6 Şubat 2020 Perşembe

Göç ve Kamu Politikaları: Suriye Krizi Üzerine Bir Analiz BÖLÜM 2

Göç ve Kamu Politikaları: Suriye Krizi Üzerine Bir Analiz BÖLÜM 2



2.3. Sosyal Çevre.,

Sosyal çevre başlığında; toplumun çevreye olan hassasiyeti, tüketici davranışları, toplumun eğitim durumu, nüfus oranı, yaş dağılımı, doğum ve ölüm oranları, toplumun kültürel ve etik değerleri gibi konularda çok geniş değerlendirmeler yapılabilmektedir. Suriye krizi ile ilişkili olarak ortaya çıkan sosyal konular; İskân politikası (Kamp ve kent yaşamı -bina, kira vb.), Sağlık politikası (Hasta sayısı, bütçe, ücret, doğum sayısı vb.), Eğitim politikası (Öğrenci sayısı, müfredat, dil sorunu vb.), Çalışma politikası (Çalışma izni, istihdam alanı vb.), Nüfus hareketliliği (Ülke içinde göç eden, başka ülkeye göç eden vb.) ve Entegrasyon politikaları çerçevesinde şekillenmiştir. 

Suriyeli mültecilerin ülke geneline yayılmaları barınma, sağlık, eğitim ve 
entegrasyon (uyum, bütünleşme) gibi bir çok sorunu beraberinde getirmiştir. 
Mülteci kamplarında sağlanan barınma, sağlık ve eğitim hizmetlerinin ülke 
genelinde sağlanması için bir düzenleme henüz bulunmamaktadır. Mülteciler 
arasında ekonomik yönden iyi durumda olanlar kent merkezlerinde ev tutmakta 
ve birçok kentte kendi sosyal çevrelerini oluşturmaktadırlar. Örneğin Ankara’nın Mamak ilçesinde Halepli mültecilerin yoğun olarak yaşadıkları ve vatandaşların Halep Mahallesi olarak adlandırdıkları yerleşim bölgesi bulunmaktadır. 

Özellikle Suriye sınırına yakın Gaziantep ve Kilis illerinde yoğunluklu 
olarak mülteciler kalmaktadırlar. Bu bölgede taleplerin yüksek olmasından 
dolayı ev kiraları önemli ölçüde artış göstermiştir. Sosyal alanları birlikte paylaşan mülteciler ile vatandaşlar arasında önemli sosyal problemler yaşanmaktadır. 

Mültecilerin büyük çoğunluğunun ekonomik olarak yetersiz durumda olmaların dan dolayı, ülke genelinde olumsuz bir imaj olarak Suriyelilerin dilencilik  yaptıklarına yönelik bir algı oluşmuştur. Sayıca fazla olmaları ve yoğun 
trafik saatlerinde kavşaklarda görünür olmaları bu algıyı tetiklemiştir. 

Bu durumun kalıcı çözümü ancak kalıcı ekonomik düzenlemelerle sağlanabilir. Ancak geçici bir çözüm olarak zabıtaların ve güvenlik güçlerinin dilencilik yapan 
mültecileri bulundukları yerden uzaklaştırmak amacıyla kamplara geri gönderdikleri görülmektedir. 

Suriyelilerin sağlık sorunu konusunda oluşturulması gereken politikalar 
ise başlı başına araştırılması gereken bir konudur. Temel sağlık sigortası, 
devlet hastanelerinin kullanımı, ilaç ve ameliyat masrafları, çocukların temel 
aşıları, doğum oranları gibi onlarca konuda sağlık sektörü sorunlar yaşamaktadır. 

Özellikle Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, İstanbul illerinde bu sorun oldukça 
büyüktür. Sağlık Bakanlığının sağlık harcamaları konusunda Suriyelilerden 
herhangi bir ücret alınmaması konusundaki genelgesiyle Türk vatandaşlarına 
yönelik uygulanan ücretlendirme politikası oldukça problemli bir hal almıştır. 
Sağlık kuruluşlarından faydalanan Suriyeli sayısı göz önünde bulun durulduğunda sorunun büyüklüğü daha net anlaşılacaktır. 

Mülteci kamplarında eğitim imkanı sağlanmasına rağmen kamp dışında 
bulunan mülteci çocuklarının eğitimleri önemli bir sosyal sorun olarak karşımıza 
çıkmaktadır. Birçok mültecinin Türkiye’de kalıcı olarak plan yapması ve ülkenin her tarafına kontrol dışı yayılmış olmaları Türkiye’nin Suriyelilerle ilgili eğitim politikalarını yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılmaktadır. 

Suriyeli çocukların nerede, nasıl, hangi dilde ve hangi müfredata göre eğitim 
alacakları tartışılan konular arasında yer almaktadır. 

Sağlık hizmetleri konusunda bir kamu görevlisinin ifadeleri oldukça anlamlıdır: 
“Resmi istatistikler ortada. Hastane kullanımı Suriyeliler tarafından 
yoğun. Halkın şikâyetleri her geçen gün artıyor. Kilis’in nüfusu 90.000 ancak 
neredeyse 80.000 Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Geniş bir hastanenin acilen yapılması gerekiyor.” AFAD verilerine göre tüm kamplarda verilen poliklinik hizmeti sayısı 6 milyonu geçmiş olup, Türkiye genelinde doğum sayısı ise 151.000’i geçmiştir (AFAD, 2015). 

Yürütülen eğitim hizmetleri kapsamında yalnızca kamplarda binlerce 
çocuğa eğitim verilmektedir. Mevcut durumda 700 bin Suriyeli çocuk eğitim 
alma yaşına gelmiş fakat bunların sadece 300 bini eğitim almaktadır. 

Kamplarda Suriyeli çocukların hangi kitapları okuyacakları, müfredat sorunları ve eğiticiler önemli sorun alanları olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, ziyaret 
edilen kampların bazılarında Suriyeli öğretmenlerin görev yaptığı ancak 
herhangi bir ücret almadıkları ve bu eğitimlerin nasıl ve ne şekilde yapıldığı 
konusunda kamplar arası farklılıkların bulunduğu değerlendirilmektedir. 

Ülke geneline yayılan 391 bin civarında Suriyeli mülteci çocuk herhangi bir okula devam edememektedir (UNICEF, 2015). MEB okullarına devam eden çocuklar ise dil sorunu yaşamaktadırlar. Uzun vadede Suriyeli vatandaşların Türkiye’de kalıcı olmaları söz konusu olduğundan bu çocukların topluma kazandırılması ve topluma uyumunun sağlanması açısından eğitim politikalarının gerek ulusal gerekse uluslararası alanı kapsayacak şekilde dizayn edilerek uygulamaya geçirilmesi zorunludur. 

Oldukça fazla sayıda mültecinin ülkeye gelmesiyle konut talepleri 
artmış ve özellikle mültecilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde dengesizlikler oluşmuştur. Bunun sonucunda konut kiralarının artışıyla Türk 
vatandaşları ekonomik olarak etkilenmekte ve bunun yanı sıra Suriyeli 
mülteciler de kötü ve yetersiz şartlarda hayatlarını sürdürmek zorunda kalmaktadırlar. 
Suriyeli mültecilerin karşı karşıya kalmış oldukları durumun önemi araştırmaya katılan bir katılımcının şu ifadesi ile daha belirgin hal almaktadır: 

“Konut talebinin karşılanması gerekiyor. Bazı belediyeler de artık konut yapıp, 
satışını gerçekleştiriyor. Ama şehirde hala ev bulunamıyor ve kiralar çok yüksek. Barınma konusu hem Suriyeliler hem de Türkler için çok önemli bir sorun. Suriyeliler evlere sığmadıkları için üst üste yaşıyorlar. Bu durum çok insani değil.” 

Emlak konusu halk arasında da üzerinde sıklıkla konuşulan konuların başında 
gelmektedir. Suriyelere kimi semtlerde ev verilmediği, verilse bile kiralarının 
çok yüksek tutulduğu ve bir yıllık peşinat alındığı ifade edilmektedir. 
Araştırmaya katılan bir kamu görevlisinin ifade ettiği durum oldukça anlamlıdır: 

“Suriyelilerin gelmesiyle [bölgede] kiralar ikiye katlanmış durumda. Her yeri 
ev yapıp, olmayacak fiyatlara kiraya veriyorlar. Kimi Suriyeliler ilk birkaç ay 
kirayı ödedikten sonra, evden çıkmayıp kira ödemiyorlar. Yaşam ekonomik 
olarak her geçen gün daha kötüye gidiyor. Bu durum çatışmalara, sonrasında 
polis merkezlerine ve adliyeye kadar uzanan bir süreci beraberinde getiriyor.” 

Mülteci kampları dışında yaşayanların ülke genelinde istihdamları ve 
çalışmaları da beraberinde farklı sorunları ortaya çıkarmıştır. Ancak yasal 
sorunlardan dolayı Suriyeli mültecilerin büyük kısmı yasal olmayan 
yollardan ülke içerisinde çalışmaktadırlar. Mültecilerin hayatlarını devam 
ettirebilmeleri için gerekli olan kazancı sağlamak amacıyla çalışmalarının 
bir zorunluluk olduğu devlet yetkililerince tespit edilmiştir. Dahası, belirli 
meslek alanlarında işverenlerin ucuz işçilik ile Suriyelileri istihdam ettikleri 
ve bu sayede Türk vatandaşlarının istihdamlarının düştüğü görülmüştür. 

Araştırmaya katılan bir STK yetkilisinin Suriyeli mültecilerin istihdamı 
konusundaki yaklaşımları yerel ekonominin ne derecede etkilendiğini açık 
olarak göstermektedir: 

“Vasıflı olan Suriyeliler var. Bu insanların bize kattıkları oldukça pozitif. 
Örneğin “Gelen bazı Suriyeliler iş bulmak istediler. Özellikle hakim, eczacı, 
doktor gibi meslek sahibi olanlar vardı. Evin küçükleri çırak olarak işe girmek 
istediler. Oto tamircisi, duvar ustası, boyacı gibi meslek sahibi olanlar vardı. 
Bir kısmı işe yerleşti. Bu durum ucuz işçi çalıştırma imkânını doğurdu. Araba 
yıkama, elektrik ve su tesisatı ve taş işleme konularında gayet iyi olanlar var. 
Bazı Türk işçiler bu durumdan çok rahatsız oldu. Özellikle inşaat sektörü ve 
tarım sektöründe bu durum çok bariz görüldü. Emek ucuzlayınca maalesef aç 
kalan Türkler oldu.” 

“Yasadışı çalışan çok fazla var. Karınları doyuyorsa buna şükrediyorlar. Esnaf 
bunlara önceleri kucak açmışken şimdi rahatsız olanlar da var. Diğer taraftan 
kamplarda herşeyi devletten bekleyen bir anlayış doğdu. Diş, hastane, yemek, 
iş, barınma, eğitim vs.” 

Yukarıda sayılan gerekçeleri de göz önüne alan Bakanlar Kurulu, 11 Ocak 2016 tarihinde yayınladığı 8375 sayılı yönetmelikle geçici koruma altındaki yabancıların çalışmasına imkân sağlayan bir düzenleme getirilmiştir. 

Buna göre, Suriyeli mülteci çalıştırmak isteyen işverenler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurup gerekli izinleri aldıktan sonra istihdam 
edebilecek tir. Bazı istisnaları olmakla birlikte, bir işyerinde Suriyeli mülteci sayısı onda bir oranından fazla olamayacaktır. Ayrıca mültecilerin ücreti, asgari ücretten daha aşağı olamayacaktır. 

İskân, çalışma, sağlık, eğitim gibi başlıkların doğrudan etkilediği bir başka konu ise Suriyeli mültecilerin entegrasyonu konusudur. Yarısından fazlasının çocukların oluşturduğu bu büyük kitlenin en hızlı şekilde toplumla birlikte yaşama becerisine sahip olması, her iki toplum açısından da elzem görülmekte dir. Kamuoyu araştırmalarına göre, halkın büyük kısmı mültecilerin ekonomiye zarar verdiğini, işlerini ellerinden aldıklarını, güvenlik sorunlarına yol açtığını düşünürken, ekonomiye canlılık kattıklarını veya kültürel bir zenginlik olduklarını düşünenlerin oranı ise çok düşük kalmaktadır (Demir ve Soyupek, 2015). 

2.4. Güvenlik Çevresi 

Göç konusu Batı ülkelerinin birçoğunda güvenlik perspektifinden incelenmiş 
ve göçün sosyal ve insani yönlerinden daha çok, bir güvenlik sorunu olduğu üzerinde durulmuştur (Watson, 2009). Buna karşılık Türkiye’de Suriyeli 
mültecilere yönelik politikalar güvenlik yaklaşımından ziyade insani ve sosyal bir çerçevede ele alınmaktadır. Bununla birlikte, Suriye krizinin yol açtığı bazı güvenlik sorunları krizin insani ve sosyal tarafıyla birlikte ele alınmalıdır. 

Bu çerçevede güvenlikle ilgili konuları insan güvenliği ve düzensiz göç hareketleri, sınır güvenliği, asayiş olayları ve terör sorunu şeklinde 
alt başlıklara ayırmak mümkündür. 

Güvenlikle ilgili en önemli boyutlardan birisi insan güvenliğidir. Suriye 
krizi ile birlikte 4,5 milyondan fazla insan Suriye dışına göç etmek zorunda 
kalmıştır. Bunlardan 2,5 milyonu Türkiye’ye gelmiştir. Ancak çeşitli 
nedenlerle Türkiye’de kalmak istemeyen mültecilerin özellikle 2015 yılı 
içinde büyük kitleler halinde Avrupa’ya doğru yola çıktıkları görülmüştür. 
UNHCR (2015) verilerine göre 2015 yılında Türkiye üzerinden Avrupa’ya 
geçiş yapan göçmenlerin/mültecilerin sayısı 825 bini geçmiştir. Bunlardan 
en az yarısının Suriyeli olduğu belirtilmektedir. Bu yoğun hareketlenmenin 
göçmen kaçakçılığı gibi suçlarla olan mühim ilişkisinin yanında olayın 
insan güvenliğine bakan yönü daha vahimdir. Sahil Güvelik Komutanlığı 
verilerine göre 2015 yılında 91.000’den fazla göçmen/mülteci sahillerimizde 
kurtarılmıştır (Sahil GK, 2015). IOM verilerine göre, 2015 yılı içinde 
3605 göçmen/mülteci boğularak yaşamını yitirmiştir (IOM, 2015). 

Bu tür olaylara, yeterli güvenlik önlemi almaksızın mültecileri denize 
çıkaran kaçakçıların yol açtığı değerlendirilmektedir. 

Suriye krizinin güvenlik boyutunda ele alınması gereken bir başka sorun 
da kaçakçılık konusudur. Suriye krizinden öncesinde de var olan bölgedeki 
kaçakçılık olayları Suriye kriziyle daha da artış göstermiştir. Önceden 
belirli noktalarda gerçekleştirilen sınır kaçakçılığı mültecilerin toplu olarak 
ülkeye girişleriyle kontrol edilemez bir boyuta ulaşmıştır. Bu kadar büyük 
bir mülteci akınının olduğu yerde kaçakçılığı önleme veya mücadele diğer 
önemli konuların arasında gerilerde kaldığından gerek önleme, gerekse 
mücadele konusunda sorunlar yaşanmıştır. 

Suriye krizinin asayiş yönünden etkilerinin çok büyük olabileceğine ilişkin 
risk değerlendirmeler yapılmaktadır. Nitekim Hatay, Akçakale, Ceylanpınar, 
Gaziantep, Ankara gibi yerlerde yaşayan Suriyeli mültecilerle yerel halk arasında yaşanan gerginliklerin başka yerlerde de yaşanmayacağı söylenemez. Suriyeli mültecilerin sayısı bakımından düşünüldüğünde büyük çaplı gerginliklerin, ötekileştirmelerin ve yabancı düşmanlığını hatırlatacak olayların yaşanmamış olması sosyal sermayenin korunması bakımından büyük öneme sahiptir. 

Suriye krizinin beraberinde getirdiği asayiş olaylarının yanı sıra terörizm 
boyutu çok daha büyük önem arz etmektedir. Özellikle son zamanlarda meydana gelen terör saldırılarının Suriye bağlantılı olması güvenlik tedbirlerinin 
daha üst seviyelere çıkarılmasını zorunlu kılmıştır. 

Özellikle ilk mülteci akımlarının olduğu zamanlarda güvenlik birimleri parmak 
izi alma, pasaport kayıtları gibi konularda ciddi çalışmalar yürütmüş fakat 
sonraları büyük akımlarla kontrol dışı mülteci girişleri gerçekleşmiştir. 

Sonraki yıllarda Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, kayıtdışı mültecileri kayıt altına 
almak için büyük bir çaba göstermiş, zaman içinde kayıt olanların sayısı 2,5 
milyonu bulmuştur. Bununla birlikte, kayıtlı olan mültecilere ilişkin olumsuz 
bir kayıt olmaması halinde, başkaca bir denetleme yapılamadan kendilerine 
geçici koruma belgesi düzenlenmektedir. 

12 Ocak 2016 günü İstanbul Sultanahmet’te meydana gelen bombalı saldırının 
failinin birkaç gün öncesinde geçici koruma kaydı yaptıran mültecilerden birisi 
olması bu yöndeki endişeleri haklı kılmıştır. Dahası, ülke genelinde kayıtsız 
olarak bulunan mültecilerin sayısının da çok olabileceği ve terörle ilgili 
olabilecekleri de akla gelmektedir. 

Diğer yandan sınır güvenliğinin yetersizliği doğal olarak riskleri de arttırmıştır. 
Coğrafi şartların olumsuzluğundan dolayı sınır boylarındaki zayıf noktalardan 
kontrolsüz geçiş yapanlar olduğu gibi, özellikle büyük akımların yaşandığı 
dönemlerde etkin kontrol yapmak imkansız hale gelmiştir. Türkiye’nin 
mevcut sınır güvenliği kapasitesi ise bu geçişleri engellemek için yetersiz kalmaktadır. 

Zaman içinde Suriye’de yaşanan olaylar ile sınır güvenliği daha da 
önemli bir boyut kazanmıştır. PYD’nin ve IŞİD’in sınırlarımıza yakın bölgelerde 
alan kazanması, Rusya’nın Suriye’ye müdahil olarak yine sınırlarımıza yakın 
yerlerde hareket alanı bulması, koalisyon güçlerinin IŞİD’e yönelik hava saldırıları, Türkiye’nin IŞİD’e karşı mücadelesini artırması gibi olaylar bu çerçevede Türk sınırlarının güvenliğinin de artırılması sonucunu doğurmuştur. 

Tartışma ve Sonuç 

Araştırma bulguları Suriye krizinin Türkiye’yi ve Türk kamu politikalarını 
önemli ölçüde etkilediğini ve politikalarda önemli değişimlere sebebiyet 
verdiğini göstermiştir. Özellikle, Suriye krizi ve beraberinde meydana gelen 
mülteci göçü sağlık, eğitim, güvenlik, istihdam ve topluma entegrasyon 
gibi bir çok sektörde iç politikaları doğrudan etkilemekte ve bu etkileşimin 
uzun bir süre daha devam edeceği görülmektedir. Türkiye’deki Suriyelilerin 
büyük bir çoğunluğunun ülkelerindeki çatışma sona erse bile geri dönmeyecek leri tahmin edilmektedir. Bu nedenle, Türkiye’nin Suriyeli mültecilere yönelik mevcut ulusal dengeleri de koruyacak şekilde kısa ve uzun vadeli mikro ve makro düzeyde politikaları hayata geçirmesi zorunluluk olarak görülmektedir. 

Türkiye’nin Suriye krizi sonrası işe koştuğu politika süreci analiz edil-
diğinde politika kararları ve uygulamalar, birçok belirsizlikler ve sınırlı rasyonellik çerçevesinde gerçekleşmiştir. Sosyal, güvenlik ve ekonomik alanlarda olduğu gibi kısmen üreten ve uygulayan pozisyonunda bulunan üst düzey yerel aktörler, alt düzey uygulayıcılar ve sivil toplum üyeleri örgütsel anlamda Herbert Simon’ın kuramsallaştırdığı sınırlı rasyonellik çerçevesinde hareket etmeyi tercih etmektedirler. 

Suriye krizi sonrası politika sürecinde rol alan gerek vali, kaymakam, il 
müdürleri, kamp müdürleri, belediye başkanları gibi üst düzey bürokratlar, 
gerekse kamp çalışanları, belediye çalışanları, sağlık çalışanları, öğretmenler, 
meslek odaları gibi alt düzey tüm aktörlerin bu kuramsal çerçevede sınırlı rasyonellik çerçevesinde hareket ettikleri gözlemlenmiştir. Bunun sonucu olarak 
Suriye krizi, güvenlik, dış politika, düzensiz göç, terörizm, ekonomik maliyet 
gibi ölçülemeyen birçok belirsizliği içinde barındırdığından, etkili kamu politikalarının 
yapımı ve uygulanması güçleşmektedir. 

Sonuç olarak; Türkiye’nin kamu politikalarının merkezden planlandığı, il yöneticilerine her ne kadar sorumluluk yüklenmiş olsa da politika belirleme 
ve uygulama konusunda özellikle mali konularda büyük sınırlılıkları yaşandığı bir gerçektir. Yerel yöneticilerin birçok konuda insiyatifinin olmadığı, politik ve merkezi yapının sosyal politikalarının günü birlik ve sistemsiz olması birçok kronik probleme yol açmıştır. 

Sosyal politikalar yalnızca Suriyeliler için değil bu konuyla yakından ilgilenen kamu görevlileri için de uygulanmalıdır. Gerek halkın gerekse bölgede görev yapan kamu görevlilerinin sosyal imkanlarının arttırılması gerekmektedir. 

Suriye sorunu tüm yönleriyle ele alınarak çok yönlü çözümler üretilmelidir. Süreçte rol alan tüm aktörlerin katılımı ile bilimsel ve uzman otoritelerle 
yapılacak işbirliğiyle problemlerin asıl kaynakları net olarak belirlenmeli ve her türlü sosyolojik, politik ve ekonomik açılar değerlendirilmeli, çözümler üretilerek hayata geçirilmelidir. 

Yeni bir kamu kurumu olarak Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün mevcut mülteci potansiyelini yönetme anlamında sürece pozitif katkı sağlayacağı düşünülmekte dir. Ancak, kurumun henüz çok yeni olmasının yanında, insan kaynakları ve diğer sistemlerinin halen geliştirme aşamasında olduğu da bir başka gerçektir. Suriyelilere yönelik bugüne kadar yerel düzeyde yapılan çalışmaların (ekonomik, sosyal ve entegrasyon gibi) uzun soluklu olamayacağı, Türkiye’nin mülteci politikalarında köklü bir karar verme sürecine girmesinin Ortadoğu’daki çatışmalar ve karışıklıklar (Suriye, Irak, İran, Afganistan, Filistin, Mısır gibi) göz önüne alındığında öncelikli politika alanlarından birisi olması gerektiği değerlendirilmektedir. 

Kaynakça 

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD). (2013). Türkiye’deki Suriyeli 
sığınmacılar, 2013 saha araştırması sonuçları, Ankara 
https://www.afad.gov.tr/Dokuman/TR/60-2013123015491-syrian-refugees-inturkey-2013_baski_30.12.2013_tr.pdf 

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD). (2015). Suriye afet raporu. 
https://www.afad.gov.tr/tr/IcerikDetay1.aspx?IcerikID=747&ID=16 

Arabacı, İ.B. (2010). Stratejik planlamada çevre analizi tekniği olarak PEST 
analizi: F.Ü. Eğitim Fakültesi Örneği. e-Journal of New World Sciences Academy, 
5(3), AN: E0008. 

Aras, B., & Köni, H. (2002). Turkish-Syrian relations revisited. Arab Studies 
Quarterly, 47-60. 

Aras, D. (2012). Turkish-Syrian relations go downhill. Middle East Quarterly,
19(2), 41. 

Berti, B. (2015). The Syrian refugee crisis: Regional and human security ımplications. 
Strategic Assessment, 17(4), 41-53. 

Bishku, M. B. (2012). Turkish-Syrian relations: A checkered history. Middle 
East Policy, 19(3), 36-53. 

Buchanan, S. & Gibb, F. (1998) “The information audit: An integrated strategic 
approach”, International Journal of Information Management, 18(I), 29-47 

Cagaptay, S., & Menekse, B. (2014). The Impact of Syria’s Refugees on Southern 
Turkey. Washington Institute for Near East Policy, 1. 

Demir, O.Ö. & Soyupek, Y. (2015). Mülteci krizi denkleminde AB ve Türkiye: 
İlkeler, çıkarlar ve kaygılar, Göç Çalışmaları Merkezi, Global Politika ve 
Strateji Yayınları. 

Dinçer, O. B., Federici, V., Ferris, E., Karaca, S., Kirişci, K., & Çarmıklı, E. Ö. 
(2013). Turkey and Syrian refugees: The limits of hospitality. International 
Strategic Research Organization (USAK). 

Duncan, R. (1972) Characteristics of organizational environment and perceived 
environment uncertainty, Administrative Science Quarterly, 17, 313 - 327. 

Hale, W. (2009). Turkey and the Middle East in the’new era’. Insight Turkey,11(3), 143. 

International Organization for Migration (2015). Missing migrants project. 
http://missingmigrants.iom.int/ 

İçduygu, A. (2015). Syrian refugees in Turkey: The long road ahead. Washington, 
DC: Migration Policy Institute. 

Kirişci, K. (2011). Turkey’s ‘demonstrative effect’and the transformation of the 
Middle East. Insight Turkey, 13(2), 33-55. 

Oğuzlu, T. (2008). Middle easternization of Turkey’s foreign policy: Does Turkey 
dissociate from the west?. Turkish Studies, 9(1), 3-20. 

Olson, R. (1997). Turkey-Syria relations since the Gulf War: Kurds and water. 
Middle East Policy, 5(2), 168. 

Öniş, Z. (2011). Multiple faces of the» new» Turkish foreign policy: Underlying 
dynamics and a critique. Insight Turkey, 13(1). 

Peng, G.C.A. & Nunes, M.B. (2007) Using PEST Analysis as a tool for refining 
and focusing contexts for ınformation systems research. In: ECRM 2007. 
6th European Conference on Research Methodology for Business and Management 
Studies, 9th - 10th July 2007, Lisbon, Portugal. Academics Conference 
International, 229 - 236. 

Philips, C. (2012) Turkey’s Syria problem Public Policy Research IPPR, Volume 19 Issue 2 pp 137-140 

Robins, P. (2007). Turkish foreign policy since 2002: between a ‘postIslamist’government 
and a Kemalist state. International Affairs, 83(2), 289-304. 

Sahil Güvenlik Komutanlığı (2015). Düzensiz göç istatistikleri. 
http://www.sgk.tsk.tr/ baskanliklar/harekat/faaliyet_istatistikleri/duzensizgoc_istatistikleri2.asp 

UNHCR (2015). Refugees/migrants emergency response- mediterranean. 
http://data.unhcr.org/mediterranean/regional.php 

UNICEF. (2015). Türkiye’deki Suriyeli çocuklar. UNİCEF Türkiye Komitesi Bilgilendirme Notu 
https://www.unicefturk.org/suriye/Suriyeli_Cocuklar_UNICEF_Bilgi_Dokumani 10_09_2015%201835-TR.pdf 

Ward, D. & Rivani, E. (2005). An overview of strategy development models and 
the ward-rivani model. Economics Working Papers, June. p.pp. 1–24. 

Watson, S. D. (2009). The securitization of humanitarian migration: Digging 
moats and sinking boats. London: Routledge. 

DİPNOTLAR;

1 “Mülteci” terimi, bu makalede sosyolojik bir olayı akademik çerçevede kavramsallaştırmak amacıyla kullanılmıştır. 
    Zira hukuki olarak, Türkiye’ye kabul edilen ve Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin resmi statüsü mülteci değil, geçici korumadır. 
    Bu çerçevede, 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile bu kanuna istinaden çıkarılan Geçici Koruma Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine bakılabilir. 
2  Bu araştırma 2013 yılının Haziran-Temmuz ve Ağustos aylarında gerçekleştirilmiştir. O tarih itibariyle Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilerin sayısı 520 bin civarında idi. 
3  Arap Baharı sonrası yaşanan gelişmelerin detaylı bir kronolojisi için Bkz. “Suriye Kronoloji: 
   Suriye’de isyandan iç savaşa”, Al Jazeera ve Ajanslar 
(http://www.aljazeera.com.tr/kronoloji/kronoloji-suriyede-isyandan-ic-savasa) 


***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder