24 Şubat 2017 Cuma

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ENERJİ GÜVENLİĞİ STRATEJİSİ ,


   AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ENERJİ GÜVENLİĞİ STRATEJİSİ ,






Metin AKSOY
*Yrd. Doç. Dr. Gümüshane Üniversitesi, IIBF, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, metinaksoy@hotmail.de 


Giriş 

Avrupa Birliği; 28 Üye Devleti, 500 milyon civarında nüfusu ve dünya çapında gayri safi yurt içi hasılanın %30’unu üreten ulus üstü bir yapıdır. Yüksek sehirlesme oranı, yasamsal beklentiler ve endüstriyel yoğunluk nedeniyle dünyadaki toplam enerji tüketiminin %16 oranında paya sahiptir. Avrupa endüstrilesmis bölge olmasına rağmen sahip olduğu enerji kaynaklarının zenginliği bakımından dünyanın diğer bölgelerine göre enerji rezervleri oldukça azdır. Özellikle petrol ve gaz rezervleri bu endüstrilesmenin gerektirdiği enerjiyi 
karsılamakta yetersiz kalmaktadır. Bu yetersizlikten kaynaklanan enerji bağımlılığının asılabilmesi için AB sürdürülebilir ve istikrarlı enerji politikasına ihtiyaç duymaktadır. 

Fosil Enerji kaynakları AB’nin toplam enerji kaynağının %60’ını olusturmaktadır. Bu oranın içerisinde kömür ve doğalgaz petrolden daha fazla yer tutmaktadır. Yenilenebilir enerjinin payı oldukça düsük olmasına rağmen alternatif enerji paylarının gelecekte artacağı tahmin edilmektedir. Atom enerjisi mevcut enerji toplamı içerisinde önemli yer tutmasına rağmen tasıdığı riskler nedeniyle fazla rağbet görmemektedir. Ancak Atom enerjisinin ulusal enerji içerisindeki payı ülkelerin ulusal enerji politikalarına göre farklılık göstermektedir. 

AB’nin enerji tedarik ettiği Rusya-Ukrayna ekseni, Afrika ve Ortadoğu gibi coğrafyaların istikrarsızlığı onu farklı arayıslara itmistir. Çalısmada mevcut enerji kaynaklarının yetersizliği ve güvensizliğinden dolayı ortaya çıkan bu arayısın; daha çok hukuki düzenlemelerle yeni hedeflerin ortaya konulması, iç pazarın bilestirilmesi, enerji arzının güvenliğinin sağlanması, tedarikçi ülkelerin çesitlendirilmesi gibi konularının analizi yapılmaya çalısılmıstır. 

Enerjinin AB Politikasında Tarihsel Rolü 

Avrupa Birliği (AB) kurulusu itibariyle bir enerji topluluğu hedeflememesine rağmen1, Enerji konusunda ortak hedeflerin gerçeklestirilmesi düsüncesi, AB’nin kurucuları açısından önem tasımaktaydı.2 AB entegrasyonunun kökeni sektörel bir yaklasımı barındıran Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Antlasması’na (AKÇT) dayanmaktadır. Bu antlasma genel olarak, 

Avrupa’nın yeniden yapılanma sürecinde ortak üretimin arz sıkıntısının ortaya çıkmasının engellenmesi öngörüsüne dayanmaktaydı. Bu bakımdan önemli enerji kaynağı olarak öne çıkan kömür, Birlesik Avrupa anlayısının kurucuları arasında ekonominin temel desteği olduğu hususunda genel kanı olusmustur.3 Enerji arzı, kömürün üretimi ve satısı ile ilgili kontroller 1952 yılında AKTÇ antlasmasıyla ulusüstü yapıya devredilmistir. 1960’lı yıllardan itibaren AKTÇ ve EURATOM’un ( Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu) organlarının yetkisi görece olarak enerji sektöründe etkisini kaybetmeye baslarken, buna karsılık petrolün önemi ortaya çıkmaya baslamıstır. Bu nedenden dolayı ulusal devletler ortaya çıkan yeni durum karsısında enerji politikalarında kökten değisiklik yapmak durumunda kalmıslardır. Avrupa düzeyinde ortak enerji politikası konusunda ulusal devletlerin isteksiz davranmaları AB düzeyinde olusabilecek ortak politikanın önüne geçmistir. Bununla birlikte ulus devletlerin yeniden önemli inisiyatif almaları ve dönemsel olarak ortaya çıkan petrol krizleri nedeniyle enerjinin 
topluluk antlasmasına ortak bir alan olarak girmesi mümkün olmamıstır.4 Böyle bir durumun ortaya çıkmasından dolayı ulusal devletler Enerji her zaman kendi çözmeleri gereken bir konu olarak görmüslerdir. Bu alandaki gelismelerin çerçevesi, etkileri ve zorlukları tarihsel olarak önemli değisim ve dönüsüm geçirmistir. Öncelikli olarak barısın korunması, arastırma ve enerji sorunları konusunda yeterli kömür arzının sağlanması esas olarak isbirliğinin konusu olurken, sonraları Enerji Arzının liberallesmesi düsüncesi önem kazanmıstır. İlerleyen dönemlerde bunlara ek olarak Enerji Arzı Güvenliği ve Çevre Politikaları, Avrupa’nın siyasal gündemini ağırlıklı olarak mesgul etmistir.5 Avrupa’nın enerji politikasının biçimlendirilmesinde genel olarak iki temel gerilim unsuru ortaya çıkmaktadır. İlk olarak; AB devletleri ortak enerji politikasında, büyük ölçüde temel uzlası söz konusu iken, bireysel çıkarlar konusunda birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Örneğin, ulus devletlerin yetkilerinin devri ve ulusal politikaların koordinasyonunun sağlanması konusunda üye devletlerarasında uyusmazlıklar çıkmaktadır.6 Dkinci olarak; Avrupa’da enerji sirketleri özel kuruluslar olarak faaliyet gösterdiklerinden dolayı siyasal karar vericilerin stratejilerini izlemek mecburiyetinde değillerdir. 

Enerji Politikalarının Düzenlenmesi 

Enerji ve Enerji politikaları AB içinde son dönemlerde öne çıkan en önemli konular arasındadır. 

Özellikle iklim değisikliği konusunda yurttaslara çevre algısın yerlestirilmesi düsüncesi ve enerji arzı güvenliği (Rusya-Ukrayna geriliminde olduğu gibi) AB gündeminin önemli konusunu olusturmaktadır. Enerji politikası kapsamında, Birlik tarafından ortak bir politika olusturulamamasından dolayı AB’nin en tartısmalı konuları arasındadır. 2009 yılındaki Lizbon antlasmasına göre, enerji politikası konusunda AB’nin kurum olarak topluluk hukukunda yetkileri açıkça belirtilmistir. Bu antlasma, Enerji güvenliği konusunda daha önce ihmal edilmis alanlarda iki önemli düzenleme getirmistir. 

Birinci olarak, Antlasmanın 194 maddesine göre; Birliğin enerji politikası, birlik üyeleri arasındaki dayanısma ruhunun takip edilmesi çerçevesinde veya iç pazarın isleyisi ve çevrenin korunmasının gereklilikleri dikkate alınması bağlamında çevrenin iyilestirilmesi hedeflenerek su amaçları takip eder, 

1. Enerji pazarının isleyisini sağlamak 
2. Birlik içerisinde enerji arzı güvenliğini sağlamak 
3. Enerji ağlarının ara bağlantılarını tesvik etmek, 
4. Enerji verimliliği/tasarrufu sağlayarak yeni ve yenilenebilir enerjiler gelistirmek. 


İkinci olarak, diğer Antlasma kararlarının birinci fıkrasındaki amaçlara halel getirilmemesi için Avrupa Parlamentosu ve Konseyi tarafında gerekli önlemler alınması zorunlu hale gelmistir. Buna göre; Alınacak tedbirlerin benimsenmesi Ekonomik/Sosyal Komiteye ve Bölgeler Komitesi'ne danısıldıktan sonra kabul edilmektedir7. AB’nin bu yasal düzenlemelerinin yanında üye ülkelere de önemli ölçüde serbestlik sağlanacak alanlar bırakılmıstır. Topluluk kurumları gerekli düzenlemelerle, Çevre ve Enerji iç pazarı uygulamalarında yetkilerini arttırırken; Enerji politikasının vergi sorunları konusunda Avrupa konseyinin ortak kararı zorunlu hale getirilmistir. Özellikle enerji çesitliliği ve ulusal dıs enerji politikası konusunda devletlerin bağımsız davranmasına iliskin hiçbir sınırlama getirilmemistir. Lizbon Antlasmasında tartısma yaratacak konular parafe edilerek, AB kurumları ve üye devletlerarasındaki olası gerginliklerin önüne geçilmistir. Ancak 2030 enerji ve İklim hedefleri için yürütülen görüsmelerde siyasetin birlestirici ya da ayrıstırıcı gücü, iç pazarın tamamlanması bakımından Avrupa ortak enerji dıs politikasının yerlesmesinde kendini gösterecektir. 

Fosil Enerji Kaynakları ve AB 

Avrupa dünyanın en endüstrilesmis bölgesi olmasına rağmen, fosil enerji kaynakları bakımından oldukça fakirdir. Özellikle Doğal Gaz ve Petrol rezervleri bakımından diğer bölgelerin oldukça gerisindedir. Asağıdaki tabeladan 8 da anlasılacağı gibi hiçbir AB üyesi ülke dünya ölçeğinde % 0,8’den daha fazla doğal gaz veya petrol rezervine sahip değildir. Enerji üretimi ise ikinci tablodan anlasılacağı gibi %5,7 oranındadır. Avrupa’da yalnızca Kuzey Avrupa kıta sahanlığı ile Kuzey Denizi önemli petrol yataklarının bulunduğu bölgeler 
arasında sayılabilir.9 


Hammadde 
Dünya Genelinde AB Rezervi 
Mutlak Mutlak Yüzdelik 
Petrol 
(Milyar Varil) 
1687 9 
6,8 0,4 % 
Doğal Gaz 
(Milyar metreküp) 185.7 1.6 0,8 % 
Kömür 
(Milyon Ton) 891531 56082 6,3 % 


Tablo 1. Kaynak: BP: Statistical Review of World Energy 2014, S. 6, 20 ve 30. 



Tablo 2. Kaynak: BP: Statistical Review of World Energy 2014, S. 8, 22 ve 32. 

Avrupa Enerji ve Klima Hedefleri 

2007 yılında kararlastırılan Avrupa Enerji ve Dklim hedefleri üye ülkelerin enerji politikalarına uyumu bakımından önemli bir etkiye sahiptir. Hükümetlerden 2020 yılına kadar sera gazı salımını %20 oranında düsürerek 1990’lı yıllardaki seviyeye çekmeleri istenmekteydi. Buna karsılık, AB içerisinde yenilenebilir enerjinin payının %20 oranında arttırılması talep edilmekteydi. Bunun yanında hukuksal olarak bağlayıcı olmamakla birlikte üye devletler %20 oranında enerji verimliliği sağlamayı kararlastırmıslardı10. Çevre açısından sağlıklı enerji arzı konusunda ve AB vatandaslarında bu kimlik üzerinden bir algı yaratılması inancıyla, AB bu konuda öncü rolü oynamayı amaçlamıstır. 2009 yılında Kopenhag yapılan İklim zirvesine iklim değisikliği ile mücadelede pozitif sinyaller verilerek diğer ülkelerinde bunu takip etmeleri düsünülmüstür. Enerji ve onun vazgeçilmez bileseni olan çevre, AB’nin gelecekteki öne çıkacak konuları kuvvetle muhtemeldi. Ancak bu iyimserlik ve beklentiler geçen zaman içerisinde pekte gerçeklesemedi. Uluslararası düzeyde yürütülen İklim müzakereleri herhangi bir sonuç vermediği gibi 2015 yılında Paris’te yapılacak olan İklim zirvesinden de somut ilerleme beklenilmemektedir. 

2030 yeni enerji ve İklim hedeflerini gerçeklestirme bağlamında üye ülkeler ardındaki fay hatlarını daha da derinlestirmektedir. Kuzey ve Batı Avrupa ülkeleri iddialı bir sekilde emisyon (salım) azaltma hedefine sadık kalınmasını savunurken, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri özellikle Polonya ve Dtalya doğacak haksız rekabet kosullarını öne sürerek bu hedeflerin gerçeklesmesine karsı çıkmaktadırlar. Buna benzer bir tartısmada yine yenilenebilir enerji alanında yasanmaktadır. Bu konuya özellikle Almanya büyük ilgi göstermekte ve 
yenilenebilir enerji kaynaklarının gelistirilmesini bağlayıcı karar olarak aldırmak istemektedir. Bu gerçeklesmediği takdirde Ulusal destekleme araçlarının rekabet hukuku açısından zor savunulabilir olduğunu öne sürmektedir. Dngiltere, Polonya ve Hollanda gibi üye ülkeler karsı bir öneri sunarak, emisyonun azaltılmasında yenilenebilir enerjinin kullanılması yerine Nükleer santrallerin kullanılmasını önermişlerdir. Bu konuda ulusal çıkarların artarak önem kazandığı görülmektedir. Bu özellikle enerji konusunda daha da belirgin hale gelmektedir. Üye devletlerin bu fikir ayrılıkları bir kısmıyla kendi ülkelerinde bulunan yeraltı kaynaklarının varlığıyla ilgilidir. Örneğin İngiltere, Danimarka ve Hollanda 
kendi ülkelerinde gaz ve petrol çıkarmaktadırlar. Polonya’da kömür endüstrisi oldukça köklesmis biçimde devam etmektedir. Orta ve doğu Avrupa ülkelerinin birinci önceliği Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmaktır. Bunun için gerekirse yeni Nükleer Santrallerin santrallerinin kurulmasına ve isletilmesine taraf olmaktadırlar. Ancak Almanya’da ve Avusturya’da ülke içindeki kamuoyu baskılarından dolayı bu santrallerin kurulması mümkün görünmemektedir11. Avrupa’da kimi santraller kapatılırken, kimi ülkelerde hala faaliyetlerini 
sürdürmektedirler. AB’nin 14 Üye devletinde 2011 yılı itibariyle 146 Nükleer Reaktörü bulunmaktadır. Bunlardan Fransa 59, İngiltere 19, Almanya 17, İsveç 10 ve İspanya 8 tanesine sahiptir. 



Tablo 3. Avrupa’da Nükleer Enerji Santralleri 

Reaktörlerin toplam katkısı 132 GW tır 12 . Nükleer enerjisinin Avrupa brüt enerji toplamına katkısı %13,6 olmakta13 ve % 27,8 net olarak elektrik enerji katkısı bulunmaktadır. 

Bu oranlar küresel düzeydeki ortalamanın üzerinde bulunmaktadır. 2007 yılında belirtilen Nükleer programda Avrupa komisyonu muhtemel AB nükleer sektör senaryosunu belirlemistir. Bu yaklasıma göre Nükleer santraller enerji çesitliliğini ve enerji arzı güvenliğini güçlendirmesi beklenirken; Santrallerin düsük CO2(Karbon)teknolojisi sayesinde Sera gazı salınımının neden olduğu iklim değisikliğinin engellenmesinde önemli katkı sağlanacağı düsünülmüstür. Karbonsuz Avrupa ekonomisi hedefi, AB komisyonunun enerji 2020 stratejisinde ayrıca vurgulanmıstır. 

Özellikle 2008 yılında Avrupa’da meydana gelen Ekonomik ve Finans krizi üye ülkelerin birçoğunun önceliklerin değismesine neden oldu. Avrupa’da Enerji fiyatları artarken ABD’de büyük ölçüde çıkarılan ucuz kaya gazı, rekabet açısından durumun daha da keskinlesmesine neden olmaktadır. Enerji açığının kaya gazı ile kapatılması için ABD’den ithal edilmesi gündeme gelmistir. Ancak tasıma maliyetlerinin yüksekliği bu girisimi engellemistir. Kaya gazı AB ülkeleri içinde rezerv bulunmakta ve bir çesitlilik olarak görülmektedir. Fakat Fransa, Polonya ve Norveç gibi ülkelerin dısında diğer ülkelerde kaya gazı rezervleri Grafik 1 de görüldüğü üzere fazla bulunmamaktadır. 


Grafik.1 Dünyadaki Kaya Gazı Rezervleri 

Ayrıca kaya gazının çıkartılması sırasında meydana gelecek çevre felaketinin önlenilmesi için oldukça detaylı ÇED raporları zorunlu hale getirilmistir. Yoğun tepkiler nedeniyle de Avrupa’da kaya gazı çıkarılması durdurulmustur. 

Bölünmüs Enerji iç pazarı 

2030 Enerji ve Klima hedefleri ile ilgili karar verme yetkisi üye devletlerinde bulunurken; 1987 yılında yürürlüğe giren Avrupa Tek Senediyle Avrupa Komisyonu iç pazarın tamamlanması konusunda oldukça genis yetkiler verilmistir. Bu konuda uzun süren Gaz ve Elektrik pazarının serbestlestirilmesi 2009 yılında kararlastırılan üçüncü İç pazar paketi oldukça önem tasımaktadır. Bu paketin ağırlık noktasını üretim ve ağ islemlerinin paylasıma açılmasını olusturmaktadır. Adil Rekabet açısından Enerji üreticilerinin, Enerji 
ağlarının sahibi olarak yeni rakiplerin pazara girememeleri birçok AB ülkesinde uzun süre mümkün olmamıstır. Üçüncü iç pazar paketi çerçevesinde pazara yeni girisler reforme edilerek ulusal düzenleme kurullarının güçlendirilmesi planlanmıstır. Bu sekilde Avrupa çapında isbirliği gerçeklestirilerek ve Ağ operatörlerinin isbirliğiyle kurumsallasmanın sağlanması öngörülmüstür. Pazara giris ayrımcılığının olmadığı bir durumda Elektrik ve Gaz piyasası birçok avantajı sağlayacaktır. Daha açık bir ifadeyle, serbest rekabet kosulları tam 
olarak sağlandığında, fiyatların düsmesi ve verimlilik artısı beklenmektedir. 

AB Parlamentosunun yaptırdığı bir arastırmaya, göre yılda 50 milyar avroluk bir kazanç söz konusu olacaktır14 . Yenilebilir enerjinin yaygınlastırılması ve ortaya çıkan dalgalanmalar büyük sebekelerle dengeli hale getirilecek ve daha fazla depolama santrallerine erisim mümkün olacaktır. Bu sekilde enerji arzı güvenliği sağlandığı gibi, enerji darboğazına giren üye ülkenin bu sisteme hemen dahil olması sağlanabilir.15 Muhtemel verimlilik ve güvenliğin arttırılması mümkün iken 2014 yılında öngörülen iç pazarın bütünlestirilmesi için bir süre daha beklenilmesi gerekmektedir. Bunun için birçok neden öne sürülmektedir. Bunlardan birincisi, Avrupa ağının çok karmasık bir yapıda olmasıdır. Enerji çesitliliği konusunda son karar verme yetkisi ulusal devletlerde olduğu için sebekenin (ağın) planlanması ve gelecekteki teknolojik yeniliğe açık ve artan biçimde planlanması gerekmektedir16 . Sınırlar arasında bağlantıların arttırılması gerekmektedir. Altyapı insaatları büyük ölçüde özel sirketlerin elinde bulunmaktadır. Ancak iç pazarın isleyebilmesi için önemli yatırımların yapılmasına gereksinim duyulmasına rağmen, bunların gerçeklestirilmesi karlı olmadığı için sirketler yasal yükümlülüklerinin dısında herhangi bir faaliyette bulunmamaktadır. Bu bosluğu dolduracak olan 2014-2015 AB mali çerçevesi ise bu bosluğu dolduracak yeterlilikte değil. Bir o kadar da önemli olan sey de, üçüncü iç pazar paketinin uygulanmasının ulusal hukuka nasıl uyumlu hale getirileceğidir.17 

Ortak enerji dıs politikası olusumu ile iç pazarın tamamlanması sıkı iliski içindedir. Bu doğrultuda ortak hareket edilmek suretiyle üçüncü devletlere enerji bağlılığı azaltılmak istenilmektedir. 2012 yılında AB tükettiği enerjinin %53 ünü ithal etmistir. Bunun içerisinde petrol %90 gaz ise %66 oranındadır. Gazın tasınması/nakliyesi boru hatlar üzerinden gerçeklestiğinden dolayı esnek değildir. Ayrıca sıvı gazın ABD’den ithalatı yüksek tasıma maliyeti ve bu nitelikte terminallerin bulunmamasından dolayı rekabet açısından da uygun 
değildir. AB üyesi ülkelerin enerji ithalat yapıları enerji çesitliliğinden dolayı önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Buda her üye ülkenin dıs politikasında çıkar ve yaklasım farklılığına neden olmaktadır. Batı Avrupa ülkelerinin Rusya ile ekonomik iliskileri istikrarlı biçimde devam ederken; özellikle Orta ve doğu Avrupa ülkeleri Rusya ile iliskilerinde tarihsel nedenlerle ve kendi bakıs açılarına göre her zaman kuskularının teyit edildiği güvensizliği duymaktadırlar. Görüldüğü gibi üye devletlerin ulusal politikalarının koordine edilmesi ve 
uyumlu enerji dıs politikasının gelistirilmemesi neticesinde ortak Avrupa çıkarı basarılamamaktadır18 . Ortak Avrupa çıkarı olusturmak bu bağlamda ortak iç pazarın tamamlanmasıyla mümkün olacaktır. Topluluğa ait olan tasıma ağının tamamlanmasıyla enerji çesitliliği ve farklı ithalat yapısı önemli olmayacaktır. Aynı zamanda tüm üye ülkeler enerji tedarikçilerini farklılastırabilirler. Herhangi bir tedarik probleminde diğer üye ülkeler bundan faydalanabilirler. Bu birliktelik sayesinde AB üçüncü devletlere karsı güçlü bir aktör olarak müzakere gücünü arttırabilir. Ancak iç pazar mevcut haliyle bölünmüs kalması durumunda belirtilen avantajlardan yararlanması mümkün olmayacaktır19 . 

2014 yılının baslangıcında meydana gelen Ukrayna Krizi yeni bir döneminde baslangıcı olmustur. Rusya’nın enerji tedarik eden ülke olarak güvenirliği tüm Avrupa’da kuskulu hale gelmis ve Avrupa enerji tedarikinde güvenlik açığı görünür hale gelmistir. 

Bunun sonucunda AB’den Avrupa Enerji Politikası konusunda daha somut adımların atılması talep edilmeye baslanmıstır. Polonya öneri olarak Avrupa Enerji Birliğini tartısmaya açmıstır. 

Buna göre gaz sözlesmeleri ve diğer enerji grupları AB adına üçüncü ülkelerle pazarlık edilebilecektir. Avrupa Komisyonu Ukrayna’daki gelismeler üzerine Mayıs 2014 yılında somut cevap olarak “Avrupa enerji güvenliği stratejisini” açıklamıstır. Buna göre, Enerji temini güvenliğini arttırmak için bir dizi önlemler, acil planlar güvenlik mekanizmaları, gaz depolarını arttırılması ve acil altyapı çalısmalarının gelistirilmesi önerilmistir. Komisyon ayrıca uzun vade de arz güvenliğinin arttırılması için iç pazarın birlestirilmesinin önemini ve eksik olan altyapı bağlantılarının gerekliliğini vurgulamıstır. Bu konuda somut olarak otuz üç tane altyapı projesi belirlemis ve öncelikli olarak uygulanmasını zorunluluk olarak görmüstür. 

Komisyon ayrıca tedarikçi ülkeleri ve tedarik yollarının çesitlendirilmesi, kritik altyapının korunması ve güçlendirilmesi, enerji verimliliğinin arttırılması, yerli üretimin güçlendirilmesi, ulusal enerji politikalarının gelistirilmesi, koordinasyon un arttırılması ve dıs enerji iliskilerinde tek ses olunması hususun da çağrı yapmıstır20 . Bu yeni ivmeye rağmen etkili enerji dıs politikanın somut sonuçlarını beklemek gerekecektir. 

Sonuç 

Avrupa komisyonunun Enerji stratejisi, Avrupa konseyinin Haziran 2014 toplantısında yan gündem maddesi olarak görüsülmüstür. Ancak somut kararların Eylül 2014 te alınması öngörülmektedir.21 Sorun enerji politikasının gelecekte de ulusal çıkarlar doğrultusunda mı belirleneceği ya da güvene dayalı biçimde, AB bütünlesmesine katkı yapabilecek midir? 

Önemli olan sey AB üyesi devletler, antlasmayla güvence altına altıkları egemenlik haklarından hangi ölçüde vaz geçerek enerji politikasının biçimlendirilmesine katkıda bulunacak ve bunu AB’nin ortak politikası haline getireceklerdir. 2030 enerji ve çevre hedeflerini gerçeklestirmede ulusal hükumetler oldukça temkinli davranarak kendi çıkarlarını öne çıkartmaktadırlar. İç pazarın tamamlanması ile AB açısından enerji politikasında basarı 
sağlanmıs olacaktır. Elektrik ve Gaz pazarının bütünlesmesinin bir ileriki asamaya tasınmasında komisyon genis yetkilerle donatılmıstır. 

Ukrayna krizi sonucunda AB enerji politikasında üye ülkeler arasında uyumlu davranıslar ortaya çıkmıstır. Enerji stratejisinin Birliğin ortak politikası haline zamanla ve asamalı olarak geleceğini söylemek mümkündür. Ancak müzakereler de üye devletlerin enerji çesitliliği konusundaki öncelikleri çatısma potansiyeli barındırmaktadır. Örnek olarak Nükleer enerji ortak pazarda hangi rolü üstlenecektir ve yenilenebilir enerjiye hangi önemli anlamlar verilecektir? AB üye ülkeleri ekonomik, politik ve tarihsel perspektifte birbirlerine gösterdikleri anlayısı Enerji politikası bağlamında daha az göstermislerdir. Ulusal Devletler ile AB arasındaki yetki kullanımından kaynaklanan gerginlik muhtemelen bir müddet daha devam edecektir. AB üyesi devletlerin isbirliği sonucunda elde edecekleri basarı, artan rekabet vesilesiyle daha düsük maliyetli ve arz güvenliği olan Enerji Avrupa’nın çıkarınadır. 

Bu kazanımlar uzun vade de ulusal egemenliğin devri konusunda tartısmaları da yeniden baslatabilir. 


DİPNOTLAR,

1Werner Weidenfeld, Wolfgang Wessels (Hrsg.): Europa von A bis Z. Taschenbuch der europäischen Integration, Institut für Europäische Politik -Europa Union Verlag, Bonn 2002, S. 49. 
2 Oliver Geden/ Severin Fischer: Die Energie-und Klimapolitik der Europäischen Union. Bestandsaufnahme und Perspektiven, Baden-Baden 2008, S. 23. 
3 Europäische Kommission: Grünbuch, KOM(2000) 769, S. 36. 
4 Geden/ Fischer: Die Energie-und Klimapolitik der EU, S. 25f 
5 Florian Baumann / Turek, Jürgen: Die europäische Energiepolitik im Vertrag von Lissabon, in: Weidenfeld, Werner (Hrsg.): Lissabon in der Analyse. 
Der Reformvertrag der Europäischen Union, Baden-Baden 2008, S. 157. 
6 Geden/ Fischer: Die Energie-und Klimapolitik der EU, S. 37. 
7 Amtsblatt der Europäischen Union, C 306, Art. 194 des Lissabonner Vertrag, 17. Dezember 2007, S.88 
8 BP: Statistical Review of World Energy 2014, S. 6 -20. 
9 . Europäische Kommission: Grünbuch, KOM(2000) 769, S. 19. 
10 Schlussfolgerungen des Vorsitzes – Brüssel, 8./9. März 2007, S.11-12 
11 Florian Baumann/Georg Simmerl, “Between Conflict and Convergence: The EU Member States and the Quest for a Common External Energy Policy” (C·A·P Discussion Paper), München 02/2011, S. 7-16. 
12 World Nuclear Association (2011), World Nuclear Power Reactors & Uranium Requirements (6 January 2011), 
http://www.world-nuclear.org/info/reactors.html, Aufruf: October 2014. 
13 Eurostat (2011), Tabelle „Inländischer Bruttoenergieverbrauch, nach Brennstoff“, Kode: tsdcc320, Werteabruf: Januar 2012, letztes Update: Dezember 2011. 
14 Joseph Dunne, European Parliamentary Research Service, “Mapping the Cost of Non-Europe”, 2014-2019, Brüssel 03/2014, 
15 Severin Fischer, “Auf dem Weg zur gemeinsamen Energiepolitik”. Strategien, Instrumente und Politikgestaltung in der Europäischen Union, Baden-Baden 2011, S. 162-165 
16 Severin Fischer, Kirsten Westphal, Erneuerbare Energien im Stromsektor: Gestaltungsoptionen in der EU (SWP-Studie), Berlin 12/2012, S. 11. 
17 Enerji İç piyasasının tamamlanması konusunda bakınız. Jerzy Buzek, The many steps EU governments must still take if the internal energy market is to work, in: Geert Cami, Friends of Europe (Hrsg.), EU‘s internal energy market: Tough decisions and a daunting agenda, Sommer 2013, S. 14-20 
18 Emil Kirchner, Can Berk, “European Energy Security Co-operation: Between Amity and Enmity”, in: Journal of Common Market Studies 4/2010 S. 859-880. 
19 Oliver Geden, Susanne Dröge, “Integration der europäischen Energiemärkte. Notwendige Voraussetzungen für eine effektive EU-Energieaußenpolitik” (SWP-Studie), Berlin 05/2010, S. 28-29. 
20 Communication from the Commission to the European Parliament and the Council, European Energy Security Strategy, COM(2014) 330 final, Brüssel 05/2014, 



KAYNAKÇA 

Amtsblatt der Europäischen Union, C 306, Art. 194 des Lissabonner Vertrag 
Baumann, Florian/ Turek, Jürgen: Die europäische Energiepolitik im Vertrag von Lissabon, in: Weidenfeld, Werner (Hrsg.): Lissabon in der Analyse. Der Reformvertrag der Europäischen Union, Baden-Baden 2008 BP: Statistical Review of World Energy 2014 
Communication from the Commission to the European Parliament and the Council, 
European Energy Security Strategy, COM(2014) 330 final, Brüssel 05/2014, 
http://ec.europa.eu/energy/doc/20140528_energy_security_ communication.pdf 
21 Europäısche Rat, Schlussfolgerungen, EUCO 79/14, 26./27. Juni 2014 
Emil Kirchner, Can Berk, European Energy Security Co-operation: Between Amity and Enmity, in: Journal of Common Market Studies 4/2010. 
Europäısche Rat, Schlussfolgerungen, EUCO 79/14 
Europäische Kommission: Grünbuch, KOM(2000) 
Eurostat (2011), Tabelle „Inländischer Bruttoenergieverbrauch, nach Brennstoff 
Florian Baumann, Georg Simmerl, Between Conflict and Convergence: The EU 
Member States and the Quest for a Common External Energy Policy (C•A•P Discussion Paper), München 02/2011 Geden, Oliver/ Fischer, Severin: Die Energie-und Klimapolitik der Europäischen Union. Bestandsaufnahme und Perspektiven, Baden-Baden 2008 
Jerzy Buzek, The many steps EU governments must still take if the internal energy market is to work, in: Geert Cami, Friends of Europe (Hrsg.), EU‘s internal energy market: 
Tough decisions and a daunting agenda, Sommer 2013 
Joseph Dunne, European Parliamentary Research Service, Mapping the Cost of Non-Europe, 2014-2019,Brüssel03/2014,
http://www.europarl.europa.eu/thesecretarygeneral/resource/static/files/files/mapping-the-cost-of-non-europe--march-2014-.pdf (14.10.2014) 
Oliver Geden, Susanne Dröge, Integration der europäischen Energiemärkte. 
Notwendige Voraussetzungen für eine effektive EU-Energieaußenpolitik (SWP-Studie), Berlin 05/20 
Schlussfolgerungen des Vorsitzes – Brüssel, 8./9. März 2007 
Severin Fischer :Auf dem Weg zur gemeinsamen Energiepolitik. Strategien, Instrumente und Politikgestaltung in der Europäischen Union, Baden-Baden 2011 
Severin Fischer, Kirsten Westphal, Erneuerbare Energien im Stromsektor: Gestaltungsoptionen in der EU (SWP-Studie), Berlin 12/2012 
Werner Weidenfeld, Wolfgang Wessels (Hrsg.): Europa von A bis Z. Taschenbuch der 
europäischen Integration, Institut für Europäische Politik -Europa Union Verlag, 8. Auflage, Bonn 2002 World Nuclear Association (2011), World Nuclear Power Reactors & Uranium Requirements (6 January 2011), 
http://www.world-nuclear.org/info/reactors.html , Aufruf: October 2014. 


***


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder