4 Temmuz 2017 Salı

ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU (ANAYASA ŞİKAYETİ / ANLAMI, KAPSAMI VE OLASI SORUNLAR) BÖLÜM 14


ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU  (ANAYASA ŞİKAYETİ / ANLAMI, KAPSAMI VE OLASI SORUNLAR)  BÖLÜM 14


*Kazanılmış haklar ve hukuktaki istikrar nasıl sağlanacak? Bu konuya açıklık getirilmemiştir. Çünkü, bireysel başvuruda bulunmamış olanın, ilgili yargı düzeni içerisinde kazandığı hakkı kaybolabilecekse, ne olacak? Bu durumda, tazminata hükmolunması gerekirse, hangi taraf lehine hükmedileceği belli değil. 
Başvuruya gitmesine gerek olmayan veya başvurmakla beraber, karşı tarafın başvurusu haklı bulunursa, asıl kararda kazanılmış hakkı doğan tarafın kazanılmış hakkı bakımından Anayasa Mahkemesince nasıl karar verileceği veya iade üzerine nasıl karar verileceği konusunda açıklık yoktur. 

*İhlal kararından sonra yapılacak yeniden yargılama kararının olağan denetim yollarından geçip geçmeyeceği ile, yeniden bireysel başvuruya konu edilebilip 
edilemeyeceği açık değil. 

*Anayasa Mahkemesinde duruşmalı inceleme nasıl yapılacak(m.49/4)? 

*Oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu tarafın görüşü doğrultusunda karar verilmiş olur (6216, m.65/1) düzenlemesinin kabul edilmesi mümkün değildir. 
Anayasada yer almayan ve nitelikli çoğunlukla verilen kararlar da gözetildiğinde, bu düzenlemeye karşı birçok eleştiri yöneltildiği halde yaslaşması 
hayret vericidir. 

*Çok önemli hususlardan biri de, eğer sadece olağan yasa yollarının tüketildiği davalara bakılabilir denirse (çünkü anayasa böyle algılamaya elverişli), 
çok açık biçimde temel hakların çiğnenmiş olduğu durumlarda bile inceleme yapılmayacak demektir. Oysa, örneğin, AİHM’nin çok sayıda davada, Türkiye 
aleyhine verdiği kararlarda, tutukluluğun devamına yahut tutuklamaya itirazlar ile makul sürede yargılamanın yapılmadığına ilişkin olarak bazı kararlarda 
tutuklulukla ilgili kararlar ve itirazların gerekçelerinin yetersiz olduğu yahut makul sürede bitirilemeyen davalar için etkin başvuru yolunun bulunmadığı 
şeklindeki görüşü dikkate alındığında, bu tür kararlara karşı bireysel başvuru yolu kabul edilmez ise, başvuru halinde AİHM’den ihlal kararı verileceği 
açıktır. Bu gibi olumsuzlukların yaşanmaması için, yasa yolu tüketimini, hakkın alınabileceği düşünülerek kesinleşmesi beklenmeli; ancak yasa yolundan 
geçirilmeksizin kesinleşen kararlar bakımından (6216, m.47/5) da başvurunun kabul edilmesi gerekir. 

*Anayasadaki düzenlemeye göre, “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” (m.36/1);“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” (m.141/son). 
AİHS’nin 6 ncı maddesindeki düzenleme ve AİHM kararları karşısında, yasa yolunda bu ilkelere uyulmamış ise veya yasa yolundan geçmeksizin kesinleşen kararlar bakımından karar mahkemesi bu ilkeleri gözetmemiş ise, bireysel başvuruda bunlar değerlendirilemeyecek mi? 

Bunlar değerlendirilemeyecekse, kamu işlemlerine karşı temel haklar korunmuş sayılabilecek mi? 

*İhlal kararı üzerine yeniden yargılama yapılması ile ilgili olarak, mahkemelerce ne gibi işlem yapılacağı konusunda, diğer yargılama yasalarında karşılığı 
madde bulunmamaktadır. 

* “Yeniden yargılama yapmak üzere” dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesi, yargılamanın yenilenmesi anlamına gelir mi? 
Bu konuda ilgili yasalarda açık düzenleme bulunmamaktadır. 
Örneğin, AİHM’nin ihlal kararından sonra yargılamanın yenilenmesinin uygulanabilmesi için kesinleşmeden itibaren bir yıl içerisinde talepte bulunulması gerekir (CMK, m.311). Yasada, yargılamanın yenilenmesi kurumu sadece AİHM’nin ihlal kararı üzerine Anayasa Mahkemesince verilecek kararlar bakımından kabul edilmiş olmasına karşın (6216,m.67/1), bireysel başvuru üzerine verilecek ihlal kararları için kabul edilmemiştir. 

Yasama organının abesle iştigal etmesi düşünülmeyeceğinden, yeniden yargılama kavramı ile yargılamanın yenilenmesini farklı olduğu anlaşılmaktadır. 
Ancak yeniden yargılamanın tanımı ve içeriği bulunmamaktadır. 

Bu nedenle, tartışmayı sonlandırmak ve hakları güvenceye almak için, AİHM kararları için olduğu gibi, bu kararlar için de yargılamanın yenilenmesi gerektiği 
açıkça düzenlenmeliydi38. 

*Bireysel başvuru ile somut norm denetiminin sistemde yer almasına gerek var mı diye soru akla gelmektedir. Çünkü, bireysel başvuru yolunda Anayasa 
Mahkemesi somut norm denetimi yapabileceğinden, ayrıca somut norma gerek var mı diye sorular ortaya atılabilir. Anayasa Mahkemesi baktığı kimi 
davalarda yasa anayasaya aykırı ise, önce anayasaya uygunluk denetimi yapıp, sonra davayı sonuçlandırmaktadır. Ancak bireysel başvuru dava olarak 
anlaşılırsa, mahkeme baktığı davada somut norm denetimi yapabilir. Eğer başvuru bir dava olarak kabul edilmezse, baktığı işler için somut norm denetimi 
yapabilecek mi? İşte bu tür tartışmalar karşısında somut norm denetiminin bireysel başvurularda da devam etmesi gerekir. 

*Yasadaki düzenlemeye göre, “Taraflarca ileri sürülen Anayasaya aykırılık iddiası davaya bakan mahkemece ciddi görülmezse bu konudaki talep, gerekçeleri de 
gösterilmek suretiyle reddedilir. 

Bu husus esas hükümle birlikte temyiz konusu yapılabilir” (6216, m.40/2). Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruda yasa yolunda dikkate alınacak hususlarda değerlendirme yapamayacağına göre (Anayasa, m.148/4; 6216, m.49/6), Anayasa Mahkemesi temyiz mahkemesinin kararını inceleyemeyecek mi? 

*Yasadaki bireysel başvuruya yasak alanlar, eleştirilen 1982 Anayasasındaki düzenlemeleri anımsatıyor (m.45/3). 

*Yasada, “güncel ve kişisel bir hakkı” doğrudan etkileyen işlemler için başvuru kabul edilmekle beraber (m.46/1); ve “önemli bir zarara uğramadığı” halde kabul edilemezlik kararı verilmesinden söz edilerek (m.48/2), iki düzenleme arasında hak bakımından farklılık yaratılmıştır. Bu düzenlemelerin “insan haysiyetini” değil, maddi kaybı öne çıkarması temel hak korumasını zayıflatmaktadır39. 

*Bireysel başvuru ile birlikte yargının sorunlarının tümden çözülmesi gerekirdi. Adli Polis kurulmadan, Adli Tıp Kurumuna bilimsel işlerlik kazandırılmadan, 
adliyelerde personel ve alt yapı tamamlanmadan, yargıç ve Cumhuriyet Savcılarının iş yükü azaltılmadan, temel hakların etkin kullanımıyla ilgili çabalar takdirle karşılansa da, istenilen sonuç alınamaz. İş yükü artan Anayasa Mahkemesinin rahat çalışabilmesinin önünün açılması gerekir. 

*Anayasa Mahkemesinin mevcut yoğun iş yüküne bireysel başvurunun da eklenmesi iç hukukumuzda davaların daha da uzun sonuçlanmasına sebebiyet 
verecektir. Bu durum, bir yandan Anayasa Mahkemesine başvurular nedeniyle AİHM’ne başvuruyu geciktirecek; diğer yandan da, iç hukuktaki bireysel başvuru sebebiyle uzayacak süre nedeniyle AİHM’nin ihlal kararı vermesiyle sonuçlanacaktır. 

*İnsan haklarının/temel hakların korunması, pratiğe aktarılması hukuk devletinin varlık nedenidir. Hukuk devletini şeklen kabul etmenin yetmediği dünyamızda 
anlaşılmıştır. Bu nedenle sözleşmelerle yeni haklar kabul edilmiş ve hukukun üstünlüğü benimsenmiştir. Hukukun üstünlüğü de hukuk devleti gibi, hukuka 
(iç ve uluslar arası) saygıyı amaçlamıştır. Ancak görülen o ki, şekli hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü insan haklarını güvenceye alamıyor. İşte burada adalet 
devreye girmek zorunda. Adaletli olmayan hukuk ve o’nun uygulanması, insanlara mutluluk vermiyor. Öyleyse adalete sarılmak O’nu her yerde aramak ve bulmak zorundayız. 

Alman insan hakları savunucusunun şu sözünü unutmadan düzenleme ve uygulama yapmak zorundayız: “Biz adalet bekledik, fakat bir hukuk devleti bulduk”40. 

Türkiye’de anayasadan kaynaklanan yargı kısıntısı ve yargının alt yapı sorunları çözülmedikçe adaleti çok arayacağız. 

Tüm bu nedenlerle bireysel başvuru konusunun anayasa ve yasayla yeniden düzenlenmesi gerekir. 

Av. Ahmet GÜREL (Oturum Başkanı)
- Sayın Doç. Dr. İbrahim Şahbaz’a çok teşekkür ediyoruz açıklamalarından dolayı. 

DİPNOTLAR;

1 Konuşmanın bundan sonraki bölümü, konuşma üslubu olabildiğince korunarak makale biçimine dönüştürülmüştür. 

2 Alman Anayasa Mahkemesi’ne, Mahkeme’nin faaliyete geçtiği 7 Eylül 1951 tarihinden 31 Aralık 2010 tarihine kadar toplam 188.810 başvuru 
yapılmıştır. Bunlardan 182.151’i, yani takriben yüzde doksanaltıbuçuğu anayasa şikayeti başvurusudur. Buna karşılık soyut ve somut norm denetimine 
ilişkin başvuruların sayısı 3.646 olup, bunlar, tüm başvuruların yüzde ikisini geçmemektedir; bkz. 
(www.bundesverfassungsgericht.de/texte/deutsch/organisation/statistik) 

3 Hatta Federal Anayasa Mahkemesi üzerindeki iş yükünün a,zaltılması amacıyla 1996 yılında İçişleri Bakanlığı tarafından kurulan ve biraz sonra daha ayrıntılı 
olarak inceleyeceğimiz BENDA Komisyonu’nun kuruluş belgesinde, anayasa şikayeti kurumunun varlığı üzerinde tartışılmaması bir ön koşul olarak belirlenmiştir, bkz. Rüdiger ZUCK, Die Entlastung des Bundesverfassungsgerichts”: Zeitschrift für Rechtspolitik, 30 (1997) 3, s. 96. 

4 “fallübergreifende Wirkung”: Schlaich / Korioth, Das Bundesverfassungs gericht, Verlag C.H.Beck, 6. Aufl., München 2004, s. 141 kenar no.205. 

5 Peter Haeberle, “Die Verfassungsbeschwerde im System der bundesdeutschen Verfassungsgerichtsbarkeit”: JöR 45 (1997), s. 113 ve 131. 

6 Christopf GUSY, “Verfassungsbeschwerde”: Festschrift 50 Jahre Bundesverfassungsgericht (Hrg. Peter Badura – Horst Dreier) Band I Mohr Siebeck 2001, s. 564 vd..

7 Bu ilkenin tek istisnası, doğrudan yasaya karşı yapılacak olan anayasa şikâyeti başvurusudur ki bu da yasada anayasa şikâyeti konusu olmaktan çıkarılmıştır. 
Anayasaya açıkça aykırı olan bu düzenlemeye ileride dönülecektir. 

8 Yasalaşma süreci içinde yapılan eleştiri ve uyarılara örnek olarak İzmir Barosu’nun daveti üzerine bir araya gelen çalışma grubu (Prof.Dr. Fazıl Sağlam,  Doç.Dr.Ece Göztepe, Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, Av. Sedef Özdoğan ve Av.Serkan Cengiz) tarafından hazırlanan ayrıntılı rapora aşağıdaki linkten ulaşılabilir: 
(http://izmirbarosu.org.tr/DuyuruDetay. aspx?ID=6307&Tip=Haber) 

9 BVerfGE 1, 418. 420; BVerfGE 18, 85, 92 

10 BVerfGE 65, 322 (Aktaran SCHLAICH-KORIOT, age, s.196) 

11 Kaynak: http://www.turktime.com/haber/Hasim-Kilic-tan-Sert-Aciklama-/126336. 

12 Kaynak : http://www.internethaber.com/kibirli-statukoculara-kilicgibi-mesaj--303423h.htm#ixzz1EyRUm3w4 

13 Yukarıda 10 No.lu dip notta kendisine yöneltilen “Yargının siyasallaştığı eleştirilerine karşın Cumhurbaşkanı, Yargıtay ve Danıştay yasasını onayladı. 
Sizin de dikkati çektiğiniz yargıdaki birikim sorununa çözüm getirecek mi?” sorusuna karşılık, “Ben bu soruya cevap verirsem doğru olmaz; çünkü 
anamuhalefet partisi, onaylanması durumunda Anayasa Mahkemesi’ne başvuracağını söyledi. Önümüze gelebilecek bir dosya hakkında konuşmayayım.” Dedikten hemen sonra “Üzülerek söyleyeyim, yüksek yargı bugüne dek uyumaktan başka bir şey yapmadı.” şeklinde fikir beyan etmesi, çıkan yasaları haklı bulduğunun dolaylı bir ifadesidir. 

14 BVerfGE 80, 137, 152 vd : Jutta LIMBACH, Aufgabe und Bedeutung der Verfassungsbeschwerde, Roderer Verlag, Regensburg 1997, s.16. : “jede 
Form menschlichen Handelns ohne Rücksicht darauf, welches Gewicht der Betaetigung für die Persönlichkeitsentfaltung zukommt” 

15 BVerfGE 6, 37 vd. : Georg BRUNNER, “Der Zugang des Einzelnen zur Verfassungsgerichtsbarkeit im europaeischen Raum”: JöR 50 (2002), s. 213: ... 
im Sinne der allgemeine Rechtsordnung , “die die materiellen und formellen Normen der Verfassung zu beachten hat.” 

16 LIMBACH, agm, s. 17 ve 18. 

17 Christian STARCK, “Verfassungsgerichtsbarkeit und Fachgerichte”: Juristenzeitung (JZ) 51 (1996) 21, s. 1038; Stefan KORIOT, “Bundesverfassungsgericht und Rechtsprechung”: Festschrift 50 Jahre Bundesverfassungsgericht (Hrg. Peter BADURA – Horst DREIER) I. Band, Mohr-Siebeck Verlag 2001, s. 69, 
Markus KENTNER, “Das Bundesverfassungsgericht als subsidaerer Superrevisor”: NJW 2005 12, s.785 – 789. 

18 Bu koşullar (dip not 22)’de belirtilen Alman Anayasa Mahkemesi kararının 78. bölümünden özetlenmiştir. 

19 Die Beschwerdebefugnis setzt, wenn sich eine Verfassungsbeschwerde - wie hier - unmittelbar gegen ein Gesetz richtet, voraus, dass der Beschwerdeführer durch die angegriffenen Normen selbst, gegenwärtig und unmittelbar in seinen Grundrechten betroffen ist (vgl. BVerfGE 1, 97 
(101 ff.); 109, 279 (305); stRspr). 

20 Die Voraussetzung der eigenen und gegenwärtigen Betroffenheit ist grundsätzlich erfüllt, wenn der Beschwerdeführer darlegt, dass er mit 
einiger Wahrscheinlichkeit durch die auf den angegriffenen Vorschriften beruhenden Maßnahmen in seinen Grundrechten berührt wird (vgl. 
BVerfGE 100, 313 (354); 109, 279 (307 f.). 

21 Unmittelbare Betroffenheit ist schließlich gegeben, wenn die angegriffenen Bestimmungen, ohne eines weiteren Vollzugsakts zu bedürfen, die 
Rechtsstellung des Beschwerdeführers verändern (vgl. BVerfGE 97, 157 (164); 102, 197 (207). 

22 Das ist auch dann anzunehmen, wenn dieser gegen einen denkbaren Vollzugsakt nicht oder nicht in zumutbarer Weise vorgehen kann (vgl. 
BVerfGE 100, 313 (354); 109, 279 (306 f.). 

23 Bkz. BVerfGE, 1 BvR 357/05 vom 15.2.2006, Absatz-Nr. 1-156. Karara aşağıdaki adresten ulaşılabilir: 
http://www.bverfg.de/entscheidungen/rs20060215_1bvr035705.html 

24 Hassemer, “Almanya Raporu”, s.37. 

25 Hassemer, Almanya’da Temel Hak Şikayeti Hakkında Rapor, Anayasa argısı 21, 2004, s.168. 

26 Anayasa’nın 148/son maddesindeki emredici kurala göre, “Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir”. 

27 Hassemer, Almanya’da Temel Hak Şikayeti Hakkında Rapor, Anayasa Yargısı 21, 2004, s.169. 

28 Hassemer, Almanya’da Temel Hak Şikayeti Hakkında Rapor, Anayasa Yargısı 21, 2004, s.169. 

29 Hassemer, Almanya’da Temel Hak Şikayeti Hakkında Rapor, Anayasa Yargısı 21, 2004, s.168-169. 

30 Haller, Herbert: “Avusturya Anayasa Mahkemesinin Organizasyonu ve Karar Biçimleri”, Anayasa Yargısı 21, 2004, s.185. 

31 6216 sayılı yasa’nın 67 nci maddesindeki düzenleme şöyledir: 
“(1) Mahkemenin siyasi parti kapatma davalarında veya Yüce Divan sıfatıyla verdiği kararlara karşı yargılamanın yenilenmesi 5271 sayılı Kanun hükümlerine 
göre istenebilir. 
(2) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Anayasa Mahkemesinin siyasi parti kapatma veya Yüce Divan sıfatıyla verdiği bir kararının Avrupa İnsan Hakları 
Sözleşmesi ve eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğine hükmetmesi hâlinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl 
içinde Anayasa Mahkemesinden yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulabilir. 
(3) Mahkeme, yargılamanın yenilenmesi istemini esaslı ve kabule değer bulursa, yargılamanın yenilenmesine karar verir. İstem genel hükümlere 
göre sonuçlandırılır”. 

32 Anayasa’nın 154/1 nci maddesindeki düzenleme şöyledir: “Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir”. Benzeri düzenleme Danıştay bakımından da Anayasa’nın 155/1 nci maddesinde mevcuttur. 

33 AİHS, m. 35/2-b: “Başvuru Mahkeme tarafından daha önce incelenmiş veya uluslararası diğer bir soruşturma veya çözüm merciine sunulmuş başka bir 
başvurunun konusuyla esas itibariyle aynı ise ve yeni olaylar içermiyorsa” kabul edilmez. 

34 AİHS’nin “Hakkaniyete uygun tatmin” başlıklı 41 nci maddesindeki düzenlemeye göre, “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder”. 

35 Kaboğlu, Ö. İbrahim: “AYM’ye Bireysel Başvuruda On Çelişki”, Birgün, 27.01.2011. 

36 Amacım mevcut mahkeme üyelerine eleştiri getirmek değildir. Amacım, konuya kurumsal olarak yaklaşıp, bireysel başvuru kurumundan beklenen yararınen yüksek noktaya çıkarılmasının sağlanması temennisinden ibarettir. 

37 Göztepe, s.92-93. 

38 Türk, Hikmet Sami: Anayasa Yargısı 21, 2004, Tartışmalar, s.295’de bu durumda yargılamanın yenilenmesi sistemini önermektedir. 

39 Kaboğlu, Ö.İbrahim: “AYM’ye Bireysel Başvuruda On Çelişki”, Birgün, 27.01.2011. 

40 Aktaran, Hassemer, Anayasa Yargısı 21, 2004, Tartışmalar kısmı, s.224. 

15 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.

***