10 Şubat 2020 Pazartesi

Başarısız Devlet.. BÖLÜM 6

Başarısız Devlet.. BÖLÜM 6




Ulus İnşası.. 

Ulus inşasına ihtiyaç duyan ülkeler ya başarısız devletler ya da çok daha ciddi idari sorunları olan çatışma sonrası toplumlardır. Zayıf ya da başarısız devletlerin yönetimlerini güçlendirmek, demokratik meşruiyetlerini geliştirmek ve kendini idare edebilen kurumları güçlendirmenin yollarını bulmak günümüz uluslararası politikalarının bir meselesi haline gelmiştir. Buna paralel olarak, çatışmaların sürüp gittiği ya da savaş mağduru toplumların yeniden yapılandırılması, terörün ürediği merkezleri ortadan kaldırılması ya da fakir ülkelere ekonomik kalkınma şansı verilmesi de insanlığın umududur. 

Ancak, tüm bu sayılanlar Batı istismarcılığı ya da daha özelde ABD tarafından ülkeleri kendine göre dizayn etme merakı ve kibri içinde „ulus-inşası. olarak adlandırılmıştır. „Amerikan istisnacılığı. denilen ABD dış politika konsepti, diğer ülkeleri kendi demokrasi anlayışına uygun olarak dizayn etmenin Amerikalılara kutsal bir görev olarak verildiği anlayışına dayanır. 
Çünkü diğer ülkeler demokrasi konusunda ABD kadar tecrübe sahibi olamamışlar dır. Bununla birlikte, ABD.de ulus-inşası üzerine ideolojik hale gelen birçok tartışma yaşanmaya devam etmektedir. 

Amerikalılara göre; ulus inşasının üç ayrı yönü ve aşaması vardır53. 

- Birincisi, çatışma sonrası yerinden yapılandırma olarak adlandırılan ve Afganistan, Somali, Kosova gibi şiddetli çatışmalardan yeni yeni kurtulmakta olan ülkelere ilişkindir. 
Buralarda devlet yetkesi tamamen çökmüş durumdadır ve temelden başlayarak yeniden inşa edilmesi gerekir. Dış güçler için buradaki mesele; güvenlik güçlerini, polisi, insani yardımı işin içine katıp elektrik, su, bankacılık, ödeme sistemleri ve benzerlerini yeniden düzenlemek için teknik yardımlar alarak, istikrarın kısa dönemde sağlanmasıdır. 

- Eğer çökmüş olan devlet, (Bosna.da olduğu gibi) uluslararası yardımla bir nebze olsun istikrar sağlamayı başaracak kadar şanslıysa, ikinci aşama gündeme gelir. Buradaki asıl amaç, dış müdahalenin sona ermesinden sonra da ayakta kalabilecek, kendi kendini idare edebilen devlet kurumları yaratmaktır. Başarıyla tamamlanması ilkinden daha güç olan bu aşama, dış güçlerin söz konusu ülkeden çekilmeleri durumunda kritik bir hal alır. 

- Üçüncü aşama, zayıf devletin güçlendirilmesine ilişkindir; bu durumda devlet 
yetkesi, makul düzeyde kararlı bir biçimde mevcuttur ama mülkiyet haklarının korunması ya da temel ilköğretiminin sağlanması gibi bazı vazgeçilmez işlevlerini yerine getirememektedir. 

Bu kategori oldukça geniştir ve merkez bankacılığı ya da kur idaresi gibi alanlarda kurumsal uzmanlığa sahip olan fakat hukuk düzeni ve eğitim gibi düşük özgün hizmetleri sağlamakta sıkıntı çeken ülkelerden (örneğin Peru, Meksika) kurumların baştan aşağı zayıf olduğu ülkeler (örneğin Kenya, Gana) kadar uzanır. 

Netice olarak, ulus-inşası masraflı bir iştir ve Afganistan, Irak, Libya, Suriye gibi 
ülkeleri işgal edip, yağmalayan ABD, sıra ulus-inşasına gelince bunu diğer ülkelere havale etmek istemiş, işgal edilen ülke eskisinden daha da kötü bir durumda terk edilmiştir. Bu harabeden modern bir devlet (hele bir demokrasi) kurma umudu, yok denecek kadar azdır. 

Örneğin Irak, gerek insani gerek maddi daha bol kaynaklara sahip, çok daha gelişmiş bir ülkeydi. İdari kapasitenin çok büyük bir kısmı, askeri müdahaleyi izleyen genel yağma ve kargaşa ortamında kaybedildi. Bush yönetimi, Afganistan ve Irak.a girdiğinde, geçmiş bürokrasi deneyiminden yararlanamadı, yağmaya ve toplumsal kargaşaya yol açtı. 

Devlet olmak için söz etmemiz gereken dört kurumsal boyut vardır 54: 

(1) Örgütsel planlama ve yönetim, 

(2) Siyasal sistemin planlanması, 

(3) Meşruluğun temelleri ve 

(4) Kültürel ve yapısal unsurlar. 

Dolayısıyla ulus-inşası her şeyden önce devlet inşası ve kurum inşasıdır. Devlet inşası ve kurumsal reformların başarılı olduğu durumların çoğu, bir toplum güçlü kurumsal iç talep doğurduğunda ve bu kurumları hiç yoktan yarattığında ya da bunları dışarıdan ithal ettiğinde veya yabancı modelleri yerel koşullara uyarladığında ortaya çıkar. 

Ortada genellikle doğru bir lider ve yeterli bürokrasi ihtiyacı sorunu vardır. 
Gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunda, modern Weberci-rasyonel bürokrasiler için lider yetiştirmek sorunu devam ediyor. Liderler boldur ama bu liderler genellikle, modern devlet içerisinde kendi kendini üretebilen bir liderlik sistemi getirmek yerine, toplumsal normları örgüt içine taşıyan hasımlık ayrışmalarına sebep olurlar. 

Amerikalı ulus-inşacılar başarıyı genel olarak, GSYH.nin çatışma öncesi düzeye 
çıkarılması veya demokratik seçimler düzenlenmesi gibi ülkenin gerçekleri ile örtüşmeyen ölçütlere göre değerlendirir. 

 Öte yandan, çare olarak sunulan Federalizm yani yetkinin federal devletlere ve yerel yönetimlere devri, kaçınılmaz olarak, yönetimin işleyişinde daha büyük uyuşmazlıklar demektir. Bu tür ülkelerde federal devletlere ve yerel yönetimlere yetki devri genellikle, yerel seçkinleri ve hamilik ağlarını, dış denetimlerden bağımsız olarak kendi işleri üzerinde sahip oldukları kontrolü sürdürmelerine yarayan yetkilerle donatmak anlamına gelir 55. Yani özerk bölgeler ya da etnik ya da dini gruplar için bağımsız olma hayalleri için uygun ortamı sağlar. 
Bu da Batılıların istikrarsızlık tohumlarının ekildiği ve kuklaların çoğaldığı bir 
güvensizlikleştirme modelidir. 

Başarısız devletin üç önemli göstergesi; otoriterlik, yolsuzluk, hukuksuzluk.. 

 Devletleri kategorilendirmek için diğer bir yöntem ise hükümet sistemleridir. Bu 
yöntemde, devletler demokratik ve otoriterlik arasında bir yerde sıralandırılırlar 56. Dünyadaki devletlerin çoğunluğu demokrasi ile yönetilir. ABD nin demokrasi ölçme kurumu Freedom House, 193 devletin 119.unu demokrasi olarak nitelemektedir 57. İşin aslı demokrasinin bugüne kadar 550 çeşidine rastlanmıştır ve diğer ülkelere uyan tek bir demokrasi modeli yoktur. 

 Demokrasi karnesi tutan Freedom House.a göre; demokrasi sadece seçimler 
yapmaktan öte canlı ve özgür bir sivil toplum, işleyen ve etkili siyasi partiler, aktif ve özgür bir medya da gerektirmektedir 58. Afganistan ve Irak.ta seçimlerin yapılması da demokrasinin bu ülkelere geldiği anlamına gelmemektedir. 

 Demokrasi teorisyeni Amerikalı profesör Robert Dahl.a göre demokrasilerin yedi temel gereksinimi şunlardır 59; 

 - Hükümetin seçilmiş kişiler tarafından kontrolü, 

 - Düzenli ve göreceli olarak adil seçimler, 

 - Çok veya az evrensel oy hakkı, 

 - Bütün vatandaşların kamuda çalışma hakkı, 

 - Konuşma özgürlüğü, 

 - Bağımsız siyasi bilgi elde edebilme, 

 - Özerk birlikler, çıkar grupları ve siyasi partiler teşkil edebilme. 

Seçim demokrasileri; çok partili sisteme, evrensel oy verme hakkına ve düzenli 
seçimlere sahiptir. 

Liberal demokrasilerde ise özgür ve adil seçimlere ilave olarak, vatandaşların medeni hakları ve siyasi özgürlükleri korunur, hukukun üstünlüğü oldukça yüksektir. Nüfusu bir milyondan az olan, liberal demokrasiye sahip pek çok mikro-devlet vardır60. Büyük liberal demokrasiler arasında Batı Avrupa devletleri, ABD, Kanada, Japonya gibi devletler sayılsa da miktarları 40.dan azdır. Bunlar, genellikle güçlü devletlerdir. 

 Dünyanın geri kalan demokrasileri zayıf veya başarısız olmaktadır. Bunlar arasında Brezilya, Kolombiya, Meksika, Türkiye, Gürcistan, Botswana ve Eski Sovyet Cumhuriyetleri gibi ülkeler sayılabilir. Birçoğu ülkelerinde hukukun üstünlüğü standartlarını sağlayamamıştır. Sivil özgürlükler korunmamaktadır. 

 Bazı seçim demokrasileri halkın pek çok sektörünün rızasını almaktan uzaktır. Zayıf demokrasilerin çoğu risk altındadır ve bazı başarısız devlet kategorisinde düşmektedir. 

 Kırılgan demokrasilerde, demokrasi karşıtı bazı gruplar ve hareketler seçimle 
iktidara gelmiştir. Ancak, bu gruplar bir kere seçilince parlamentoyu by-pass etmiş, başkanlık sistemi yetkilerini kullanmaya başlamış, anayasayı işlemez hale getirmiştir 61. 

 Dünyada 70 kadar otoriter devlet vardır. Bunlardan Çin, Rusya ve İran dâhil 20 kadarı güçlü devletlerdir. Bunlar gücünü zorlayıcı kurumlarından alır. Demokratik olmayan devletlerin çoğu zayıftır. Hem zorlayıcı kurumları hem de devlet işlevlerinin yeterliliği sınırlıdır. Bu yüzden, hem meşruiyetleri azdır hem de çeşitli silahlı gruplar ve siyasi hareketler devletten daha meşru hale gelmiştir. Bazı zayıf otoriter devletler başka devlet ve devlet dışı aktörlerle fırsatçı ittifaklar kurarak, zayıf performanslarını ve meşruiyet sorunlarını tazmin etmeye çalışmaktadır. 

 Otoriter rejimler ya da ABD.nin demokratik bulmadığı ülke yönetimleri de kendilerini savunmak için politikalarını koordine etmekte, demokratikleşme baskısına karşı gelmek için başarılarını paylaşmaktadırlar. Rusya, İran, Çin, Venezüella ve diğer otoriter ülkeler Batının liberal demokratik düzenine karşı sistemli bir şekilde denge oluşturmaya çalışıyorlar 62. 

 Freedom House.a göre; dünyadaki 47 Müslüman çoğunluğun yaşadığı ülkenin sadece 8.inde (Arnavutluk, Bangladeş, Komor Adaları, Endonezya, Maldivler, Mali, Senegal ve Türkiye) “seçim demokrasisi” var. Bazı Müslüman çoğunluklu ülkelerde demokrasi korku ile ayakta ve radikal siyasal İslam otoriter rejimin yerini almak için pusuda beklemektedir. 

Başarısız devletlerin diğer bir önemi özelliği de yolsuzluğun yaygınlaşmış olmasıdır. Yolsuzluğu hukuksuz bir şekilde kişisel kazanç sağlamak için resmi makamların kullanılması olarak tanımlayabiliriz 63. Yolsuzluk, milyonlarca yoksulluk ve sefalet içindeki insanın paralarının çalınmasının sebebi ve sosyal, ekonomik ve siyasi huzursuzlukların kaynağıdır. Yoksulluğun hem nedeni hem de azaltılmasının önündeki engeldir. 

Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından 25 Ocak 2017.de yayınlanan, 2016 Yolsuzluk Endeksi, ülkeleri 0.dan (en kötü) 100.e (en temiz) bir sıralamaya tabi tutuyor. Bu örgüt, 176 ülkede 12 kurum tarafından yapılan 13 araştırmanının sonuçlarına göre bu değerlendirmeyi yapıyor. 

Türkiye, bu değerlendirmede 176 ülke içinde 41 puan ile 75. sıraya gelirken 2015 e göre 9 sıra daha geriye gitti. Türkiye, 31 Avrupa ülkesi arasında Bulgaristan ile birlikte son sırada bulunuyor 64. 

Bu raporda yer alan 176 ülkenin üçte ikisinin notu 50 nin altında çıktı.  
Rapora göre yolsuzlukların arkasındaki nedenler; kamu kurumlarının (polis, hukuk) işini iyi yapmaması, yolsuzlukla mücadele kanunlarının uygulanmaması, rüşvet ve suiistimal, kamu fonlarının yanlış kullanımıdır. Bunlara basın özgürlüğü ve bağımsız yargı olmamasının katkıları da ilave edilmektedir. 

 Diğer bir devlet başarısızlığı kaynağı hukukun üstünlüğünün rafa kalkmış olması ya da lafta kalmasıdır. Bir ülkede hukukun üstünlüğünden bahsedebilmek için kriterler şu şekilde sıralanmaktadır 65; 

 - Devlet, sorunların çözümünde kuvvet kullanma tekeline sahiptir. 

- Kişilerin kendileri ve mülkiyetleri güvendedir. 

- Devlet yasalara uygun hareket ediyordur ve keyfi davranmıyordur. 

- Yasalar vardır, kişilerin kendi planlarını yapmasına imkân verecek kadar istikrarlıdır. 

- Devlet, temel insan hakları ve özgürlükleri korumaktadır. 

- Bireyler hukuk kurumlarına güvenebilir, günlük hayatlarını mevcut kanunlara göre yürütebilir. 

Dünya Barış Projesi’nin 2017-2018 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre; 
Türkiye, 113 ülke arasında 101. sıra ile en son sıralarda yer almaktadır66. 

Devletin meşruiyetini kaybetmesi ve Rıza Teorisi.. 

 Devlet yönetimi ile ilgili teoriler arasında çoğulculuk, devlet otonomisi ve elit teoriyi sayabiliriz. Çoğulcu lar, seçilmiş yetkililer üzerinde kamuoyunun etki gücüne büyük önem verirler. Bununla beraber, çok az devlet organı siyasi konuları başkaları ile görüşmek ve formüle etmek konusunda gönüllüdür. 

Asgari ücret, sağlık sigortası, istihdam gibi ekonomik ve sosyal konularda kamuoyu görüşünün dikkate alınması için düşünce-şekillendirme şebekesi gibi bir sürece ihtiyaç vardır. Bazen kamuoyu oylaması da gerekebilmekte, bu yüzden referandumlara gidilmektedir. Çoğulculuk için örnek olarak Batıdaki şirketler, lobiler, düşünce merkezleri, vakıflar gibi adreslerin kamuoyu oluşturmada etkinliği gösterilebilir. 

 Devlet otonomisi teorisi ise, ister parlamenter ister başkanlık sisteminde, merkezi ya da merkezi olmayan devlet kurumsal yapısının parti sistemleri ve siyasi stratejileri şekillendirmede önemli bir role sahip olduğunu savunmaktadır 67. Bu teoriye göre, bir devlet kurumunun bütçesinin ve çalışan sayısının artması onun gücünü göstermektedir. Ancak, rasyonellik ve verimlilik genellikle ters eğilimlidir. 

Elit teori ise modern toplumların büyük ölçüde „elit. dediğimiz liderler ve bürokratik olarak yapılanmış kurumlar (şirket, hükümet ya da kar amacı gütmeyen kuruluşlar) tarafından yönetildiğini öne sürmektedir. Üst pozisyonları tutanlar para, zaman ve diğer kurumlar ile ilişki kurma yetkesine sahiptir ve daha düşük seviyede çalışanları yönlendirmek için otoriteleri vardır. Elit teori; sınıf hâkimiyetini savunur, sınıf çatışmasına daha az önem verir. 

7. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder