretin gözden geçirilme imkânı bulunduğu görüşmeler de; ikili ticareti artırıcı faaliyetler, yasal altyapı, standardizasyon ve gümrük konuları ele alınmıştır.17 Bakan Zafer Çağlayan, belirlenen alanlarda gümrük vergilerinin karşılıklı sıfırlanmasının ticaret hacmini arttıracağını belirtmiştir.18 

Yerli üretimi korumak ve Çin ile olan ithalatın kontrolsüz bir şekilde artarak dış ticaret açığının daha da artmasını engellemek ve 

Türk mallarının Çin’e girişindeki yüksek vergiyi kaldırarak ihracatı arttırmak hedeflerini dengede tutmak kolay değildir. Bu bağlamda, Çin’in elinde bulunan 2,1 trilyon dolarlık döviz rezervine dikkat çeken Bakan Çağlayan, Çin’e Türkiye’den tahvil ve Eurobond alınması isteklerini ve ikili ticari ilişkilere ivme kazandıracak olan Türkiye’de banka kurma önerisi götürdüklerini açıklamıştır.19 Türkiye’nin Çin’e, esas olarak krom, kimyasal madde, doğal taş, mermer ve bakır gibi hammaddeler ihraç ettiği göz önüne alındığında ise Türkiye’nin Pekin 
Büyükelçiliği Ticaret Başmüşaviri Ender Öncü, Çin’e yapılan ihracatta bazı sektörlerde hammaddeye dayalı yapıdan kurtularak, makine, gıda maddeleri ve dayanıklı tüketim malları gibi ürünler için yeni pazar stratejileri geliştirmek gerektiğini belirtmiştir.20

Güney Kore ile İlişkiler.,

Siyasi İlişkiler

Türkiye’nin Güney Kore ile ilişkileri 1950 Kore Savaşı’na asker göndermiş olması ve Soğuk Savaş sırasında her iki ülkenin de ABD müttefiki olması dolayısıyla olumlu bir temele sahiptir. Karşılıklı dostluk ilişkileri iki ülke arasında siyasi alanda herhangi bir sorun bulunmamasıyla gelişmeye devam etmiştir. Bu iyi ilişkilerde sadece iki ülkenin temel uluslararası sorunlara olan yaklaşımlarının örtüşmesi değil, Türkiye’nin Kuzey Kore’ye karşı Güney Kore ile paralel bir politika izlemesi de sözkonusu olmuştur. 

2009 yılında da iki ülke arasındaki siyasi ilişkiler karşılıklı resmi ziyaretler ve anma törenleriyle olumlu bir havada gerçekleşmiştir. Güney Kore Başbakanı Han Seung-Soo 16–22 Mart tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşen 5. Dünya Su Forumu’na katılmak üzere Türkiye’ye gelmiştir.21 Başbakan Han, Forumun siyasi süreci kapsamında Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne de katılarak su konusuna en üst düzeyde siyasi önem verilmesi gerektiği hususunda 
Türkiye ile benzer bir çizgide olduğunu vurgulamıştır. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, 15–17 Nisan tarihlerinde Güney Kore Milli Savunma Bakanı’nın daveti üzerine Güney Kore’ye resmi bir ziyarette bulunmuştur.22

Kumyangjang-ni Muharebesi’nin 58. yıldönümü dolayısıyla Ocak ayında Ankara’da gerçekleştirilen anma töreninde Kore’de şehit olan askerlerimiz Ankara Garnizon Komutan Vekili Tuğgeneral Atakan Altıparmak, Kore gazileri ve Güney Kore Ankara Büyükelçisi Chang Yeob Kim’in de katılımıyla anılmıştır.23 

Eylül ayında Güney Koreli LG firması Kore savaşına katılan Türk gazilerini iftar yemeğinde ağırlayarak Türkiye’nin Kore Savaşı’na katılmasından duydukları 
minnet ve şükranlarını dile getirmiştir.24

Ekonomik İlişkiler,

Güney Kore bölgede Çin’den sonra en çok ticaret yaptığımız 2. ülkedir. Başlıca ihraç kalemleri etilen ve profilin gibi petrol gazları (% 27), makine ve ulaşım araçları (% 19), gıda ürünleri (%13), tekstil (% 10), bakır, çinko, mermer gibi maden cevherleridir (%7). 
Başlıca ithalat kalemleri makine ve ulaşım araçları (% 54), kimyasallar 
(% 14), demir-çelik (% 9) ve tekstil ürünleridir (% 7). İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin yasal zemini, Ticaret Geliştirme ve Ekonomik-Teknik İşbirliği Anlaşması, Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması ve Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması dâhil büyük oranda tamamlanmıştır. Ülkemizde imalat, otelcilik, ulaştırma ve haberleşme olmak üzere çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren Güney Kore ortaklı yabancı sermayeli firmaların toplamı 141’ dir. Yatırım yapan firmalar arasında ihracata yönelik üretim yapan Hyundai, LG gibi dünyanın önde gelen firmaları da bulunmaktadır. Ülkemizdeki Güney Kore yatırımlarının toplamı 287 milyon dolardır. 

2009 yılında Türkiye’nin Güney Kore ile ihracatı 235 milyon dolar, ithalatı ise 3,1 milyar dolar olmuştur. Dış ticaret dengesi ise 2,8 milyar dolar ile Güney Kore lehine olmuştur. 2008 yılına kıyasla dış ticaret açığının 2009 yılında %24 azalması ise Türkiye’nin Güney Kore’ye olan ihracatının artması sonucu değil, Güney Kore’den gerçekleştirdiğimiz ithalatın azalması sonucu olmuştur. İki ülke arasındaki olumlu siyasi ilişkilerin ekonomik ilişkilere de yansıması ve ekonomik işbirliğinin gelişmesi en temel beklentidir. 




Türkiye’nin Güney Kore ile Dış Ticareti 1999-2009 (Milyon $)

2009’un son günlerinde Güney Kore Elektrik Enerjisi Şirketi (KEPCO), Türkiye ile iki nükleer reaktör yapma konusunda görüşmeler yaptığını bildirmiştir.25 Türkiye’nin enerji politikalarının önemli kalemlerinden olan nükleer güç santrallerinin kurulması için KEPCO’nun aday olması iki ülkenin enerji sektöründeki işbirliğinin geliştirilmesi açısından olumlu bir zemin oluşturmuştur.

Japonya ile İlişkiler, 

Siyasi İlişkiler

Türkiye ile Japonya arasında siyasi alanda herhangi bir sorun 
mevcut değildir. Bunun yanısıra iki ülke tarihindeki duygusal olaylar 
(1890 yılında Japonya açıklarında batan Ertuğrul Fırkateyni’nde 
hayatta kalan mürettebatın Japon askeri gemileriyle İstanbul’a gönderilmesi, 
1985’te İran-Irak Savaşı sırasında Türkiye’nin Tahran’da 
bulunan Japon vatandaşlarını tahliyesi ve 1999 Marmara depremi 
sonrası Japonya’nın gösterdiği dayanışma) karşılıklı ilişkilerinin 
sağlam bir dostluk temele oturmasını sağlamıştır.26 2009 yılında 

Türkiye-Japonya siyasi ilişkileri bu olumlu zeminde devam etmiş ve 
dostluk ilişkileri Ertuğrul Fırkateyni’nin Japonya’yı ziyaretinin 120. 
yılı olan 2010 senesinin Türkiye’de Japonya Yılı ilan edilmesiyle perçinlenmiştir.27

İki ülke arasındaki tarihten gelen dostluğun ikili siyasi işbirliğinin 
gelişmesine katkıda bulunacağı beklenmektedir. Ancak uzun yıllardır 
karşılıklı sempatinin siyasi işbirliği anlamında somut sonuçlar 
doğurmadığı düşünüldüğünde, stratejik bir yol haritası belirlenmeli 
ve her iki ülkenin de başta kendi bölgelerinde olmak üzere işbirliğine 
girebileceği alanlar tespit edilmelidir.28 Benzer bir şekilde, 
Japonya’nın Türkiye Büyükelçisi Nobuaki Tanaka iki ülke arasında 
hiçbir sorun olmamasının bazen her iki tarafın da bu olumlu ilişkilerden 
nasıl karşılıklı fayda sağlayacağını inceleme anlamında sorun 
teşkil edebildiğini belirtmiştir.29

İki ülke arasındaki yoğun ekonomik ilişkilerdeki dengelerin gelişen 
siyasi işbirliği ile Türkiye lehine dönmesi ve Türkiye’deki Japon 
yatırımlarının artması beklenmektedir. Dolayısıyla Türkiye-Japonya 
ilişkilerinde ekonomik ve kültürel işbirliğinin olduğu kadar siyasi 
ilişkilerin geliştirilmesi ve dostluk ortamının somut işbirliği ve ortaklıklara 
dönüştürülmesi gerekmektedir.

2. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder