10 Şubat 2020 Pazartesi

Başarısız Devlet.. BÖLÜM 5

Başarısız Devlet.. BÖLÜM 5



Kırılgan Devletler.. 

20. yüzyılın ortalarında siyaset bilimi ideolojik zorunluluklarla Üçüncü Dünya 
Ülkelerine yönelik modernizasyon teorisine yoğunlaştı. Devletçi akım, toplum üzerinde göreceli otonomisini vurgulayarak, devletin rolüne ve (ekonomik) kalkınmaya yoğunlaşıyordu. Diğer bir çalışma alanı demokratikleştirme okulu oldu ve devlet kırılganlığı ile ilişki kurdu. 1990.larda başlayan yeni güvenlik çalışmaları da kırılgan devletleri ele alıyordu. Kırılganlığın kaynağı olarak kalkınma, çatışma ve istikrar sorunları görüldü ve bu kapsamda politikalar geliştirilmeye çalışıldı 41. 

 Dünyadaki kırılgan devletler dünya nüfusunun yaklaşık altıda birini oluşturuyor. Bu devletlerin halkının özellikleri arasında şunlar sayılmaktadır 42; 

- %28-35.i tamamen fakirdir, 

- %32-46 çocuklar ilkokul eğitimi almamaktadır, 

- %41-51 çocuklar doğumdan sonra beş gün içinde ölmektedir, 

- %33-44 anne ölümleri, 

- %34-44 HIV/AİDS ölümleri, 

- %27-35 içilebilir temiz su eksikliği. 




Şekil 1: Kırılganlık Konsepti 



Kaynak: David Carment, Stewart Prest, and Yiagadeesen Samy, Security, Development, and the Fragile State 
Bridging the Gap between Theory and Policy, Routledge, (2010), 42. 

 Kırılgan devleti tespit için iki kriter kullanıldı; 

(1) Zayıf ekonomik performans (46 kırılgan devlet düşük gelirli idi). 

(2) Etkisiz devlet yönetimi. 

Bunlara Milenyum Kalkınma Hedefleri.nin karşılamayacak ülkeler de ilave edildi. 
Kırılganlığın derecesi için; ülke bazında hukukun üstünlüğü, ülke toprakları üzerindeki kontrolü, azınlıklara saygı, temel hizmetlerin yaygınlığı gibi faktörler belirlendi 43. 

Tablo 6.daki kriterler 1-9 arasında değerlendirmeler yapılarak, ülkelerin tek tek 
kırılganlık indeksleri çıkarıldı. Kırılganlık indeksinden ayrı olarak, devlet başarısızlığı = f (A,L,C) şeklinde fonksiyonel hale getirildi. Burada A; otorite, L; meşruiyet, C ise kapasiteyi temsil etmektedir. 




Tablo 6: Kırılgan Devlet Göstergeleri 

Devlet kırılmasına karşılık vermek için doğru teşhis, sebep ve etkilerinin isabetli 
değerlendirilmesi, sürekli ve kapsamlı takip, uygulanan seçenekler ve risklerin sonuçlarını değerlendirecek kurumsal mekanizmalar gereklidir. 

ABD ve İngiltere, kırılgan devletler konseptini 2000’li yıllar ile birlikte dış 
müdahalelerin meşru temeli haline getirdiler ve çoktaraflı örgütlerin gündemine 
soktular. İki ülke bu amaçla daha 1997.de Uluslararası Kalkınma Dairesi.ni (DFID44) kurdular ve gelişmekte olan ülkeleri yoksulluk, insan güvenliği, insan hakları gibi konularda destekleyeceklerini ilan ettiler. 2004 yılında ABD Uluslar arası Kalkınma Ajansı.nın (USAID) odağına kırılgan devletler yerleştirildi. 2005.den itibaren USAID, 3D doktrini45 çerçevesinde hassas olarak seçilen bu devletlere müdahaleye başladı46. Bu çalışmalar, ülke/devlet inşası projelerine entegre edildi. 

 Devlet başarısızlığının dış nedenleri; yeni emperyalizm.. 

Devlet başarısızlığının yukarıda sıralanan göstergelerde yer alan pek çok iç nedeni yanında dış dünya ya da dış güçlerden yana olan nedenleri de vardır ve bunlar üzerinde daha bilinçli olmak zorundayız. Bu, daha çok zengin merkez dediğimiz Batılı güçlerin, ötekileştirdiği diğerlerini her zaman zayıf konumda tutmaya çalıştığı ve adına „yeni emperyalizm. dediğimiz bir kurgudur. 

Uluslararası sistemde, sermayeyi elinde tutan zengin kapitalist devlet, nerede kar yaparsa oraya yatırım yapmak ve daha fazla sermaye biriktirmek isterken, karşı tarafta siyasetçiler ve devlet adamları, kendi devletlerinin başka devletler karşısındaki gücünü sürdürecek ya da daha da arttıracak sonuçlar elde etmeye çalışmaktadır. Bu sistemde devleti tek başına güçlü bir ekonomik aktör haline getiren mali ve parasal araçların yanı sıra, mali ve parasal müdahale biçimleri (vergileme düzenlemeleri, gelir dağılımı politikaları, kamu malları ile ilgili hükümler ve doğrudan planlama gibi) sorgulanmaktadır. Devletin en önemli 
görevlerinden biri, mekânsal mübadeleler deki asimetrilerin kendi yararına işlemesini sağlamaya çalışmaktır. Örneğin, ABD.nin IMF ve DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü).nün faaliyetleri aracılığıyla sermaye piyasalarını dışa açılmaya zorlamasının nedeni, ABD mali kurumlarının bundan yarar sağlayacağını düşünmesidir. Kısaca devlet, bu süreçleri en iyi yöneten siyasi varlık ve yapılanmadır. Bu konudaki başarısızlığı muhtemelen her devletin gücü ve refahında azalmayla sonuçlanacaktır 47. 

Batılı ülkeler, üretilen mal ve hizmetler ile bunlara ait bilgilerin dünyada sınır 
tanımaksızın serbest olarak dolaşmasını istemektedir. Bu durum, alıcı ülkelerin pazar nitelikleri, siyasal yapıları ve yönetim biçimleriyle direkt ilgili olduğu için o ülkelerin mevcut siyasi yapılarının değişmesi küreselleşmenin bir gereği olarak ortaya çıkmakta, bu noktada da küreselleşme olgusunun en büyük kozu demokrasi ve liberal (hür) rejimler olarak gündeme gelmektedir. Demokrasinin ve demokratik hakların gündeme getirilmesi, azınlık haklarını, farklı kimliklerin kendilerini ifade edebilmelerini ve kültürlerini koruma isteklerini ilgili 
ülkelerin siyasal sorunlarının arasına sokmaktadır. Ekonomik anlamda gelişmemiş olan bu ülkelerde, genellikle etnik ve dinsel ayrılıkçı hareketler kendilerine geniş destek bulabilmekte olduklarından devletin de yumuşak karnını oluşturmaktadırlar. Kendilerine avantajlar sağlamak isteyen ülkeler bu durumdan azami ölçüde istifade etmenin yollarını aramaktadırlar. 

Bu anlamda küreselleşmenin siyasal boyutu, gelişmiş ülkelerin dışında kalan ve ekonomik bakımdan desteğe ihtiyaç duyan ülkeler için ciddi tehlikeleri de beraberinde getirmektedir 48. 




Şekil 2: Devletin Devamlılığı 

Siyasal küreselleşme, eskiden uluslararası sistemin temel aktörü olan ulus-devletin üstünlüğünü sarsmış ve ulus-devleti, yetkilerini başkalarıyla paylaşmaya mecbur bırakmıştır. 
Bu süreçte uluslararası ilişkilerin artmasına paralel olarak ortaya çıkan sorunlar daha çok uluslararası platformda ele alınmaya başlamış ve bunların çözümü uluslararası işbirliğini zorunlu hale getirmiştir. Bir başka ifadeyle, uluslararası siyasal ve ekonomik aktörler devlet egemenliğine ortak olmuş; ülkeler, ulusal ve uluslararası politika uygulamalarında dış dünyayı dikkate almak durumunda kalmıştır. Türkiye gibi ülkelerin de yapması gereken şey; bir yandan makul ölçüler içerisinde siyasette ve ekonomide uluslararasında geçerli kurallara, 
antlaşmalara saygı gösterirken, bir yandan da kendi çıkarlarını gözden uzak bulundurmamak ve küreselleşme kurallarını bahane ederek kendisine yapılmak istenen baskılara, çifte standartlara ve dayatmalara karşı gerekli direnci gösterebilmektir49. 

 Yeni emperyalizmin Afrika, Ortadoğu ve Latin Amerika gibi bölgelerde oynadığı ve devlet başarısızlığının kaynağı olan tuzaklardan bazılarını özetleyelim50; 

(1) Sömürge döneminden kalma tuzaklar; bu coğrafyalardaki ülkelerin sınırları 
çizilirken her birinin tek bir ihracat maddesine bağımlı bir ekonomiye sahip olması, (örneğin Küba.nın şekere, Venezüella.nın petrole) sağlanmıştı. Böyle olunca milli gelirinin %98.ini petrolden sağlayan Venezüella.nın gelirleri ile oynamak kolaydı. Nitekim 2008 Haziran.ın da varili 160.72 dolar olan petrol fiyatları Ocak 2019.a kadar 51.99.a kadar düşürülerek Venezüella ihracat gelirlerinin çökmesi sağlandı. 

(2) Küresel ekonomik düzen; 1974 yılından itibaren kurulan yeni ekonomik düzen ve OPEC.in petrol fiyatlarını belirleme rolü, İran ve Venezüella gibi ülkelerin kararlara katılımını önemsiz halde tuttu ve bu ülkeler büyük ülkelerin merhametine bırakıldı. 

(3) Köylünün açlığa mahkûm edilmesi; Kasım 2001.de Katar-Doha.da yapılan Dünya Ticaret Örgütü toplantısında sadece Kuzey Amerika ve Avrupa.da zirai verimliliği artıracak tedbirler alınırken, güney yarımküredeki milyonlarca küçük çiftçi ve topraksız köylü dikkate alınmadı. Kuzeyde; mekanize, büyük, endüstriyel çiftlikler ile üretim çiftlik başına 1-2 milyon kg. tahıla ulaşırken, dünyanın geri kalanı 1000 kg.a mahkûm edildi. Üstelik Batıda tarım alanı 
çok daha fazla idi ve şirket alımları köylüleri topraksızlığa ve açlığa sevk etti. 

(4) Yağma kültürü; Batılı tekelci şirketler kanun tanımayarak yanlış etiket göstererek ya da vergi bilgilerini değiştirerek az gelişmiş ülkelerin her yıl milyarlarca dolarına el koymaktadır. Örneğin Kanada.daki Agrium, Barrick ve Suncor şirketleri düzenli olarak Kongo.nun her yıl 500 milyon dolarını gasp etmektedir. 

(5) Yaşam biçimi olarak borç; yağmalanmış, ziraatı hemen hemen yok edilmiş güneyli ülkeler borç tuzağına düşürülmüştür. Son on yılda bu ülkelerin borç ödemeleri %60 artmasına rağmen borçlar azalmamaktadır. 2010 yılında fiyatlar düşmeye başladığından borçlar da artmaktadır. IMF.ye göre 67 yoksul ülkenin %37.si borç krizi içindedir. Angola.nın ihracat gelirlerinin %55.4.ü borçlarına gitmektedir. Angola, Gana, Çad, Gabon ve Venezüella gibi ülkeler petrol ihracatçısı olmasına rağmen borç içinde yüzmektedir. 

 (6) Kamu harcamaları işe yaramıyor; Gelirleri düşük ve çok az vergi toplayabilen güney ülkelerinin temel devlet işlevleri için ayırabildiği bütçe çok sınırlıdır. Bankalar çok yüksek faizle borç vermektedir. 

(7) Sosyal harcamalarda önemli kesintiler; Uluslararası bankerlerin eline düşmüş hükümetlerin eğitim ve sağlık harcamaları için ayırabileceği bütçe oldukça küçüktür. IMF.nin önerdiği reformlar ise ekonomik bağımsızlığın elde gitmesi anlamına geliyor. 

(8) Sosyal huzursuzluk göçe yol açıyor; Hâlihazırda dünyada en az 65 milyon göçmen var. Göç, devlet yönetimlerinin başarısız olmasına küresel bir tepkidir. 

(9) Rejim değişikliği oyunu; Küresel tekelci şirket medyası emirleri elitlerinden alır. Batının işaret çubuğunu takip etmeyen ülkelerin yaşadığı sorunlara sempati ile bakılmaz. Medya bu ülkelere reform baskısı yapma aracıdır. Reformların amacı onları iyice soymaktır. Aksi takdirde liderleri diktatör, halkları rehine muamelesi görür. Rejim değişikliği senaryosuna aday olurlar. 

(10) Kukla devletler; Ortadoğu, Afrika ve Latin Amerika gibi bölgeler ABD.nin 
kuklası olmuş başkanlar ile yönetildikleri zaman istikrarlı kabul edilirler. Bunun dışındaki ülkelere uygulanan rejim değişikliği müdahalesi geride ABD.nin bıraktığı aslında istenmeyen, seçilmemiş bir vekil başkan bırakır. Bu başkanın görevi, elde kalmış her şeyi ülkesi adına yabancılara satmak yani özelleştirmektir. 

(11) Ekonomiyi silah olarak kullanmak; Batının dediği yapmayan ülkeler ekonomik olarak cezalandırılır. BM.ye göre Küba.ya uygulanan yaptırımlar bu küçük ülkenin 130 milyar dolarına mal oldu. Venezüella, Trump.ın ilk yılında 6 milyar dolar kaybetti. 

(12) Savaşa başvurmak; Gene de istekler yerine gelmemişse tıpkı Venezüella sınırına olduğu gibi asker gönderilir. Kolombiya ve Brezilya gerektiğinde asker üs sağlamak için ABD.nin müttefikidir. ABD.nin tüm dünyayı paylaşmış bölge komutanlıkları ve üsleri askeri müdahalelerin küresel alt yapısını oluşturur. 

 Dürüst girişimcilerin para biriktirdiği, ticaret yaptığı ve fabrikalar kurduğu Klasik Kapitalizm anlayışı tarihe karışmıştır. Artık, hemen bütün ekonomik işletmeler, fonlar ve şeffaf olmayan sahipler ağı tarafından kontrol edilmektedir. Zürih.teki İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü tarafından dünyadaki 37 milyon şirket içindeki ulus aşan 43.060 şirket üzerinde yapılan bir çalışma sonucunda, çok küçük bir çekirdek şirket grubunun küresel ekonomi üzerinde orantısız bir güç sahibi olduğu ortaya çıkmıştır51. Daha da yakından incelendiğinde 147 şirketlik çekirdeğin kurduğu ağın toplam zenginliğin yüzde 40.ını kontrol ettiği görülmektedir. Yani şirketlerin yüzde 1.inden daha azı yüzde 40 zenginliğin sahibidir. 

Bunların gerisinde ise adına Küresel Sermaye dediğimiz zengin bir çıkar ağı vardır 52. 
Söz konusu meritokrasi; kendi elit tabakası ile yükselen ve tek dünya devleti hayalinde olan küçük bir topluluktur. Dünyanın büyük bölümünde gelir farklılıkları, fırsat eşitsizlikleri gibi nedenlerle yetenekli pek çok insan harcanmaktadır. Bu üniversitelere girişte yeteneklerin doğru belirlenmesi kadar, alınan eğitimin kalitesi ve daha sonra işe giriş süreçleri ile de ilgilidir. 


6. CI BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder